"O portakal suyunu içmelisin hemen!" Ahmet'in ikaz dolu sesiyle gözlerimi devirdim ve derin bir nefes aldım. İki aydır tepemdeydi, ne yediğime içtiğime benden daha çok dikkat ediyordu.
Kaç defa bu konuda tartışmıştık ama pes etmeye niyeti yoktu.
"Ahmet, doydum." dedim sakin ama net bir sesle. Tabi o bunu umursamadı. Elindeki kahvesinden içerken, son attığı videonun yorumlarına bakıyordu. Hamile olduğumu duyurduğumuzdan beri videoların ana başlığı buydu. Geçen gün de bebek eşyalarını incelediğimiz bir video çekmiştik.
Henüz cinsiyeti belli olmadığından sadece odası için aldığımız cinsiyet belirtmeyen şeyleri incelemiştik.
"Doyman beni zerre ilgilendirmiyor. Vitamin eksiğin var." Oflayarak portakal suyunu içmeye devam ettiğim esnada elinde poşetlerle Sıla eve girdi. O hala düğün alışverişiyle uğraşıyordu. Poşetleri girişe bıraktı ve kendini koltuğa attı. Ahmet bakışlarını laptoptan çekmiş ona bakıyordu. Ben de bir elim karnımda bir elim bardakta portakal suyumu içiyordum.
"Öldüm." dedi Sıla derin bir nefes verirken. "Kocan olacak hayırsız nerede?" dedi Ahmet, nişan olduğundan beri Berkay'a olan kini iki katına çıkmıştı. Sıla göz devirdi. "Beni bırakıp damatlık provasına geçti." dediğinde Ahmet göz devirdi.
"Senin gelinlik provan ne zaman? Ben de geleceğim bu sefer." dediğimde gülümsedi. "İki gün sonra ve gelmen lazım zaten, emin olamıyorum bir türlü." dediğinde gülümseyerek başımı salladım. Ahmet'e çaktırmadan dibinde az bıraktığım portakal suyundan uzaklaştım ve koltuklara geçtim.
Geceleri mide bulantısından doğru dürüst uyuyamıyordum. Koltuğa uzandığımda gözlerime ağırlık çökmüştü.
Gözlerim kapanırken Sıla'nın, "Gece uyumadı mı yine?" dediğini duydum. Ahmet, "Hayır, dönüp durdu sabaha kadar." derken Sıla kıkırdamıştı. "Bu sıralar sürekli gündüzleri uyurken buluyorum Feride'yi. Normal değil." dediğinde Ahmet de ona gülmüştü.
Uyku tatlı tatlı gelirken, onları dinlemeyi bırakıp uykuya daldım.
(bu kısmı yazıp uyudum gece devam ediyorum)
Uyandığımda odamdaydım. Üzerim örtülmüştü. Saate gözlerimi iliştirdim. 13.40
Kaç saattir uyuyordum ben?
Üzerimden yorganı kaldırıp, yoğun tuvalet ihtiyacıyla tuvalete geçtim.
İşimi hallettikten sonra terlediğim için üzerimi değiştirdim. Triko bej eşofmanımın üzerine beyaz bir crop giyip, üzerine de eşofmanla takım olan hırkamı giydim. Saçımı ev topuzu yapıp, gözlüğümü taktım. Parfümümden iki fıs sıkıp aşağı indim.
İnerken elim istemsiz karnımdaydı. Merdivenleri bitirdiğimde Sıla'nın televizyon izlediğini, Ahmet'in de telefonuna baktığını gördüm.
"Selam." diyerek Sıla'nın yanlarına oturdum. Ahmet içtiği sigarayı, beni görür görmez söndürmüştü. Bu halini görünce gülümsedim. O da ona gülümsediğimi fark etti, gözünü kırparken son dumanı da dışarı doğru üfleyip içeride kalan duman eliyle dağıttı.
"Günaydın." dedi Sıla gülümseyerek. Yerime iyice yerleştikten sonra, "Günaydın." dedim. Ahmet, "İyi uyudun mu güzelim?" dediğinde gülümsedim. "Uyudum, uyudum. Ama uyurken sanırım maraton koştum. Kurt gibi açım şu an." dediğimde Sıla güldü. "Yemek yiyip yatmamış mıydın?" dediğinde gülümsedim. "Vallahi ben iki kişilik yaşıyorum bu hayatı." dediğimde Ahmet güldü.
"Hadi o zaman dışarı çıkalım, öğle yemeği yeriz. Hem biraz gezmiş oluruz." dediğinde başımı salladım. Üzerimi değiştirmek zor gelince, üzerimdekilerle dışarı çıktım.
Beraber bir sahil kenarındaki restauranta girdiğimizde ne yiyeceğime karar veremeyip salata söyledim. Canım çekmişti. Sıla da diyette olduğu için, sanki çok kilosu varmış gibi, o da salata söyledi. Ahmet, bizi şaşırtmayıp öğle yemeğinde bile et yemişti.
"Buradan çıkınca bebeğin odası için alışverişe mi gitsek, alacak birkaç şey daha var. Genel mobilyayı kuralım." dediğimde Ahmet başıyla onayladı.
------
Bebeğimizin odası gelmişti. Beyaz dolap, ahşap kulplarıyla çok tatlı duruyordu. Beşiği de park beşik işlevli ahşap bir beşikti. Bir tane şifonyer vardı. O da beyazdı ve kulpları ahşaptı, ahşap yuvarlaklar çok sevimliydi.
Bugün duvarlar boyanacaktı. Ahmet'e ne kadar birisini tutalım desem de dinletememiştim. İlk çocuk heyecanından mıdır nedir, daha çocuğun cinsiyeti belli olmadan oda boyamasına girişmişti.
Şu an Mert, Berkay, Yiğit ve Ahmet ellerinde fırça, üstlerinde tulum ve önlerindeki boyalarla bize bakıyordu.
"Evet şimdi beyler, biriniz boyayı ayarlasın, biz de yerlere şunları serelim." dedi Ahmet, Sıla ortamı çeken Yiğit'in arkasında, kapı pervazına yaslanmış odaya bakıyordu. "Odayı sağlam teslim alabilecek miyiz acaba?" dediğinde kuşkuyla ona baktım. Elim karnımı okşadığında, "İnşallah." diye mırıldandım.
Ahmet'ler boyaya başladığında odadaki kokudan rahatsız olduğum için Sıla, ben, Elvin ve Tuğçe bahçeye çıktık. Biz kahve içerken içeriden bağırışlar geliyordu.
"Mert, o boyayı kafana geçiririm!" Ahmet arkadan Mert önden bahçeye çıktıklarında Ahmet'in yanağında kocaman bir fırça darbesi vardı.
Sıla gülmek için kahveyi zorla yuttuğunda ben kahkahayı basmıştım. Yiğit onları kayda almak için arkalarından koşarken Mert, "Yengeeee! Ferideee! Kurtarın beni!" diye bağırarak benim arkama geçtiğinde Ahmet tam karşımda kalmıştı. "Aşkım dur!" dedim gülmelerim arasında. "Feride çekil." dedi net bir sesle sinirlendiği gözlerinden belliydi.
"Çekilemem, tutuyor beni. Hadi gel biz seninle odaya çıkalım, son halini merak ettim." dedim eline uzanırken, bana baktığında yumuşayan gözleri Mert'e bakarken katile dönüşüyordu. Elinden tutup içeri girdiğimizde gülümseyerek koluna sarıldım. Diğer eli karnımda gezdiğinde Yiğit bu anı da çekmişti. "Bu günleri de gördük ya. Çok şükür." dediğinde ikimiz de gülmüştük.
Odaya girdiğimde Berkay bir duvarı sakin sakin boyuyordu. Dilinde bir şarkı tutturmuştu. Olanlarla alakası yoktu.
"Bir kar tanesi ol, kon dilimin ucuna.
Bir kar tanesi, eriyor ağzımda."
O şarkıya devam ederken bizi fark etti, gülümsedi ve işine geri döndü. Ahmet ona baktıktan sonra bana döndü. "Mert'e söyle bize lahmacun söylesin, acıkmaya başladım ben." dedi. Başımı salladım ve boyanmamış yanağına bir öpücük bıraktım. Sıla arkamızdan gelmiş az önce yaslandığı pervaza yaslanmıştı, bizim omzumuzun arasından Berkay'ı izliyordu.
Onu gördüğümde gülümsedim, o da karşılık verdiğinde göz kırpıp aşağı doğru yöneldim. Mert oturmuş telefona bakarken, "Mert!" diye seslendim. Bakışları beni bulduğunda, "Ahmet lahmacun söylemeni istedi." dedim.
Başıyla beni onayladığında bir bardak su doldurup içtim. Koku eve sinmişti ve bana ağır geliyordu. Kendimi bahçeye attım.
Aynı günün akşamı..
Lahmacunlar yenmiş, sonunda badana bitmişti. Mobilyalar kurulmuştu ve iş sadece bize kalmıştı. Kapılar ve camlar sürekli açık olduğu için koku bir nebze azalmıştı, ben de alışmıştım.
Sıla ve Tuğçe mobilyaların tozunu alırken, biz de Elvin'le duvara aldığım stickerları yapıştırıyorduk.
3. ayımıza çok az kalmıştı, cinsiyeti öğrenir öğrenmez bu oda renk renk kıyafetlerle dolacaktı.
Sallanan sandalyeye oturup odaya göz gezdirdim. Sütlü kahve tonunda olan duvarın önünde beşik vardı. Beşiğin üstündeki dönencedeki hayvanlar çok sevimliydi. Hemen beşiğin duvarında olan gece lambası bulut şeklindeydi ve çok tatlıydı, bunun isim yazılı olanı da olacaktı. Şu an henüz içi boş olan çerçeveler hemen karşımdaki duvarı süslüyordu. Alt açma standı ve şifonyer olarak kullanacağımız eşyanın üzerindeki raflara nelerin geleceğini hayal ettikçe içim kıpır kıpır oluyordu. Yerdeki beyaz halının üzerindeki kelebekler midemde canlanıyordu ve ben hissediyordum, kızım olacaktı.
Ahmet yanıma geldiğinde yeni duş aldığı için ondan önce kokusu geldi. Arkama geçip ellerini omuzlarıma koyduktan sonra odaya göz gezdirdi. Kahverengi tonlardaki avizeye de baktığında gülümsedi. Başını, başımın yanına getirdiğinde yanağımdan öptü.
"Beğendin mi?" diye sorduğunda gülümsedim. "Çok beğendim." dedim gülümserken. "Ellerinize sağlık." herkes odaya bakıyordu. Benim niye gözlerim dolmuştu peki?
"A-ah ağlıyor musun sen?" dedi Elvin yanıma gelirken.
"Ya ama ağlama." diyerek Sıla da hemen önüme geldi. "Benim hormonlarım horon tepiyor, ne demek ağlama?" dedim gözlerimi silip burnumu çekerken.
Ahmet'in gülümseyen sesi kulağıma ulaştı. "Dokunmayın karıma, sonra geceleri ağlıyor." dediğinde omzuna yavaşça vurup ona sarıldım.
"Benim canım erik çekti. Hadi aşağı inip yiyelim." dedim, Ahmet'i kolundan çekerken diğerlerinin arasından geçip merdivenlere yöneldim. Onlar da gülerek bizi takip ediyorlardı.
Eriklere ilan-ı aşk ederken de bana gülmüşlerdi. Komik olan neydi?