İçeriğe geç

ATEŞ VE SU

Bölüm 10 · 1 dk okuma

ATEŞ VE SU

Bölüm 10

ATEŞ VE SU

Sabahın ilk ışıkları dağların ardında yavaşça yükseldiğinde, göl bambaşkaydı. Artık yalnız değildi; su ve ateş birbirine karışmış, renkleri uyumlu bir dans yapıyordu. Mavi ve kırmızı ışıklar, gökyüzüne uzanıyor, havada parlayan küçük damlacıklar yıldız gibi süzülüyordu. Kasaba halkı gölün kenarına toplandı, sessizlik içinde izliyorlardı. Hiç kimse Lina’yı ya da Den’i göremiyordu; ama herkes hissediyordu. İkisi artık gözle görülmezdi, ama varlıkları her dalgada, her esen rüzgârda, her kıvılcımlı ışıkta hissediliyordu. Gölün ortasında bir çiçek açtı. Yarısı alev, yarısı su. Ortasında beyaz bir ışıkla parlayan küçük bir kalp vardı; iki zıt gücün birleşiminden doğan denge. Rüzgâr esti, dalgalar kıpırdadı. Kasaba halkı birbirine baktı, ve iki ses duyuldu: “Ben hatırladım.” “Ben yaşattım.” O günden sonra gölün adı değişti. Artık ona Kader Gölü deniyordu. Yıllar geçti, kasaba halkı her yıl aynı günde gökyüzüne bakıp gölün üzerindeki renkleri izledi. Kimileri bunun sadece doğa olayları olduğunu düşündü, kimileri ise mucizeye inanıyordu. Ama yaşlılar biliyordu: “Onlar ölmedi. Ateş ve su sadece şekil değiştirdi. Ama ruhları, dengeyi korumaya devam ediyor.” Göl artık sadece bir su kütlesi değil, bir hatıra, bir sır ve bir başlangıçtı. Ve her yeni gün, gölün ortasında açan o çiçek, yeni bir hikâyenin habercisiydi. Ateş ve su artık ayrı değildi. Ve kader, sonsuza kadar onlarla birlikte atıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.