Gölün ortasında açan o çiçek, Lina ve Den’in varlığını hatırlatan bir işaretti. Ama derinlerde, suyun altındaki mağara hâlâ sessiz değildi. Orada, binlerce yıl önce konmuş bir sır, uyanmayı bekliyordu. Lina ve Den, gölün kıyısına geldiğinde birden suların üstünde titreşimler oluştu. İçgüdüleri onları mağaranın girişine çekti. “Burası…” dedi Lina, nefesini tutarak. “Evet,” dedi Den, gözleri parladı. “Burası gölün kalbi.” Mağara karanlıktı, ama mavi ve kırmızı ışıklar duvarlarda parlıyordu. Sanki ateş ve su, onları içeri davet ediyordu. Adımlarını sessiz attılar; her adımda taşlar ışıldıyor, geçmişin yankıları kulaklarında çınlıyordu. Orta kısımda eski bir taş levha yükseliyordu. Üzerinde semboller ve yazılar vardı, tanıdık ama okunamaz bir dilde. Den elini uzattı, ama Lina onu durdurdu. “Bekle,” dedi. “Bunu anlamadan hareket edemeyiz.” Taşa dokundular. Bir anda mağara parladı, ışıklar birbirine karıştı. Ve geçmişin görüntüleri belirdi: Yüzyıllar önce gölü korumak için ateş ve su güçlerini mühürleyen eski bir varlık… Onun, Lina ve Den’in atalarıyla olan bağlantısı… Ve o varlığın, dengeyi sağlamak için iki ruhu seçtiği an… Lina nefesini tuttu. “Yani… biz seçildik.” Den başını salladı. “Evet. Biz, gölün kalbini yeniden canlandıracak olanlardık. Ama bu bedelsiz değil.” Bir gölge hareket etti, mağaranın derinliklerinden geldi. İki renkli bir siluet: yarısı kırmızı, yarısı mavi. “Hoş geldiniz,” dedi gölge. “Artık gerçeği bilmeye hazır mısınız?” Lina ve Den birbirine baktı. Kalpleri aynı ritimde atıyordu. “Hazırız,” dedi Lina. “Evet,” dedi Den. Gölün kalbi bir kez daha attı ve taş levha ışıldadı. Geçmiş, şimdiyle birleşiyordu. Ve kaderin gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı…
Bölüm 11
ATEŞ VE SU
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.