Sabah gözümü açtığımda üzerimde bir ağırlık vardı. Yorgunluktan her yerim ağrıyordu. Birkaç saniye kafamın yerine gelmesini bekledim. Halı izleme seansından sonra gözlerimi ovuşturdum. Elimdeki yüzüğü hissedince gülmseyerek yüzüğe baktım. Aklıma dün gelince aptal aptal sırıtmaya başlamıştım.
O sırada kapı tıklatıldı ve ablam kafasını uzattı.
"Günaydın." dedi gülümseyerek. Dün o da yanımızdaydı ve bizim eğlencemiz sabah 4'te bittiği için o da geç uyanmıştı.
"Günaydın abla." dedim çatallı sesimle.
"Hadi kalk artık, toparlan Sıloş geldi az önce kahvaltıya gidecekmişiz." dediğinde başımı salladım ve telefonu elime aldım. Zibilyon tane mesaj, arama vardı. Annem aramıştı. Onu geri ararken ayağa kalktım ve ne giyeceğime bakmaya başladım. O sırada annem telefonu açtı.
"Ferişim!" dedi neşeli bir sesle.
"Annişim!" diye karşılık verdim gülümseyerek.
"Oy benim küçük kuzum büyümüş mü?" dedi hadi bakalım, sesi duygusal çıkıyordu.
"Ya anne." dedim ben de durgunlaşırken.
"Ablanla konuştuk, dün evlenme teklifi almışsın. Storyni de gördüm." dediğinde ağlamamak için kendini sıktığını fark ettim.
"Ya anne sen değil miydin evlen evlen diyen, evleniyorum işte daha ne istiyorsun?" dedim ben de kendimi ağlamamak için sıkarken.
"Ah, yavrum. Demesi kolay. Baban dün akşamdan beri duvarları izliyor adam. Sizi İstanbul'a yollamak daha kolaydı bize." dediğinde burukça gülümsedim.
"Babam ne dedi?" diye sordum, asıl onun fikri önemliydi.
"Dünden beri 'Ne ara büyüdü bunlar böyle?' diye diye dolanıyor başımda. Ama Ahmet'e de Emre'ye güvendiği kadar güveniyor. Karşı falan değil yani. Sadece büyümenizi kabullenemiyor." dediğinde rahat bir nefes verdim.
"İyi bari. Rahatladım." dedim gülerek.
"Kız yüzük ne güzelmiş öyle. Zevkli çocukmuş damadım vesselam." dedi keyifli bir sesle.
Gülümsememe engel olamadan tekrar elimdeki yüzüğe baktım. "Evet, ben de çok beğendim. Özel tasarlatmış zaten." dediğimde annem keyifli keyifli güldü.
Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattık, çoğu mesajda AhFer'ciler çıldırmıştı. Tebrik mesajları ile dolup taşmıştı DM kutum.
Salona geçtiğimde eniştem elinde kahveyle ayılmayı bekliyordu. Sabaha karşı eve geldiğimiz için onları göndermemiştim burada kalmışlardı.
"Günaydın enişte."
"Günaydın taze gelin olan baldız." dedi o da gülerken. Başımı sallayarak güldüm ve banyoya geçtim. Klasik işlerimi hallettikten sonra, tekrar giyinme odama döndüm. Ne giyeceğime bakarken telefonuma mesaj geldi.
Elime alıp baktığımda Ahmet fotoğraf atmıştı. Açtım, üzerinde beyaz bir sweat altında bej bir bol kot pantolon vardı.
-'Hadi hemen hazırlan, bana uygun giyin sevgilim.' yazıp sonuna öpücük emojisi koymuştu.
Gülümsedim ve cevap yazıp dolaba baktım. Beyaz uzun kollu dar bir badi, üzerine crop tarzı ama delikli beyaz bir parça buldum. Altına da bej kot pantolonumu giydim. Aynı olmuştuk ama yakışmıştı. Ahmet çift kombini yapmayı çok seviyordu ve bu benim de işime geliyordu. Makyaj masama geçip hafif tonlarda bir makyaj yaparken yayın açtım. Bir anda izlenme sayısı hızla arttı.
"Merhaba arkadaşlar!" dedim gülümserken. Chatte konuşulan tek şey evlenme teklifiydi. Arada yakaladığım sorulara cevap veriyordum.
"Evet, evlenme teklifi videosu gelecek." dedim yüzüme yaptığım kontörü dağıtırken.
"Benim tepkimi zaten göreceksiniz. Ama çok güzeldi ya." dedim gülümserken.
"Yüzüğüm mü, göstereyim." elimdeki fırçayı diğer elime alıp yüzüğü ekrana yaklaştırdım.
Kızlar coşuyordu. "Ya bir sakin olun, mesajlar çok hızlı gidiyor göremiyorum." dedim gülerek.
"Şimdi nereye gidiyoruz, şimdi kahvaltıya gideceğiz, oraya hazırlanıyorum." dedim rimel sürerken.
"Bugünü de vloglayabiliriz, Ahmet mi geldi?" dedim ve hediye atan kişinin profiline tıkladım, evet Ahmet'ti.
O esnada kapı çaldı, ablam kapıyı açtığında Ahmet'in sesini duydum. Odaya girdiğinde gülümseyerek ona bakıyordu.
"Ahmet gerçekten geldi arkadaşlar." dedim kameraya dönüp.
"Selam gençler." dedi ve bana baktı. " Günaydın sevgilim." dediğinde "Günaydın." diyerek karşılık verdim.
"Siz de mi geç uyandınız?" dedim.
"Sıla zorla kaldırdı. Neymiş bugün de kutlayacakmışız, düğüne kadar her gün kutlamazsa ben de bir şey bilmiyorum, sanki benden ayrı evde yaşayacak neyin kafası anlamadım." dediğinde gülerek yayına baktım.
"Görümceme laf yok. Haklı." dedim.
"Aman zaten sakın birbirinizin haksız olduğunu düşünmeyin." dediğinde güldüm.
"Bal gibi görümcem var. Tabi düşünmem." dedim ve rujumu da sürdüğümde makyajım bitmişti.
"Evet arkadaşlar, hazırım." dedim ve chate döndüm.
"Kalp istiyorlar. Kalp yap." dedim ve beraber kalp yapıp poz verdik. Birkaç dakika sonra yayını kapattık ve evden çıktık.
Sıla'nın ayarladığı mekana doğru yola çıktık.
----------
Sıla boğazda güzel bir mekan ayarlamıştı. Biz gittiğimiz gibi sofra kurulmaya başladı. İki gündür doymuştuk boğaza.
Kahvaltıya başladığımızda aklıma şu yalı meselesi geldi.
"Ahmet, dün sen bana yalıyı satın mı aldım dedin? Ben hayal mi gördüm?" dedim kaşlarımı çatarak. Tam karşımda gülerek zeytin yiyen Ahmet'e bakarken.
"Hayır hayal görmedin." dedi gülerek.
"Sorması ayıp, gömü falan buldun da benim mi haberim yok? O yalı ne kadardır?" dedim aynı ifadeyle.
"Gömü bulmadık, miras kaldı." dedi Sıla da gülerek.
"Dedem miras bıraktı. Baya yüklü bir miktarda. Ben de çocukluktan beri hayalim olan bir şeyi gerçekleştirdim. Sen o yalının bir kısmını gördün sadece. O yalıda bahçe, havuz falan da var. Biz evlendiğimizde orada yaşayacağız, ama öncesinde biraz tadilat gerekiyor. Hem bir odasını stüdyo tarzı bir şey yapmak istiyorum. Sağlamlaştırılacak ayrıca. Bir de denize sıfır olduğu için deprem, sel gibi doğal afetlere karşı önlem alacağız." dediğinde hepimiz şokla Ahmet'i dinliyorduk.
"Sorması yine ayıp da, iki kişi koskoca yalıda ne yapacağız Ahmet? O evin işi biter mi?" derken karalar bağlamama ramak kalmıştı.
"Sen merak etme, orası bende." dedi rahatlatıcı bir tonda.
"Kızım beyaz saray gibi eve gelin gidiyorsun yat kalk dua et. Utanmasa ağlayacak." dedi Mert.
Ablam ona katıldığını belli ederken diğerleri de gülerek hak vermişlerdi.
"Ya benim için önemli değil böyle pahalı veya lüks olması. Ben şu anda oturduğumuz eve de gelin giderdim. Şaşırdım sadece ama madem çocukluk hayali ve gerçekleştiriyor, tabii ki arkasında dururum. Hiç bahsetmediği için şok oldum." dedim kendimi bir garip hissetmiştim nedense. Konuyu değiştirme ihtiyacı hissettim.
"Sıloş sen ne yapacaksın mirasla?" dedim Sıla'ya bakarak.
"Ben daha karar vermedim. Dokunmadım da, duruyor. Sizin düğün muhabbeti bitsin, bakacağım." dedi ve ekmeğine bal sürdü.
Kahvaltı sonrasında yalıyı görmek için oraya geçtik. Korku evi konsepti kalkınca evin içi açılmıştı.
İki katlıydı ve villa görünümlü bir yalıydı. Denize sıfır olan ev değil iskelesiydi. İskelesinin önünde de büyük bir bahçe vardı. Bahçede de havuz ve çevresinde oturacak kadar bir alan vardı. İçerisinde yanlış saymadıysam 6 oda, 2 mutfak, 3 banyo tuvalet, 4 balkon vardı. Balkonlardan ikisi birine kıyasla daha küçük, oda balkonlarındandı.
"Ahmet beni evlatlık olarak alır mısınız?" dedi Mert evi gezerken.
Hepimiz ona gülerken hakkımızda çıkabilecek dedikodu ve olayları düşünürken depresyona girecektim. Ev cidden çok güzeldi.
Ahmet pencereden denize bakan gözlerini çevirdi ve göz göze geldik, "Evin içini mantıklı bir şekilde döşeyebilmek için bir iç mimar da ayarlamayı düşünüyorum. Öncesinde bazı bakımları yapılacak evin. Biz evlenene kadar hazırlanmış olacak." dediğinde başımı salladım.
Çok hareketli bir rutin bekliyordu bizi ve şimdiden yorulmuştum. Ahmet de bir şeyler olduğunu anlamıştı. Diğerleri evin dört bir yanına dağılmışken yanıma geldi. "Bir şey mi oldu? Neden düşüncelisin?" dedi bir eliyle yüzüme gelen saçı çekerken.
"Bir şey olmadı da aklıma bir şey takıldı. Başbaşayken konuşalım mı?" dedim gözlerimi gözlerine sabitlerken.
"Olur güzelim, birazdan herkes dağılır zaten, olmadı akşam dışarı çıkarız olur mu?" dediğinde başımı salladım. İçi boş olan evi biraz daha gezdikten sonra Mert'i ofisten çağırdılar. Ablamlar da eve geçmeleri gerektiğini söyleyip gittiler. Sıla, ben ve Ahmet kalmıştık. Beraber bir kafeye gittik ve oturduktan sonra Sıla söze girdi. "Feride iyi misin? Fazla düşüncelisin ne oldu?" dedi o anaç tavrı ortaya çıkmıştı yine.
"Ben de anlamadım, ne oldu güzelim sana?" İkisi de anlamaz ama aşırı merhametli gözlerle bakıyorlardı.
Derin bir nefes aldım ve "Yalı çok güzel. Bu konuda aklınızda bir şey varsa olmasın, yalıya cidden bayıldım. Her kızın hayallerini süsleyen cinsten. Ama bir anda öğrendiğimden mi bilmiyorum, ama aklımda bir şey dönüp duruyor sosyal medyada bir anda zengin olup bir de böyle büyük, gösterişli evlerde yaşamaya başlayan, bir de bunu kocası sayesinde yapan kadınlara atılan linçi biliyoruz. Şu an kendimi o kadınlar gibi hissettim. Bir anda yalı, aşırı güzel evlenme teklifi, bir de mesela Mert dedi ya sabah,'Kızım beyaz saray gibi eve gelin gidiyorsun yat kalk dua et. Utanmasa ağlayacak.' diye. Ondan beri düşünüyorum, herkes böyle düşünecek." dedim sıkıntıyla cümlemi bitirdiğimde.
Sıla rahatlayarak arkasına yaslanmıştı. Ahmet'in de gözündeki merhamet, yüzüne gülümseme olarak yansımıştı. Masadaki elimi tutup öptü.
"Sen bunun için mi dertlendin yavrum?" dedi gülümserken.
"Bak, evet dışarıdan senin dediğin gibi duracak belki ama biz bu zamana kadar hiçbir şeyi saklamadık. Ve sen kendin ne kadar kendini, güzelliğini çekip atsan da hiçbir zaman malınla mülkünle övünmedin. Yani sen o sosyal medyadaki gibi her şeyi abartan o kadınlardan değilsin. Eminim ki yalıyı da abartmayacaksın. Ki görüyoruz ki elinde olsa söylemeyeceksin bile kimseye." dedi güldü ve derin bir nefes alıp devam etti.
"Araba aldığımda nasıl video çekip gösterip paylaştıysam, bununda öyle yapacağım. Evi neyle aldığımız belli. Kara para aklamadık sonuçta. Açıklamada da bunu belirtiriz. Yani kimse sana o gözle bakmaz. Bakamaz, oyarım o gözü." sonda ciddileşerek bitirdiğinde güldüm. Sıla da yaslandığı sandalyeden öne doğru geldi ve bana sıcacık baktı bu kızı çok seviyorum ya.
"Canım benim, dert ettiğin şeye bak. Siz nasipse evleneceksiniz. O ev abimin olduğu kadar senin de evin olacak. Kimseye nasıl, neden aldığınızı açıklamak zorunda değilsin. Keza şu an bizim ailede herkese belli bir miktar para düştü. Abim o evi aldıysa sadece mirasla değil, bu hayali için biriktirdiği parayı de üzerine koyarak aldı. Yani yine kimse size o gözle bakamaz.
Bize kalan mirası dedeme dedesinden kalmış. Dedem de o mirası yemek yerine üzerine eklemiş, yani nasıl anlatsam, dedemin dedesi derin devlet adamıymış, o miras basit bir arazi satışı değil.
Ve dediğim gibi siz evlendiğiniz gibi o mirasta senin de payın olacak. Sen bir anda öğrenince şaşırdın, ama şunu bil ki, asla çekinmene ve ya kendine layık görememe gibi bir duruna girmene gerek yok, buna bir kere biz izin vermeyiz. Sen benim gibi anne babamın kızı olacaksın." dediğinde hepimizi gülümsetti. İçime su serpilmişti. Ne anlatmak istediğimi anlamışlardı ve rahatlamıştı.
Yüzüme rahatlamış bir ifade yerleştiğinde Ahmet gülümsedi.
"İyi misin şimdi?" dediğinde başımı salladım.
"Böyle sevgilim ve böyle görümcem varken kötü olmamın imkanı yok." dedim.
Biraz daha orada oturduktan sonra kalkıp ofise geçtik ve orada da gelen tebrikleri alıp birkaç işimizi hallettik.
Akşam üzeri eve döndüğümüzde yorulmuştum. Ablamda olmadığı için evde yemek yedikten sonra dizi izlerken uyuyakalmıştım.
