1 ay sonra..
Bugün o büyük gündü. Sıla'nın kına ve düğününe gelmiştik.
Bu akşam kına vardı, yarın akşam da düğün. Sabah erken saatte uyandım. Daha Farah bile uyuyordu. Sıla'nın kuaföre gitmesi gerekiyordu. Eşyaları kontrol edecektik.
Elimi yüzümü yıkayıp ayıldıktan sonra Sıla'nın odasına çıktım. Gece zorla uyutmuştuk resmen, heyecandan uyuyamamıştı.
Yanına oturup sakin sakin seslendim. "Sıla, hadi kalk. Hadi aşkım sabah oldu." Birkaç seslenmeden sonra uyandı.
"Saat kaç?" dediğinde başımı kaldırıp odasındaki saate baktım.
"6." dediğimde başını sallayıp doğruldu.
"Günaydın Feroşum." dediğinde gülümseyip, "Günaydın Sıloşum." dedim. Kızı evlenen anne gibi hissediyordum. Utanmasam ağlayacaktım şimdiden.
O hazırlanmak için kalkarken, ben de aşağı indim. Farah daha uyuyordu. Bir yarım saat daha uyurdu. Ama bugün Ahmet uyuyamazdı.
Yanına gidip oturdum, önce biraz saçlarıyla oynadım. Bugün ve yarın onun için çok zor olacaktı. Dün gece Sıla heyecandan uyuyamamıştı, Ahmet sıkıntıdan. Arada kalan ben de ikisi uyusun diye bir yatırıp sallamadığım kalmıştı.
Eğilip yüzünden, boynundan, saçlarından öptüm, "Aşkım." seslenmemi duymamıştı bile. "Canım." yine işe yaramamıştı. "Ahmet, hadi kalk aşkım." dediğimde sağ kolu belimi sarıp beni de yanına çekti. Sarılıp uyumaya devam ettiğinde burnumun ucundaki yüzüne baktım. Kaşları çatılmıştı. Elimle kaşlarını düzelttiğimde gözleri aralandı.
"Günaydın, uyanmalısın artık." dediğimde sıkıntıyla gözlerini yumdu.
"Ben bu güne ve yarına uyanmak istemiyorum." dediğinde burukça gülümsedim.
"Üzgünüm bebeğim, ama kalkmalıyız. Sıla hazırlanmaya başladı bile. Daha kuaföre gidilecek. Fotoğraf çekimi var, annenler aşağıda ayıp olur."
Gece geç saatte ailelerimiz gelmişti.
Bu sefer başını boynuma gömmüştü. "Evlenmese olmaz mı ya? Ya da Berkay'ı iç güveysi alalım?" dediğinde göğsümdeki saçlarını okşadım. "Evlerini tuttular ya aşkım, olmaz artık. Hadi beni bırak, ben de hazırlanayım. Birazdan Farah uyanır." dediğimde belimden kolunu, göğsümden başını çekerken, "Off!" diye sıkıntılı bir nefes verdi.
Yerimden kalkıp duşa girdim. Çıktığımda hızlıca işimi bitirip banyodan çıktım. Ahmet de yerinden kalkmış, balkonda sigara içiyordu.
Daha gün doğmuştu, hava şimdiden sıcaktı ama balkonda üstsüz sigara içmeye uygun değildi. Cama tıklayıp, bana bakmasını sağladım.
"Hadi gel." dediğimde sigarasını bitirip küllüğe bastırdı.
Yanıma geldiğinde tekrar sol yanağımdan ve boynumun sol tarafından öpüp banyoya geçti.
Üzerime saç ve makyajım bittiğinde rahat çıkarabileceğim lacivert bir crop, altıma siyah kumaş pantolonumu giydim. Ayaklarıma beyaz spor ayakkabılarımı geçirdim. Ahmet de duştan çıkmıştı. Saçımı ve makyajımı ellemeden sadece dağınık görüntüyü topladım.
Ahmet de beyaz tişört bej kot giymişti. İkimiz de kıyafetlerimizi hazırladık. Tam o esnada Farah ağlamaya başlamıştı. Bugün yirmi dakika geç uyanmıştı. Ahmet, "Ben getireyim." dedi ve yan odaya geçti.
Farah'ı kucağına almış bir şekilde içeri girdiğinde Farah'ı kucağıma bıraktı. Farah acıkmış vaziyette bana bakıyordu. Yatağa otırup bir ayağımı altıma alırken onu dizime yatırdım.
Emzirmek için üzerimi ayarladıktan sonra Farah'ı emzirmeye başladım. Artık çenesini desteklememe gerek kalmamıştı, kendisi tutup emebiliyordu ama hala serçe parmağımı salmıyordu.
Ben kızımı sevip, doyururken babası balkona çıkıp günün ikinci sigarasını yakmıştı.
Ona bakıp gülümsemiştim. Kendi düğün günümüz daha az stresliydi.
Farah doyduğunda ve eşyalarını hazırladığımızda dört beş eşyayla aşağı indik. Ailelerimiz çoktan uyanmıştı. Annemler kahvaltıyı hazırlamıştı.
Pelin abla bugün yoktu.
"Günaydın!" diyerek içeri girdiğimde tüm gözler üzerimize döndü.
"Günaydın kızım, oy benim torunum uyanmış mı? He, günaydın bal böceğim. Neredeymiş benim kızım ya!" Farah artık daha çok tepki veriyor, daha çok gülüyordu. Babaannesi konuştuğunda gülüp şımararak karşılık verdi. Herkes ona bakıp gülümsediği esnada Ahmet mutfağa girdi.
Babannesine giden Farah'a baktım. Annesinin kulağına eğilip, "Dün geceden beri doğuracak kadınlar gibi sıkıntıyla dolanıyor anne, ne yapacağımı şaşırdım." dediğimde annesi bana bakıp gülümsedi. "Merak etme, hallederim ben." dediğinde başımı salladım.
Ben anneme yardım etmek için tezgaha geçerken, "Oğluşum!" dedi annesi bakışlarım oraya döndüğünde yanına gittiğini bir elini yanağına yasladığını gördüm. "Neyin var bakayım senin?" dediğinde Ahmet başını 'bir şey yok' anlamında salladı.
"Anneler anlar, var bir şey. Söyle bakayım." dediğinde Ahmet, Farah'ın ellerini tutmuş ona bakıyordu.
"Çocuğun kardeşi evleniyor, daha ne olsun?" dedi babası oturduğu yerden. Ahmet babasına bakıp tekrar sıkıntılı bir nefes verdi.
Annesi, "E, evlenecekti tabi. Başka ne yapacaktı? Ben de evlendim zamanında, sen de evlendin, hepimiz anamızın kuzusuyduk, bak sor kayınvalidene, Feride'yi evlendirmek kolay mıydı? O da onun ikinci kuzusuydu. Sıla da benim ikinci kuzum. Ama böyle surat asarsak, üzüldüğümüzü, özleyeceğimizi belli edersek kızın gününü mahvederiz. Birazdan gelir, o geldiğinde senin de," babasına döndü, "senin de yüzünü böyle beş karış görmek istemiyorum." dediğinde sorgulayan bakışları ikisi arasında mekik dokudu.
Ahmet, "Tamam anne." dediğinde Farah'ı Ahmet'e verdi. Farah babasına gülücükler atarken Ahmet sonunda gülümsemişti. Burukça gülümseyerek ona baktım. Üzülmesini istemiyordum.
O sırada mutfağa giren Sıla ile bakışlarımız ona döndü. Hepimiz gülümsemişti. Kimisi buruk, kimisi pırıl pırıl bakarak.
"Günaydın!" dedi sondaki n harfini uzatarak. Ona en yakın olan annesi, "Günaydın güzel kızım benim." dedi sarılıp öptükten sonra babasına sarıldı. Ahmet Farah'ı tek koluna alıp diğer kolunu açtığında koşarak yanına geçip sarıldı. Ahmet başından öperken Sıla'nın gülümsediğini fark ettim.
Ahmet'le göz göze geldiğimizde gülümseyerek başımı salladım. Sıla abisinden de ayrılıp Farah'a baktım.
"Hala balı, canım, böceğim! Günaydın aşkım!" dediğinde Farah bol gülücüklerinden ona da gönderdi. Sıla onu öpüp diğerlerine de günaydın dedikten sonra yanıma geldi. "Yengoşum!" dediğinde güldüm. "Sıloşum!" dediğimde o güldü.
Yerinde duramıyordu, çok normaldi. Gelin oluyordu sonunda. Sıkıca sarıldığında ben de sıkıca sarıldım. "Oyy! Gelin olmuş, gidiyorsun diye duydum." dediğimde gülüp başını salladı.
Gülerek kahvaltımızı bitirdik. Berkay'ın gelmesiyle eşyaları arabaya doldurup kuaföre doğru yola çıktık.
Annemler Farah ile ilgilenirken, benim ve Sıla'nın saç makyajına başlanmıştı. Sonradan bize katılan ablamla, hazırlanmaya devam ediyorduk.
Emir Ege babasındaydı. O yüzden Farah hala tek bebekti ortamdaki.
Sıla üzerini giyinmiş, saçı ve makyajına başlanmıştı. Elbisesi kabarık olduğu için topuz çalışılıyordu.
Benim elbisem; gri, belimi saran bir modeldi. Yakası V geliyordu ve belimle beraber bacaklarımı da sarıyırdu. Kollarında sadece bilek kısmında nakış işlemeleri vardı.
Hem Farah'la ilgilenmesi kolay olması için, hem de oynaması rahat olması için bunu almıştım.
Saçlarımda, ensemde toplanırken sol tarafına arkaya doğru, kolumdaki işlemelere benzeyen bir aksesuar takılmıştı.
Makyajım bittiğinde benim işim bitmişti. Kalkıp takılarımı taktım. Ahmet'in annesinin taktığı gerdanlık, Ahmet'in ona uygum yaptırdığı yüzük, küpe ve bilekliği taktım. Elbisem gri olduğu için gümüş takılarımla çok güzel olmuştu.
Ben Farah'ı hazırlamaya geçerken annelerimiz hazırlanmaya başladı.
Farah'ın üzerini çıkartıp aldığımız elbiseyi giydirdim. Başına minik bandanasını taktım, ayağında külotlu çorabı vardı, ayakkabılarını da giydirdikten sonra emzirdim ve uyuması için bebek arabasına yatırdım.
Ablam hazırlanmıştı. Anneler de hazırlanmıştı. Aynı zaman da Sıla'nın kayınvalidesi de buradaydı. O da hazırlanmıştı.
Sıla'nın annesi şık siyah bir elbise tercih ederken, kayınvalidesi koyu mor bir elbise seçmiçti.
Sıla en sonunda her şeyden emin olduğunda Ahmet'i arayıp çağırdım.
Berkay ve Ahmet kapıya arabayı park ettiğinde Berkay önde Ahmet arkada onun yanında da Mert içeri girdiler.
Berkay elindeki laleleri Sıla'ya uzatırken Ahmet yanıma gelip kolunu belime atmıştı.
Ona baktığımda sabaha göre daha iyiydi. Sıla ve Berkay'ı izliyordu. Mert de Ahmet gibiydi. Bu ciddiyet ona da fazlaydı.
Sıla çiçeği aldığında Berkay alnından öpmüştü. Üzerindeki kıyafet ona çok yakışmıştı. Bordo kıyafet kabarıktı. Üzerinde parıltılı işlemeler vardı. Hafif göğüs dekoltesi ve sırt dekoltesi de vardı.
Berkay annelerin de elini öptükten sonra kuaförden çıktık. Fotoğraf çekimi için stüdyoya geçiyorduk.
Bizim arabamızda ben, Mert, Ahmet ve Farah vardı. Arabanın arkasında puset olduğu için anneleri ablamlar almıştı.
Arabada çıt çıkmıyordu.
"Sıla çok güzel oldu." dedim gülümseyerek. "Evet prenses gibi olmuş." dedi Mert.
"Şu gün bir bitse.." dedi Ahmet stüdyoya geldiğimizde.
Ablam ve anneler salona geçmişti. Sıla ve Berkay fotoğrafçıyla konuştuklarında çekim başlamıştı. Farah da uyanmıştı ve Ahmet onu oyalıyordu.
Bir, bir buçuk saatin sonunda çekim bitmişti. Tekrar arabaya bindiğimizde salona geçmiştik. Çoğu arkadaşımız gelmişti bile. Gelin odasında Sıla'nın son kontrolleri yapılıyordu.
Annesi, kayınvalidesi de buradaydı.
Farah'ı anneannesine vermiştim.
Annesi misafirleri karşılamak için çıktığında kayınvalidesi de peşinden gitti.
"Ay Feride, oldu değil mi?" dedi bana dönerken.
Gülümsedim, " Çok güzel oldun aşkım." dedim. Benim niye gözüm dolmuştu?
"Ya hayır ama sen de mi?" dediğinde göz yaşlarımı geri yollayıp yüzümü yelledim. "Kolay mı kız! Kız veriyoruz burada." dediğime gülüp yanıma geldi.
"Onca şey yaşadık, hep yanımdaydın. Sürekli iyiliğimi istedin, hiç hakkımda kötü düşündüğünü hissetmedim bile. Aynı yaştayız, hatta ben senden ayca büyüğüm ama sen bana ablalık yaptın hep. İyi ki varsın!" dediğinde sıkıca sarıldım. Cidden ağlayacaktım.
"Of tamam sus! Makyajım bozulacak." dedim sesim istemsiz ağlamaklı çıktı.
"Sen de iyi ki varsın güzelim. Ben seni hiç bir zaman görümcem olarak görmedim. Sen hep kardeşimdin benim. Benim olmasan bile sevdiğim adamın kardeşisin. Senin yerin hep ayrı kalacak. Sen de bana hep destek oldun. Ben hep yanıma baktığımda seni gördüm. Senin orada olmayacağından hiç şüphe etmedim. Senin hakkında değil kötü düşünmek, sana kıyamadım bile ben hiç. Bu sabah abini uyandırmak bile ne kadar zordu biliyor musun sen? Uyanır da o huysuzlukla moralini bozar diye nasıl korktum. Hep mutlu ol güzelim, yüzün hiç solmasın." dediğimde bu sefer ikimizin de gözünden bir damla yaş akmıştı. Birbirimize sarıldığımızda, kapı tıklatıldı ve açıldı.
İçeri Berkay, Mert, Ahmet koro halinde girmişti. Ardından kızlar da geldiğinde birbirimizden uzaklaşıp göz yaşlarımızı sildik. Allah'tan makyajımız bozulmamıştı.
"Ohoo, siz erken başlamışsınız ağlamaya!" dedi Cemre gülerek.
Yaren, "Görümcesi evleniyor diye ağlayan gelin de ilk defa gördüm. Kız sen niye ağlıyorsun, göbek atman lazım!" dediğinde dalga geçtiğini bildiğim için güldüm. Ahmet kenarda durmuş Sıla'ya bakıyordu. Herkes Sıla'yla görüşürken yanına gittim. Elini tuttuğumda bakışları bana döndü.
"İyi misin?" dedim sessizce. Başını salladığında gülümsedim. Başımı göğsüne yasladığımda kızlardan ayrılan Sıla'nın bakışları Ahmet'i buldu. Ahmet'e baktım ve yanına gitmesi için sırtından ittirdim.
Bana bakıp yanına ilerledi. Herkes kenara çekilmişti. Ellerini tuttuğunda Sıla'nın gözleri dolmuştu bile.
"Güzelim, çok güzel olmuşsun." dediğinde gelen hıçkırığı geri yolladım. "Abi." dedi ve kaldı Sıla. Onun da gözleri dolmuştu.
"Biz seninle abi kardeş değil, en yakın arkadaşlardık hep. Hiç yalnız kalma korkusu yaşamadık. Ne zaman bir derdim olsa, bir şeye canım sıkılsa her zaman ilk anlayan sendin. Belki yaşayabileceğimiz her şeyi yaşadık. Hem eğlendik, hem güldük, hem ağladık, hem küstük, hem kavga ettik.
Bu hep böyle de olacak. Evleniyorsun diye kurtulduğunu sanma. Ben hep yanındayım, arkandayım, nerede durmama ihtiyacın varsa oradayım. Adını unut, bunu unutma." dediğinde o hıçkırığı bu sefer geri yollayamadım. Ağzımdan kaçtı. Sıla'da göz yaşlarını geri yollayamamıştı. İkisi sarıldığında, onlar dahil odada birkaç kişi de ağlamıştı.
"İyi ki varsın abi." dediğini duydum. Mert ağladığını gizlemek için arkasına döndüğünde ağladığını fark ettim. İkisi ayrıldığında Ahmet ellerinden öptü, sonra alnından öptü. "Hep mutlu ol canımın en güzel köşesi." dediğinde Sıla sadece başını sallayabilmişti.
Ahmet gözlerini silerek yanıma geldiğinde ona sarıldım. O da bana sarıldığında saçlarını okşadım.
Mert yanımızdan geçip yanına ilerledi.
"Bıldırcın!" dediğinde Sıla gülümsedi.
"Len daha geçen saçın mordu senin, ne evlenmesi!" dediğinde bu sefer güldürmüştü.
"Şaka maka, hep dedim, yine diyorum. Bir abin, iki ben. YouTube için bir sürü şey yaparken hep bir sürü anı biriktirdik. Benim kendi ablamla, seninle olduğu kadar anım yok lan. Hep mutlu ol ekibin prensesi." dediğinde sarılmışlardı.
Mert ve Ahmet ağlamamak için odadan çıktıklarında ben de makyajımı düzelttim. Sıla'nın makyajında da bir bozulma var mı diye kontrol ettik.
İşte artık o an gelmişti. Aşağı inmiştik. Farah kucağımdaydı. Birazdan halası gelecekti.
O sırada Ahmet ve Farah'ın çektiğim fotoğrafını paylaşmıştım.
Ben tam storyi attığımda alkış sesi ve müzik sesi yükseldi.
Sezen Aksu-Begonvil eşliğinde aşağı indiler. Yüzünde yine o kocaman gülümsemesi vardı.
Dans etmeye başladıklarında gözlerim yine Ahmet'e kaymıştı. Gülümseyerek izliyordu bu sefer.
Gülümseyerek Sıla'ya döndüm. Farah kucağımda etrafa anlamaz bakışlar atıyordu.
İlk dansları bittiğinde Ahmet elini uzatarak önüme dikildiğinde Farah'ı anneme verdim. Biz dansa kalkarken etraftan da insanlar piste çıkıyordu.
Dans ederken ne hissettiğini anlamaya çalıştım. Gözleri benimle Sıla arasında mekik dokuyordu.
"Hala inanamıyorum.Ciddi ciddi kardeşim evleniyor." dediğinde güldüm.
"İnansan iyi edersin aşkım." dediğimde başını başıma yasladı.
"Biz Farah'ı vermeyelim. Ben buna ikinci kez katlanamam." dediğinde güldüm. "Babam da beni sana vermeseydi o zaman? O da ikinciye kız vermişti?" dediğimde kaşları çatıldı.
"Kaçırırdım ki." dediğinde kaşlarım havalandı.
"E sen kaçırırsan el oğlu da kaçırır. Ben kızımı yolda bulmadım. Sevdiği olursa vereceğiz." dediğimde sıkıntıyla nefes verdi. Tek sıkıntı, kızımız daha bir buçuk aylıktı...
Dans şarkısı bittiğinde oyun havaları başlamıştı. Ortalam bir, bir buçuk saat sonunda Sıla'nın üstünü değiştirdik ve kına yakma faslına geldik.
Nedimelerle salona ikinci girişi yapıldıktan sonra Sıla oturdu. O mâlum şarkı çaldığında elimizdeki mumlarla çevresinde dönmeye başladık. Benim elimde kına tepsisi vardı. Bir on tur attıktan sonra duvağını araladım. Ağlamıştı. Kıyamadım, hemen şarkının sesi kısıldı. Kızlar, "Kaynana, kaynana gelin elini açmıyor!" diye bağırdığında kayınvalidesi gelip eline altınını bıraktı. Sarıldıklarında ben kınasını yaktım. Tek ağlayan o değildi, ben de ağlamıştım. Evet, yine.
Annesi geldiğinde o da sıkı sıkı sarıldı ve o da ağlıyordu. Çoğu arkadaşlarımız, annem, ablam ve en önemlisi, Ahmet...
Ahmet de ağlıyordu. Kızlardan birine tepsiyi verdiğim gibi yanına geçtim. Elini tutup kendime çektiğimde bütün gün kendini sıkmasının sonucu olduğunun farkındaydım. Sarıldıktan sonra göz yaşlarının ıslattığı yeri sildim.
"Ağlama, bitti bak az kaldı zaten." dediğimde burnunu çekip gözlerini kuruladı. "Tamam, ağlamıyorum. Sen de ağlama. Hadi geç Sıla'nın yanına tek bırakma." dediğinde başımı salladım.
Sıla'yı odaya geçirmişlerdi. Yanına gittiğimde makyajı düzeltiliyordu.
"Feride, nereye kayboldun?" dediğinde boğazımı temizledim. "Abin, ağlamış." dediğimde yutkundu.
"Ağladı mı?" dediğinde başımı salladım. Sessiz kaldığında içinin gittiğini biliyordum.
Kına kaldığı yerden devam ediyordu. Sonunda kına yakıldığı için herkes rahat rahat oynuyordu. Mert en son sarhoş olmuştu. Kravatı kafasında ceketi belinde asılıydı. Yiğit onu ayakta tutmaya çalışırken o hala sarhoş sarhoş, "Bıldırcının kınasında bi' halay çekemeyecek miyiz biz!" dediğinde ayakta durmaya çalışmasına baktım.
"E, çekemiyorsun işte, bu halay değil! Hadi Mert Allah aşkına!" dedim. Ahmet de hafiften sarhoş olmuştu ama kendini kaybetmemişti. Gülerek arabaya bindiğinde yorgunluktan ölüyordum.
Eve geldiğimizde hemen Farah'ın üzerini değiştirip uyumaya bıraktım.
"Perişan oldu yavrum." dedim salonda Ahmet'in yanına otururken. Elinde Türk kahvesi vardı.
Sıla odasına çıkmıştı. Ahmet, kahveyi bitirince elinden tutup merdivenlere çekiştirdim. "Hadi git bir duş al, ben geliyorum birazdan." başını salladı, sarsak adımlarla merdiveni tırmandı.
Annemlerin istediği birkaç şeyi hallettikten sonra odaya geçtim. Ahmet duş almış, altına sadece şort giyip yatmıştı. Cam açıktı, üşüyecekti.
Camı kapatıp üstünü örttüm. Duşa girip çıktım ve pijamalarımı giyip yatağa geçtim. Çoktan uykuya dalmış olan Ahmet'in göğüsne yaklaşıp uyumaya başladım.