Tatilden döneli iki hafta olmuştu. Eski tempomuza dönmüştük. Ahmet'le video çekiminden dönüyorduk.
"Video çok iyi oldu ya." dedi memnun bir ifadeyle. Evet-hayır challenge ve sevgilimle birbirimizi ne kadar tanıyoruz challenge çekmiştik.
"Evet çok güzel oldu." dedim elimdeki telefonla ilgilenirken.
"Nereye gidelim?" diye sordu caddeye çıkarken. Sıla arkadan kafasını uzatıp "Bie kahve içsek?" dedi. "Olur bana uyar." dedim.
"Tamam o zaman." Ahmet arabayı kafeye doğru sürerken biz de şarkı açmıştık. Ahmet'in telefonuna mesaj gelmişti. Bluetooth bağlı olduğu için telefonu açıp gelen mesaja baktım.
Instagram'dan gelmişti. Bildirime girip kimin ne yazdığına baktım. Bir kız mesaj atmıştı. "Ahmet, bu kız kim?" dedim telefonu ona çevirirken. İstemsizce kaşlarım çatılmıştı. Telefonu elimden alıp araba sürerken telefona baktı.
"Bilmiyorum ki." dedi, normalde de telefonlara çok mesaj geliyordu ama kız peş peşe yazdığı için bildirim sesinden dolayı anlamıştım.
"Bakayım mı mesajına?" dedim tek kaşımı kaldırarak.
"Merak ettiysen bak yavrum." dedi arabayı sağa yönlendirirken.
Mesaja girdim ve okumaya başladım. Aynen şöyle yazıyordu.
Selam Ahmet
Beni hatırladın mı?
Ah tabi tanıyamamış olabilirsin. Ben Fulya, hani liseden ;)
Bu da yeterli olmadıysa şöyle bir fotoğrafla hafızanı tazeleyeyim.
*Fotoğraf
"Fulya diye birini tanıyor musun?" dedim başımı mesajdan kaldırırken.
"Fulya mı? O isimde tanıdığım biri olmuştu zamanında ama önemsiz. Neden sordun?" dedi bakışları yolla benim aramda mekik dokuyordu.
İçimdeki kıskançlık kazanı fokurdamaya başladığında kendimi dizginlemeye çalıştım. Sakin ol kızım, Ahmet'in bir suçu günahı yok.
"Mesaj atan kişi liseden Fulya'ymış. Bir de fotoğrafla kendini hatırlatmış da. Ondan sordum." dediğimde Sıla aradan başınu uzattı.
"Liseden Fulya mı?" dedi gözleri büyürken, dikiz aynasından abisiyle bakıştılar.
"Evet, kim bu kız?" dedim tekrar.
"Kafeye geldik gel kafede anlatırız." dedi arabayı durdururken. Hepimiz arabadan indik ve kafeye geçip sakin bir köşeye oturduk. Sıla karşıma, Ahmet yanıma geçmişti. Sipariş verdikten sonra bakışlarımı ikisine çevirdim.
"Evet, sizi dinliyorum." dedin sakin kalmaya çalışarak.
Sıla boğazını temizledi, "Fulya, abimin lisede sevgilisiydi. Bir yıl kadar çıktılar. Ama sonra abimi aldattığını öğrendik. Abim onun yüzünden birkaç ay depresyondaydı hatta. Onun yüzünden sınıf tekrarına kaldı." dediğinde gözlerimi Ahmet'e çevirdim.
Başını sallayarak Sıla'yı onayladı. "Evet, anlattığı gibi oldu." dedi sadece.
"Peki neden şimdi sana kendini hatırlatmaya çalışıyor?" dedim telefonu Ahmet'e uzatırken.
"Bilmem, engellerim olur biter." dediğinde o kızın engelden fazlasını hak ettiğini düşünüyordum.
"Engelleyeceksin zaten de, o engelden fazlasını hak ediyor bence." dedim gülümserken.
"Ne geçiyor senin aklından?" dedi sorgulayıcı bir bakış atarken. Tek kaşı havalanmıştı. Öpücük atıp telefonu elime aldım.
Birkaç tane daha mesaj atmıştı.
Hatırlayabildin mi?
Bence hatırladın
Şimdi sana bir teklifim var. Ben de TikTok'a girdim. Yükselmem için birinin desteğine ihtiyacım var. Sen de bu kadar yükselmişken eski günlerin hatrına yardımcı olursun diye düşündüm.
Hem de karşılığını alırsın, yanındaki kızın haberi olmasına gerek yok ;)
Yazdıklarını okurken gözüm seğirmeye başlamıştı. "Müsaadenizle ben içimdeki kıskanç Feride'yi salıyorum." dedim. Sıla bu halime gülerken Ahmet eğleniyor gibiydi.
Sohbet isteğini kabul ettim. Tabii ki de oyuna getirecektim.
Zor oldu ama yaptığın kahpeliği hatırlayınca hatırlamak kolay oldu Fulya
Yazdıktan sonra fark etmeden titretmeye başladığım dizimde Ahmet'in elini hissettim. Ayağımı sallamayı durdurdum.
Yani öyle demesek, bir gençlik hatasıydı?
Yazdığı şeye gülerken Ahmet ve Sıla'ya da okuyordum.
Hepimiz gençtik ama ben böyle bir hata hiç yapmadım Fulya
Ahmet'in ağzından yazıyordum ama kendimi konuya hiç katmamıştım. Ahmet mesajı okumamı bitirince telefona eğildi.
Haklısın, özür dilerim. Teklifime ne diyorsun peki?
Hala aklı şan şöhretteydi. Ezikliğin bu kadarı.
Pardon varoşluğundan teklifini unutmuşum, ne diyeceğim olmaz diyorum tabii ki.
Mesajı ben değil Ahmet yazmıştı. Gönderdikten sonra elimden alıp devam etti.
Ayrıca yanımdaki kız hakkında doğru konuş. O senin gibi biri değil. Benim için çok değerli. Değil onu senin gibi bir kahpelik yapıp aldatmak, kılına zarar gelse dünyayı tersine çeviririm.
Yazdığı şeyi okuduktan sonra kocaman gülümseyerek yanağından kocaman öptüm.
Fısıldayarak, "Seviyorum seni adam." dedim.
O da hafif başını bana çevirip "Ben de seni seviyorum kadın." dedi. Gülümsemem yüzümde asılı kalmıştı.
Tamam Ahmet, sen bilirsin.
Mesaj yazmak yerine fotoğraf çekti. Ve hiçbir şey yazmadan yollayıp engelledi.
"Sen bir gerildin sanki?" dedi bana dönerken.
"Sizin gençlik fotoğrafınızı atınca bir tepem atmadı değil." dedim sinirden gülerek. Beni kolunun altına alırken, "Oy sevgilisini de kıskanırmış." diye seviyordu.
"Dur makyajım bozulacak." diyerek durdurdum. Önümüze gelen kahvelerden birer yudum aldık.
-----------
Eve geçtiğimde yorgunlukla kendimi koltuğa attım.
Telefona bakarken mutfaktan sesler geliyordu. Ama ablam evde değildi.
Yavaşça yerimden kalkıp mutfağa baktım. Bana öyle gelmişti galiba çünkü mutfakta kimse yoktu.
"Allah Allah." diye mırıldanarak salona geçtim tekrar. Telefonumu almadan televizyondan şarkı açtım. Evde bir ses olsun diye.
Tekrar ses gelmişti ama bu sefer benim odamdan gelmişti.
"Ne oluyor ya?" tekrar yerimden kalktım ve odaya geçtim.
Odada da kimse yoktu ama tıkır tıkır sesler geliyordu. O anda ablamın odasından bir çığlık sesi geldi. Korkuyla ben de çığlık attım. Ağlamaya başlamıştım.
Kapıya doğru koşarken kapı çalmaya başladı. Hızlıca kapıyı açtım. Ahmet panikle kapıda dikiliyordu.
"Feride! O çığlık neydi?" dedi ben ona sarılırken.
"Bilmiyorum! Önce mutfaktan sonra benim odamdan sesler geldi, ben benim odamdayken ablamın odasından bir çığlık geldi." dedim korkuyla.
"Tamam sen sakin ol, gel yanıma." elimi tutup içeri girdi ben de peşinden girdim. Önce kapının yanındakş mutfağa baktı. Sonra salona, benim odama ve en son ablamın odasının kapısına geldik.
"İçerisi müsait midir?" diye sordu. Hızlı hızlı başımı salladım. "Sakin ol ben varım yanında." dedi. Ona bakarken o kapıyı araladı.
Lambayı açtığında dolaptan, Burak ve Pınar çıktı.
"Sürpriiiiz!"
Korktuğum için onların sesine de çığlık atarak Ahmet'e sarıldım. "Allah belanızı versin sizin!" derken Ahmet saçlarımı okşayarak sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Tamam, tamam bak bir şey yokmuş." dediğinde başımı kaldırdım.
"Nefret ediyorum sizden ya." derken bana sarılan Pınar'a sarıldım. Burak da sarılmak için hamle yaptığında Ahmet kolumdan çekip sarılmasını engelledi.
"İyi misin güzelim?" dedi yüzümden saçlarımı çekerken.
"İyiyim ama çok korktum." dedim.
"Ya aşkım kıyamam ya." dedi Burak kameraya bakarak. "Görev başarılı arkadaşlar, Feride çok korktu." dediğinde gözüm Ahmet'e takıldı. Sinirden gözü seğriyordu. Şu an emindim Burak'a saldırmak için an kolluyordu. Bana bakmasını sağlayıp gözlerimle uyardım. Anladı ama anlamamazlıktan geldi. Burak kameraya bir şeyler daha konuştuktan sonra bana döndü.
"İyi misin? Ben bu kadar korkacağını tahmin etmemiştim." dedi.
"Sen eve nasıl girdin?" dedi Ahmet.
"Geçen gün Pınar ve ikisi buluştuğunda Pınar almıştı anahtarını." dedi Burak.
"Ben onu kaybettim diye yedek anahtar çıkarttım ya Burak!" diye sitem ettiğimde ikisi güldü ama Ahmet hiç gülmüyordu.
"Bu yaptığınız suç yalnız, en azından ablasına falan haber vermeniz gerekirdi. Ayrıca böyle şaka mı olur? Aklı alındı kızın. Bir daha tekrarlanmasın. Şimdi çıkın evden Feride bir kendine gelsin." dediğinde bana diyecek bir şey bırakmamıştı.
"Anahtarı da bırakın." dedi ve tekrar bana sarıldı. Hırsız olayından travmam olduğunu bildiği için bu kadar sinirlenmişti. Hak veriyordum ama evden kovmuştu resmen.
"Gerizekalılar ya." diyerek yüzümü ellerinin arasına aldı.
"Çok korktun mu?" diye sordu gözlerindeki panikle. Kovma konusunu sonraya erteleyip sakinleşmek için dudağından öptüm. Karşılık verdiğinde birkaç saniye öyle kaldık.
"Senin kapı kilidini değiştirelim." dedi. Başımı sallayarak onu onayladım. Kapı çaldığında benden uzaklaşıp kapıya gitti. Ablamın yatağına oturup sakinleşmeyi bekledim. Hala kalbim küt küt atıyordu.
Sıla içeri girdiğinde, "Feride, iyi misin?" dedi.
"İyiyim Sıla, iyiyim." dedim.
"Of çok korktum. Abim bir anda çıktı, geri gelmeyince geleyim dedim duramadım. Ne olmuş?" dedi.
"Pınar ve Burak şaka yapmışlar eve gizlice girip." dediğimde Sıla, "Yok artık, senin travmanı bilmiyorlar mı?" dedi.
"Biliyorlar geçen gün Pınar'la buluştuğumuzda anlatmıştım." dediğimde Sıla başıma sarılıp beni göğsüne çekti.
"Allah'tan ben evdeydim. Ya evde olmasaydım." Ahmet sinirle odada volta atıyordu. "Sinir oluyorum şu Burak bozuntusuna." dediğinde Sıla gözleriyle uyardı.
"Evden kovdun zaten." dediğimde Sıla bana baktı ve abisine döndü. "Evden mi kovdun?" dedi.
"Evet, az bile yaptım o Burak'ın kaşını gözünü patlatmam lazımdı." dedi. O sırada tekrar kapı çaldı. Ahmet tekrar kapıya bakmaya gitti.
"Ne yapacağız bunun bu sinirini?" dedim Sıla'ya bakarak.
"Ne bileyim ya?" dediğinde kapıda Mert belirdi.
"Ne oluyor lan burada?" dedi sırıtarak. Sıla ve Ahmet olayları hızlıca anlattığında Mert de sinirlenmişti.
"Oğlum salak mı lan bunlar?" dedi.
Ahmet, bir elini yumruk yapmış baş parmak kısmını alnına gelecek şekilde yaslamıştı. Gözleri kapalıydo ve sırtı kapı pervazına dayalıydı.
"Bilmiyorum Mert, elimde kalacaktı o Burak." dediğinde Sıla gözleriyle Mert'i uyardı. Zaten sinirli olan Ahmet'e körükle koşuyordu.
"Ulan kızın travması var. Travması olmasa yap şakanı. Kızın daha birkaç ay önce evine hırsız girdi kız taşındı. Hiç mi akıl yok bunlarda?" dedi Mert volta atarken.
"Bende ona sinir oldum ya zaten."
İkisi birbirini körüklerken yerimden kalktım.
"Of tamam neyse hatırlatmayın. Gelin bir kahve içelim." dedim. Herkes salona geçtiğinde, raftan bardak almak için dolap kapağını açtığımda bir kavanozda kuru kafa görmemle tekrar çığlık attım.
"Ne oldu?!" Ahmet yanıma gelirken ben yine ona sarılmıştım.
"Ulan yeter ama ha!" Ahmet kapıya doğru ilerlediğinde önüne geçip durdurdum.
"Ahmet! Tamam tamam dur. Ben konuşacağım onlarla sakin ol." derken tekrar sarıldım. Mert de sinirlenmişti ama Ahmet'in tepkisinden dolayı tepki vermeden gelip Ahmet'i tekrar salona çekti. Sıla kavanozu çöpe attıktan sonra hepimize kahve yaptı.
Biz Ahmet'le sarılarak video izlerken Sıla ve Mert de telefonlarıyla ilgileniyorlardı. Ablam eve geldiğinde olanları anlattım. O da bir o kadar sinirlendi ve bir daha görüşmeyeceksin onlarla diye tavrını koydu.
Ahmet de, "Yürü be Fatma ben arkandayım! Ben diyecektim ama mağara adamı ilan edilirim diye diyemedim." dediğinde hepimizi güldürmüştü.
Onlar gittiğinde biz de kapıyı camı kilitleyip yattık.
