İçeriğe geç

Ateş ve Zehir

Bölüm 4 · 9 dk okuma

Ateş ve Zehir

Bölüm 4

Bölüm 4: Noel Balosu ve Yeşil Gözlerdeki Fırtına

Aralık ayının ortasında Hogwarts, devasa kar tanelerinin zindanların pencerelerini kapladığı, şato kulelerinin beyaz birer büst gibi göğe yükseldiği dondurucu bir kışa teslim olmuştu. Ancak bu soğuk hava, şatonun koridorlarındaki o yakıcı heyecanı söndürmeye yetmiyordu. Profesör Slughorn’un geleneksel "Seçkinler Kulübü" Noel Balosu bu gece düzenleniyordu ve okuldaki herkes haftalardır kimin kiminle kavalye olacağını konuşuyordu.

Slytherin yatakhanesindeki devasa aynanın karşısında Roxanne Greengrass, son rötuşlarını yapıyordu.

Aynadaki yansıması adeta nefes kesiciydi. Üzerinde, sırtı tamamen açık, gece mavisi ve gümüş işlemeli ipekten yapılmış, vücudunu bir yılan gibi saran uzun bir elbise vardı. Siyah saçlarını ensesinde dağınık ama asil bir topuz yapmış, birkaç bukle saçını yüzünün yanından serbest bırakmıştı. Boynunda ise Greengrass ailesinin nesillerdir taşıdığı, saf gümüşten bir safir kolye parıldıyordu.

"Aman Tanrım, Roxy..." dedi Pandora, kendi elbisesinin fermuarını çekerken hayranlıkla. "Salona girdiğinde Evan’ın kalbi duracak. Sadece Evan’ın da değil, galiba bütün herkes felç geçirecek."

Roxanne dudaklarına sürdüğü koyu kırmızı ruju tamamlayıp aynadaki kendine gülümsedi. O sarsılmaz, doğal özgüveni her hareketinde ışıldıyordu.

"Evan’ın kalbi durabilir," dedi Roxanne, sesinde flörtöz bir hafiflikle. "Ama diğerlerinin nefessiz kalması daha çok işime gelir."

Ortak salona indiğinde Evan Rosier onu merdivenlerin dibinde bekliyordu. Evan, kusursuz kesim siyah bir takım elbise giymiş, yakasına gümüş bir yılan iğnesi takmıştı. Roxanne’i gördüğünde gözleri bir anlığına irileşti, içkisi elinde donakaldı.

"Greengrass..." dedi Evan, sesindeki o her zamanki alaycı ton bu kez hayranlığa teslim olmuştu. "Beni bu gece şatodaki en şanslı adam yapacağını biliyordum ama bu kadarı... bu kadarı tehlikeli."

Roxanne, Evan’ın kendisine uzattığı kola narin elini koydu. "Tehlikeyi sevdiğini sanıyordum Rosier."

"Senin getirdiğin her tehlikeye varım," dedi Evan, kızın elinin üzerine küçük bir öpücük kondurarak.

Slughorn’un Noel Balosu için hazırlanan Ayna Salonu, havada süzülen binlerce mum, kristal avizeler ve buzdan heykellerle adeta bir masal diyarını andırıyordu. Orkestra hafif ve büyüleyici bir vals çalıyor, Slughorn elindeki kadehiyle konukların arasında göbeğini sallayarak dolaşıyordu.

Salonun kapıları açılıp Evan Rosier ve Roxanne Greengrass içeri adım attığında, fondaki müzik devam etse de masalardaki fısıltılar bir anlığına kesildi. Roxanne’in salona girişi, girdiği her yerdeki gibi tam anlamıyla bir "sahne alma" olayıydı.

Gryffindor’ların oturduğu yüksek masanın yanında duran James Potter, elindeki elma suyunu içmek üzereyken donakaldı.

James, üzerinde son derece şık, koyu füme bir takım elbise taşıyordu. Saçlarını her zamanki gibi düzeltmeye çalışmış ama yine o asi halini korumuştu. Yanında Sirius Black ve Remus Lupin vardı. James’in gözleri, salona giren o gece mavisi elbiseli kıza kilitlendiğinde nefesi boğazında düğümlendi. Roxanne’in açık sırtı, boynundaki safir ve yürüdükçe elbiesinin yırtmacından süzülen o zarafet... James, hayatında ilk defa bir kadının varlığı karşısında bu kadar gücünün tükendiğini hissetti.

"Çatalak..." dedi Sirius, James’in kolunu hafifçe dürterek. "Ağzını kapat, içeri sinek kaçacak."

James hızla toparlanmaya çalıştı, bakışlarını kaçırmak istedi ama başaramadı. "Çok... yani, çok abartılı giyinmiş. Sadece göze batmaya çalışıyor."

"Lütfen James," dedi Remus gülerek. "Kız muazzam görünüyor ve bunu sen de bal gibi biliyorsun. Lily’ye bakmayı unuttun farkında mısın?"

James başını aniden salonun diğer ucunda duran Lily Evans’a çevirdi. Lily, neşeli bir pembeler içinde harika görünüyordu ve yanında Ravenclaw’lu bir çocukla sohbet ediyordu. Ama garip bir şekilde, James’in içindeki o eski kıskançlık veya heyecan dalgasından eser yoktu. Zihni, tamamen salonun ortasında Evan Rosier ile şampanya kadehi kaldıran Roxanne ile doluydu.

Evan, elini Roxanne’in beline koymuş, onu kendine biraz daha yakın tutarak salondakilere nispet yapıyordu. Roxanne ise gülümsüyor, Slughorn’un iltifatlarını kabul ediyor ama gözleri çaktırmadan salonu turluyordu.

Ve beklenen an gerçekleşti. Roxanne’in zümrüt gözleri, şamdanların gölgesinde duran James Potter ile buluştu.

Roxanne, James’in üzerindeki füme takımı ve ona ne kadar yakıştığını tek bir bakışta süzdü. Dudaklarında o tehlikeli, flörtöz tebessüm belirdi. Elindeki kadehi dudaklarına götürürken, gözlerini bir milim bile James’ten ayırmadan bir yudum aldı. Bakışları adeta bir davetiyeydi.

James’in göğsündeki o tanıdık alev yeniden parladı.

"Ben bir içki daha alacağım," dedi James, Sirius’un itiraz etmesine fırsat vermeden garsonun tepsisine doğru ilerledi.

Orkestra müziğin temposunu artırdı ve hareketli bir dans parçasına geçti. Evan, Roxanne’i dans pistine davet etti. İkili, Slytherin asaletine yakışır bir zarafetle dans etmeye başladı. Evan’ın elleri kızın belinde sıkılaşırken, kulağına fısıldıyordu: "Bütün erkekler sana bakıyor Greengrass. Özellikle de o salak Potter."

Roxanne hafifçe güldü. "Bırak baksınlar Evan. Bakmak serbest."

"Ama dokunmak sadece bana özel, değil mi?" dedi Evan, bakışlarını koyulaştırarak.

Roxanne cevap vermedi, sadece gizemli bir şekilde gülümsedi. Çünkü o sırada dans pistinin kenarına kadar yaklaşmış olan James Potter’ı görmüştü. James, kollarını göğsünde birleştirmiş, gözlerini adeta bir şahin gibi Evan’ın kızın belindeki eline dikmişti.

İşte tam o anda, kader ya da Slughorn’un garip bir kuralı devreye girdi.

Slughorn elini çırptı ve büyülü sesi salonda yankılandı: "Evet gençler! Şimdi 'Partner Değişimi' dansı! Herkes sağındakine paslasın!"

Pistte bir hareketlilik yaşandı. Evan, istemeyerek de olsa Roxanne’in elini bıraktı ve yanındaki Ravenclaw’lu kızı tutmak zorunda kaldı. Roxanne ise yerinde döndü, arkasındaki yeni partneriyle buluşmak üzere elini uzattı.

Uzattığı el, sıcak ve güçlü bir el tarafından yakalandı.

Roxanne başını kaldırdığında, karşısında James Potter duruyordu.

James, tek bir kelime bile etmeden kızı kendine doğru çekti. Bir eli Roxanne’in elini sıkıca kavradı, diğer eli ise kızın açık sırtındaki pürüzsüz tenine temas etti. James’in parmakları kızın sıcak tenine değdiği an, ikisinin de içinden elektrik çarpmış gibi bir titreme geçti.

"Potter..." dedi Roxanne, şaşkınlığını anında bastırıp o alaycı tebessümünü takınarak. "Dans etmeyi bildiğini bilmiyordum. Süpürge üzerinde kalmaktan daha zor gelir sanıyordum sana."

"Beni küçümsemekten vazgeçmedin Greengrass," dedi James, sesi boğuk ve derin çıkarak. Müzikle birlikte ritmik bir şekilde hareket etmeye başladılar. James kızı o kadar profesyonelce yönlendiriyordu ki, Roxanne bir anlığına şaşırdı.

"Kabul etmeliyim," dedi Roxanne, yüzünü James’in yüzüne iyice yaklaştırarak. "Kıyafetin fena değil. Gryffindor rüküşlüğünden sıyrılmayı başarmışsın."

"Senin elbisen ise..." dedi James, bakışları kızın dudaklarına, ardından kolyeli boynuna kayarak. "...tam anlamıyla bir felaket. Bütün salonun dikkatini dağıtıyorsun."

"Özellikle de senin dikkatini, değil mi?" dedi Roxanne fısıltıyla.

James, kızın belindeki elini hafifçe sıktı. Onu kendine biraz daha yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe sıfırlanmıştı; Roxanne’in gece mavisi ipek elbisesi James’in takım elbisesine sürtünüyordu. Roxanne’in o büyüleyici gül ve karanfil kokusu James’in tüm zihnini işgal etmişti.

"Neden Evan Rosier ile geldin?" diye sordu James, sesindeki kıskançlığı gizleyemeyerek.

Roxanne hafifçe kıkırdadı. "Çünkü beni o davet etti Potter. Ve kendisi son derece kibar bir kavalye. Neden? Yoksa beni senin davet etmeni mi beklemeliydim?"

James gözlerini kızın zümrüt gözlerine dikti. "Eğer davet etseydim, gelir miydin?"

Pistteki diğer çiftler etraflarında dönerken, zaman ikisi için yavaşlamış gibiydi. Roxanne, James’in gözlerindeki o katıksız, maskesiz dürüstlüğü gördü. Artık karşısında Lily’nin peşinde koşan o çocuk yoktu; sadece kendisini arzulayan son derece karizmatik bir adam vardı.

Roxanne hafifçe öne eğildi, dudakları James’in kulağına neredeyse temas ediyordu. "Asla bilemeyeceksin Potter... Çünkü o riski alıp sormadın."

James’in çenesi kasıldı. Müzik hareketlendi, partner değişimi sona ermek üzereydi. Evan Rosier kenardan nefret dolu bakışlarla ikiliye bakıyordu.

James, dansın son hamlesinde Roxanne’i kendi etrafında döndürdü ve geri çekerken kızın belini bırakmadı. "O zaman riski şimdi alıyorum," dedi James, fısıltıyla. "Salondan çıkıyoruz. Şimdi."

Roxanne tek kaşını kaldırdı. "Beni emrederek bir yere götüremezsin Potter."

"Emretmiyorum," dedi James, gözlerinin içi yanarak. "Sadece bu sahte kalabalıktan kaçmak isteyecek kadar cesur olup olmadığını merak ediyorum."

Roxanne’in dudaklarında o en sevdiği, tehlikeli gülümseme belirdi. "Cesaret konusunda beni sınamak yapacağın en son hata olmalı Potter."

Roxanne, Evan’ın bakışlarını görmezden gelerek elini James’in elinden çekmedi. İkisi, Ayna Salonu’nun kalabalığından ve gürültüsünden sıyrılarak, kimseye fark ettirmeden yan kapıdan dışarı, karanlık ve sessiz koridora süzüldüler.

Şatodaki koridorlar, baloların yapıldığı gecelerde tamamen terk edilmiş gibi olurdu. Sadece taş duvarlardaki meşalelerin çıtırtısı ve dışarıdaki dondurucu rüzgârın uğultusu duyuluyordu.

James ve Roxanne, Heykeller Galerisi’ne kadar hızlı adımlarla yürüdüler. İkisi de konuşmuyordu ama aralarındaki yüksek voltajlı gerilim koridordaki havayı neredeyse ısıtıyordu.

Roxanne, Dev Boris heykelinin yanında durdu. Arkasını duvara yasladı, kollarını göğsünde birleştirdi. Gece mavisi elbisesi meşale ışığında gümüşi parıltılar saçıyordu.

"Evet Potter," dedi Roxanne, sesi hafifçe yankılanarak. "Beni buraya kadar getirdin. Şimdi söyle bakalım, ne söyleyeceksin?"

James, kızın önünde durdu. Cebinden asasını çıkarmadı, elini saçına götürmedi. Sadece kızın üzerine doğru bir adım attı ve ellerini Roxanne’in başının iki yanındaki taş duvara dayayarak kızı kendi alanına hapsetti.

Roxanne bu hamle karşısında irkilmedi bile. Yüzündeki o sarsılmaz özgüven yerli yerindeydi ama kalbinin ritminin hızlandığını hissedebiliyordu.

"Bana oyun oynadığını biliyorum Greengrass," dedi James, sesi boğuk, derin ve son derece yakın çıkarak. "Beni çıldırtmak için, kafamı darmadağın etmek için her yolu deniyorsun. Evan’ı kullanıyorsun, laf atıyorsun, gözümün içine bakıp gülüyorsun."

"Ve sen de bu oyuna bayılıyorsun Potter," dedi Roxanne, başını hafifçe kaldırıp James’in gözlerine bakarak. "Yalan söyleme. Lily Evans’ın sana verdiği o monoton tepkilerden sıkılmıştın. Senin hayatına bir fırtına lazımdı. Ve o fırtına benim."

"Sen bir fırtına değilsin," dedi James, yüzünü kızın yüzüne sadece birkaç santim kalana kadar yaklaştırarak. "Sen bir felaketsin. Ama garip olan ne biliyor musun?"

"Ne?" dedi Roxanne, nefesi kesilerek.

"Ben o felaketin tam ortasında durmak istiyorum," dedi James.

James daha fazla beklemedi. İçindeki haftalardır biriken o bastırılmış arzu, hırs ve çekim patladı. Eğildi ve Roxanne’in koyu kırmızı rujlu dudaklarını kendi dudaklarıyla buluşturdu.

Öpücük yumuşak veya kararsız değildi; son derece tutkulu, sert ve bir o kadar da yakıcıydı. James, kızın belini sıkıca sararak onu duvara biraz daha bastırdı.

Roxanne bir anlık bir şok yaşadı. Hayatında ilk defa bir erkeğin kendisini bu kadar domine etmesine, bu kadar cüretkar davranmasına tanık oluyordu. Şaşkınlığı sadece bir saniye sürdü. Ardından, içindeki o Slytherin ateşiyle öpücüğe aynı sertlikte ve tutkuyla karşılık verdi. Ellerini James’in füme ceketinden yukarı kaydırıp boynuna sardı, parmaklarını boynundaki asi saçların arasına geçirdi.

Heykeller Galerisi’ndeki zaman tamamen durmuştu. Meşalelerin ışığı etraflarında dans ederken, iki düşman bina öğrencisi aralarındaki tüm sınırları yakıp yıkıyordu. Roxanne’in gül kokusuyla James’in yakıcı varlığı birbirine karışmıştı.

Öpücük derinleştikçe, Roxanne hafifçe inleyerek James’i kendine daha da çekti. James ise kızın açık sırtındaki elini yukarı kaydırıp ensesindeki buklelere dokundu.

Saniyeler mi yoksa dakikalar mı geçtiğini ikisi de anlayamadı.

Yavaşça ayrıldıklarında, ikisinin de nefes nefese kaldığı görülebiliyordu. Alınları birbirine değiyordu. Roxanne’in dudaklarındaki ruj hafifçe dağılmıştı, gözleri buğulanmış ama her zamankinden daha yeşil, daha canlıydı.

James, kızın gözlerinin içine bakarak hafifçe gülümsedi. "Bu da mı bir oyundu Greengrass?"

Roxanne nefeslerini düzeltmeye çalışırken, hafifçe geriye çekildi. Elini kaldırıp James’in göğsüne koydu. Yüzündeki o şaşkınlık ifadesi yerini yeniden o büyüleyici, mağrur tebessüme bıraktı. Ama bu sefer tebessümünde katıksız bir samimiyet ve çekim vardı.

"Sen..." dedi Roxanne, parmağıyla James’in dudak kenarındaki ruj izini hafifçe silerek. "...düşündüğümden çok daha tehlikeliymişsin Potter."

"Sana söylemiştim," dedi James, kızın belini bırakmayarak. "Risk almayı severim."

"Ama unutma," dedi Roxanne, sesi fısıltı gibi çıkarak ama gözleri alev alev yanarak. "Bu öpücük hiçbir şeyi değiştirmez. Ben hâlâ bir Slytherin’im. Ve sen hâlâ o ukala Gryffindor kaptanısın."

"Hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten," dedi James, kızın yanağını narinçe okşayarak. "Böyle kal. Bana laf atmaya devam et. Ama bir daha Evan Rosier’in sana dokunmasına izin verirsen..."

Roxanne kıkırdadı. "Ne yaparsın Potter? Onu düelloya mı çağırırsın?"

"Çok daha kötüsünü yaparım," dedi James sırıtarak. "Seni bütün okulun önünde yeniden öperim."

Roxanne’in kalbi bir kez daha teklemişti. James’in bu amansız, korkusuz tavrı onun gardını tamamen düşürüyordu.

Koridorun sonundan ayak sesleri gelmeye başladığında, ikisi de yavaşça birbirinden ayrıldı. Sirius ve Remus’un gülüşme sesleri yaklaşıyordu.

Roxanne gece mavisi elbisesini düzeltti, saçlarını tek bir hareketle arkaya attı. Yüzündeki o kusursuz prenses edasını anında geri takındı.

"Gitsem iyi olacak Potter," dedi Roxanne, James’e son bir bakış atarak. "Aynadaki yüzünü temizlesen iyi edersin, dudaklarında rujum kalmış."

James hafifçe güldü, elinin arkasıyla dudağını sildi.

Roxanne koridorda süzülerek Slytherin zindanlarına doğru ilerlerken, James onun arkasından bakıyordu. Kız merdivenlerin başında durdu, omzunun üzerinden geriye baktı ve fısıldadı:

"Mutlu Noeller, James."

İlk defa ona 'Potter' değil, 'James' demişti.

James heykelin yanında yalnız kaldığında, sırtını duvara verdi ve başını geriye attı. Yüzünde hayatı boyunca takındığı en mutlu, en gururlu sırıtış vardı. Lily Evans, Quidditch kupaları, Gryffindor gururu... hepsi geride kalmıştı. Artık zihnini, kalbini ve ruhunu işgal eden tek bir gerçek vardı:

Roxanne Greengrass.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.