Rüyalarındaki işaret şimdi gölün üstündeydi. Den hâlâ dizlerinin üzerindeydi, Lina ise parlayan sembole yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Göl sessizdi ama suyun derinliklerinden bir şeyin nefes aldığını hissediyorlardı. “Bu… sadece bir işaret değil,” dedi Den, sesi titriyordu. “Evet,” diye karşılık verdi Lina. “Bu bir çağrı.” Tam o anda gölün yüzeyinde bir dalga oluştu, ardından suyun ortasından ince bir ışık sütunu yükseldi. Işık havada dönerek iki renge ayrıldı — mavi ve kırmızı. Den maviye, Lina kırmızıya doğru adım attı. Işık onları çevreledi. Gözlerinin önünde geçmişten sahneler belirdi: Lina, çocukken ilk kez ateşe dokunuyor, alevler onu yakmak yerine sarıyordu. Den ise suya düşüyor ama boğulmak yerine dalgalar tarafından korunuyordu. Işık sönünce, ikisi de gölün ortasında diz çöküyordu. Suların arasından bir ses yükseldi, tanıdık ama kadim bir ses: “Ateş ve su, birbirini yok etmeyecek; tamamlayacak. Ama önce biri, diğerine güvenecek.” Den başını kaldırdı. “Bu sesi daha önce duydum,” dedi. “Rüyalarında mı?” “Hayır,” dedi yavaşça. “İlk defa seni kurtardığım gün…” Lina şaşkınlıkla baktı. “Sen miydin o?” Den başını eğdi. “O zamanlar sadece bir çocuktuğum. Ama su beni senin ateşine götürmüştü.” Bir sessizlik oldu. Gölün ortasında sembol yavaşça sönmeye başladı, ama bu kez Lina’nın elinde hafif bir kızıllık, Den’in kolyesinde ince bir mavi parıltı kaldı. İkisi de aynı anda fark etti: Artık güçleri birbirine bağlanmıştı. “Ne yaptın sen, Den?” “Biz yapmadık,” dedi Den, gökyüzüne bakarak. “Kader bizi seçti.” Rüzgâr sert esti, göl yeniden kabardı. Uzakta bir şey yankılandı — ağır, yankılı bir kalp sesi. “Göl hâlâ yaşıyor,” dedi Lina. “Evet,” dedi Den. “Ve artık biz de onun parçasıyız.”
Bölüm 3
ATEŞ VE SU
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.