İçeriğe geç

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 45 · 7 dk okuma

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 45

Bölüm 45: Gün

Kahvaltı yapmıştık topluca, Farah kucaktan kucağa geziyordu. Halinden de memnun gözüküyordu. Ekibin ikinci bebeği olsa da ilk kız olduğu için ilgiyi topluyordu. Bir de, çok minikti, baya minicik bir şeydi.

Kapı çaldığında yerimden kalkıp kapıya ilerledim. Kapıyı açtığımda kapıda elinde bir sepet dolusu beyaz gülle bir adam dikiliyordu.

"Feride Özdinç." dediğinde başımı salladım. Soyadımı değiştirmemiştim.

Çiçeği uzattı ve arkasını dönüp gitti. Koca sepetle salona girdiğimde Ahmet gülümseyerek beni karşılamıştı.

Farah kucağındaydı. Acıkmıştı.

Başımla, yukarısını işaret ettiğimde herkesin gülümseyen bakışları arasında merdivenlere yöneldik.

Mert, "Evlendiler çocuk yaptılar, hala flörtleşiyorlar." dediğinde merdivenden, "Kıskanma lan!" diye bağırdı Ahmet.

Odaya girdiğimizde çiçekleri yatağın üzerine bıraktım.

"Aşkım, seni çok seviyorum." dedim ona dönerken. Farah mıkırdanıyordu. "Önce bebeğimizi doyurayım. Sonra teşekkürümü edeceğim." dediğimde güldü. Farah'ı alıp emzirmeye başladım.

Farah doymasına rağmen uyumadığında bari story çekeyim dedim.

Onu yatırdığım yere yakın olarak çiçekleri koydum ve fotoğraf çekip paylaştım.

Farah yattığı yerde garip sesler çıkartırken, Ahmet'e döndüm. "Sonunda sıra bana geldi." dediğinde güldüm. Bu sefer kaçak göçek değil, ciddi anlamda öperek teşekkürümü etmiştim. Farah'ın ağlamasıyla ayrılmak zorunda kalmıştık.

"Kızım, bir saattir sesin çıkmıyor, cidden şimdi mi?" dedi Ahmet. Üç günlük bebeğe sitem etmesine gülerken Farah'ı kucağıma alıp gazını çıkarttım. O uyurken çiçekleri beşiğin yanına bıraktım.

Telsizi açıp, aşağı indiğimizde herkes bir köşeye dağılmıştı. Aralarına kaynayıp sohbet ve muhabbete daldık.

Telefonum titrediğinde açıp baktım.

Ahmet story atmıştı.

Gülümseyerek ona baktım. Uzaktan göz kırptığında gülümseme genişledi. Storyi, storyme ekledim ve kızlarla sohbete geri döndüm.

"Feride doğumu sezaryen neden yapmadın?" diye sordu Serra.

"İki seçenek vardı, ya doğum anında acı çekip sonra rahat edecektim ya da doğumda rahat edip sonrasında acı çekecektim. Sezaryen doğum anında acısız olsa da sonrasında dikişi, oturması kalkması falan çok zor oluyor. O yüzden normal doğum." dedim elimdeki kahveyi iki elimle tutarken.

"Ben çok korkuyorum ya. Hani ikisi de korkutuyor beni." dedi Elvin. Evlilik yaklaştıkça bu konulara karşı hisler daha netleşiyordu.

Gülümsedim önce, sonra eğilip elini tuttum. "İnan karnında dışarı çıkmayı bekleyen biri olunca ikisinden birini seçmek zorunda kalıyorsun." dediğimde herkes teselli edeceğimi beklediği için ters köşe yapmıştım ve gülmeye başlamışlardı.

"Sağ ol ya, içime su serptin nasıl rahatladım anlatamam şu an!" dediğinde ben de gülmeye başladım.

"Ama cidden, bak doğururken ölüyorum zannettim. Ama doğdu, onu böyle göğsüme yatırdılar. Ağlamasını duydum ya, o an bütün acılar geçti. Hani beş saniye öncesine kadar ne kadar acı hissediyorsam hepsi onun bir 'ınga' sesiyle sonlandı." dedim gülümserken. O sırada Farah üstüne alınmış olmalı ki telsizden ses gelmeye başladı.

"İşte böyle." dedim yerimden kalkarken. Bir buçuk saat dolmuştu. Odaya çıkıp onu kucakladığımda sakinleşmesi için hem öpüyordum, hem de sallıyordum. Durulduğunda oturup emzirmeye başladım.

Gözleri tekrar kapanmıştı ama uzaklaşır uzaklaşmaz tekrar açılacaktı biliyordum.

👶🏻

Misafirler bir iki saate gittiğinde derin bir nefes aldım. Hepsini çok sevsem de çocukla zor oluyordu.

"Of Ahmet, çok daraldım, bahçeye çıkarsak bir şey olur mu?" dediğimde bilmem anlamında kollarını kaldırdı.

Anneme seslendim, "Anne biraz bahçeye çıkartsak Farah'ı bir şey olur mu?" dediğimde birkaç dakika düşündü.

"Hava güzel bugün, çok durmayın ama çıkın." dediğinde çocukluğumda sokakta oynama izni almış gibi sevinmiştim.

Farah üzerine kusmuştu. Onu değiştirmek ve altını almak için odaya çıkarttım. Onu alt alma standına bırakıp üzerini değiştirdim.

Hasır anakucağını da hazırladım. Farah'ı içine yatırdım. Ben de üzerimi değiştirdim ve ağzına emziği verip Ahmet'e seslendim.

Geldiğinde anakucağını alıp aşağı indi. Ben de peşinden aşağı indiğimde bahçeye çıkmıştık.

Temiz hava yüzüme vurduğunda gülümsedim. Asla uzun zaman evde durabilen biri değildim.

Farah açık havada çevreye bakınıyordu. Ahmet de bende birkaç fotoğrafını çektim. İçlerinden birini seçtim ve story attım.

Storylerim çiçek açmıştı resmen. Sıla eve geldiğinde o da yanımıza geldi. "Hoş geldin Sıloş."

"Hoş bulduk, ne yapıyorsunuz?" dedi gülümserken. Farah'ın yanına geldi. Yanağından öpüp severken gülümsedi.

"Aşkım, haloşum, prensesim. Sen dışarı mı çıktın? Gezmelere de mi başladın üçüncü günden? Halanla annene yancı mı olacaksın sen?" Farah onu dinleyip garip garip sesler çıkartırken Sıla gülerken, ben de onların yanına geçip eşlik ettim. Ahmet bahçenin birkaç işiyle uğraşırken bizim tüm odağımız Farah'taydı.

👶🏻

Bir haftanın sonunda anne ve babalarımız bizim gayet iyi idare ettiğimizi fark edip eve dönmüşlerdi. Gitmeden önce dedesi kulağına ismini okumuştu.

Gece rutinlerimiz oturmuştu. Ne ayakta sallamaya ne de beşiğinde sallamaya alıştırmıyorduk. Uyku eğitimini doğduğu andan itibaren vermeye çalışıyorduk. Rutini bozulmasın diye büyük bir titizlikle uyku saatlerine dikkat ediyorduk.

Sıla'nın düğün tarihi yaklaşıyordu. Üç hafta sonra kınası ve düğünü vardı. Sonra gidecekti.. Berkay kabul etse iç güveysi alırdık. Sıla'yla yaşamaya çok alışmıştım. Ama onun da evlenmek en doğal hakkıydı.

Açıköğretime geçirdiğim okulumun derslerini evde hallediyordum. Bir yandan YouTube bir yandan okul bir yandan evlilik bir yandan da bebek idare ediyordum. Ama kendi evimde, istediğim şekilde yaşayabilmenin rahatlığı vardı üzerimde.

Her ne kadar ailelerimiz buradayken yardımcı olsalar da gittiklerinde daha rahat ettiğimi hissetmiştim. Bebek bakımı konusunda zaten aylarca eğitim almıştık.

Ahmet ve Sıla da çok yardımcı oluyorlardı zaten.

Ben ders çalışırken uyanan Farah'ı odasından alıp salona gelmiştim. Karnı acıkmıştı, emzirmek için kucağıma aldım ve o karnını doyururken ben de videoyu izliyordum.

Ahmet evde yoktu, Sıla da Berkay'la dışarıdaydı. Evde sadece Pelin abla, ben ve Farah vardı.

Pelin abla kıyafet odasında kıyafetleri ütülüyordu. Farah emerken kapı çaldığında birkaç saniye ne yapacağımı düşünüp, kadını yukarı çıkartmamak için ayaklandım.

"Ben baktım!" diye seslendim aşağı doğru.

Kapının deliğinden kim geldi diye baktım. Ahmet gelmişti. Kapıyı açtığımda gülümseyerek bize baktı.

"Hoş geldin."

"Hoş buldum." dedi içeri geçerken.

"Ne yapıyorsunuz bakayım siz?" diyerek Farah'a baktı. Hala karnını doyurmakla meşgul olan Farah babasının sesinin geldiği yere bakmaya çalışıyordu ama emmekten de vazgeçmiyordu. Ahmet eğilip şakağına bir öpücük bıraktığında yandan yandan sırıtmıştı.

Başını kaldırdığında son bir haftadır her göz göze geldiğimizde gözlerini bürüyen o bakışları yine ortaya çıkmıştı. Özlem, aşk, sevgi ne varsa gözlerinde birikiyor gibiydi.

Kolay değil dokuz ay boyunca iki yıllık rutinlerimiz bozulmuştu. Adapte olması zaten son derece zorken, tam alıştık dediğimi anda Farah çıkıp gelmişti ve o dokuz aya bir kırk gün daha eklenmişti.

Dudakları dudaklarımla buluştuğunda Farah'ı ve çenesini destekleyen ellerimin hemen altında ve üstünde ellerini hissettim.

Farah düşmesin diye desteklemişti. Öpüşüne karşılık verdiğimde amacına ulaşmıştı.

Birkaç saniye sonra ayrıldığımızda nefesi yüzümü okşamıştı. "Kaldı üç hafta." diye mırıldandığında gülümsemiştim. "Az kaldı." dedim yanağından öperken.

O sırada bakışlarımız göğsümden ayrılmış aşağıdan bizi izleyen Farah'a kaydı.

"Kızım, sen bizi mi izliyorsun?" dediğimde Ahmet güldü. "Travma bırakmaz değil mi çocukta?" dediğinde gülmeme engel olamadım.

"Bırakmaz inşallah." beraber salona oradan da mutfağa geçtiğimizde Farah Ahmet'teydi. Ben de derse geri döndüm. Ahmet editi biten videoyu izleyeceğini söyledi. Önce gazını çıkarttı Farah'ı anakucağına yatıracakken Farah'ın kusmasıyla üstünü batırmıştı.

Ben kıyafet getirmek için odaya geçtim. Döndüğümde ise fotoğraf çekiyordu.

Hızlıca Farah'ın üzerini değiştirdim. Farah uyuklamaya başlamıştı bile.

Ahmet story attığında girip fotoğrafa baktım.

Oy annesi kurban olsun. Bütün galerimiz Farah'la dolmuştu. Her anını çekip kaydetmek istiyordum. Benim YouTube içeriklerinin çoğu artık Farah'la çekebileceğimiz şeyler olmaya başlamıştı.

Yaz geliyordu ve bu yaz neler yapacağımızı ben de çok merak ediyordum. Kapı açıldığında Sıla, Mert ve Berkay eve girdiler.

"Selam!" diyerek mutfağa girdiklerinde hepsi Farah'ın başına üşüştü.

"Ya ben her geldiğimde neden uyuyor bu!" dedi Mert. Bir haftadır her gün illa geliyordu. Farah'la biraz ilgilenip gidiyordu.

"Vallahi daha yeni uyudu. Biraz uyusun, uyanır zaten." dedim.

"Abi ev işini hallettik. Beraber gittiğimiz müstakil villa. Buraya da çok yakın, yürüyerek 10 dakika. Farah'tan çok uzağa gidemezdim." dedi Sıla Ahmet'e bakarak. Son cümlesinde eğilip Farah'ın elini öptü.

Ahmet başını salladı. "Tamam ben bizim iç mimarla görüşürüm. Sen eşyaları hallet o dizaynını tamamlar." dediğinde Sıla başıyla onayladı. Berkay ve Mert Farah'ın başından ayrılmıyorlardı. Ders bittiğinde eşyalarımı topladım.

O sırada Farah uyandığı için Mert, "Heh, uyandı. Feride, hemen emzir de sevelim." dediğinde güldüm.

"Emmez şu an daha on beş dakika önce emdi. Bakabilirsiniz." dediğimde Mert'e para ödülü vermişiz gibi sevinmişti.

Berkay'la kavga ede ede çocuğumu aldılar. "Ya abi hep sen seviyorsun!" dedi Berkay.

"Ben seveceğim tabi, amcasıyım ben onun!" dedi Mert Farah'ı göğsüne yatırırken.

"Ben de eniştesiyim. Bana ne!" dedi Berkay bu sefer.

"Lan bağrışmayın çocuğumun tepesinde!" dedi Ahmet ikisine bakarak.

Ahmet'in yanına gidip arkasından omuzlarına sarıldım. Yanağından öperken, "Kahve ister misin?" diye sordum. "Sen yapacaksan içerim." dediğinde başımı salladım. Hızlıca dudağına bir öpücük bırakıp tezgaha döndüm.

"Berkay, Sıla, Mert! Kahve?!" diye içeriye seslendiğimde çocuk bakma kavgası yapan sesleri kesildi.

Hepsi içeceğini söylediğinde hepimize kahve yaptım.

Ahmet de videoyu bitirmişti.

Salona geçtiğimizde Farah'ı yatırmış ona konuşuyorlardı. O da dinleyip gülücükle, saçma sapan seslerle, çığlıklarla karşılık veriyordu.

Kahvelerimizi alıp oturduğumuzda kendi aramızda konuşmaya başladık.

Farah mızmızlanmaya başlayınca Ahmet kucağına alıp sakinleştirdi ve yanındaki bebek yastığına yatırdı. Farah Ahmet'e hayran hayran bakıyordu. Bu anı kaçıramazdım. Hemen kalkıp fotoğrafladım.

"Ne yapıyorsun?" diye soran Ahmet'e fotoğrafı gösterdim.

"Baksana sana nasıl bakıyor?" dediğimde ikimiznde gülümseyerek fotoğrafa bakıyorduk.

Farah bu sefer bağırarak ağlamaya başladığında emzirmem gerektiğini anladım, biz üst kata çıkarken onlar aşağıda konuşmaya devam ediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.