İçeriğe geç

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 26 · 8 dk okuma

Ateş Hattı | AhFer

Bölüm 26

Bölüm 26: İlk Düğün

Aradan 10 ay geçmiştir. Aylardan mayıs, günlerden Fatma ve Emre'nin düğün günüdür.

"Feride! Makyajımı kontrol eder misin?"

Elimdeki davetli listesinin kontrolünü anneme bırakıp gelin odasına girdim.

"Geldim abla geldim, ne oldu?"

"Makyajım ne alemde?" diye sordu yüzüne bakabilmem için başını sağa sola çevirirken.

Yaklaşıp eyelinerını düzelttim. "Heh şimdi oldu." diyerek bir adım uzaklaştım. "Ay çok güzel oldun ya." dedikten sonra ellerimle ağzımı kapattım. Şaka maka evleniyordu.

"Sende çok güzel oldun canım benim." dedi. Aynada kendimi süzdüm. Gelinin kız kardeşi olma görevini üstlenmiştim. Siyah bir abiye giymiştim. Göğüs dekoltesi vardı ve Ahmet'i zor ikna ettiğim bacak yırtmacı. Boynumda Ahmet'in aldığı bir kolye, kolumda bilekliklerim ve küpelerim vardı. Saçımı salmıştım ve önden hafif kavis vererek çoğunluğunu sağ tarafıma almıştım saçımın.

Makyajım da çok abartılı değildi. Annem içeri girdiğinde ikimizi süzdü.

"Ay benin prenseslerime bakın." dedi, duygulanmıştı.

"Ya anne!" diyerek ikimiz de ona sarıldık.

Ablamın gelinliği de çok güzeldi. Hafig kabarık ve derin bir göğüs dekoltesi vardı. Eteği kabarık olmadığı için güpür detayları vardı. Annemin zoruyla duvak takmıştı. Saçları da ensesinden topuz yaptırmış ve bir de taç takmıştı.

Kapı tıklatıldığında gidip hafifçe araladım. Sıla gelmişti.

"Ben geldim!" diyerek içeri girdi. O da kırmızı bir elbise almıştı. Kalem etek şeklinde dizine kadar geliyordu. Elbisesine uygun siyah ama pırlanta detayları olan bir ayakkabı giymişti. Saçlarını da kalın maşa yapıp hafif çarpıcı bir makyaj yapmıştı.

"Hoş geldin Sıloş, çok güzelsin." dedim gülümseyerek.

"Hoş buldum aşkım, sende öylesin. Abim kapıda bu arada." dedi. Başımı sallayıp annemlere ben geliyorum dedikten sonra odadan çıktım. Ahmet biraz ileride telefonla konuşuyordu. Eli cebindeydi bir ileri bir geri gidiyordu ama henüz beni görmemişti. Ona yaklaştığım esnada arkasını döndü.

İkimiz de göz göze geldiğimizde gülümsedim. Birbirimizi süzdük. Dediğim gibi giyinmişti. Siyah gömlek, siyah ceket, kumaş pantolon. Saçlarını yapmış, tıraş olmuştu.

Tek eli cebindeyken telefona doğru, "Ben seni arayacağım." dedi ve kapattı. Tam karşısına geldiğimde yutkundu. "Kızım bu ne güzellik?" dedi zorla.

Çevreyi kolaçan edip ben de yakasını düzelttim.

"Asıl bu ne yakışıklılık beyefendi?" dedim sesime yüklenen cilveyle.

"Harbi çok güzel olmuşsun, sen çıkmasan salona olur mu?" dediğinde güldüm.

"Saçmalama istersen?" derken hala ellerim yakasındaydı. Bir eli belimi bulduğunda, diğer eli hala cebindeydi.

"Bu güzelliği sadece ben görmek istiyor olamam mı?" dediğinde gülümsemem derinleşti.

"Güzele bakmak sevaptır, insanları neden sevaptan mahrum bırakıyorsun?" dedim yalancı bir kızgınlıkla.

Kaşlarını çattı ve belimdeki baskısını arttırdı. Hafif üzerime gelip, "Benim güzelime bakmasınlar, gitsinler sevabı namazdan kazansınlar o zaman." dediğinde ben sadece, "Benim güzelime.." kısmındaydım.

"Senin güzelin miyim cidden?" dedim.

"Benim güzelimsin, cidden." dediğinde daha çok yaklaştım.

Ama biri görür korkusuyla sarılıp ayrıldım sadece.

O sırada köşeyi Emre ve Berkay döndü.

"Feride ablan nerede?" diye sordu Emre.

Damatlıkla oradan oraya koşturuyordu garibim.

"Gelin odasında." dediğimde ok gibi fırladı.

"Sıla nerede?" diye sordu Berkay, o da lacivert bir takım giymişti.

"O da orada." dediğimde o da Emre'nin peşinden gitti.

Aynı köşeden Mert ve Elvin döndüğünde ikisini süzdüm. Elvin mini siyah bir elbise giyerken, Mert spor takım giymişti. Bu kadar zıt olup bu kadar aşık olmaları...

"Selam!"

Elvin'le selamlaştıktan sonra Mert'le de selamlaştık.

"Vay be ortamın klaslığına bak." dedi Mert.

"Of çok gerginim, bir an evvel bitse de gitsek." dedim çevreye bakınırken.

"Sana ne oluyor, gelin değilsin ki sen?" diye sordu Mert.

"Gelinin kız kardeşiyim ben! Asıl bana zor. Şimdi başlayacaklar 'Ee senin düğün ne zaman?'diye sormaya." dedim. Ahmet elini omzuma atıp, "Ahmet ne zaman evlenme teklifi ederse o zaman de sende." dedi. Güldüğüm esnada babam ve kardeşim olan Efe koridorun diğer ucundan köşeyi döndüler. Hemen Ahmet'in kolundan çıktım.

Babam yanımıza geldi. Ay çok yakışıklıydı bu da. Anneme uyumlu olmuştu ve mavi gömlek üstüne lacivert ceketli bir takım giydirmiştik.

"Kızım, annen nerede?" diye sordu. "Ablamın yanındaydı baba, gelin odasında." dedim. Beni baştan aşağı süzdü.

"Ne güzel olmuşsun sen böyle." dedi gidip sarılıp iltifatı için öptüm. Efe yanında babama bakıyordu. Ailenin ergeniydi kendisi.

"Baba hadi ya!" dediğinde göz devirdim. Babam Ahmet'e kafa selamı verirken Ahmet de başıyla selamı almıştı. Efe'yle ikisi uzaklaşırken Mert Ahmet'le dalga geçiyordu.

Babamla ikisi istemsiz geriliyordu ama aralarında bir sorun yoktu.

Bir iki saat sonra düğün başlamıştı, hepimiz yerimizi almıştık. Ablamlar çıkacaktı. Piyanist duyurusunu yaptı ve ikisi de müzik eşliğinde giriş yaptılar.

Tam ortaya geldiklerinde ablamdan çiçeğini aldım ve ikisi Nazende Sevgilim'de dans etmeye başladılar. Tabi biz de video çekiyorduk.

İkisi birbirine bakıp gülüp konuşuyorlardı. Anneme baktığımda ağladığını gördüm. İçim gitmişti ya.

Kalkıp yanına gittim ve arkasından ona sarıldım. Babam da saklamaya çalışıyordu ama onun da gözleri dolmuştu. İkisine sarıldım ve bir müddet ablamı izledim.

Cidden çok mutluydu ve çok güzel olmuştu.

Her şeyin en iyisini hak ediyordu.

Nazende Sevgilim bitince, bu sefer piyanist Nilüfer'den Ta Uzak Yollardan çalmaya başladı ve misafirleri davet etti. Ahmet'in eli önüme uzatılınca elini tuttum. Piste geçtiğimizde arkamızdan Mert ve Elvin'in ve Sıla ve Berkay'ın kalktığını gördüm. Ahmet'in boynuna ellerimi koyup şarkının ritmine göre dans etmeye başladım.

"Bir rüzgardı esen." dedim.

"Ayrılıklarla bizi kahreden." diye devam ettirdi.

"Gözlerimde tüten bir aşktın sen." dediğimde alnını alnıma yaslayıp, "Yıllar yılıp bitip tükenmeyen."dedi ve gözlerini gözlerime sabitledi.

Bir ara 6 ay kadar küsmüştük. O zamana gönderme yapmıştı.

"Ta uzak yollardan, koştum geldim senin kollarına." dediğimde kolları sıklaştı. Bakışları derinleşti ama olduğumuz ortamı unutmadı.

Dans şarkısı bitti, dans şarkısı biterken daha kimse dağılmadan, erik dalı çalmaya başladı. Birbirimizden uzaklaştık. Herkes oynamaya başlamıştı. Biz de onlara katıldık. Ablamla eniştem karşılıklı oynarken Sıla'yı buldum, Ahmet, Mert ve Berkay kenardan alkış tutmaya başlamışlardı. Düğünde çok fazla youtuber ve tiktoker vardı akrabalara aman aralık kalmamıştı. Onun zevkiyle oynamak daha zevkli hale gelmişti.

Sıla'yla oynarken Elvin de bize katıldı. Döne döne oynarken dünya umrumuzda değildi ama video çekmeyi ihmal etmiyorduk.

Ankara havalarının arkasından nasıl oldu anlamadım ama delilo oynamaya başladık. Halay başı ise, Mert'ti.

"Dama çıkmış bir güzel."

"Damın etrafı gezer."

Mert bağırarak şarkıya eşlik ederken, hepimiz ona ayak uydurmuştuk. Kocaman bir daire oluşmuştu. Ahmet bile halaydaydı. O girişteki klaslığımızdan eser kalmamıştı. Ahmet ceketi çıkartmıştı bile.

Birkaç tane halay çektikten sonra kızlarla roman havası istedik. Antalya gaydası çalmaya başlayınca Sıla'yla ikimiz pistin ortasına attık kendimizi.

"Kaliteee, kalite!" hem bağırıp hem roman oynamak aşırı zevkliydi. Sıla çoktan topuklu ayakkabıları çıkarmıştı.

Ritme göre oynarken, pist her zamankinden daha çok dolmuştu. Biz ortada oynarken ablam gelin masasında su içiyordu. Ben kendi düğünümde nasıl olurdum Allah biliyordu.

Hemen yanımızda Cemre ve Yaren oynamaya başlamıştı. Ortam aşırı iyiydi. Ellerimle kendimi yellerken oynamayı da bırakmıyordum.

Altınlarım dizi dizi çalmaya devam ederken biz baya kaptırmıştık kendimizi. Bu şarkı asla eskimeyecekti.

Şu an akrabalara nispet yapıyor gibi duruyordum ama zaten nispet yapıyordum. Hangi birinin benim gibi sevgilisi vardı.

Göz ucuyla Ahmet'e baktığımda pür dikkat Sıla ve beni izliyordu. Yüzünde ise bir gülümseme vardı.

Oynamaya devam ettik. Roman havalarından sonra Ankaralı Namık çalmaya başladı, hem de şarkı adı çok manidardı; Kıskananlar Çatlasın.

Ahmet'i zorla piste çektim ve oynaması için zorladım. Oynamayı seviyordu normalde ama kendini ağırdan satacak ya, taviz vermiyordu. Zar zor alkış tutmuştu.

Ahmet'e biri babamın böyle şeylere takmadığını söylesin.

Düğün sonuna doğru herkes yorgunlukla kendini yerine atarken, eniştem, Ahmet, Mert, Berkay kalktılar.

Bizi de kaldırdılar ve ablam önümüzde bizi de iki yana koydular. Ablamın arkasında biz üçgen oluştururken, onlar da aynısını eniştemin arkasına yapmışlardı. Biz ne olduğunu anlamazken bir anda salonda çakal çökerten zeybeği çalmaya başlamıştı. Biz şok içinde olanları izlerken Ahmet ve diğerleri zeybek oynamaya başladılar.

Gözümü Ahmet'ten ayıramıyordum. Ablam bize bakıp işaret verdi. Şarkının belli bir kısmından sonra biz de onlara katıldık.

Herkes sevgilisiyle karşılıklı zeybek oynuyordu ve ortamda harika bir sessizlik vardı. Sadece şarkının sesi duyuluyordu.

Ahmet tam önümde dizini kırıp yere çöktüğünde diğer ayağımı kırıp kollarımı iki yana indirdim.

Dizini yere vurup, yerden toprak alıyormuş gibi yaptı ve ellerini silkelercesine ikisine vurup elimi öptü. Ayağa kalktığında hepsi aynı anda ayağa kalmıştı ve alnımızdan öpmüşlerdi.

Bir beni tutsun şimdi düşüp bayılacağım.

İç cebinden gül çıkardığında gülümseyerek elinden aldım.

Alkış tufanı koptuğunda elini elimde hissettim ve elini tuttum.

Yerimize geçerken hala şok ile ona bakıyordum. "Nasıl beğendin mi sürprizi?" diye sordu sırıtarak.

"Hiç beklemiyordum. Çok beğendim. Kendi düğünümde de isterim." dedim gülerek.

"Sen bir İzmir'liyle evleneceksin kızım, harmandalı oynamadan o salondan çıkartır mıyım seni?" dediğinde bilmem kaçıncı kez düşmüştüm.

"Benim bildiğimi nereden biliyordun?" dedim, ben söylememiştim emindim.

"Ablanın haberi vardı. Ona sordum o da bildiğini söyledi. Zaten bu fikir de benden çıktı, Mert ve Berkay'a da ben öğrettim, Emre biliyormuş zaten." dedi.

"Bu oyunu düğünde oynamayı çok yakıştırıyorum ya." dedim. "Kendi düğünümüzde de oynayacağız yavrum." dedi.

Takı töreni başlamıştı. Upuzun bir kuyruk oluşmuştu.

Annem yanıma gelip, "Kız o neydi öyle, ne güzel oynadılar öyle." dediğinde gururla gülümsedim.

"Ahmet'ten çıkmış fikir." dediğimde o da gülümsedi.

"En güzel o oynadı zaten, bak video çektim." dedi telefonu bana uzatırken. İzlerken gözüm yine sadece Ahmet'teydi. Diğerlerine kıyasla adımlarını daha net ve sert atıyordu. Vücut olarak da yapılı olduğu için zeybek cuk oturmuştu. Gel de aşık olma şimdi.

Videoyu kendime attım telefonu anneme geri verdim. Takı takmak için geçilen sıraya geçtik ve bir saatin sonunda sıra bitebilmişti.

Son kalanlarla birkaç oyun havası daha oynadıktan sonra sonunda saat gece 12 olmuştu ve düğün bitmişti. Ben yorgunluktan ölüyordum. Bu gece annemle babam bizde kalacaklardı.

Ablamları uğurladıktan sonra Ahmet'lerle beraber eve döndük. Ahmet'le Sıla asansörden indikten sonra biz de eve geçtik. Yorgunluktan bitmiştim.

Duşa girip pijamalarımı giydim ve ağrı kesici içtim. Bu rutini annem, babam ve kardeşim de tekrarladı. Herkes bulduğu yere yatmıştı.

Bölüm sonu

1 yorum