Sabah erkenden yola çıkmıştık. Daha gözüm bile açılmıyordu, uykum açılmamıştı çünkü daha sabahın beş buçuğuydu!
Ahmet araba sürdüğü için yarım saatte ikinci kahvesini içiyordu.
Anneannem İstanbul'da kız isteme olmaz, gelsin baba evinden kız istesinler, adet yerini bulsun diye direttiği için sabahın köründe yola çıkmıştık. Dün gece son kalan hazırlıkları yaptığım için 2 saatlik uykuyla beni kaldırıp yola çıkartmışlardı. Şu an gören bana gelin adayı demezdi. Sıla ve Berkay bir arabada, Mert ve Elvin ve ablamla eniştem başka bir arabada üç araba yoldaydık, çünkü bizim araba tıka basa eşya doluydu.
Daha 9 saat yol vardı. Ağlamak istiyordum. Of anneannem ya, ne olurdu siz uçakla gelseydiniz de isteselerdi beni!
-----
3 saat sonra bir şeyler yemek için durmuştuk. Herkes ölü gibiydi. Yarın akşam benim istemem vardı. Sağ kalırsam beni isteyebilirlerdi.
"Abi, çok yorgunum ben ya!" diye söylenerek arkama yaslandım. Güneş gözlüğümü taktım.
"Ya bu anneannende nasıl bir inat varmış senin! Ölümüz varacak Manisa'ya!" dedi Mert sitemle Elvin'in omzuna yatarken.
Ablam gözlüğü indirdi, "O var ya o! O kadar inat ki. Anamı babama verene kadar babama kırk takla attırmış. Allah'tan şu an yaşlı, benle Emre'ye mâni olamadı. Ama Feride'yi benden çok sever, Ahmet ne yap et sevdir kendini, yoksa Feride'yi rüyanda görürsün." dedi ve gözlüğünü düzeltip gülerek geriye yaslandı ve kollarını bağdaştırdı.
"Ben neden başımıza bir işler gelecekmiş gibi hissediyorum?" dedi Ahmet başını bana çevirirken. Kaşları çatılmıştı.
"Vallahi bana da öyle geliyor. Babamla annemi evlendirmek için, babama önce horoz kestirtmiş, sonra iki tarla sürdürtmüş, bir keçi ikiz oğlak doğurana kadar beklemiş, üç kere kapıdan çevirmiş, bir sürü takı istemiş dedemin de sözü geçmezmiş anneanneme. Annemle babam kırk takla sonunda kırk birinci de evlenebilmiş." dedim gülerken.
"Ben yandım değil mi?" diye sordu gözü korkmuştu garibimin.
"Anneannem her şeye rağmen annemle babamı kabullenememiş, ablam olduğunda annemle babamın boşanmayacağını anladığında da ablamın kırkı çıkana kadar ablama bakmamış. Sonra torun sevgisi gelmiş kadına, ablam iki yaşındayken tutturmuş bir çocuk daha yapın, bebeyken sevemedim Fatma'yı diye. Sonra da ben olmuşum işte. Anneannem ondan çok sever beni. Benim sayemde de annemle babamla uğraşmayı bırakmış." dedim çayımdan içerken.
Ahmet şok içinde beni dinledikten sonra başını iki elinin arasına aldı. "Eyvahlar olsun!" diye sitem ettiğinde hepimiz gülmeye başlamıştık.
"Ahmet'e neler yapacak çok merak ediyorum. Benim gözüm açıldı, hadi kalkın gidelim." dedi Mert ayaklanırken.
Ahmet'in yanında oturan Sıla abisinin sırtına elini atıp bir yukarı bir aşağı gezdirdi.
"Abi asıl yanman gereken şey o değil, bizim neneler de yolda. Ama sen merak etme ben bütün görümceliğimi konuşturacağım." dedi gülerken.
"Kız ne geçiyor senin aklından?" dedim Ahmet'in arkasından Sıla'ya bakarken.
"Sana ömrün boyunca yapmayacağım görümceliği orada abimin arkasında durarak kullanacağım aşkım, merak etme sana bir zararım olmaz yani." dedi o da gülerken.
"Cidden hadi gidelim ben daha olacakları çok merak ediyorum." dedi Berkay yerinden kalkarken.
"Bana bak damat bozuntusu. Sakın orada pişmiş kelle gibi sırıtma. Unutma senin sevgilinin de ailesi geliyor." dedi Ahmet başını ellerinden kaldırırken. Berkay yutkundu ve Sıla'ya baktı.
"Seni sakinleştirmek isterdim aşkım ama, abim doğru söylüyor. Anne babamla tanıştın da, anneannem, babaannem, dedemler, halam ve teyzemler.. Sen de çok rahatlama yani. Abime bakıp feyz al hatta."
Onun da sırtını destek olurcasına okşadıktan sonra arkasından geçip çıkışa yöneldi. Ben de aynı şekilde peşinden gittim.
Herkes arabalara doluştuktan sonra tekrar yola çıktık.
----------
Saat 12'ye geliyorken yaklaşmıştık ama ayaklarım uyuşmuştu. Birkaç kez ihtiyaç molası dışında mola vermemiştik.
"Of Ahmet!" yola ful konsantre olan Ahmet başını saniyelik bana çevirdi.
"Efendim aşkım?" dedikten sonra yola döndü. Onun bacaklarına uzattığım bacaklarmı kendime çekip yola döndüm.
"Çok sıkıldım, ayrıca ayaklarım uyuştu oturmaktan, koltuk şeklimi aldı resmen. Bir yerde durup bir kahve içelim ya." dedim.
"Vallahi haklısın, bende yoruldum. Ara bizimkileri bir yerde durup kahve içelim." dedi.
Telefonu alıp açtım, önce Sıla'ya sonra da diğerlerine söyledim. Bir yer bulduk ve durup kahvelerimizi aldık. Biraz turladık ve ayaklarımızı açtık. Kaç saattir yoldaydık ve daha en az 1-2 saat vardı.
Herkes arabalarına döndüğünde aynı şekle geri döndük.
"Feride." Ahmet yola çıktıktan sonra bana seslenmişti. Şarkı aramayı bırakıp ona baktım.
"Hı?"
"Anneannen ablanın dediği kadar var mı?" aklı hala oradaydı ve aşırı komik bir surat ifadesiyle sormuştu.
"Yok be aşkım, yani evet dediklerimizi yapmış zamanında ama şimdi yaşlandı. Ama yine de ona belli olmaz. Sen kendini her şeye hazırla." dedim ve şarkı aramaya devam ettim.
Sonunda Manisa'ya girdiğimizde güldüm. "Hadi Bismillah." dedim gülerek ve yandan yandan Ahmet'e baktım. Derin bir nefes alarak başını 'hadi bakalım' dercesine salladı.
Ortalama yarım saat sonra annemlerin evinin kapısının önüne üç araba yanaşmıştık.
Bizimkiler kapıyı açtığında sarılma ve selamlaşma faslı başlamıştı. Tüm aile sarıldıktan sonra sonunda oturabilmiştik.
"Hoş geldiniz yavrum, aç mısınız?" diye soran anneme bakıp, "Bir yerleşelim anne bir şeyler atıştırırız. Anneannem yok mu?" dedim sorusunu hızlıca yanıtlarken. O esnada üst katın merdivenlerindne sesler gelmeye başlamıştı. Bir baston sesiydi bu. İşte geliyordu.
Hepimizin başı merdivene dönerken anneannem yavaş ama sarsılmaz adımlarla indi merdivenleri. Tam merdivenin önünde durduğunda Ahmet'in yutkunduğunu duydum. Anneannem üzerinde her zamanki haliyle duruyordu. Elinde sırf destek olsun diye değil hoşuna gittiği için taşıdığı bastonu vardı.
Ahmet'i dürterek kalkmasını sağladım. "Anneannem!" diyerek gidip sarıldım. O da bana karşılık verdiğinde ayrılıp elinden öptüm. Sonra ablam sarıldı, ardından eniştem ve sıra Ahmet'e geldiğinde anneannem baştan aşağı bir süzdü.
Ahmet elini öpmek için eğildiğinde anneannem elini uzattı ve öptürdü. Ardından yanımızda gelenler de elini öptü ve kenara çekildi. Anneannem babaannem gibi tekli koltuğa geçip oturdu.
"Hoş geldiniz bakalım." dediğinde hepimiz bir ağızdan hoş bulduk dedik.
"Anneanne nasılsın, iyisin inşâAllah?" diye sordu ablam. Anneannem merhametli bir bakış atıp, "İyiyim gara guzum. Sen nasılsın? Nasıl gidiyor evlilik?" dedi gülümseyerek. Onun gülümsediğini gören Ahmet sakince bir nefes vermişti. Gülmemek için kendimi sıktım.
Ablam, "İyi gidiyor anneannem nasıl olsun?" diye karşılık verdiğinde anneannem enişteme baktı, "Bana bak bakayım ilk damat, üzmüyon değil mi torunumu?" diye sordu.
"Yok anneanne üzmüyor ya." diye karşılık verdi ablam.
"Sen sus bakayım, sana mı sordum ben!" Diye çıkıştı anneannem.
Ablam susarken eniştem gülmesini bastırarak, "Yok anneanne üzer miyim ben hiç onu." dedi. Anneannem memnun bir ifadeyle bastonun ucunu Ahmet'e çevirdi.
"Feride'm, ak guzum, anası kılıklı kızım! Nereden buldun bakayım sen bunu?" dediğinde ağzımdan artık zor tuttuğum kakhakanın bir kısmı kıkırtı olarak çıkmıştı.
"İnternette buldum anneanne!" dedim gülerek. Herkes gülerken anneannemle babaannemin kaşları çatılmıştı.
Babannem tepki olarak, "Amaniin! Kızlar artık kocayı da mı internetten sipariş ediyor?!" diye bağırdığında hepimiz gözümüzden yaş gelene kadar gülmüştük.
Anneannem de anlamaz ama gülen gözlerle bize baktı. "Aman sende ne cahilsin kız! Mesaj atıyorlar ya, öyle bulmuştur." dedi bilmiş bir edayla.
"Aynen anneanne öyle buldum." dedim ben de.
"He iyi bakayım. Bu cici kız kim böyle bakayım?" dedi Sıla'ya bakışlarını çevirdiğinde. Sıla yine sırıtmaya başlamıştı.
"Aman pek de güzelmişsin kız sen." dediğinde Sıla ağzını açmadan ben, "Ahmet'in kardeşi anneanne o, görümcem olur kendileri." dedim gülerek.
"Kız bunun neresi görümce, görümce dediğin olur sana örümcek, bu olsa olsa kedi olur, maşallah kızıma pek de güzelmiş, konuştuğun görüştüğün var mı bakayım senin?" dediğinde Sıla anlık bir şoka uğradı, sonra tam ağzını açacaktı ki, "Bak eğer yoksa, benim bir torunum-" derken Sıla Berkay'a bakıp, "Şey, var teyzecim benim sevgilim, var yani." dedi.
Anneannem üzülmüş gibi duruyordu.
"Tüh bak, çok da yakışırdınız ama neyse. Kimmiş sevgilin bakayım?" dediğinde Sıla eliyle Berkay'ı gösterdi. Berkay sakince elini kaldırıp gülümsedi.
"Ay civan çocukmuş tamam tamam, biz abini bizim kızla oyalarız, sen de evlen bununlan." dedi anneannem. Ahmet şu an kuduruyordu ama ağzını açıp tek kelime edemiyordu, biraz daha kendimi sıkarsam bayılacaktım.
"Anne tamam yeter bu kadar, çocuklar bir yerleşsin, yemekte konuşuruz." dediğinde anneannem başını salladı.
Ahmet rahat bir nefes verecekken babannem söze girdi, "Damat, tavuk kesmeyi biliyor mu?"
Ahmet'in duyduğu cümle ile gözleri fal taşı gibi açıldı, önce babaanneme sonra bana baktığında bir saattir kendimi tuttuğum kahkaham gün yüzüne çıkmıştı.
"Bilmiyorsa öğretiriz babanne sen rahat ol." dedi içeri giren kuzenim olan abim.
"Abi!" diyerek yerimden kalktım. Biz beraber büyümüştük ama o benden iki yaş büyüktü. Ona rağmen ikimiz çok iyi anlaşırdık.
"Cadı!" dediğinde sarıldık. "Lan ne ara büyüdün de evleniyorsun sen? Daha geçen istediğin renkte su tabancası almadım diye akşama kadar ağlıyordun?" dediğinde buruk ama güzel bir gülümseme yayıldı dudaklarıma.
"Büyüdü sıpa harbiden, bizi bile beklemedi bak evleniyor." dediğinde diğer büyük kuzenim girdi. İkisi de kapıda dalyan gibi dikildiğinde hepimiz sarılıp, tokalaşarak tanıştık.
Ahmet tavuk gibi gerilmişti. O esnada telefonu çaldı. Cebinden çıkarıp baktığında, "Babam.." diye mırıldandı. Yerinden kalkıp cama ilerledi ve biraz konuştuktan sonra bana seslendi. Kalkıp yanına gittim ve telefonda yolu tarif ettim.
Onun da ailesi gelmişti.
Allah'ım biri bize sakinleştirici vursun!
--------
Hepimiz yerleşmiştik, ben, ablam, Sıla ve Elvin bizim evde kalırken Ahmet'ler ve onların akrabaları bir otele yerleşmişti. İki gün Manisa'da olacağımız için kimseye rahatsızlık vermek istememişlerdi. Ne kadar ısrar etseler de.
Akşam yemeği için dışarıda buluştuğumuzda neredeyse bir restaurantı biz kapatmıştık.
Herkes gelen giden yemeklerle karnını doyururken, Ahmet'e baktım. Erkek kuzenlerimle çok iyi anlaşmıştı. Ve bu bana iyi hissettiryordu, yol boyu çok gergindi ama korktuğu gibi olmadı.
"Feride, benim elbisem için terzi bulabilecek miyiz?" diye soran Sıla'ya baktım.
"Buluruz yavrum, bulamazsak da dert etme, benim bir kuzenim bu işlerden anlıyor. Oma yaptırırız." dedim gülerek.
Herkes karnını doyurduktan sonra kalacağı yerlere dağılmıştı. Ablamla benim odam olarak kullandığımız odaya yer yatağı yapmıştık.
Sıla ve Elvin orada kalıyordu. Biz de ortalama bir yıl sonra eski odamızda.
