Biraz Tiktok izleyip yatakta iki üç video çektikten sonra kalkıp Ahmet'le ikimize kombin yaptım.
Ona polo yaka gri beyaz bir tişört, siyah şort çıkarttım. Ben de, gri bir crop altıma da siyah bir etek çıkarttım. Tam o sırada Ahmet duştan çıktı. Elindeki havluyla saçını kuruluyordu.
Yanıma gelip ne ayarladığıma baktığında yüzünde memnun bir ifade vardı." Sen giyin ben de banyoda işimi halledip geliyorum. "dedim. Eşyalarımı alıp banyoya geçtim ve hızlıca duş aldım.
On dakika gibi kısa bir sürede çıkıp üzerimi giyindim ve saçlarımı kurutup düzleştirdim.
İçeri geçtiğimde Ahmet üstünü giyinmiş odadaki tekli koltukta, bilgisayarla bir şeyler yaparken sigara içiyordu.
"Hazır mısın bebeğim?" diye sordu baştan aşağı süzerken. "Makyaj da yapayım hazırım." dedim ve masaya oturdum. Lazım olacak eşyaları çıkarttım ve makyajımı yapmaya başladım.
Ahmet de bilgisayara odaklanmıştı. Video editliyordu galiba.
"Sen ne yapıyorsun?" dedim aynadan ona bakarak. Kaşlarını kaldırarak bakışlarını bana getirdi.
"Video editinde istemediğim kısımlar olmuş onları düzeltiyorum." dediğinde başımı salladım.
Rujumu da sürdükten sonra makyajım bitmişti.
Aynada bir iki tane fotoğraf çektim ve seçtirmek için Ahmet'in yanına gidip tekli koltuğun kenarına oturdum. Ekrana baktığımda Sıla'nın tiktoklarını izlediğini fark ettim. Aklıma Berkay ve Sıla'nın olayı gelince onu da söylemeyi planlayıp telefonu ona uzattım.
"Hangisini atayım?" dedim.
Telefonu eline alıp fotoğraflara baktı. Birini seçip bana verdiğinde alıp paylaştım.
Saat dokuz buçuk olmuştu. Bilgisayar ekranına baktım ve önemli bir şey var mı diye kontrol ettikten sonra yavaşça bilgisayarı kapattım. Alıp yatağın üstüne bıraktım ve yerimde ona döndüm. Ayaklarımı iki bacağının arasına atıp elimi omzuna ve ensesine attım. Eli belimdeki yerini alırken boğazımı temizledim.
"Ahmet."
"Efendim yavrum?"
"Benim sana bir şey söylemem lazım."
"Söyle güzelim."
"Ben sabah sen uyurken Sıla'ların yanına gittim."
Tek kaşı havalandı ve bana baktı, "Ee?"
"Neden beraber yattıklarını sordum."
Derin bir nefes verdi. "Nedenmiş?"
"Gece Sıla filmden korkmuş, Berkay odasına bırakmış gidecekken Sıla durdumuş. Korktuğu için. Berkay da uyuyana kadar bekleyeyim demiş ama o da uyuyakalmış. Gece senin gördüğünü söylediğimde ikisi de çok korktu, ben de onlardan önce sana anlatayım dedim." konuşmayı bitirdiğimde sigarasından derin bir nefes alıp dumanı üfledi.
"Yani benim aklımdan geçenlerle alakası yokmuş." dediğinde gülümsedim.
"Hayır, yok." dedim.
"Tamam, daha sakin olmaya çalışacağım. Ama yine de Sıla'yla konuşayım. Gerilmiştir şimdi o." dedi bir eli bacağımdayken.
"Sen yapman gerekeni bilirsin. Sakin ol yeter. Sıla'nın da benimle yaşıt olduğunu unutma. Ama şöyle bir şey var, onlar daha bir aylık sevgili ve herkes biz değil. Biz Sıla'yla konuşuyoruz, bizim gibi değiller. Temasları minimum seviyede yani." dedim sonda gülerek.
"Susar mısın? Kardeşimin ilişkisinde temas ne boyutta bilmek istemiyorum." dediğinde başımı geri atarak gülmeye başladım.
Gülmemi durdurduğumda koltuğun kenarından kayıp, dizine oturdum, diğer elimi de ensesine atıp dudaklarımızı buluşturdum.
Göz kırparak, "Herkes biz değil." dedim. O da gülerek daha yeni ayrılan dudaklarımızı tekrar birleştirdi.
-------------
El ele aşağı indiğimizde herkes aşağıdaydı.
"Hadi be bir gelemediniz." dedi Mert.
"Geldik işte oğlum."
Ablam beğeniyle bakarak, "Çift kombini yapılmış." dedi ve güldü.
"Sen de yapsaydın abla?" dedim.
"Biz o yollardan geçtik yavrum artık." dediğinde göz devirdim.
Sıla ve Berkay'ın hiç sesi çıkmıyordu.
"Hadi hadi, yer ayırttım gidelim artık öleceğim acımdan." dedi eniştem.
Hepimiz son eşyalarımızı da alıp evden çıktık. Bizim arabada Sıla vardı, başka bir yere uğraması gerektiği için Mert, Berkay ve Elvin birlikte gitmişlerdi.
Arabada sessizlik hakimdi. Ahmet güneş gözlüğünü taktı ve temkinli şekilde yola çıktı. Sessizlikten sıkılmıştım. Boğazımı temizledim ve hafif yan döndüm.
"Gideceğimiz yer çok kalabalık olur mu?"
"Yok bu saatte çok fazla kişi olmaz." dedi Ahmet yoldan bakışlarını ayırmadan.
"Video çeker miyiz?" dediğimde "Çekeriz." diye mırıldandı ve yola bakmaya devam etti. Sıla'ya döndüğümde, bakışları dışarıdaydı. Düşünceliydi de.
"Sıloş." diyerek bana bakmasını sağladım. "Hı?" dediğinde "İyi misin?" dedim.
"İyiyim Feroşum." dedi aynı durgunlukla. Ahmet bakışlarını dikiz aynasına kaldırdı. Sıla'ya bakıyordu.
"Ne oldu abicim? Gece rahat uyuyamadın mı?" dedi iğneleyici bir ses tonuyla. Sıla anlamıştı o anın geldiğini, bakışlarını ellerine indirip parmaklarıyla oynamaya başladı.
Boğazımı temizleyip Ahmet'in bana bakmasını sağladım. Bakışlarımla uyarı verdiğimde başını salladı.
"Kaldır bakayım başını, tamam gece gördüğümde sinirlendim ama sabah Feride olanı anlatınca anladım. Kafamda kurdum sabaha kadar ama kurduğumla alakası yokmuş. Olabilir eyvallah, ama bana yakalanmayın. Bak sen benim göz bebeğimsin, sana bir şey olacak diye aklım çıkıyor. Değil sevgilin, yanından bir geçerken bir yerine bir şey yapsa öldürürüm.Sen beni Feride'den kıskanmadın ama ben kıskanıyorum. Paylaşmak istemiyorum. Daha sizin sevgili olmanızı yeni yeni hazmederken, öyle görünce sinirlendim ama olanı öğrenince rahatladım.
Utanmana veya korkmana gerek yok. Sana veya Berkay'a bir şey demeyeceğim. Seni üzmediği sürece de bir şey yapmam, anlaşıldı mı?"
Yol ve dikiz aynasındaki mekik dokuyan bakışlarını Sıla'ya çevirdiğinde Sıla rahatlamış bir şekilde ortaya doğru gelip abisinin boynuna sarıldı ve yanağından öptü. Ahmet de boynuna doladığı kolunu tuttu ve bileğinden öptü.
"Anlaşıldı." dediğinde gülümsedi. Neşesi yerine gelmişti.
"Oh be!" dedim rahatlamış bir sesle. Sıla aynı şekilde bana da sarıldığında başımı çevirip yanağından öptüm.
"Ben sana merak etme ben hallederim demedim mi?" dedim.
Ahmet, "Zaten yat kalk Feride'ye dua et." dediğinde ikimiz de güldük. Ahmet'le saniyelik göz göze geldiğimizde göz kırptım.
O da başını sallayarak yola döndü.
"Oh be sabahtan beri dünyayı taşıyordum sanki sırtımda. Rahatladım resmen. Ayrıca, çok iyi uyudum vallahi abicim." dediğinde gözlerimi büyüttüm ve Sıla'ya baktım. Ahmet ya sabır çekiyordu.
"Şansını zorlama istersen?" dedim gülerek.
"Ben o Berkay efendiye bir göz dağı vereyim en iyisi." dediğinde güldüm.
"Ne yapacaksın?" dediğimde şeytani bir sırıtış yüklendi yüzüne.
"Abi, bak benim üzülmemden korkuyorsun ya, o zaman Berkay'a da bir şey yapma." dedi Sıla çocuk gibi.
"Ya kıyamam." diyerek Ahmet'e baktım. O da gülüyordu.
"Vallahi bir daha kardeşimin yanında uyurken görürsem, söz veremiyorum." dediğinde tek elimi koluna koydum. Kulağına eğilip, "Beni gece yanında görmek istiyorsan, görümcemi ve sevgilisini sal." dedim.
"Ama bu böyle olmaz ki, sen niye koruyorsun kızım?" dediğinde güldüm.
"Görümcemin üzülmesini istemiyorum da ondan."
Sıla gülerek başını aradan uzattığında yanağından öptüm. O sırada araba durdu.
Ahmet, "Geldik." dedi. Arabadan indik ve çevreyi bir kolaçan ettim.
Ahmet yanıma gelip elimi tuttu. Sıla da koluna girmişti. Hep beraber içeri geçtik.
Arkamızdan Berkay'lar da gelmişti. Ahmet ve Berkay tam karşı karşıya oturuyorlardı. Sofra hazırlanmıştı. Herkes yemeğe başladığında Ahmet Berkay'dan sürekli bir şeyler istiyordu.
"Tuzu uzatır mısın Berkay?"
Tuzu uzattı.
"Şekeri de."
Şekeri uzattı.
"Peynir tabağı uzak kalmış."
Peynir tabağını da uzattı.
Berkay utanmasa Ahmet'i ağzına besleyecekti. Gülmemek için kendimi sıkarken bayılacaktım. Herkes bir gariplik olduğunu fark etmişti. Dayanamadım ve gülmeye başladım.
"Of yeter." diyerek durmaya çalıştığımda herkes hafif gülerek bana bakıyordu.
"Sıla söyle sevgiline, sevgilimle bu romantik anları ben yaşamak istiyorum." dedim sırıtırken.
Ahmet de sırıtmaya başlamıştı. Sıla gülerek Berkay'ın kulağına eğildi. Kısaca olanları anlattığında Berkay rahat bir nefes vererek arkasına yaslandı.
"Oh be, yirmi yaş yaşlandım burada." dediğinde Ahmet kahkaha atmaya başladı. Ben de ona katıldım. Ablamlar ne olduğunu soruyordu. Kısaca, "Gece ikisi uyuyakalmış, Ahmet'e yakalandılar. Ben gibi mükemmel bir yengeleri olmasaydı naneyi yemişlerdi ama hallettik." dediğimde herkes anlayıp gülmeye başlamıştı.
Kahvaltıyı bitirdikten sonra denize gitmek için hazırlandık. Arabanın arkasına eşyalarımızı koymuştuk. Bir yer ayarladık ve erkekler bizden önce denize girmişti. Sıla ve ben güneş kremimizi sürerken ablam ve Elvin de fotoğraf çekiyorlardı. Yerleştiğimiz kamelyanın bir köşesine eşyaları bıraktık.
"Abim güneş kremi sürdü mü?"
"Sürmedi, ben çağırayım."
"Berkay'ı da çağırır mısın?"
"Çağırırım."
Yerimden kalktım ve denize yaklaştım. "Ahmet!"
Birkaç kez seslendikten sonra nihayet beni duymuştu. Berkay'a da seslendiğimde ikisi de yüzerek yanıma geldiler. Denizden çıktılar ve elimdeki havluyu uzattım. Ahmet kurulanırken, "Ne oldu?" dedi.
"Güneş kremi sürmeden denize mi girilir Ahmet?" dedim.
"Ya ne olacak?"
"Saçmalama yürü, sende Berkay Sıla çağırıyor." ikisi de yürümeye başladılar. Ahmet elini omzuma atmıştı. Kamelyaya geldiğimizde Sıla, çevreyi topluyordu.
Ablam ve Elvin de şarkı açıyorlardı.
"Mert ve Emre güneş kremi sürdü mü?" dedi Ahmet.
"Evet ben evden çıkmadan sürdüm Mert'e." dedi Elvin. Ablam da başını sallayarak, "Emre de sürdü." dedi.
Elime kremi alıp Ahmet'in arkasına geçtim. Sırtına da yine ismimi yazdım ve deniz manzarası artı Ahmet'in sırt kaslarının çıktığı mükemmel bir fotoğraf çektim.
"Ne yaptın yine?" dediğinde fotoğrafı gösterdim.
"Çok iyi çıkmış lan." dediğinde güldüm.
Sırtına kremi sürdükten sonra omzundan çekerek yatırdım ve göğsüne de sürdüm. Kolları ve yüzüne de sürdüğümde kremin ağzını kapattım.
O sırada Sıla da Berkay'ı dizine yatırmış yüzüne sürüyordu.
Ahmet başını yukarı çevirip yattığı yerden ikisini gördü. Kaşları çatıldı ve sakinleşmeye çalıştı. Bu hali çok komikti ama gülmedim.
"Hadi gel denize girelim." dedi ve elimi tuttu. Beraber denize doğru ilerledik. Çevrede çok kimse yoktu. Sakin bir yerdeydik.
Denize ilk adımımı attığımda su hafif soğuktu. İlerledikçe su daha da soğuyordu. Ama sonunda belime kadar geldiğinde durdum. "Hadi dal çık, alışıyorsun." dedi Ahmet. Bir anda kendimi suya bıraktım ve dalıp çıktım.
"Of dondum." dedim o da suya geri geri attı kendini ve biraz yüzüp alıştı. Bizim arkamızdan Sıla da Berkay'la beraber suya girmeye başlamıştı. Ablam ve Elvin de aynı şekilde.
Mert ve Emre ikisini almak için kıyıya çıktılar.
Hep beraber aynı yere geldiğimizde Sıla ve ablam titriyordu.
"Suya gir çık alışırsın." dedi Ahmet Sıla'ya.
"Of abi çok soğuk!" dedi Sıla titrerken.
"Hadi hadi." dedi Ahmet ve Sıla'nın yanına geçti.
"Çocukken yaptığımız gibi yapalım mı?" dedi ona bakarak. Sıla gülümseyerek, "Olur." dedi.
"Tamam hadi biraz derine gidelim." dedi ve Sıla'nın elinden tutup ilerledi. "Sen de gel." dedi ve elini bana uzattı.
Elini tutup yanına gittim.
Su göğsümüze kadar geliyordu. Sıla ise, şey, onun hafif boynuna kadar geliyordu.
Gülerek ona ve ablama baktım. İkisi de aynıydı hemen hemen.
"Hazır mısın?" dedi Ahmet, Sıla başını salladı.
Ahmet bir anda suya oturarak daldı ve Sıla omzuna oturdu.
Ahmet sudan çıktığında Sıla ensesinde oturuyordu.
"Bir, iki, üç!" Ahmet hızlıca sayıp Sıla'yı takla atarak suya attı.
Sıla hızlıca yüzeye çıktığında gülüyordu.
"Özlemişim bunu!" dediğinde Ahmet gülerek bana döndü.
"Hiç bakma bana öyle ben atlayamam, Sıla'yla ben bir miyiz Ahmet!" diye çığlık atarak üstüme üstüme gelen Ahmet'ten hızlı hızlı kaçmaya çalıştım.
"Benim için bedensel bir farkınız yok! Gel buraya!" dediğinde çığlık atarak kaçmaya çalıştım ama nafileydi. Kolumdan yakalayıp kendine çekti. Ablamların gülüşünü duyuyordum.
"Bak şimdi, ben suya girince hızlıca enseme çık. Ben sudan çıkınca seni bacaklarından ittireceğim, sen de kendini geri at." dediğinde bir suya bir Ahmet'e baktım.
"Ya ben takla atamam." dedim.
"Tamam önce bir deneyelim, ben taklayı öğretirim sana." dedi.
"Of Ahmet ya." dedim.
"Hadi hadi." dedi ve beni arkasına geçirdi.
Bir anda suya daldığında hızlıca ensesine çıktım. Sudan çıktığında çığlık attım.
"Oha çok yüksek!"
"Hazır mısın? Bir, iki üç!" hızlıca bacaklarımdan ittirdiğinde hızlı bir şekilde suya düştüm.
Sudan çıktığımda feleğim şaşmıştı.
"Ahmet, Allah görüyor Ahmet bunları!" dediğimde Mert gülerek suyu tokatlıyordu.
"İlk beni attığında ben de böyle olmuştum." dedi Sıla.
"Bu ilk ve sondu zaten!" dedim kendime gelmeye çalışırken.
"Hadi deve güreşi yapalım, herkes çift." dedi Mert.
Sıla'yla göz göze geldik. Aynı anda Ahmet'e baktık.
"Olur hadi" dedi ve onay vermesiyle herkes yerini aldı.
Onlar birbirine yaklaştığında biz de birbirimizi ittirmeye başladık. Ben Elvin'i ittirirken Ahmet de Mert'i ittiriyordu. Mert'in ayağı takıldı ve düştüler. Ablama döndüğümde Emre'nin de dengesi bozuldu ve düştüler.
Geriye Sıla ve Berkay kaldığında, Sıla bir anda ittirmesiyle dengem bozuldu ve biz düştük onlar kazanmıştı.
Herkes kendine geldiğinde, Ahmet bana baktı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
Sıla ve Berkay kazanmalarını kutluyorlardı.
Biraz yüzdük, biraz birbirimize komik olmayan şakalar yaptık. Mesela Ahmet Berkay'ı boğma şakası(!) yaptı. Son anda kurtardık.
En sonunda yorulup kendimizi kıyıya attık.
Mert ve Elvin nereden bulduklarını bilmediğim meyvelerle geldiğinde kamelyada oturup meyve yemeye başladık. Ahmet dizime uzanmıştı. Elimdeki bir salkım üzümü bir ona bir kendime yediriyordum. Sıla da omzuna yatmış TikTok izleyen Berkay'a aynı tarifeyi uyguluyordu.
Ablam eniştemin dizine yatmış telefona bakarken kiraz yiyordu. Mert de Elvin'le video izlerken adını söyleyemediğim o meyveyi yiyorlardı.
Herkesin perti çıkmıştı ama çok eğlenmiştik. Ahmet'in birkaç fotoğrafını çektim. Sonra ona kendi fotoğtaflarımı çektirttim. Hava kararmaya başlayınca toplanıp eve geçtik. Herkes duş almıştı. Herkesten önce çıkan eniştem ve ablam mangal yakmaya başlamışlardı.
Ahmet ve ben de giyinip aşağı indiğimizde ben salatayı yaparken onlar sofrayı kuruyorlardı.
Diğerleri de geldiğinde yemeğe geçtik ve gülüp eğlenerek akşam yemeğimizi yedik.
Mutfağı toparladıktan sonra herkes yorgunluktan bitmişti. Son hatırladığım Ahmet'in göğsünde televizyon izlediğimdi.
