Her şeyi gördüm, her şeyi tecrübe ettim bundan daha kötüsü olamaz, beni hiçbir şey yıkamaz dersin sonra kızın biri hayatına girer ve ağzına sıçar.
Arkana yaslanır ve şöyle dersin," Helal olsun, bu kadarını ben bile yapamazdım."
Böyle söylüyorum çünkü ben bile yapamadım. Kabul şerefsizin önde gideniyim, herkes birleşip bana beddualar edebilir, küfürler edebilir Atilla gebersin çatısı altında birleşip hayatım kaysın diye büyüler yaptırabilirler mesela, gerçekten o kadar kötü bir insanım ve bunu kabul ediyorum. Ancak bu kadarını ben bile yapmadım. Hislerimi nasıl tarif edebilirim ki? Bok gibi hissediyorum, yetersiz kalır bunun izahı yok...
İnci hayatıma girdi, dengemi altüst etti sayesinde asla yapmam dediğim her şeyi yaptım ve o bütün dünyamın içine sıçtı. Şimdi de gözlerinden süzülen yaşlar için üzülüyorum, enayi miyim lan ben?
Kendimi tokatlamak istedim, "Kendine gel mağdur olan sensin suçlu olan İnci, onun için üzülmeyi kes! Bide durup Açıklama yapmasını mı bekliyorsun, iyice kafayı yedin ne yani yaptığı açıklama seni tatmin edecek mi. Aldatıldın lan sen hem de çatır çatır aldatıldın. Mağdur olan sensin göt herif, başkasından çocuk yapan sen değilsin. O ağlıyor diye üzüleceğine git kendin için ağla..." o an aklımdan geçenler bunlardı ama sadece öğrenmek istediğim asıl soruyu yönettim.
"Kim?" Cevap vermek yerine hıçkırarak ağlamayı seçti. Kimse kim, o herifi bu gece öldüresiye döveceğim. Belki katil de olurum. Geriye bi o kaldı.
"İnci! Cevap versene!" Sesim o kadar yüksek çıkmıştı ki sokaktaki insanlar bize baktı, cani herif kızı nasılda ağlatıyor diyorlardır. Bilseler dünya üzerinde onu benden çok seven bir başkası yok, âşık olduğum, sevdiğim, uğruna değiştiğim ve herkesi karşıma aldığım bu kız ciğerimi söktü...
Yine böyle düşünürler mi? Sanmıyorum.
2 SAAT ÖNCESİ...
Bugün 1 Nisan, İnci'yi dün akşamdan beri aramıyorum, mesajda atmadım ve o böyle davranmamdan nefret ediyor. Eminim şu an sinirden saçlarını yoluyordur, yapacağım şakadan sonra yüksek ihtimal sağlam bir dayak yiyeceğim ama olsun, yüz ifadesi görmek için dayak yemeye razıyım. Gizli kamera mı yerleştirsem, ilerde izler gülerim.
"Alo?" Normalde şey derim, Naber karamel? Bu onun takma adı, bir çeşit sevgi sözcüğü gibi bugün ki şaka için oldukça soğuk konuştum. Ahahahahaha gülmemek için kendimi zor tutuyorum.
"Atilla..."
"İyi misin sen?" Sesi o kadar kötü geliyordu ki, farkında olmadan yumuşadım. "Her şey yolunda mı? Bi sorun mu var?" dedim.
"Buluşabilir miyiz? Seninle konuşmam gerek." Anladım, çakal benden önce davranıp, bana şaka yapacak. Onu istediği yerde istediği saatte randevulaştık.
"Nereye?" Evden çıkacakken Sarp beni durdurdu, lan Sarp, siz iki şeytan bana şaka mı yapacaksınız?
"İnci'yle buluşmaya. Ulan Sarp ikiniz bir olup bana şaka yapacaksınız demi. Valla bak çok sinir olursam seni döverim haberin olsun." Deyip kapıyı çarptım, evet İnci'ye kızamam ama Sarp... Bütün sinirimi ondan çıkarabilirim.
Buluşma yerine gittiğimde İnci kapıda volta atıyordu. Endişeli, üzgün, perişan ve fazlasıyla korkmuş bir biçimde dönüp duruyordu, hadi ama... alt tarafı bi şaka bu kadar abartmaya gerek var mı?
"Benden önce geldiğine inanamıyorum. İlk kez oldu bu demi, ya da ikinci mi?" dedim elini tutup, hava sıcaktı ama elleri buz gibiydi
"Neyin var senin? Hasta mı oldu?" Yüzü kireç kesmişti, gözleri günlerce ağlamışçasına kıp kırmızı. Ciddi görünüyordu, donuk ve ruhsuz, kendinin tam aksi gibi. Anladım, yani pes! İnandırıcılığını arttırmak için ağladın mı? Abi çok uğraşıyor ya baksana şuna acaba şakasına inanmış gibi mi yapsam, kıyamam sevinsin.
"Oturalım mı?" yavrum, bide çenesi titriyor. Anlaşıldı benim şaka iptal. Mecbur, İnci hanımın şakasını yemiş numarası yapacağız.
"Tamam." Dedim, ona ayak uydurup.
Siparişlerimiz geldi, yaklaşık bir saat geçti ama tek kelime etmeden soğuyan kahvesini izledi. Bende gülmemek için telefonumla uğraştım, ama 1 Nisan desin ayakta alkışlayacağım, gerçekten iyi rol kesiyor, neredeyse kahrolup dünyasının başına yıkıldığına inanacağım çünkü şu an aynen öyle duruyor. Ciddi dur Atilla, ayak uydur.
Ardında sessiz geçen koca bir saat daha ve nihayet konuştu. "Atilla, ben..." Cümleye başlayamadan gözleri doldu, bi insan ağlarken güzel olabilmeyi nasıl başarır? Bak güzellik, oyununu zaaflarımı kullanarak sürdürmeye devam edersen seni kaçırırım haberin olsun.
"Atilla..." Pekâlâ ismimi sensen duymak hoşuma gidiyor ama böyle devam edersen... Neyse, ciddi dur kız çabalıyor öküzlüğün lüzumu yok.
"Ben... Hamileyim." Gülecekken suratımı kapattım, cidden düşündüğün şaka bu muydu? Beni tanıyamadın mı? Çocuğumun olup olmayacağını anlamayacak kadar salak mıyım? Her şeyi geçtim ben sorumsuz birimiyim? İnsanlar farkında olmadan çocuk sahibi olamaz, kaza kurşunu diye tanımlanan tabir var ya...işte o koca bir yalan.
Neyse, beni tanıyamamış olmasının hesabını sonra sorarım, şimdi istediğini vereyim. Ciddi durmaya ve son derece şaşırmış gibi görünmeye çalıştım, en az onun kadar dünyam yıkılmış gibi yapmaya çalıştım. Ne yazık ben tatlı sevgilimin aksine rol yapma konusunda berbatım.
"Ahahahahhaha, özür dilerim kendimi zor tuttum valla inanmış numarası yapacaktım. Şöyle bakma gülesim geliyor." Gülmekten karnıma ağrılar girdiğinde dahi aynı yüz ifadesiyle duruyordu. Öküzsün Atilla, katıksız malsın, kızın şaka hevesini kursağında bıraktın.
"İnci, senin gözünden sorumsuz adi herif teki olarak görünüyor olabilirim ki bu beni incitti. Gerçekten, çocuk sahibi olmak istediğimde normal çiftler gibi sana söylerim. Kafama estiği gibi çocuk yapmam." Dedim, sonunda kendimi tutup ciddi durmayı başardım. Gözlerini kaçırıp dışarıda akan hayattı izledi, sonra bana baktı, sonra yine dışarıya. Hadi ama oyun yapmak için bu kadar mı heveslenmiştin.
Yanındaki sandalyeye oturup elini tuttum, elleri hala buz gibiydi. Aferin sana Atilla, şimdi onu üzdüğün için kahrolabilirsin. Bir süre elimi sıkıca tuttu, sonra uzun uzun sarıldı. Normal şartlarda kalabalıkta bu kadar yakınlaşmaları sevmezdi, sırnaşan taraf çoğunlukla ben olurdum, nazlansa o.
"Ne dersin? Hayal evine gidelim mi? Belki bu kez balık tutarız." Dedim, sırtını okşarken. Sonra alakasızca beni itekledi, tek kelime etmeden çantasını karıştırmaya başladı. Sanırım onu bu yüzden seviyorum, en az benim kadar dengesiz...
Aradığı şey bir dosya ve birkaç A4 kağıdıymış, masaya koyup suratıma baktı, eli hala kağıtların üzerindeydi kâğıda uzanıp okumaya başladım, sayfanın en başında,
"TIBBİ LABORATUVAR TETKİK SONUÇLARI," yazıyordu. Ardından hastane adı, İnci'nin kişisel bilgileri. Sayfada tek bir tetkik vardı, oda mavi kalemle yuvarlak içine alınmış, Total- BETA HCG, referans aralığı, sonuç değeri, haftaların karşısında yazılı değer aralıkları ve 7-12 haftalığın karşısındaki değer aralığı fosforlu sarı kalemle çizilmiş. Sayfanın sağ alt köşesinde uzman doktor ıslak imzası ve kaşesiyle gerçek rapor.
Ne? Bilmediği bi hastalığı mı çıktı, "İnci?" Konuşmak yerine dosyayı önüme itekledi, dosyayı açıp içindeki siyah beyaz fotoğrafa benzer şeyleri elime aldım, ultrason sonuçları...
Kâğıdı elime alıp dışarıya çıktım, arama butonuna Beta HCG yazıp çıkan ilk sayfaya tıkladım, "Has...r hamilelik kan testi! Kadınlarda gebelik durumunun tespit edebilmek için kullanılan hormon testi..." Başımı çevirip camın ardından beni izleyen İnci'ye baktım. "Saçmalama Atilla! Bu dünya üzerinde herkes her şeyi yapabilir ama İnci seni aldatmaz... Kalbim, ruhum, sevgim, aşkım böyle söylüyordu ama beynim, bunun mümkün olamayacağını haykırıyordu adeta. Belki mucize olsa bi ihtimal. Öyle bi ihtimal yok geri zekâlı, leylekler çocuk getirmez."
Düşünmekten delireceğim anda yanıma geldi, "Ben... Birkaç gündür bunu düşüyorum." Dedi, ne olur şaka olsun, seni aldattığımı nasıl düşünürsün diye küfret, hakaret et, bağır şaka de ve göt olayım. Sokağın ortasında eşek gibi anırmazsam şerefsizim.
"Ben, sana yalan söylemek istemiyorum, bunu hak etmiyorsun. Çok üzgünüm Atilla, bunu bize yaşattığım için... "dedi. Gerisi duyamadım, kulaklarım uğuldamaya başlamıştı ve aldığım her solukta boğuluyordum. Elektrik direğine tutunup gözlerimi kapattım, mümkün değil İnci yapmaz. Karamelim bana bunu yapmaz, kağıtları defalarca okudum bir yerinde hata olmalı şakasını açığa çıkaracak ufacık bir iz aradı gözlerim umutsuzca.
Ağlamayı kesip şaka yaptım desene, boğazımın kuruduğunu hissediyorum ve gözlerimin dolduğunu, sahi en son yine senin için ağlamıştım demi. Hastanede bebek düşürdüğün gün, sen uyanana kadar ağlamıştım.
"Kim?" Ellerini yüzüne bastırıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Uzun, derin ve soluksuz.
"İnci... Cevap versene!" Sesimle irkilip yerinden sıçradı, göz yaşlarını silip sana sarılmayı öyle çok istiyorum ki... Neden nefret edemiyorum?
Bileğinden tutup yüzünü görmeye çalıştım, "Bana bak!" Bi ihtimal, belki yanlış anlamışımdır.
"Özür dilerim, bunu sonsuza kadar saklayıp seni..." başını önüne eğip soluk aldı, "Seni kandırmak istemedim." Dedi fısıltıyla karışık. Buruşturduğum kâğıdı avucuna bırakıp çekip gittim, geride bi başına kaldı.
Arkamı dönüp son kez bakmak istesem de kendime hâkim oldum, biliyorum onu orada ağlarken görürsem bir daha hiç gidemem...
Birkaç sokak geçince kaldırımda donup kaldım, beyim öylesine durmuştu ki on hafta öncesinin hangi aya denk geldiğini hesaplamak için parmaklarımı kullandım. Ocağın son haftası, sömestr tatilinde Sapanca'ya gitmiştik. Artık tamamen eminin, o çocuk benim çocuğum değil.
----
Anahtarı kilide yerleştirip çevirecekken, kapı sonuna kadar açıldı. Sarp! Biliyordun demi, "best friend" birbirinizi böyle tanımlıyordunuz, çocukluk arkadaşı. İnci'ye dair bilmediğim ne varsa, hepsini Sarp bilir, her şeyi. Mesela sevgilime ulaşamadığım zamanlarda Sarp'ı arayıp sormam yeterli, o İnci'nin nerede olduğunu bilir. Ya da hani bu kız benim kız arkadaşım ya neye üzüldüğünü neye sinirlendiğini niçin trip attığını anlayamadığım zamanlarda, yine Sarp'a sormam yeterli çünkü o bunları da bilir.
"Ne zamandır biliyorsun?" diye sordum.
"Çok olmadı, birkaç gündür." -Aaaa ikiniz arasındaki telefon trafiğinin sebebi demek buydu. Şimdi anladım, ahmak yerine kondum. Harika...
"Ve?" dedim, anlatmaya devam et, nasıl aldatıldığımı öğrenmek istiyorum. "Kim? Bebeğin babası?"
"İnci sana anlatmadı mı?" konuşmaya başlayacağı sırada telefonu çaldı, konuştuğu kişiyi tahmin etmem zor değil.
Salondan çıkıp odama yürüdüğüm sırada Sarp'ın söyledikleriyle gerçekle yüzleştim. "KAÇ GÜNDÜR ANLATIYORUM SANA! BU İNSANLAR NORMAL DEĞİL, İKİ SEÇENEĞİN VAR YA SENİ DOĞRUCA KÜRTAJ MASASINA OTURTACAKLAR, YA DA DAMIZLIK İNEK GİBİ ÇOCUKLARINI KUCAĞINA ALANA KADAR KULLANACAKLAR. İKİ TÜRLÜDE KARARI SEN VEREMEYECEKSİN. İlk bebeğini zaten kaybettin, bu kez senden almalarına müsaade mi edeceksin. İstediğin bu mu?"
Dur, bunlar Sarpın birkaç gündür bana yönelttiği üstü kapalı sorularına verdiğim cevaplar. Sakin ol, konunun benle ya da ailemle alakası yok.
Konuşması bitince yanına gittim," Bana yanlış anladığımı söyle." Dedim, dişlerimi sıkarak.
Aldatılışımın kusursuzluğunu düşündüm, aynı kişiler tarafından tam iki kez aldatılmak. Kimin ahını aldıysam içi rahatlasın, ettiği beddualar tuttu.
BÖLÜM SONU..
††††††
Heyoooo, çapkın yakışıklımızla tanışmanın zamanı gelmişti...
Şimdi Atilla'yı her zaman nazik gördük yani İnci'ye karşı hep kibardı, ilk bölümden göründüğünü aksine biraz sert ve değişik olduğunu anlamışsınızdır diye düşünüyorum...
Ne olursa olsun kendisi benim bebeğim ve onu olduğu gibi seviyorum...
Gelelim giriş bölümüne...
Gerçekten İnci baya baya yılın kazığını attı veeeee o kısımları diğer kitapta ayrıntılı yazacağım...
Ah Atilla üzümlü kekim, başına bunlarda mı gelecekti. Ne vardı İnci diye yırtınacağına başka birini bulsaydın...🤣
Buraya inci 36. Bölümden ışınlananlar, sizde hoşgeldiniz... Hepinizi kucaklıyorum
SEVGİYLE KALIN..
AŞKLA YAŞAYIN
İNSTAGRAM ADRESİ: incil01
††††††
Kitapla yeni tanışanlar için, Atilla yeşil gözlü ve son derece yakışıklı ana karakterimiz...
İnci ise kıvırcık saçlı dünya güzeli diğer ana karakterimiz...