Hayat aslında çok uzun değil, yavaş ve sakin ayrıca emin adımlarla yürünmesi gereken bir yol hayat.
Öyle ki attığın bir adımdan pişman olsan bile, o pişmanlığın üzerine basıp atlaman gereken, sınavlarla dolu, level level ilerleyen bir oyun gibi aslında.
Hani bazı teoriler var ya, dünyamızın bir simülasyon olduğuna dair, onun gibi.
Doğup ölene kadar tamamlamamız gereken bazı görevler var. Tamamlarsak, öldüğümüzde arkamızdan, "Görebileceği her şeyi gördü, öyle öldü." derler ve bizim yaşayamadıklarımıza üzülmez aksine biz her şeyi yaşadık diye sevinirler. Ama genç biri ölse, "Daha yaşayacak çok şeyi vardı, daha evlenmemişti bile." diye ağıt yakarlar.
Evlenmek. İşte hayatta yanına bir yardımcı oyuncu verildiği dönem. Aynı yolu beraber yürümen gereken takım arkadaşın. Aynı zorluklara iki farklı karakter nasıl tepki verecek diye denendiğiniz, bazen zorlanıp kavga gürültüye karıştığınız; bazense el ele verip her zorluğu aştığınız bir level.
Kiminin takım arkadaşı çok iyi çıkarken, kimininki ise tam tersi olur. İşte bu yüzden bu levelde en iyi stratejini kullanıp en iyi adayı seçmen gerekiyor.
Bundan sonraki bölümleri geçerken, elini bırakan değil, elini tutup destek olanı seçmek sana kalmış.
İşte aylardır bunun muhasebesini yapıyordum içimde. Ben şu anda bu levellere göre çoktan evlilik leveline geldim kaçırıyorum bile.
O yüzden stratejimi iyi kullanmam lazımdı. Feride'yle bir yola çıktığımızdan beri ara ara bir sürü sorun yaşamıştık ama bunlar hiç ikimizi de illallah ettirecek türden değildi. Genel olarak o bahsettiğim elimi tutan kişilerden biri olmuştu Feride.
Ayrıca onu herkesten ayıran bir şey vardı. Mesela evet, Sıla'yı da çok seviyorum. Onun için de dünyayı yakarım. Ama Feride için dünyayı yakarken ki hissim ile, Sıla için dünyayı yakarken ki hissim birbirinden çok farklı.
Ben Feride'nin yanında çok mutluyum, huzurluyum ve rahatım. Şimdi diyebilirsiniz; iyi de Ahmet, insan herkesin yanında böyle olabilir. Mesela Sıla'nın yanında da iyisin, mutlusun, huzurlusun ve rahatsın.
Evet öyleyim, ama işte konu Feride olunca bunun bir nedeni yok. Sıla, kardeşim. Onunlayken böyle olmazsam bir sıkıntı vardır zaten.
Ama Feride'yi arkadaş katagorisine koyamadım, o hep diğerlerinden farklıydı.
Zaman geçti, birçok şey yaşadık ama o hep farklıydı.
Bakışı, gülüşü, konuşması, desteği, saflığı ve temizliği ya da anlamlandıramadığım farklı bir şey onu hep ayırıyordu.
Ben, arkadaşlarımla uğraşmayı çok severim. Feride'yle de hep uğraşırım. Ama özellikle ona yapmayı istememin bir sebebi olmalıyken, sorsanız bende o sebep yok mesela. Sinir etmeyi seviyorum. Onunlayken çok eğleniyorum. Ölüme gitse gözümü kırpmadan giderim.
İşte ben aylardır bu cümleleri, bu düşünceleri bir bir yerine koymakla uğraşıyordum ve artık eminim.
Hayatın bundan sonraki levellerinde elimi tutacağından yüzde yüz emin olduğum biri var.
Feride...
Günlerdir aklımda bir plan vardı. Artık zamanı gelmişti, evlenme teklifi edecektim.
Aklımda bir plan vardı ama bana yardımcı olması için bizimkilere bundan bahsetmeliydim.
O yüzden Mert'i arayıp bize çağırdım. Sıla'ya da onlarla bir şey konuşacağımı söyledim ve Mert'i beklemeye başladık. Ben odamda uzanırken kapı çaldı.
Sıla kalkıp kapıyı açtığında kapıda ikisinin sesini duydum. Telefonu kapatıp girişe doğru ilerledim.
"Hoş geldin kardeşim." ellerimizi birbirine vurup kafalarımızı tokuşturduk. Üstündeki ceketi sıyırıp askıya astı.
"Hoş bulduk kardeşim, hayırdır?" dedi başını sallayarak.
Konuşacağımı söyledim ama ne hakkında olduğunu söylemedim. Aklımda bir plan vardı bu da onun bir parçasıydı.
"Geçelim salona anlatacağım." dedim ve Sıla'ya geçmesi için işaret yaptım. Odamdan kameramı ve tripodumu alıp salona geldim. O sırada Sıla da hepimize hazır kahve getirmişti. Kamerayı kurup ayarladım ve artık içimdeki heyecanı bastırmadan koltuğa oturdum. Sıla tam karşımda tekli koltukta, Mert hemen yan kısımda oturuyordu.
Dirseklerimi dizlerime dayadım ve ellerimi birbirine kenetleyip ovuşturdum. İçimdeki heyecan yüzüme bir gülümseme olarak yansırken Mert ve Sıla bana anlamaz bir bakış ve meraklı bir gülüşle bakıyorlardı.
"Ne oluyor oğlum? Çatlatmasana insanı!" dedi Mert en sonunda dayanamayarak. Sıla da, "Aynen abi hadi, dokuz doğurtursun insanı!" dediğinde derin bir nefes aldım, "Ben.." dedim ikisi de başlarını hafif eğmiş gözlerinin üstünden bana bakıyordu.
"Sen, sen ne, hamile misin?" dedi Mert ona gülerek geriye doğru yaslandım.
"Hayır oğlum." dediğimde ikisi de gülmelerini durdurdular.
"Ben, Feride'ye evlenme teklifi etmeye karar verdim!" dedim bir çırpıda.
İkisi de önce şaşırdı, Sıla elini ağzına götürüp gülümserken Mert o bilindik şaşkın ifadesini takındı.
Ağzı bir karış açılırken ortalama yarım saniye sonra ikisi de çığlık atarak ayağa kalktılar.
"Oha! Ne! Ne zaman?!" Sıla peşpeşe soruları sıralarken, ben ağzımı açamadan Mert atıldı.
"Oğlum, şaka mı lan? Kamerayı niye kurdun?!" dediğinde kaneraya döndüm.
"Hepinize merhaba arkadaşlar, kanalıma hoş geldiniz ben Ahmet Can Dündar, bu da kardeşim Sılalom ayrıca yanımızda Mert Eren Bülbül var. Bugün sizlerle beraber evlenme teklifi planı yapıp beni dünya evine sokuyoruz!" dedim ve gülerek ben de ayağa kalktım.
"Abi, ayyy inanamıyorum!" Sıla yerinde hafif zıplayarak yanıma geldi ve boynuma sarıldı.
Mert kameraya dönüp, "İnanamadığı şey abisinin evlenmesi değil, sıranın sonunda ona gelebilmesi arkadaşlar yanlış anlaşılma olmasın, Berkay bilgine koçum." dedi ve Sıla gülerek kameraya döndüğünde biz de tekrar sarıldık.
Herkes yerine oturduğunda, "Eee aklında var mı bir şey? Nasıl bir şey yapacaksın?" diye sordu Mert ve kahvesinden içti.
"Aklımda bir şeyler var tabi ama bunları kameraya anlatmayacağım tabii ki." dedim ve kalkıp kamerayı kapattım.
Bizimkilere sırtım dönükken anlatmaya başladım, bir yandan da tripodu söküyordum.
"Bir plan yaptım. Öyle klasik bir şey olmayacak..."
---------
"Hepinize merhaba arkadaşlar, kanalıma hoş geldiniz. Ben Ahmet Can Dündar, bugün yanımda Feride, Mert, Sılalom ve Berkay var. Nasılsınız arkadaşlar?"
Hepsiyle tek tek selamlaştıktan sonra tekrar kameraya döndüm.
"Bugün sizlerle birlikte ne yapıyoruz? Bugün, İstanbul'a yeni açılmış olan bir korku evine geldik. Bunun bir farkı, bu korku evi bir yalıda arkadaşlar. Boğazdayız şu an." dedim kameraya çevreyi işaret ederken. Kamera çevreyi çekti. Saat akşam 5 gibi olduğu için hava kararmaya başlamıştı.
"Ne düşünüyorsunuz Feride Hanım?" diyerek günün aslında anlam ve önemi olan ama henüz bunun farkında olmayan sevgilime döndüm.
Üşümüştü ve kabanın iki yakasını kaldırıp burnuna kadar kapatmıştı. Şu an boğazda olduğumuz için ve sonbahara yaklaştığımız için ayrıca boğazın yanında olduğumuz için hava çok soğuktu.
"Donuyorum! İçeri girelim, korkmak üşümekten iyidir!" dediğinde hepimiz gülerek ona katıldık.
"Feride haklı, hepimiz kardan adama dönüşmeden içeri geçelim." dedim ve işte başlamıştık.
İçeri girdiğimizde kapkaranlık bir ortam bizi karşılamıştı. Duvarlarda el izleri, kan izleri vesaire vardı.
O bilindik korkunç ses konuşmaya başladı. "Hoş geldiniz ölümlüler!" dedi hırıltılı bir sesle. "Böyle kibar hortlak da ilk defa gördüm!" dedi Feride çevresinde bir tur dönerken.
Ona güldüm ve cevap verdim. "Hoş bulduk Hortlak Bey!"
" Üzerinizdeki kabanları çıkartın ve kapının yanına bırakın. Telefonlarınız sizde kalsın çünkü fener olarak onları kullanacaksınız!" dediğinde hepimiz söylene söylene dediğini yaptık.
"Şimdi odadaki renk renk olan el izlerini sayın ve şifreyi çözün!" dediğinde herkes duvarlara bakmaya başladı.
"Kırmızı, mavi, yeşil ve sarı var. Mert sen kırmızıları say, Feride sen mavileri, Sıla sen yeşilleri Berkay sen de sarıları say, ben de söylediğiniz sayıları gireyim." dedim ve yerdeki tünelin kapısına geçtim.
"Ahmet kırmızıdan 5 tane var." dedi Mert, "Mavilerden de 3 tane." dedi Feride. "Abi 7 tane yeşil var." dedi Sıla ve en son Berkay, "Sarılardan da 6 tane var." dedi.
"Hortlak bey, doğru mu acaba?" diye seslendim. "Doğru sıralaması 7-6-5-3." dediğinde ben şifreyi girmeye başladım.
"Ne kibar adam bak sıralamayı da söylüyor." dedi Feride bu sefer baba doğru eğilmiş flash tutuyordu. Yine ona güldüğümde o da güldü.
En sonunda tünel açıldığında o bilindik ses yine duyuldu. "Sakın arkada kalan sen olma!" hemen tünele atladım ve hızlıca karşıya geçtim.
Feride arkamdan geliyordu. Tek tek diğer odaya geçtiğimizde kapı kapandı.
"Bu odada saklı yerlerde toplar var, onları bulup o örtünün altındaki labirenti yapmanız lazım. Eğer zamanında yapamazsanız aranızdan birini kaybedersiniz!"
"Topları nereden bulacağız abi ya!" Sıla yalandan bir sitem ederken etrafıma bakındım.
Tekrar aynı ses duyuldu. "Tüh bak görüyor musun? Toplar diğer odada kalmış. Aranızdan biri geri dönüp odada kalan topları alması lazım. Siz seçin!" dediğinde Feride, "Ulan sizi de övmeye gelmiyor kibar olduğu kadar salak çıktı! Nasıl hortlaksın sen!" dediğinde, "Dur dur, kim gidecek?" dedim. Herkes birbirine bakıyordu. Gözüme Berkay'ı kestirdim.
"Damat, yürü topları bul gel." dediğimde Sıla ban ters ters bakmaya başladı. Feride ve Mert bize gülerken Berkay kaderine razı gelip tünelden geçti. Hortlağın yönlendirmeleriyle topları buldu aldı ve geldi. Labirenti çözen odadan çıkıyordu. Asıl şimdi başlıyorduk.
Hepimiz ayrı odalardaydık. Feride'ye benim ayarladığım bir elbiseyi giydirmişlerdi. Ben de altıma giydiğim kotu çıkartıp kumaş pantolon, tişörtü çıkartıp, gömleği ve ceketi giydim. Ellerimle zaten yapılı olan saçımı düzelttim ve ayakkabılarımı da değiştirdim. Hazırdım. Feride'nin sesi duyuluyordu.
"Ya bu elbise ne?!" diye söyleniyordu.
Kendimi toparlayıp, derin bir nefes aldım ve odadan çıktım. Son bir kısım kalmıştı. Feride de karşı koridordan geldiğinde her şey hazırdı.
"Şimdi bu son kapının açılması için çok güçlü bir duyguya ihtiyacınız var! Aşka! Ellerinizi birleştirin ve kapıya koyun!" dedi hortlak.
Feride anlamaz bakışlar atarken dediğini yaptık. Önümüzdeki koca kapı ittirilerek açıldı ve iskele tarzı bir verandaya çıktık. Burası hafiften süslenmişti.
"Oha! Ne oluyor Ahmet? Bunlar ne?" dedi Feride ve arkamızdan bizimkiler çıktı. Sıla da üzerini değiştirmişti erkekler ise üzerlerine sadece ceket giymişlerdi. Drone gösterisi başladığında kontrol odasındaki herkes aşağı indi. Hava çoktan kararmıştı ve köprünün ışıklarının yanına bir tek droneların ışıkları vardı.
Dronelar önce bir araya geldiler ve açılıp bir yüzük kutusu şeklini aldılar. Onu bir el tutuyormuş gibi gösterdiler. Ardından başka bir el kutuyu açtı. Işıkları sönük olan dronelar da ışıklarını açtı ve yüzük kutusunun tam karşısında başka bir el şekli oluştu.
Yüzüğü kutusundan çıkarttı ve tam parmağına takacakken el silüetleri bizi gösterdi. Feride şaşkınlıkla droneları izlerken ben yavaşça yere diz çöktüm.
Bakışları bana döndüğünde gözlerimi gözlerine sabitledim. Boğazımı hafif temizledim. Herkes nefesini tutmuş, merakla bizi izliyordu.
Feride mi? O çoktan ağlamaya yer arıyordu.
"Eğlenmek için buluştuğumuz ilk yerde, evlenmek için edilen bir teklife evet der misin? Benimle evlenir misin?" cümlem bittiğinde sonunda ağlamayı başarmıştı. Biz ilk Enes'in korku evi videosunda beraber video çekmiştik.
Gözlerini kurulayıp elini uzattı ve elimi tuttu. Kolumdan çekip beni ayağa kaldırdığında, şu an ona biraz yukarıdan bakıyordum. Heyecandan nefes nefese kalmıştım.
Çevreden çıt çıkmıyordu, ta ki Mert ellerini birbirine vurup, "Evet! Evet!" diye bağırana kadar. Feride ona bakıp, "Ya!" nefes verdi ve güldü.
"Bu da soru mu aptal, evet tabi ki!" dediğinde aynı anda konfetiler, havai fişekler ve meşale maytaplar patlamaya başladı. Herkes çığlık atıp, bağırırken biz sarılıyorduk. Ayrıldık ve yüzüğü parmağına taktım.
Özel tasarım bir yüzük yaptırmıştım.
Bir ara Sıla'yla ikisi konuşurken beştaş sevmediğini çok kaba geldiğini, daha çok oval kesim pırlantalardan hoşlandığını söylemişti. O yüzden oval kesim bir yüzük ve çevresine küçük küçük pırlantalar ekleterek bir yüzük tasarlatmıştım. Hayran hayran hem bana hem de yüzüğe bakarken dans etmemiz için, Geri Gelen Mektup şiirinin şarkı versiyonu çalmaya başladı.
Şarkının tınısı ve sözleri çok güzeldi. Bize yakışırdı. Yakışırdı çünkü ilk aşık olduğumu kabullenmeye başladığım dönemde hep kulağımdaydı.
Şimdi ise şarkı yine kulağımdaydı ama sevdiğim kadın kollarımdayken kulağımdaydı.
Dans şarkısının ardından herkesle sarıldık ve iskeleye bir yat yaklaştı. Eğlence burada devam edecekti. Hep beraber yata geçtik. Feride için seçtiğim elbise ona çok yakışmıştı. Heyecandan yeni incelemek aklıma gelmişti.
Bordo renkteki elbise, omuzları açıkta bırakan bir modeldi. Omuzlarında ve göğsünün üstünde başlayan elbisenin başladığı yerde fırfırları vardı. Kolları da fırfır detayındaki kumaştandı, bilek kısına doğru bollaşıyordu. Dizlerinin biraz üstünde biten elbisenin üzerindeki tül onu hem şık hem zarif göstermişti. Ayağında da ona uygun bir ayakkabı seçmiştim. Siyah bilekten bağlanabilen bir ayakkabıydı. Sıla'ya gösterdiğimde bayılmıştı.
Beraber yatta eğlenmeye başladık. Şarkılar, videolar havada uçuyordu.
Feride panikle bağırdı! "Ay durum,'I said yes' story atmam lazım!" hepimizin aklını almıştı.
"Korktum lan!" diye bağırdı Mert elindeki şampanyayı patlatmaya çalışırken anlık şokla şampanyayı çalkalamadan açmıştı ve köpürmesi gereken şampanya patlamamamıştı.
Herkes ona gülerken Sıla bizim fotoğrafımızı çekmişti. Feride story atarken ben onu yanıma çekip deniz havasıyla stresimi atmaya çalışıyordum.
"Ben internetten baktım, öyle bir korku evi yok?" dedi Feride bana bakarken, "O yalıyı satın aldım. Sana evlenme teklifi ederken evi korku evine çevirecek bir şirketle anlaştım. Şu an evi düzeltiyorlar."dedin kocaman gülümserken. O ise şokla öne doğru eğilmişti.
"Yalı satın mı aldın!?" dedi.
Başımı sallarken onu tekrar kolumun altına çektim. "Daha dur güzelim her şey daha yeni başlıyor."


