Tahtın soğuk metalini hissettiğimde içimde garip bir boşluk oluştu. Artık sadece bir unvanın sahibi değildim; babam ve annemden geriye kalan mirası taşıyan bir yükün. Saray sessizdi, koridorlar eski görkemini kaybetmiş gibiydi. Hizmetçiler, annem ve babamın ölümünden sonra güvenliklerini sağlamak için fısıltıyla konuşuyor, birbirlerine göz ucuyla bakıyordu. Kesita hâlâ yanımdaydı, ama gözlerindeki karmaşa ve hüzün onu bana uzaklaştırmış gibiydi.Odama çekildim. Mor elbisem hâlâ üzerimdeydi, ancak artık ne güzelliğini ne de değerini fark edebiliyordum. Babamın öğütleri aklıma geliyordu: “Güç, merhametle birleşmediği sürece yıkıcı olur, Katel.” Ama ben şimdi güç sahibiydim ve merhametim, annem ve babamın ölümüyle sınanacaktı. Saroe kapıda belirdi, yüzünde tedirgin ama kararlı bir ifade vardı. “Prenses Katel, halk için bir açıklama yapmanız gerekiyor. Krallığın boşlukta kalmasını istemiyorlar,” dedi.“Ben… ben hazır değilim,” diye fısıldadım. Sesim kendi kulağıma bile yabancı geldi. Kesita arkamdan sessizce yaklaştı, elimi tuttu ve titrek bir şekilde, “Bunu birlikte yapabiliriz. Babam ve annenin bize bıraktığı mirası taşıyabiliriz,” dedi. Gözyaşlarımla karışık bir umut hissettim. Belki de ikimiz birlikte bu sarayı yeniden ayağa kaldırabilirdik.Sarayın büyük salonuna indiğimde, halk toplanmıştı. İnsanların yüzlerindeki şaşkınlık ve merak karışımı ifade, içimi titretti. Babam ve annem olmadan, onların liderliğini devralmak zorundaydım. Derin bir nefes aldım, zihnimi boşaltıp ezberlediğim konuşmayı hatırlamaya çalıştım. “Sevgili Sardebian halkı,” dedim, “Bu zor zamanlarda sizlerle birlikte durmak ve geçmişin acılarını geride bırakmak için buradayım. Taht artık benim sorumluluğumda ve size liderlik edeceğim.”Bir anda sessizlik çöktü, sonra alkışlar ve mırıldanmalar yükselmeye başladı. Ama alkışların arkasında fısıltılar vardı; bazıları destek verirken bazıları şüpheyle bakıyordu. Hissedebiliyordum; her göz üzerimdeydi. Babam ve annem bir kenarda olsaydı, onların güveniyle bu kadar titremezdim. Ama şimdi her karar bana aitti ve yanlış bir adım, krallığın çökmesine yol açabilirdi.Kesita yanımdaydı ve konuşmamı desteklemek için başını hafifçe salladı. Saroe, muhafızlarla birlikte halkın arasından dikkatle izliyordu. İçimde bir kıvılcım yandı; belki de sadece unvan değil, gerçek bir lider olabilirdim. Ancak tahtın karanlık yüküyle yüzleşmeden önce, birkaç sınavdan geçmem gerekiyordu. Sarayın derinlerinde, karanlık bir gölge hareket ediyordu. Benim ve Kesita’nın bilmediği bir tehdit… Babamın ve annemin ölümünün ardında yatan sır.O gece odama çekildim, yalnız kalmak ve düşüncelerimi toparlamak istedim. Kesita yan odaya geçti; sessizlik içinde ikimiz de kendi düşüncelerimize daldık. Tahtın yükü sadece politik güç değildi; aynı zamanda halkın güvenini, hizmetçilerin saygısını ve gizli düşmanları göz önünde bulundurmayı gerektiriyordu. Saray, babamın zamanında bile tamamen güvenli değildi; şimdi ise ölümle dolu bir boşlukta kalmıştı. Bu düşünce, kalbimi hızla çarptırıyordu.Ertesi sabah, ilk toplantımı yapmak için sarayın meclis odasına girdim. Danışmanlar, generaller ve sarayın önemli isimleri hazır bekliyordu. Babamın yokluğu hissediliyordu; sessizlik anlık bir ağırlık gibi üzerime çökmüştü. Toplantı başladı. Krallığın güvenliği, halkın refahı ve önümüzdeki planlar konuşuldu. Her kelimeyi dikkatle seçmek zorundaydım. Bir yanlış karar, hem halkın güvenini kaybetmeme hem de tahtın sallanmasına yol açabilirdi.Toplantı sırasında, Kesita gizlice bana işaretler veriyor, dikkat etmem gereken noktaları hatırlatıyordu. Saroe, kapıda tetikte duruyordu; hizmetçiler sessizce görevlerini yerine getiriyordu. İçimde bir güç hissettim. Babamın öğrettiği, annemin gösterdiği merhamet ve Kesita’nın desteğiyle belki de bu krallığı yeniden ayağa kaldırabilirdim.Ancak akşamüstü, sarayın karanlık koridorlarında dolaşırken bir şey fark ettim. Gölgeler, sadece ışığın eksikliğiyle oluşmuyordu. Birileri bizi izliyordu. Sessiz adımlar, fısıltılar ve kapının arkasından gelen tıkırtılar… Bu, sadece tahtın sorumluluğu değil, aynı zamanda hayatta kalma mücadelesiydi. Kesita’ya hemen haber verdim ve ikimiz birlikte gizlice sarayın güvenlik noktalarını kontrol etmeye başladık.Gece boyunca saray sessizliğe büründü. Ama kalbimde bir uyarı vardı; karanlık yıllar hâlâ burada, bekliyor ve güç topluyordu. Tahtın sorumluluğu, sadece liderliği değil, aynı zamanda hayatlarımızı savunmayı da gerektiriyordu. Sarayın sessiz koridorlarında yürürken, içimde hem korku hem de kararlılık büyüyordu. Babam ve annem olmadan, halkın güvenini kazanmak ve krallığı korumak bana kalmıştı. Ve ben buna hazır olmalıydım.Sabahın ilk ışıklarıyla, yeni bir plan yapmam gerekiyordu. Saray halkının güvenini kazanmak, danışmanlarla stratejiler oluşturmak ve gizli tehditleri ortaya çıkarmak… Her adım dikkatle atılmalıydı. Tahtın yükü ağırdı, ama artık geri dönüş yoktu. Krallığın geleceği ve kendi hayatım, tamamen benim ellerimdeydi. Karanlık yılların gölgesi uzun ve tehlikeli olabilirdi, ama ben artık Sardebian tahtının gerçek sahibiydim.Ve o an anladım: gerçek mücadele, tahtın ve unvanın ötesinde başlıyordu...
Bölüm 2
Yeni Kraliçe