İçeriğe geç

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 46 · 6 dk okuma

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 46

Bölüm 46: İlk 20 gün..

Bugün yarı kırkımız çıkmıştı. Yirmi günlük olmuştuk. Evden çıkacaktık. Aslında zaten doktor kontrolü, biraz alışveriş, sıkıldığımızda turlamak ve fotoğraf çekimi için birkaç kez çıkmıştık.

Bugün ofise gidecektik ve ilk yirmi günü uçuracaktık.

Sabah erkenden mesaimiz başlamıştı. Artık rutinleşmiş olan emzirme, alt alma, üst değiştirme olayı bittikten sonra sıra bana geldiğinde hala uyanamamış olan babasının yanına bıraktım Farah'ı.

Ahmet gözleri kapalı ona doğru dönmüş yatıyordu. Farah da onu izliyordu. Babasına aşıktı bu kız.

Ağzındaki emzikle ne kadar ısırılası bir görüntü verdiğinden haberi yoktu tabi.

Ahmet kolunu açıp Farah'ı yanına çekti. Başını kolu ve göğsü arasına aldığında bu anı da fotoğrafladım. Takipçilerimiz bu fotoğrafları çok seviyordu. Biz de sık sık çekip paylaşıyorduk.



İkisi uyuklarken ben üzerimi değiştirdim. Lohusalık evdekiler ve arkadaşlarımız sayesinde çok kolay geçmişti. Acılarım dinmişti, daha rahat hareket edebiliyordum.

Önce bir duşa girdim. Dün akşam Farah'ı yıkamıştık. Çıktıktan sonra üzerime rahat bir elbise giymiştim. Krem rengi üzerine çiçek desenli elbisemin üzerine pembe ince bir hırka almıştım. Hala lohusaydım ve fazla açık giyindiğimde hasta olma olasılığım fazlaydı.

Masaya oturup, saçlarımı düzleştirdim. Makyajımı da bitirdiğimde uzun zaman sonra uzun uzun hazırlanmak çok iyi gelmişti.

"Ahmet, hadi uyan. Birazdan çıkmamız gerekecek." dediğimde Ahmet mırıldanarak, "Beş dakika daha!" demişti. Kızına sarılırken uyumaya devam etti.

Yanına gidip öptüm. Kalkması için dürttüm. Zorla yataktan kalktığında Farah'ı alıp odaya geçtim.

Emzirdim, gazını çıkarttım, o esnada kusacağı için asıl kıyafetlerini şimdi giydirecektim. Beklediğim gibi de oldu. Üzerini değiştirdiğimde bu halini de paylaşmam lazımdı.



Farah'ın adı 'Çilek Kız' olarak kalmıştı.

O yüzden onu temsilen çilek koyuyordum.

Onu halasına verdikten sonra Ahmet'e bakmaya gittim. Üzerini giyinmişti. Beyaz bir gömlek, mavi bir pantolon giymişti.

Yanına gidip yakasını düzeltip üstten iki düğmesini açtım. Hava bugün çok güzeldi. Yaza girdik sayılırdı.

Elleri belimi bulurken bakışlarım yakasından gözlerine çıktı. "Günaydın canımın içi." dediğinde gülümsedim. "Günaydın aşkım." dediğimde cümlemi bitiren şey onun dudaklarıydı. Son zamanlarda bulduğumuz her fırsatta eşgal buydu. Ona fazlasıyla hak vermeye başlamıştım, çaktırmıyordum.

"Ne bitmez kırk günmüş!" dediğinde gülmeme engel olamadım. "Sık dişini verme canını Ahmet." dediğimde tekrar dudaklarımız buluşmuştu.

Dudakları rotasını belirleyip boynuma ilerlediğinde içimdeki kelebekler havalanmıştı. Her akşam yanında yatan adamı özlemek ne demekti, bilen bilirdi.

Tam o esnada Ahmet'in telefonu çalmaya başladı.

Nefesini sinirle verirken istemeye istemeye uzaklaştı. "Ulan Mert, ben senin zamanlamanı.." dediği anda telefonu açtı.

"Ne var Mert?!" dedi sinirle. Gülmemek için elimi ağzıma bastırdım.

"Ne bağırıyorsun lan? Ne zaman geliyorsunuz diye aradım." dedi Mert, telefonun sesi açık olduğu için dışarıdan duyuluyordu.

"Geliyoruz, çıkacağız şimdi." dedi Ahmet sinirini yatıştırmaya çalışan bir nefes verirken.

Telefonu kapattığında, "Ne bağırdın adama? Nereden bilsin ne yaptığımızı?" dedim. Gözlerini yumdu, "Reglı yaklaşan kız gibiyim, tahammülüm gittikçe azalıyor." dediğinde kollarımı yapacak bir şey yok dercesine kaldırdım.

O ise bileklerimden tutup ensesine bıraktı. "Mert açlıktan ölmez, biraz daha bekleyebilir." dedi ve yarım bıraktığı şeye geri döndü.

🍓

Mert değil ama Farah bir seslenmesiyle bizi aşağı indirebilmişti. Sonunda evden çıktığımızda Sıla ve Berkay da kendi arabalarıyla ofise gelmişlerdi. Ben arkada oturduğum için Ahmet önde tek başınaydı.

Sıkışık trafikten kurtulup ofise vardığımızda Farah'ı bizden aldılar ve çocuğum yine elden ele dolaşmaya başladı..

Mevlüt İstanbul'a gelmişti. Onunla görüştük. "Ben dayıyım. Hem de ikinciye. Sizden daha tecrübeliyim. Verin ben seveceğim." dedi ve Farah'ı Mert'ten aldı.

Mert Mevlüt'e öldürecek gibi bakarken Mevlüt hiç oralı değildi.

Kızlar kahvaltıyı bahçeye hazırlamıştı. Ahmet bebek arabasını getirirken artık sıkılmış ve ağlamaya başlamış olan Farah'ı Yaren'in kucağından aldım.

"Babasıyla seni bir aralar shiplediklerini hissetti galiba, ondan sevmedi seni." dedi Mert gülerek.

Kahkaha attığımda Yaren de gülmüştü. Farah hala ağlıyordu. Onu kucağıma yatırıp, "Tamam anneciğim, baba sadece bizim vallahi, hiç bir yere gidemez. Ağlama çocuğum." dediğimde bu sefer Mert kahkaha attı. Sıla da ona katılmıştı.

Ahmet bebek arabasını getirmişti. Açtı ve kucağımda susmuş olan Farah'ı yatırdım. Uyku zamanı gelmişti. Yatırıp hafif arabayı salladım. Çok alışmaması için gözlerini kapattığı anda sallamayı bıraktım. Bahçeye çıktığımızda Ahmet'le yan yana oturup Farah'ı hemen yanımıza aldık.

Kahvaltıya başladığımızda Farah yine ağlayarak uyanmıştı. "Yemek yiyeceğim ya anneciğim, uyan tabi." dedim yerimden kalkıp kucağıma aldım.

"Sıla emzirme önlüğünü verir misin?" dediğimde Sıla yerinden kalkıp önlüğü getirdi. Farah hanım aradığını bulunca susmuştu.

"Şu kadarcık bünyeden bu kadar ses çıkması olayı beni hala şaşırtıyor." dedi Yiğit.

"O Feride Özdinç'in kızı. Tabii çıkacak." dediğimde Ahmet, "Feride Özdinç değil, onun yanında Dündar da var." dediğinde güldüm.

Özdinç olarak tanındığım için soy adımı değiştirmek istememiştim. Ama Ahmet'in zoruyla Dündar'ı, Özdinç'in yanına eklemiştik.

Farah emerken ben de bir yandan bir şeyler yiyordum. Ahmet doyup kalktığında, artık oyuna çeviren Farah'ı ona verdim. Ahmet bahçede dolaştırıp gazını çıkartırken sonunda adam akıllı yemeğimi yiyebilmiştim.

"Ahmet'e babalık çok yakıştı yalnız he." dedi Cemre gülümseyerek.

Başımı ikisine çevirdim. Duvarın üzerindeki çiçeklere bakıyorlardı. Gülümseyerek ikisine bakıp bakışlarımı kızlara çevirdim.

"Evet. O kadar yardımcı oluyor ki. Gece uyanıp süt sağdıysam beni uyandırmadan yediriyor içiriyor, Farah zaten babasına aşık." dedim. Yaren ikisine baktı, Mert'in dediğinden sonra istemsiz gözüm ona takılıyordu.

İç çektiğini fark ettiğimde yediğim yemek boğazıma kaçmıştı. Bir şey hissetmediğini biliyordum ama kadınlık hissi işte. Ayrıca lohusalık psikolojisi.

"Cidden babalık çok yakışmış. Şöyle birini bulsam basarım nikahı." dediğinde önümdeki sudan içtim.

"İnşallah bulursun canım." dedim yapmacık olmamasına çalıştığım gülümsemeyle.

Sıla anlamıştı. Gülmemek için dudaklarını bastırıyordu.

Ahmet yanıma geldiğinde Farah kucağında uyumuştu. "Hayatım, uyudu." dediğinde gülümsedim.

"Tamam aşkım, yatır arabasına." dedim. Yatırıp üzerini örttü.

Gelip şakağımdan öptüğünde gülümsedim.

Adamın gözü benden başkasını görmüyordu. Sabah zaten bunu kanıtlamıştı.

Yaren, "Ahmet sen üç kanala birden nasıl yetişiyorsun ya?" dediğinde Ahmet arkasına yaslanıp kolunu benim sandalyeme yasladı.

"Alıştım artık." dediğinde, "Farah'la zor oluyordur size şimdi." dedi. "Yok, zor olmuyor. İkimizden biri kendimize veya işimize vakit ayırmamız gerektiğinde çocuğa diğeri bakıyor." dedim.

"Sağlıklı ilişki dediğin bu oluyor işte." dedi Tuğçe çayları tazelerken.

Sıla bana yaklaşıp başını eğdiğinde, "Sizi bir okuyup üfleyelim, kenafir bakışlar yakalıyorum. Nazar değecek." dediğinde güldüm.

"İyi olur." dediğimde o da gülmüştü.

Akşama kadar oturduktan sonra eve geçtik. Yorgunlukla eve kendimizi attığımızda Farah da ben de yorgunluktan bayılacaktık.

"Feride Farah'ı bir yıkayalım. Bugün çok elden ele dolandı." dedi Sıla. Oturduğum yerden doğrulup pusette sağa sola bakan Farah'a baktım.

"Olur yıkayalım, sen suyu hazırla ben de kıyafetlerini getireyim. "dediğimde Ahmet Farah'ı kucağına almış seviyordu.

O

turduğum yerden kalkmadan ikisinin fotoğrafını çektim. Ahmet'e attım ve yukarı odaya çıktım.

Rahat kıyafetlerinden ayarladıktan sonra banyoya geçtim. Sıla küvetini, suyunu hazırlamıştı. Havlusunu, şampuanını kontrol ettikten sonra Ahmet'e seslendim.

Farah'ı getirdiğinde üzerini çıkarttı ve kuvetin içine yavaşça yatırdı. Farah ilk banyosunda çok ağlasa da ondan sonra yaptırdığımız banyolarda daha sakindi.

Ayaklarından başlayarak vücudunu suya alıştırdıktan sonra Sıla'yla beraber seve seve yıkamıştık.

Ahmet havluyu açtığında havlusuna sardı. Hemen kucaklayıp odaya geçirdi. Ellerimi kurulayıp peşinden gittim. Bezini altına taktıktan sonra vücudunu yağladım.

Nemlendiricisini sürdüm üstünü giydirdim.

Sıla saçlarını tarağıyla tararken yatağa uzanmış ona bakıyordu.

"Ben çok alıştım, nasıl ayrı kalacağım?" dediğinde güldüm.

"Sen de evleniyorsun, yaparsın bir tane seversin." dediğimde Ahmet boğazını temizledi.

Sıla da ben de kıkırdarken Farah esnemeye başlamıştı.

Kucağıma alıp emzirdim. Zaten yorulduğu için uykuya dalmıştı. Emziğini verip beşiğine yatırdım, telsizini odada bırakıp kendi odama geçtim. Ben de hızlı bir duş aldım. Üzerime pijamalarımı giyip sırtıma kalın hırkamı giydim.

Aşağı indim, Ahmet ve Sıla çay yapmıştı. Kendime bir bardak dolurup koltuğa oturdum.

"Oh be!" dediğimde yanımdaki Ahmet kolunu başımın arkasına koydu. "Saçlarını kurutmadın mı?" dedi kaşlarını çatarken.

"Üşendim." dedim çayımdan içtim.

Kaşları çatılmıştı. Yerinden kalkıp, aşağıdaki banyodan bir havlu alıp geldi. Sıla abisne gülümseyerek bakarken ben de ne yaptığını anlamıştım. Arkama geçip saçlarımı kurutmaya başladı.

Kuruduğundan emin olduktan sonra başıma bir öpücük bırakıp havluyu bırakmak için banyoya geçti.

"O yerinde beş dakika duramayan çocuğun haline bak. Abimi böyle gördükçe o kadar seviniyorum ki." dedi Sıla. Başkası abisinin, başka bir kıza böyle davranmasını kıskanacakken Sıla tam aksiydi.

Muhtemelen Ahmet'in ikimize de eşit derecede davranmsından kaynaklıydı bu. Sıla'dan da ilgisini eksiltmiyordu.

Tekrar yanıma gelip oturduğunda omzuna yaslanıp telefonuma bakmaya başladım. O da telefonu eline almıştı. Ona attığım fotoğrafı açtı, gülümsediğini hissettim. Fotoğrafı büyütüp baktı, sonra Instagram'a geçip fotoğrafı paylaştı.

Gülümseyip kendi telefonuma bakmaya devam ettim. Birkaç dakika sonra uyuyakalmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.