Gecenin sessizliği, gölün etrafına çöken gri sisle birleşmişti. Lina, suların ortasında hâlâ titreşen sembole bakıyordu. Den’in sesi, rüzgârın içinden geliyordu sanki — uzak ama tanıdık. “Hatırla beni…” O söz, Lina’nın zihninde yankılanırken ateş sanki kalbinde yanıyordu. Ama bu alev ısıtmıyordu, yakıyordu. O an anladı ki, Den kaybolmamıştı; bir şey, onu suyun içine çekmişti. Göl artık sadece bir su kütlesi değildi. O, canlıydı. “Birimiz yaşatacak, biri hatırlayacak…” Bu cümle beynine saplanmış bir kılıç gibiydi. Kimin yaşatacağına, kimin hatırlayacağına karar veren bir kader mi vardı gerçekten? Lina, sulara doğru yürüdü. Her adımda su geri çekiliyor, toprağın üzerinde ince dumanlar yükseliyordu. “Den,” diye fısıldadı. “Nerdesin?” Cevap yoktu, sadece suyun kalp atışı gibi yankılanan uğultusu. O sırada gölün yüzeyinde mavi bir ışık belirdi. Den’in kolyesiydi bu. Alevle suyun birleştiği yerde, o kolye tek başına yüzüyordu. Lina dizlerinin üzerine çöktü, ellerini uzattı. Suya dokunduğu anda gözleri karardı, zaman durdu. Bir anda kendini başka bir yerde buldu: Gölün içinde, sonsuz bir karanlığın ortasında. Önünde bir siluet belirdi — Den’di. Ama gözleri tamamen mavi parlıyordu, sesi yankı gibi geldi: “Lina… burası gölün kalbi. Artık ben onun içindeyim.” “Hayır!” dedi Lina, gözyaşları alevle karışırken. “Bu senin kaderin değil!” Den gülümsedi, elini uzattı ama dokunamadılar. “Her ateşin bir bedeli vardır,” dedi. “Sen yaşatacaksın. Ben hatırlayacağım.” Lina çığlık attı ama ses çıkmadı. Bir anda geri savruldu, gözlerini açtığında yine kıyıdaydı. Elinde Den’in kolyesi vardı, içindeki mavi taş sönmüştü. Göl sessizdi, ama Lina artık biliyordu: Mühür kırılmış, kader başlamıştı.
Bölüm 5
ATEŞ VE SU
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.