2 sene Sonra...
Sabah şiddetli bir mide bulantısıyla gözlerimi açtım. Hızlıca koşarak banyoya gittim.
Birkaç saniye sonra Ahmet de yanıma gelmişti. Kesildiğini anladığımda yerimden kalkıp elimi yüzümü yıkadım.
"İyi misin? Hastaneye gidelim mi?" diye sorduğu sorulara başımı iki yana sallayarak cevap verdim. Ben sanırım ne olduğunu biliyordum. İki gündür mide bulantılarıyla uyanıyordum.
"Ben sanırım ne olduğunu biliyorum. Sen bir içeri geç çağıracağım ben seni." dediğimde başını salladı.
"Tamam ama çabuk ol." dediğinde başımı salladım. Dolaptan geçen gün aldığım hamilelik testini çıkartıp derin bir nefes aldım.
Testi yaptıktan sonra beklemeye başladım. Yarın akşam Sıla'nın istemesi vardı. Eğer planladığım gibi gittiyse tüm aile bireyleri bir aradayken bu haberi verecektim.
Uzun zamandır Ahmet'le çocuk konusunu konuşup duruyorduk. Ben sınava girip üniversiteye başladığım için kararsız kalmıştık ve olursa olur diyerek daha fazla üzerine düşünmeyi bırakmıştık.
Bu ay bazı belirtiler olduğunu fark etmiştim ama cesaret edemiyordum test yapmaya. Bugün artık son noktaydı.
Bir iki dakika daha beklediğimde ikinci çizgi de belirginleşmeye başlamıştı. Gözlerim dolarken testi elime alıp yanlış mı görüyorum acaba diye baktım.
Ahmet kapıyı tıklatıyordu. Göz yaşlarıma engel olamadan kapının kilidini açtım. Kapıyı araladığımda kapıda Sıla ve ikisi meraklı bakışlarla dikiliyorlardı.
"Feride? Ne oldu? Niye ağlıyorsun? İyi misin? Ne yapıyorsun sen içeride bir sa-" Ahmet'in peş peşe sorularına cevap olarak elimdeki hamilelik testini kaldırdım.
Ahmet'in konuşması bıçakla kesilir gibi kesilmişti.
"Baba oluyorsun. Hamileyim!" dediğimde Sıla çığlık atarak elini ağzına götürmüş, hayret içinde bana bakıyordu.
Ahmet donmuş kalmıştı. Ben de içerde kaydını başlattığım kamerayı ona çevirdim. "Ahmet iyi misin? Tepki versene." dediğimde Sıla kolunu dürttü. "Abi? İyi misin?" dediğinde Ahmet tokat yemiş gibi kafasını iki yana salladı.
"Ba-baba oluyorum." dedi önce sakin bir sesle. Sonra ne dediğini fark etti. "Ben, baba oluyorum!" dediğinde başımı salladım. Hem gülüyordum hem ağlıyordum.
Ahmet beni kollarımdan çekip sarıldığında kamerayı Sıla'ya verdim. Ahmet beni kucağında döndürürken, kollarımı boynuna dolamıştım. "Dur, dur! Düşeceğiz!" dediğimde durup bana baktı.
Sıla hızla yanıma geldiğinde sıkıca sarıldık. "Allah'ım bu ne güzel bir haber. Hala oluyorum!" dediğinde güldüm. Ben de teyze olacağımı düğün günümden bir gün sonra öğrenmiştim. Sıla da buna benzer bir şey yaşamıştı.
"Ben hala olayın şokundayım." Ahmet'e döndüğümde önümde diz çöktüğünü fark ettim. Karnımın hemen önünde durup başını karnıma yasladığında göz yaşlarım benden izinsiz yine akmaya başlamıştı.
"Burada bizden bir parça mı var şimdi?" dediğinde burnumu çekerken, başımı salladım. Sıla da duygulanmıştı.
Karnımı öptüğünde, kolları belime dolanmıştı. Ben de diz çöküp onunla aynı hizaya geldiğimde sıkıca sarıldım.
"Ben, üzerine konuşmak istemediğini söylediğinde o kadar da istemediğini düşünmüştüm. Bir aydır belirtileri vardı, regl olmadım, midem bulanıyordu ve fazla duygusallaşmıştım. Kusmalarım da tekrarlayınca bugün senden cesaret bulup test yaptım. Muhtemelen 3 veya 4 haftalık." dediğimde Ahmet dünyanın en önemli şeyini anlatıyormuşum gibi beni dinliyordu.
"Neden daha önce söylemedin şüphelendiğini?" dediğinde "Emin olmak istedim." dedim.
Sıla, "Abim baba oluyor, şaka gibi." dediğinde yerden kalkmıştık. Sıla abisine sarıldığında ikisini izledim.
"İnşallah kız olur. Düğünü bir 10 ay sonra yapacağım, o da olsun düğünümde." dediğinde gülümsedim.
Elim karnıma gittiğinde içim sıcacık olmuştu. Sanki onun varlığını bilmek bana iyi gelmişti.
"Tamam, hemen bir kahvaltı yapalım. Sonra hastaneye gidelim. Ne kadarlıkmış, durum neymiş öğrenelim." Ahmet'in panik haline gülerken sarılıp öptüm.
"Tamam aşkım, yapacağız. Ama önce bir sakin ol. Üzerimizi değiştirelim." dediğimde Sıla başını sallayarak odasına geçti.
Ben kot pantolon üzerine beyaz sweat giyerken Ahmet de aynı kıyafetleri seçmişti.
Aşağı indiğimde Sıla hazırlamaya başlamıştı. Tam ona yardım edecekken Ahmet, "Siz oturuyorsunuz efendim. Ben yardım ederim." dediğinde ona baktım. Eyvah eyvah, yandık dokuz ay.
Hala ve baba adayları kahvaltı hazırlamıştı, yedikten sonra hastaneye doğru yola çıktık.
Ahmet'in aceleyle randevu aldığı doktorun muayenehanesine geldiğimizde içeri girdik. Durumu anlattıktan sonra kan aldı ve sonuç için yarım saat bekleteceğini söyledi.
Yakınlardaki bir kafede beklerken, ben çay içiyordum, Ahmet ve Sıla da kahve içiyordu.
"Heyecandan mideme ağrılar giriyor." dedim elim karnımda gezerken. "Benim de kalbim sıkışıyor. Umarım o testte bir yanlışlık yoktur." dedi.
Sıla, "Sakin olun. Çağırırlar birazdan." derken kahvesinden içti.
Doktor çağırdığında, kalkıp yanına geçtik.
"Şöyle buyurun lütfen." diyerek önündeki koltukları gösteren doktorun masasının önüne geçtik. Ben otururken, Ahmet arkama geçip dikildi. Sıla karşıma otururken heyecandan yutkundum.
"Kan tahlili sonucunuz çıktı Feride Hanım." dedi doktor gülümseyerek.
"Evet?" dedi Ahmet merak sesine yansımıştı. İki eli omuzlarımdaydı. Doktor elindeki zarfı bana uzattı.
"Buyurun sonucu görebilirsiniz." dediği de zarfı elime alıp başımı Ahmet'e çevirdim. İkimiz de sonucun negatif çıkmasından ölümüne korkuyorduk.
Ahmet gözleriyle beni onayladığında, zarfı açtım. İçindeki kağıdı çıkarttığımda göz gezdirdim. Sonucun yazdığı yere baktım.
Sonuç: Pozitif
Yazıyı okumamla gözlerim doldu. Ahmet'e bakışlarımı çevirdiğimde gözlerimiz buluştu. Elimdeki kağıdı aldığında hızlıca göz gezdirdi.
"Allah'ım sana şükürler olsun." diye mırıldanırken ayağa kalktım. Biz birbirimize sarılırken Sıla da gülümseyerek bize bakıyordu.
Ona sarıldığımda aynı şekilde karşılık verdi. Ahmet de ona sarıldığında, gülümseyerek ikisini izledim.
Doktor, "Buyurun ultrasonla da bakalım." dediğinde başımı salladım. Odanın yanına ayrılmış küçük yere geçtik. Sıla ve Ahmet yan yana dikilirken, ben uzanıp karnımı açtım.
Doktor oturup karnıma jel sürdü ve elindeki makineyi gezdirmeye başladı. Ahmet'e baktığımda pür dikkat ekrana baktığını gördüm. Sıla da ondan farksızdı. İkisinin bu hali gülümsememe sebep olurken, ben de gözlerimi ekrana diktim.
Doktor, "İşte burada." dediğinde bir keseyi gösteriyordu. "Henüz dört haftalık, şu an bir pirinç tanesi kadar. Gözle görmemiz çok zor ama bulunduğu kese burada. Rahminizin sağ kısmına tutunmuş. Rahim sıvınızda da bir sorun görümüyor, bebek için rahminizde siz de hazır görünüyorsunuz. Sadece kan tahlilinizin sonuçlarından anladığım kadarıyla vitamin eksikliğiniz ve biraz da kan değerlerinizde düşüklük var. Onlar için tedavi başlayacağız. Ben şöyle ilk fotoğrafını vereyim size, karnınızı silebilirsiniz."
Doktorun anlattıklarını dinledikten sonra göbeğimi sildim ve yerimden kalktım. Sıla da ben de otuz iki diş sırıtıyorduk. Doktor gerekli vitaminleri ve belgeleri imzalayıp bize uzattığında Ahmet, "Bu vitamin eksikliğinin Feride'ye ya da bebeğe bir eksisi olur mu?" diye sorduğunda bakışlarımız Ahmet'ten doktora döndü.
"Önce ilaçları kullanması gerekiyor. Hamileliğin ilerleyen zamanlarında bunu daha iyi değerlendirebiliriz. Dediğim gibi, şu an ikisi için de bir sorun teşkil etmiyor, biz önlem alıyoruz aslında. Sadece ilk 3-4 ay çok önemli, beslenmenize dikkat edin, hamilelerin yapabileceği pilates gibi sporlar yapın, bol bol dinlenin ve taze meyve sebze tüketimini arttırın. Su tüketimine de dikkat edin. Ağır kaldırmayın ve kendinizi çok yormayın. Bir sonraki ay tekrar görüşmek üzere." doktor her şeyi en ince detayına göre açıkladığında Ahmet rahatlamış gözüküyordu.
Çıkıp arabaya bindiğimizde Sıla'yla ikimiz ultrason fotoğrafına bakıyorduk. Ahmet arabayı çalıştırmadan önce ikimize bakıp gülümsedi ve arabayı çalıştırdı.
----------
Sonunda tüm hazırlıklar bitmişti. Sıla'nın istemesi için her şey hazırdı. Bahçeyi hazırlamıştık ve Sıla da ben de hazırdık. Sıla beyaz, belden oturtmalı,saten bir elbise giymişti. Göğüs dekoltesi yoktu ama sırtı biraz açıktı,kolları omuz kısımları balon kol gibi yukarıdaydı, dirseklerinden biraz aşağıya kadar salaş gelen kolu,lastikle bol bir görüntü oluşturulmuştu, saçlarını ensesinden dağınık bir topuz yapıp iki yandan perçemleri bırakmıştı.Topuzuna ufak bir süs koymuştuk. Makyajını kendisi yapmıştı, çok da güzel yapmıştı. Ayakkabısı bej rengine dönüktü.
Ben mavi bir elbise giymiştim. Kumaşı satendi. Belden oturtmalıydı ve ip askılıydı. Dizimin biraz altına kadar geliyordu. Saçlarımı salıp, kalın maşa yapmıştım. Elbiseme uygun makyajım bittiğinde ayaklarıma da çok yüksek olmayan siyah topuklu ayakkabılarımı geçirmiştim.
Ahmet de bana uygun olarak lacivert takım elbise giymişti. Sabahtan beri çok gergindi. Anne babası, anne babam gelmişlerdi. Ev çok kalabalıktı ve üstelik daha kimse benim hamile olduğumu bilmiyordu. Akşam yemekte söylemeyi planlamıştık.
"Ahmet, deli dana gibi dolanma, başım döndü." dediğimde aniden durup sandalyeyi çekip oturdu. Şimdi de ayaklarını sallıyordu. Derin bir nefes verip, "Of! Ahmet seni istemeye gelmiyorlar, Sıla'yı isteyecekler. Sen Sıla'dan daha heyecanlısın." dediğimde bir şey demeden oflayarak yanımdan kalktı ve bahçeye çıktı. İkramlıkları kontrol ediyordum.
Ahmet'in hamile olduğumu öğrenince eve getirdiği yardımcı abla halimize gülmüştü. Ben de ona eşlik ettim.
Ahmet, yanımda sigara içemiyordu. O yüzden nikotin alamadığı için gergin oluyordu. Bahçede hazırlıkların arasında gezinirken telefonunu çıkardı, kulağına götürdüğünde onayladı ve içeri geldi.
"Mert'ler gelmiş." dedi ve kapıya ilerledi. Elimdeki son hediyelik eşyayı da tepsiye yerleştirdikten sonra ben de peşinden gittim.
Ahmet kapıyı açmıştı. "Ooo, gelin abisi!" Mert elinde birkaç poşet ve hazırlanmış bir şekilde içeri girdi. Ahmet'le uğraşmaya başlamıştı bile. Gülerek onları karşıladım.
"Sus lan! Hoş geldiniz, geçin." herkesle selamlaştık. Elvin de süslenmişti. Bu yaz onların da istemesi vardı. Şimdiden hazırlıklar başlamıştı. Bu yaz toplamda iki düğün birden yapılacaktı.
Mert Ahmet'le uğraşırken, merdivenlerden Sıla indi.
"Ay abi, geldiler zannettim." dedi bir eli rahatlamış bir edayla göğsüne gittiğinde. "He abiciğim, geldiler, hatta kapıyı da ben açtım." dediğinde gülmeden edemedim.
"Oha Sılalom, bu ne güzellik." dedi Elvin Sıla'ya sarılırken. Sıla o tatlı yüz ifadesine takınırken, "Cidden olmuş mu?" dedi. Çocuk gibi heyecanlıydı. Mert, bir kolunu Ahmet'in omzuna dayadığında, "Vay be! Bıldırcın büyüdü de yuvadan uçuyor." dedi. Ahmet derin bir nefes alırken, zorla yutkundu. Dün gece de hiç uyumamıştı.
"Of, tamam hadi neyse, gelirler birazdan geçelim." dediğinde ben Ahmet'in koluna girdim. Onun için çok zordu, Sıla onun için çok başkaydı ve çaktırmamaya çalışsa da bugün ona geçmek bilmiyordu.
Bir saatin sonunda her şey hazırdı. Klip çekimleri eşliğinde kapı açılmıştı. Damat ve ailesi eve giriş yapmıştı.
Bahçede herkes yerini almıştı. Sıla kahveleri yaparken, Elvin, ben ve ekipten diğer kızlar Sıla'ya yardımcı olurken, Sıla en son damadın kahvesini yapmış, içine tuz atmıştı.
Kahveyi ikram ettiğinde hepimiz durup Berkay'ı izledik. Yüzü buruşur gibi olmuştu. Tam o dakika Ahmet'le göz göze gelmişlerdi ve yüzünü buruşturmadan kahveyi yutmuştu. Bu hali daha da komikti.
O sırada babası konuya girdi. "Efendim, sebebi ziyaretimiz belli, kızınız Sıla'yı oğlumuz Berkay'a istiyoruz." demişti. Sıla'nın babası boğazını temizledi. Ahmet'e baktığında Ahmet gözlerini yere indirip, elini elime kenetledi. Destek olmak için diğer elimi de omzunda gezdirdim.
Babası bu sefer Sıla'ya baktığında Sıla abisine bakıyordu. Gözleri mi dolmuştu onun?
Babası derin bir nefes aldı ve "Gençler birbirlerini görmüşler beğenmişler. Bize de destek olmak düşer. Ben göz nurumu size emanet ediyorum. Emanetime iyi bakın." dediğinde ağlamamak için elimdeki Ahmet'in eline kenetledim. Ahmet gözlerini sımsıkı yummuştu. Herkes birbirini tebrik ederken Sıla anne-babasına sarıldı. Sıra Ahmet'e geldiğinde Ahmet Sıla'yı kendine çekip sıkı sıkı sardı. Sanki hiç vermek istemiyordu.
Herkes onlara merhamet dolu bakışlar atarken ben ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum.
Ayrıldıklarında Ahmet ellerini tuttu ve ıslanan gözlerini kırpıştırdı. Şu an ne kadar tatlı olduğundan haberi var mıydı acaba?
"Hep mutlu ol güzel kızım. Abin hep bir adım arkanda, unutma. " dediğinde içimden bir şeyler kopup boğazımdaki yumruyu zorlamaya başlamıştı.
Sıla başını sallarken, gülümsedi. Abisinden ayrıldığında sıra bana gelmişti. Kollarımı açıp onu sarmaladığımda o da bana sarıldı. Ayrılıp diğer tarafından sarıldım. "Hep mutlu ol, yüzün hep gülsün güzel kızım. Arkanda hep bir abin olduğu gibi, hep bir yengen de var." dediğimde ikimiz de gülümsedik.
Benden sonra Mert'e geçmişti. Mert de ayrıldıklarında, "Abin gibi ben de hep bir adım arkanda, istediğin an yanındayım. Sen benim için hala bıldırcınsın." dediğinde gülümsedik. Buruk bir gülümsemeydi bu. Sonunda herkes bir rahat nefes aldığında dans şarkısı çaldı. Berkay ve Sıla dans ettikten sonra misafirler de dans etmişti. Daha sonrasında Tuğçe bir şey ayarlamıştı.
Ferhat Göçer'den Kızım çalmaya başladığında Ahmet Sıla'yı dansa kaldırmıştı.
(şarkıyı açın)
Evlendiğin adam seni benim gibi korur mu?
Sen böyle mutluyken içimdeki hüzün sorun mu?
Başın sıkışırsa bana söz ver lütfen olur mu?
Sen çağır baban hazır..
Ahmet, Sıla'ya tam bir abilik yapsa da, yıllardır İstanbul'da aynı zamanda babalık da yapmıştı. Şarkı son nokta olmuştu. Şu an ağlamayan sayılı kişi vardı. Herkes hem onları izliyor, hem de ağlıyordu.
İkisi şarkının sonunda sarıldıklarında elim karnıma gitmişti. Umarım kız olurdu. Böyle bir babaya sahip olduğu için çok şanslı olurdu.
Sonunda herkes toparlandığında ağlama faslı bitti ve eğlenme faslı başladı.
En sonunda aileler kaldığında ve yemek sofrasında toplandığımızda sıra benim bombayı patlatmama gelmişti.
Herkes önünde yemekler varken tripodu getirdim ve "Hadi herkes buraya baksın!" dedim ve kamerayı ayarladım. Kayda girdikten sonra, hızlıca yanlarına geçtim ve herkes poz verirken bir anda, "Ben hamileyim!" diye bağırdım.
Herkesten şaşkınlık nidaları yükselirken ben onlar izliyordum. Ablam kucağında oğluyla beraber, bana bakakalırken,annem ağlıyordu. Babam şok içinde kalmışken, Ahmet'in anne babası da şaşkınlıkla çevreyi izliyordu. Mert bile tepki verememişti. Diğer ekip arkadaşlarımızdan da bazıları şok olurken, Ahmet, Sıla ve ben gülerek onları izliyorduk.
Sırasıyla herkesle sarıldıktan sonra gelen soruları cevaplamaya başladım.
"Ne zaman öğrendiniz?"
"Dün."
"Ne kadarlıkmış?"
"Dört haftalık."
"Sen anlamadın mı?"
"Anlamıştım da dün emin olduk."
"Oha ben amca mı oluyorum lan şimdi!"
"Evet!"
Mert yerinden kalkıp, zıplaya zıplaya Ahmet'in sırtına atladığında gülmeye başladık.
"Lan amca oluyorum amca!" diye bağırdığında Ahmet elinden zor kurtulup, "He inanır mısın ben de baba oluyorum!" demişti.
Daha sonra heyecan üzerine heyecan eklenerek, yemeğe geçmiştik.