Sabah uyandığımda Ahmet iki büklüm olmuş titriyordu. Panikle yerimden doğruldum. "Ahmet. Ahmet uyan." uyanması için yüzüne dokunduğumda alnının ateş gibi olduğunu hissettim.
Hasta olmuştu. Hızlıca yerimden kalkıp uyanmasını sağladım. "Ahmet, iyi misin?" üşüyordu.
"Üşüyorum." dedi titremelerinin arasında. Üzerini örttüm ve hemen elimi yüzümü yıkayıp odadan çıktım. Ablamın odasının kapısını çaldım.
"Gel." hızlıca kapıyı açtığımda ablam makyaj yapıyordu. Eniştem de ayna karşısında üstünü giyiniyordu.
"Feride ne oldu, bu yüzünün hali ne?" dedi ablam.
"Abla Ahmet çok fena grip olmuş. Bir uyandım tir tir titriyor." dedim sesimdeki panikten ablam da endişelenmişti. Hızlıca bizim odaya geçtik. Ayak seslerimizden dolayı Sıla ve Berkay da aynı anda farklı odalardan çıktılar.
"Feride, ne oluyor?" diye sordu Sıla.
"Abin hasta olmuş." dedim ve ablamın peşinden odaya girdim. Arkamdan eniştem, Sıla ve Berkay geldiler. Ahmet iki büklüm aynı şekilde yatıyordu. Oda belki kırk dereceydi ama üşüyordu.
"Ateşi var. Emre arabayı hazırla hastaneye gidelim.Feride bir şeyler hazırla." ablam bu durumlarda en az panik yapanımızdı her zaman. Dediklerini yaptık. Sıla yanına oturmuş abisinin ateşine bakıyordu.
"Ben ne yapayım?" dedi Berkay.
"Sen bana yardım et üstünü giydirelim." dedim elimdeki tişörtle Ahmet'in yanına gittim.
Gözleri yarım açıktı. "Şş korkma." Bu halde bile beni düşünüyordu. Yüzümdeki ifade acıyla karışık merhamete büründüğünde ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Berkay ve Sıla kollarından destek olurken ben başından tişörtü geçirdim. Kollarını geçirdik ve altındaki eşofmanla da gidebileceğini düşünüp üzerine bir de kapüşonlu giydirdik.
Berkay ve ben ona destek olurken, ablam Mert ve Elvin'i uyandırmıştı. Sıla da cüzdanını telefonları almıştı ve iki araba hastaneye giriş yaptık.
Ben telaştan üstümü bile değiştirememiştim. Acilden giriş yaptığımızda doktor yarı baygın halini görünce direkt muayeneye aldı. Ateşi anormal şekilde yüksekti. Serum ve kan tahlili istedi.
Bir hemşire kolundan kan alırken diğer hemşire serumu ayarladı ve taktı. Bir odada o yatarken ben baş ucunda yüzünü seyrediyordum. Ateşi 39 olmuştu. Serumun etkisiyle uyumaya başlamıştı.
Eğilim alnından öptüm, "Sevgilim benim, iyileşeceksin" diye mırıldandım saçlarıyla oynarken.
"Sen iyi misin Feride?" dedi Elvin.
Doğrulup derin ama titrek bir nefes aldım, "İyiyim, sabah onu öyle görünce uyku sersemi, neye uğradığımı şaşırdım." dediğimde Sıla gelip bana sarıldı. İkimiz de öylece uyuyan Ahmet'i izliyorduk. Serum bittiği vakit kan tahlili de çıkmıştı. Ahmet serumun etkisiyle daha iyiydi.
Doktor kanında mikrop olduğunu söylemişti. Tatil alanlarında deniz gibi yerlerde su yutmayla vücuda böyle mikroplar girebiliyormuş. İlaç verdi ve toparlayana kadar dinlenmesini söyledi.
Hastaneden eve geldiğimizde Ahmet daha iyiydi serumun etkisiyle gözleri açılmıştı. Salona onu oturttuktan sonra uzanmasını sağlayıp yanına oturdum.
"İyisin değil mi?" diye sordum bilmem kaçıncı kez.
"İyiyim yavrum vallahi iyiyim ya." dedi sitem ederek.
"Of ne yapayım Ahmet. Aklım çıktı. İyileşene kadar daha çok soracağım bunu." dediğimde beni kolumdan göğsüne çekti. Başımdan öptüğünde gözlerimi kapatarak hastaneyle karışmış kokusunu soludum.
"Ben sana bir çorba yapayım. Kendine gel." dedim yerimden doğrulurken. Mert, Berkay ve Emre de yanına gelmişlerdi. Onlar televizyondan oyun açarken ben mutfağa geçtim. Mercimek çorbası için malzemeleri ayarladım. Çorbayı ocağa koyduktan sonra ablamlarla beraber bize de bir şeyler hazırladık.
Sofrayı kurduğumuzda ben de çorbayı blenderdan geçirdim. Bir tabağa koyduktan sonra Ahmet'in yanına gittim. Alnına elimi koyup ateşini yokladım. Öyle anlaşılmayınca dudaklarımla baktım. Düşmüş gibiydi.
"İyi misin?" dedim yüzüne doğru eğilerek.
"İyiyim güzelim." dedi çenemi severken.
Memnun bir ifadeyle gülümsedim ve elinden tuttum. "Hadi o zaman gel çorbadan iç. Sonra ilaçlarını vereceğim." dedim. İkiletmeden kalktı. Açık havaya kurduğumuz masada ona ayırdığım yere oturdu ve çorbasından içti. Biz de kahvaltımızı etmiştik.
"Doydun mu?" diye sordum ona dönerek.
"Doydum bebeğim." dedi alnında ateşine bakan elimi tutup öperken. "Ellerine sağlık.Çok güzel olmuş." dediğinde gülümsedim.
"Afiyet olsun canımın içi." derken gözlerine bakıyordum, elimi yanağına yasladım o da gözlerini kapatarak başını biraz daha eğdi.
"Sıloş içeriden ilaçlarını getirir misin?" dedim Sıla'ya dönerek. Gülümseyerek bizi izliyordu. "Getiririm." dedi, sandalyeyi ittirdi ve içeri geçip ilaçları getirdi.
"Hadi iç bakalım abiş bunları da." dedi tek tek kutudan çıkarırken.
Ben de suyunu verdiğimde Ahmet ilaçları içti. Rengi yerine gelmişti ve iyi gözüküyordu. Ama yorgun gözüküyordu.
"Dinlenmek ister misin?" dediğimde sigara yakmıştı. "Dinleniyorum zaten." dedi sakin bir sesle.
"Öyle değil, çık bir duş al, yat uyu biraz." dediğimde gülümsedi. Kimsenin duyamayacağı şekilde kulağıma eğildi. "Sen de eşlik edeceksen neden olmasın?" dediğinde gözlerimi kocaman açarak ona baktım. "Ha, duşta değil lan, uyurken." diye düzelttiğinde güldüm.
"Tamam sen çık duşunu al, ben geliyorum." dediğimde güldü. Başını salladı ve içeri yöneldi. Kızlara yardım ederek bahçeyi ve mutfağı topladıktan sonra herkes kendi köşesine çekilirken ben de odaya geçtim. Ahmet duştan çıkmış yatakta telefona bakıyordu.
İçeri girdiğimi görünce kolunu açarak yer açtı. Yanına gittim ve elim direkt alnına gitti. "İyiyim." dedi ben sormadan. Gülerek yanağından öptüm. "Hadi uyu biraz." dedim ve telefonu elinden alıp komodine bıraktım. İnce pikenin altına girdi. Ben oturur pozisyondayken göğsüme doğru yattı.
"Saçlarımla oynasana." elimi saçlarına koydum. Severken nefesi düzene girdi. Bir elim saçında bir elimle de telefonla ilgilenirken kapı tıklatıldı ve az bir şey aralandı. Sıla'ydı gelen.
"Müsait misiniz?" diye fısıldadı. Gülümseyerek telefonu yanıma bıraktım. "Müsaitiz aşkım gel." dedim içeri girdi ve kapıyı kapattı. Yatağın boş yanına oturdu. "Nasıl oldu?" dedi.
"İlaçların etkisiyle uyudu. Sabaha göre daha iyi." dedim saçlarıyla oynarken.
"Sen nasılsın?" diye sordu elini omzuma doğru dokunurken. Anaçlığını çok seviyordum.
"İyiyim canım ben, merak etme." dedim gülerek. "Sen iyisin değil mi? Konuşamadık hiç." dedim fısıldayarak. "Ben iyiyim ya." dedi ama sesi bozuk gibiydi..
"Emin miyiz?" dedim sorgular bir sesle.
"Ne bileyim Feriş ya, bir yorgunluk var üzerimde sanki." dediğinde elimi yanağına çıkardım. "Hasta mı olacaksın ki sende?" dedim korkuyla.
"Yok yok, korkma. İyiyim." dediğinde onu da kendime çektim. Bir koluma da onu yatırdım. "Hadi sende uyu." dedim ikimiz de gülerken.
O da Ahmet gibi bana sarıldı ve ikisi de uyuklamaya başladı.
Bu anı kaçıramazdım hemen fotoğraf çektim. Sonra ben de hafif aşağı kaydım ve uyuyakalmışım.
-------
Uyandığımda Sıla ve Feride yanımdaydı. En son sadece Feride vardı ama sanırım sonra Sıla da gelmişti. İkimiz de Feride'nin göğsünde uyumuştuk. Sıla da o da hala derin uykudaydı. İkisini de uyandırmamaya gayret ederek yerimden doğruldum. Feride otomatik olarak hemen diğer kolunu Sıla'ya sardı.
"Güzelliklerim benim." diye mırıldandım ve ikisini de hafifçe öpüp doğruldum. Feride'nin Sıla'ya karşı davranışlarını çok seviyordum. Hiçbir zaman ona 'görümce' yaftası vurmadı ve aralarının açılmasına müsaade etmedi. Hep arkadaş gibi hatta kardeş gibi takılmaya devam ettiler.
Sıla da hiçbir zaman Feride'ye karşı beni paylaşamama gibi bir tutum sergilemedi ve aksine Feride'yi benimle paylaşamadı.
İkisine de sahip olduğum için çok şanslıyım. Herkes bir yana da bu ikisi için canımı veririm.
Banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım. Balkona çıktım ve sigara yaktım. Bizimkiler bahçedeydi. Berkay çardakta Mert ve Emre ile oturuyordu. Elvin ve Fatma da havuzun kenarında güneşleniyorlardı. Odaya geçip telefonumu aldım ve gelen bildirimlere baktım.
Bir story çekip bugün olanlardan bahsettim. Akşama yeni video gelecekti, onun duyurusunu yaptım ve Instagram ve Tiktok arasında gezdim biraz.
Oyun oynarken perde aralandı ve yeni uyanmış Feride kapıda belirdi. Dağılmış saçları, şişmiş yüzü ve meraklı gözleriyle bana bakıyordu. Şu an aşırı sevimliydi.
Kapıyı araladı ve balkona adım attı.
"Ahmet, ne zaman uyandın? Beni neden uyandırmadın? Seni göremeyince korktum, iyi misin?" dedi çatallaşmış sesiyle.
"İyiyim yavrum, turp gibiyim bak." dedim yanıma gelip tekrar ateşime baktı.
"Ahmet sabah beni nasıl korkuttuysan travma oldu." dediğinde kıyamadım ve gülerek çekip sarıldım.
"Çok seviyorum seni." dedi mırıldanarak.
"Ben de seni çok seviyorum bebeğim." dediğimde gülümsedi. "Sıla ne zaman geldi?"
"Sen uyurken geldi, yorgunum falan dedi. Dedim gel sen de dinlen, çektim göğsüme onu da uyuttum." dediğinde gülümsedim. "Neden yorgunmuş ki, Berkay'la mı bir şey olmuş?" diye sordum.
Masadaki sudan bir yudum içip çevreye bakındı.
"Yok hayır, yani anlatmadı da muhtemelen tempo yordu onu biraz. Minnak bedeni kaldıramadı." dediğinde ikimiz de güldük.
"Sıla çocuğumuz gibi değil mi?" dediğimde güldü.
"Cidden öyle, zaten görümcem gibi değil, benimle yaşıt bir çocuğum varmış gibi." dediğinde güldüm.
"Kardeşimle yaşıt manitam var lan, ne şanslı adamım." dediğimde yüzünde o tanıdık cilveli gülüş peyda oldu.
"Tabi şanslısın aslanım, benim gibisini bulabilir misin?" dedi yaklaşarak. "Doğru bulamam, ama sen de benim gibisini bulamazsın." dedim.
Dudaklarımızın arasında milim kalmışken, "Arayan da yok ben buldum zaten." dedi ve dudaklarımızı birleştirdim.
"Sıla içerde, bizimkiler aşağıda, Mert'e yakalanmak istemem." dedi ve geri çekildi. Gülerek ona baktım. O sırada Sıla kapıda belirdi.
"Ya beni uyutup balkon sefası mı yapmaya çıktınız?" dediğinde gülmeye başladık. Uyanınca çok komik ve tatlı oluyordu.
"Gel kız yanıma." dedim salıncakta onu yanıma çektim ve oturttum. Başının üstünden öptüm.
"Yok abim, ikiniz uyuyordunuz ben çıkarken." dedim, "He tamam o zaman." dedi ve bana sarılıp gözlerini kapattı.
İkindi vakti olmuştu bile bugün ful uyumuştuk. Güneş batmaya başlamıştı.
"Birazdan burası çok güzel gözükecek. Sıla hadi hazırlanıp fotoğraf çekinelim." dedi Feride.
"Ay olur." ikisi de içeri geçtiğinde ben oyuna döndüm. Giyinmiş makyaj yapmış bir şekilde balkona çıktılar. Güneş batmaya başlamıştı. Binbir çeşit fotoğraf çektiler ve arasından seçip post attılar.
Sonrasında aşağı indik ve akşam yemeği için sipariş ettikleri pizzaları yedik. Feride ilaçlarımı getirdiğinde içtim ve sonrasında çay kahve faslı yaptık. Herkesin uykusu gelirken, ben, Feride ve Sıla bir iki saat geç yattık.

