9. BÖLÜM
Şaşkın bakışlarımı gizleyemiyordum çünkü karşımda Ateş duruyordu. Anlık dengemi kaybettim ve düşmek üzereydim; o da hemen yanıma geldi. "İyi misin?" diye sordu ama benim resmen dilim tutulmuştu. "A-Ateş Bey," dedim. O da, "Efendim Zehra," dedi. "Nasıl?" dedim sadece. Evet, onu görmek istiyordum ama kapının önünde görünce çok şaşırmış bir haldeydim ve kalbimin çıkacağını düşündüm. "Hadi gel," dedi, elini uzattı. Ben de tuttum ama hâlâ kalbim deli gibi atıyordu. Neden böyle olduğunu bilmiyorum. "Peki evimi nasıl buldunuz?" dedim. O da CV'den bulduğunu söyledi. Yani doğru ya başka nasıl bulucaktı sanki. "Belli ki düzelmemişsin, bak hâlâ düşecek gibisin," dedi. "Neden geldiniz?" dediğimde bana, "Dün düştün ya, o yüzden," dedi. Ben de, "Her çalışanınızla bu kadar yakından ilgileniyor musunuz?" dedim. O da, "Sen benim çalışanım olduğun için değil, arkadaşım olduğun için bu kadar ilgileniyorum," dedi. "Arkadaşım" dediğinde biraz bozulmuştum. Arkadaş mı? Hani hoşlanıyordu benden? Zehra, iyi misin kızım sen? Arkadaşım diyecek tabii, başka ne demesini bekliyorsun? Daha hiçbir şey belli değil zaten, bir sakin olalım şimdi.
Arabaya bindik ve kemerimi takmak üzereydim ki, Ateş kemerimi kendi taktı. O kadar yaklaştı ki, kalbim ağzımda atıyordu resmen ve o kadar güzel kokuyordu ki... Kemeri taktıktan sonra yola koyulduk. Heyecanım yatışmıştı artık ve biraz havadan sudan konuştuk. Hava çok sıcak olduğu için yüzüm çok terliyordu; yüzümü silmek için biraz peçete iyi olurdu.
"Ateş Bey," dedim. Daha lafımı bitirmeden bana, "Bana baş başayken 'bey' demene gerek yok," dedi. Ben de "Tamam o zaman, Ateş, peçete var mı?" dedim. O da, "Torpidoda var," dedi. Torpidoyu açtığımda küçükken sattığım o deniz kabuklu bilekliği gördüm. "Aa," dedim. O da, "Bir şey mi oldu? Ayağın mı acıdı, yavaş mı süreyim?" diye hızlı hızlı sordu. "Yok yok, öyle değil. Bu benim küçükken yaptığım bileklik değil mi?" dedim. Ateş'e baktığımda hafif kızardığını gördüm ve hoşuma gitmişti. Hemen bir yalan düşündüğüne emindim. "Orada mı kalmış? Ezgi hâlâ arada takar, arabada bırakmış herhalde," dedi. "Ezgi mi? Ezgi kimdi ki?" diye kaldım. Gerçekten kimdi şimdi bu Ezgi? "Ezgi'yi hatırlamıyor musun?" dedi. "Hayır, hatırlamıyorum." dedim. "Kardeşim," diye ekledi. Öyle diyince nedense içime bir rahatlama gelmişti. "Ay, ben de şey sanmıştım-" ne diyordum ben ya? Ateş öyle diyince bana baktı, bense utandığım için ona bakamadım. Önüne döndüğünde göz ucuyla ona baktığımda gülümsediğini fark ettim.
Yol bitmişti ve nihayet iş yerine varmıştık. Ofise girdiğimizde herkes işinin başındaydı. Ben de masama yöneldim ve bilgisayarımı açtım. Sabah toplantısı için hazırlık yaparken, Ateş’in odasından gelen bir telefon sesi dikkatimizi çekti. Ateş’in sekreteri hızla odasına girdi ve kısa bir süre sonra Ateş de acil bir toplantı yapılması gerektiğini duyurdu. Toplantı odasına geçtik. Orada diğer departman müdürleri de toplanmıştı. Ateş, “Yeni bir etkinlik için ani bir teklif aldık, bu fırsatı kaçırmamalıyız,” dedi ve projenin detaylarını anlatmaya başladı. Herkes dikkatle dinlerken, ben de notlar alıyordum. Toplantı bitiminde Ateş bana bakarak, "Zehra, bu projede seninle yakın çalışmamız gerekecek," dedi.
Çalışma alanıma dönerken içimde garip bir heyecan vardı. Ateş’in yakın çalışmak istemesi beni hem heyecanlandırıyor hem de biraz tedirgin ediyordu. Masama oturup projeyle ilgili gerekli hazırlıkları yapmaya başladım. Ateş sık sık yanıma gelip projenin detaylarını tartışıyordu. Bu süreçte birbirimize yakın olmak zorunda kalıyorduk ve bu beni her seferinde biraz daha heyecanlandırıyordu.
Günün ilerleyen saatlerinde Ateş, öğle yemeğine çıkmamızı teklif etti. Birlikte yemek yerken iş dışında da sohbet ettik. Yemek sırasında, “Zehra, projeye olan katkın çok değerli. Senin zevkine olan sonsuz güvenimden dolayı seninle çalışmak istedim.” dedi. Bu iltifat beni oldukça mutlu etti.
Yemekten sonra ofise döndüğümüzde, Ateş’in asistanı geldi ve onunla kısa bir konuşma yaptı. Ateş, bana dönüp, “Zehra, akşam için başka bir planın var mı? Projeyle ilgili biraz daha çalışmamız gerekecek,” dedi. Ben de, “Hayır, başka planım yok,” dedim.
Akşam olduğunda ofis biraz daha sessizleşmişti. Ateş’in odasında projeyle ilgili çalışmaya devam ettik. Saatler ilerledikçe, ikimiz de yorgun düşmüştük ama projeyi bitirmenin memnuniyeti içindeydik. Ateş, “Bu akşamki çalışma gerçekten verimliydi, teşekkür ederim Zehra,” dedi.
İş yerinde geçirdiğimiz yoğun günün ardından eve dönmek için hazırlık yaparken, Ateş yanına gelip, “Seni eve bırakayım,” dedi. Teklifini kabul ettim ve birlikte arabaya bindik. Yolda giderken yine anılarımızdan bahsettik ve bu konuşmalar içimi ısıttı. Ateş ile zaman geçirmek beni nedense çok mutlu ediyordu.
Eve vardığımızda, "Bugün gerçekten iyi bir iş çıkardık," dedim. Ateş gülümseyerek, "Evet, seninle çalışmak her zaman bir zevk," dedi. Vedalaşıp eve girerken, içimdeki tüm karmaşık duyguların yerini huzur almıştı. Bu yoğun ve keyifli günün ardından, yavaşça rahatlamaya başladım ve gelecekte neler olacağını merak ederek uykuya daldım.
_____________________________________
Umarım beğenmişsinizdir lütfen yorum atmayı, beğenmeyi ve oylamayı unutmayınn
Seviliyorsunuzz 💗




