Sabah Sıla'dan önce uyanmıştım. Kalktım ve banyodaki işlerimi hallettim. Sıla hala uyuyordu. Yanağından kocaman öperek uyandırdım.
"Sıloooş! Hadi kalk." dedim enerjik bir sesle.
"Beş dakika daha." dedi diğer tarafına dönerken. Küpemi takıyordum ki o esnada kapı çaldı. Kapıya doğru ilerlemeye başladım ve Sıla'ya söylenmeye başladım.
"Hadi ama kalkman lazım, kahvaltıya geç kalacağız yoksa." cümlemi bitirdiğimde kapıyı açmıştım. Ahmet pervaza yaslanmış bana bakıyordu.
"Günaydım güzellik." dedi sırıtarak. Sırıtmama engel olamadan parmak ucumda yükselip tekrar ayaklarımın üstüne geldim. Ellerimi de aşağıda birleştirmiştim, "Günaydın."
Şımarmama gülerek, "Naber?" dedi.
"İyi, senden?"
"İyi benden de.Sıloş uyuyor mu hala?" dedi.
Başımı evet anlamında salladım. "Ben bir bakayım ona." dedi ve odaya girdi. Ben de peşinden girdim.
"Sılooş, hadi kalk." dedi omzundan dürterken.
"Ya abii!" dedi ve uyumaya devam etti. Ahmet'in yanına geçip koluna dokundum. Ahmet doğrulduğunda boğazımı temizledim ve fısıldayarak, "Bak şimdi." dedikten sonra ses tonumu ayarladım.
"Aa Ahmet, Berkay'ın geleceğini neden söylemedin?" dedim. Sıla yataktan fırlarken ben kahkahalarla gülüyordum.
"Ne Berkay mı? Hani?" dedi Sıla çevresinde bir tur dönerken. Benim güldüğümü gördüğünde kaşlarını çattı. Abisini gördüğünde ise gözleri pörtledi. Ahmet kaşlarını çatmış ikimize bakıyordu.
"Berkay ne alaka?" dediğinde Sıla banyoya kaçmıştı. Ahmet tam peşinden gidecekken durdurdum. Kollarını tutan ellerime baktı.
"Dur bir önce dinle." dedim.
Başını sallayarak dikilmeye devam etti." Berkay Sıla'dan hoşlanıyormuş. Sıla da ona karşı boş değil. Ama Berkay senden çekiniyormuş. Biraz süre verdi Sıla eğer ikisi de severlerse birbirlerini belki bir ilişkileri olacak. O yüzden biraz sakin ol ve kızı rahat bırak. " dedim. Kaşları çatılmıştı ve gözleri düşünceli düşünceli dalmıştı. Elimi yüzünün önünde salladım.
"O çocuk, kardeşimi üzecek bir şey yapmaz, değil mi?" diye sorduğunda gözüme çok masum gözükmüştü.
"Yapmaz, merak etme, hem senden çekiniyor nasıl yapsın?" dedim. Sonrasında ifadesine gülerek boynuna kollarımı doladım. Sıla'yı böyle güzel düşünmesi çok hoşuma gitmişti.
O da kollarını belime doladığında bir müddet öyle kaldık. Sıla'nın banyodan çıkmasıyla ayrıldık.
"Ayy, şey pardon." dediğinde gülerek ona baktım.
"Yok yok, gel." dedim ve Ahmet'ten uzaklaştım.
"Ben sizi başbaşa bırakayım." dedim ve çantamı alıp odadan çıktım. Aşağıya inip kahve aldım ve bekleme salonunda kar manzarasına karşı kahvemi içtim. Kahve içerken bir yandan da Tiktok da geziyordum.
---------
Sıla
Feride odadan çıktıktan sonra abime baktım. Gülümseyerek kollarını açtı. Sarıldığımda kafamdan öptüğünü hissettim. Tuttuğum nefesimi verdiğimde, "Oyy oy, ne zormuş abi olmak." diye mırıldandığını duydum. Kıkırdayarak başımı göğsünden çektim. Kapalı gözlerini açtığında, "Nesi zormuş abi olmanın?" dedim sorgulayan ama gülen bir ses tonuyla.
"O it seni üzerse haberim olacak tamam mı?" dediğinde kahkaha attım ama o çok ciddiydi.
"Tamam, tamam merak etme. Hem üzmez o beni. Ayrıca daha flört bile değiliz." dediğimde gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Hatırlatma." dediğinde yine güldüm.
"Büyüdüğünü kabullenmek çok zor lan." dedi ve kafasını çevirip kaçamak bir bakış attı.
"Hadi hazırlan gel. Ben, Feride'nin yanına gidiyorum." dedi.
Başımı tamam anlamında salladım.
Kapıyı çekip odadan çıktığında arkasından bakıp gülümsedim. Her zaman arkamda böyle bir abim olduğunu bilmek çok güzeldi.
----------
Ahmet
Sıla'nın odasından çıktıktan sonra telefonu çıkartıp Feride'yi aradım.
"Neredesin?"
"Bekleme salonundayım."
"Tamam geliyorum." dedim ve telefonu kapattım. Hızlı adımlarla aşağıya indim. Feride elinde dergiyle kahve içiyordu.
Gidip yanağından makas aldım. Yanına oturduğumda gülümseyerek bana baktı.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
"Konuştunuz mu?"
"Evet sakin sakin konuştuk." dediğimde tek kaşını kaldırdı.
"İnanayım mı?"
"İnan inan." dedim ve kahvesinden bir yudum aldım.
Güldüğünde elindeki dergiye baktım. "Neye bakıyorsun?" dedim.
"Anlamazsın sen." dediğinde tek kaşımı kaldırarak daha da dikkatli baktım saçma sapan ürünler vardı.
"Bu ne ya?" dediğimde güldü.
"Dedim ya anlamazsın. Boş ver." dedi ve dergiyi kapattı.
Sıla da yanımıza geldiğinde kahvaltıya geçtik.
Hep beraber kahvaltı yaptıktan sonra video çekimi için kayak dersleri almaya başladık. Sıla çocukluğundan zaten az çok biliyordu. Feride de kavramıştı kolayca. Ben zaten biliyordum.
Birkaç kez bayır aşağı kaydık. Çekim saati yaklaşmıştı.
"Sıla Feride nerede?" diye sordum.
"Az önce benim peşimden kayıyordu. Gelmedi mi?" diye sordu.
"Yok ben görmedim."
Mert ve Hasan da görmediklerini söylemişti. Birkaç kez telefonunu aradık ama açmadı. Hatta telefon çalmadı bile çünkü çekmiyordu. Telaşa kapılmıştım.
"Abi tamam dur sakin ol. Buralardadır buluruz şimdi. Siz şu taraftakilere sorun ben de şu ileridekilere sorayım." dedi Sıla dediği gibi yaptık. Sormadığımız kimse kalmamıştı.
"Delireceğim lan, nerede bu kız?!" dedim ellerimi kafamın arkasında birleştirerek.
"Başına bir şey gelmiş olmasın? Kimse görmemiş." dedi Sıla korku dolu bir sesle.
"Of Allah'ım!" dediğimde başım ağrımaya başlamıştı. Eğitmenlerden biri yanımıza geldi.
"Çevreden kimse görmemiş. Dağılıp aramamız lazım. Kızlar burada dursun, beyler dağılıyoruz. Şu telsizi alın, telefon çekmezse ve bulursanız haber verin." dedi eğitmenin telaşı beni daha da çok telaşlandırmıştı. Telsizi kaptığım gibi Sıla'ya döndüm.
"Sıla bana bak buradan bir yere ayrılmıyorsun tamam mı? Senin de başına bir şey gelirse ben ölürüm. Buradan ayrılmıyorsun. Yaren, Sıla sana emanet." dedim ve hızlıca ormana doğru koşmaya başladım. Bir yandan da ismiyle sesleniyordum. Hava kararmaya başlamıştı.
"Feride!"
"Feride nerdesin?!" elimdeki telefon feneriyle etrafa bakıyordum. Ne kadar yürüdüm bilmiyordum. Hava kararmıştı. Ormanın içindeydim hala. Buraya kadar gelmiştim ve tek olumlu haber yoktu çevreden. Çok yorulmuştum ama duramazdım.
"Feride!" bir kez daha bağırdığımda bir ses duydum gibi geldi.
"Ah-met!" cılız bir sesti ama bu sefer gerçekti. Az önce duyduklarım gibi değildi.
"Feride! Feride neredesin!?"
"Ahmet, kar, karın a-altında ka-kaldım!"
"Ne?" çevreme bakındığımda küçük bir tepenin altına yeni düşmüş belli olan kar birikintisini gördüm.
Hızlıca oraya koştum. "Feride burada mısın?"
"E-evet. Çabuk, ol. Çok soğuk." dedi mayışmış bir sesle. Uyumaması lazımdı. Can havliyle karı kazımaya başladım. Birkaç dakika sonra ona ulaşmıştım. Buz gibi olmuştu. Yüzü bembeyazdı. Hemen yerinden kaldırdım kucağıma aldım.
"Feride, Feride iyi misin?"
"Ahmet, çok üşüyorum." dedi yarı baygın haldeydi. Hemen üzerindeki ıslak montu çıkartıp kendi montumu giydirdim, beremle beresini, atkımla atkısını değiştirdim. Eldivenleri çıkartıp ellerini ellerimin arasına aldım. Telsizi alıp merkeze seslendim.
"Feride'yi buldum! Ormanın aşağısında karanlık bir yerdeyiz. Tam olarak neresi bilmiyorum. Telefon çekmiyor. Bizi bulmanız lazım. Feride yarı baygın." dedim hızlıca.
"Ahmet, tamam. Şimdi bana yerini tarif etmen lazım. Güneş ne taraftan batmıştı hatırlıyor musun?"
Birkaç dakika boyunca yerimizi anlatmaya çalıştım. En sonunda biri, "Tamam ben anladım. Toplanın gidiyoruz." dediğinde derin bir nefes aldım.
"Ahmet, çok soğuk." dedi Feride. Bayıldı bayılacaktı.
"Şşşt, tamam bak geliyorlar. Gel böyle." kucağıma alıp karla temasını olabildiğince kesmeye çalıştım. Sırtımı kayaya yasladım ve onu göğsüme çektim. Yüzünü boynuma bastırmasını sağladım ve nefesiyle kendisini ısıtmasını bekledim. Elleri ellerimin arasındaydı.
Yarım saatin sonuna doğru artık ben de uyuşmaya başlamıştım. Ama Feride için dayanmak zorundaydım. O esnada bir ses duydum ve far gördüm. Kar arabasıyla geliyorlardı."Buradayız. " diyerek seslendim.
Kar arabası yanımızda durduğunda eğitmen ve Mert indiler.
"Ahmet. İyi misiniz?" dedi Mert.
"Ben iyiyim, Feride'ye bakın." dedim. Eğitmen kucağımdan alıp arabaya yerleştirdi. Üzerine kalın bir battaniye sardı. Mert de bana yardım etti beni sardı. Aynı hızla otele doğru dönmeye başladık.
Araç durduğunda Sıla koşarak yanımıza geldi.
"Abi Feride, Allah'ım çok korktum! İyi misiniz?" dediğinde ona baktım. Ağlamıştı.
"Sakin ol. İyiyiz. Feride'yi hemen odaya çıkartmamız lazım." dedim. Eğitmen çoktan kucağına almıştı ve otele girmişti. Peşlerinden ben de otele daldım. Hızlıca odasına girdik. Sıla peşimizden geldi.
"Siz çıkın biz üzerini değiştirelim." dedi ve baygın olan Feride'nin başına geçtiler. O sırada biz de doktor çağırmıştık.
Zaten biz aramaya gittiğimizde gelmişti. Ben de üzerimi değiştirmiştim.
O da üzerini değiştirdikten sonra içeri girdik. Başına geçip elini tuttum. "Feride, uyan hadi." dedim. Elleri hala buz gibiydi. Odanın derecesini arttırmıştık. Üzeri örtülüydü. Gözleri gibi.
Doktor steteskopla göğsünü dinledikten sonra ateşini ölçtü.
"Vücut ısısı biraz daha düşseymiş hipotermi geçirirmiş. Son anda kardan çıkarmışsınız. Bu serum iyi gelecek. Ayrıca ısınması lazım. Üzerini iyice örtün. Bir iki saate uyanmazsa hastaneye getirin." dedi ve odadan çıktı.
Hepimiz başında bekliyorduk. Sıla koluma dokundu. "Abi, sen de dinlen." dediğinde başımı salladım.
"Feride uyanana kadar şuradan şuraya gitmem." dedim. Gözlerim dolu doluydu ve bu geçmiyordu da.
Bir saat sonra Feride'den hafif bir ses geldi. "Ah-met." mırıldanarak adımı söylüyordu. Hızlıca gözlerimi kurutup başına dikildim.
"Feride, iyi misin?"
"Su." dediğinde Sıla su uzattı. Başından destek vererek kaldırdım. Suyu dudaklarına dayadım. Bir iki yudum aldıktan sonra yattı.
"Çok üşüyorum." dediğinde üzerindeki battaniyeyi düzelttim.
"İyi misin?" diye sordu Sıla. Her kafadan bir ses çıkıyordu.
"İyiyim." dedi bitkin bir ses tonuyla.
"Acıkmıştır o, ben bir çorba getirteyim." dedi Mert ve odadan fırladı.
"Sen oraya nasıl girdin Feride? Çok korktum bulamayacağım diye seni, bulana kadar akla karayı seçtim. Oraya nasıl girdin?" dedim iki saattir beynimde dönen soruydu.
"Kayak yaparken, bir anda kontrolü kaybettim. Dengemi sağlayayım derken, ormana sürüklendim. O kayayı görünce belki dururum sandım ama oradan düştüm. Benim arkamdan da bütün kar üstüme geldi. Çıkamadım içinden, sonra zaten uyuşmuşum. Sen gelmesen.." dedi ve gözlerindeki yaşlar akmaya başladı.
"Şşş, şş bak buradasın. Buldum seni. Seni buldum ya. Sakin ol. Bak iyisin." dedim ve ben de onunla beraber ağlarken ona sarıldım.
Odada herkes korku dolu gözlerle bakıyordu. Bir müddet sarılı kaldık. Ayrıldığımızda odada kimse yoktu. Hangi ara çıkmıştı bunlar?
Göz yaşlarının ıslattığı yerleri sildim. O da aynısını bana yaptı.
"Çok korktum." dedim tekrar.
Onun başı yastıktaydı. Ben yere oturmuştum, başı hemen başımın yanındaydı. Elim saçlarındaydı. O da elini kaldırdı ve yanağıma dokundu. Fırsat bu fırsattı.
"Feride." dedim fısıldayan bir sesle.
"Hım." dedi mırıl mırıl.
Derin bir nefes alıp gözlerinin içine baktım. "Seni seviyorum." dediğimde gözlerinin içinin parladığını gördüm.
"Ne?" dedi yine aynı ses tonuyla.
"Seni seviyorum." dedim yine.
Kocaman gülümsedi. Çok güzel güldü lan. Baya güzel güldü.
"Ahmet." dedi yine fısıldayarak. Çok sessizdi ama adım ilk defa bu kadar güzel zikredilmişti.
"Hım." dedim ben de onun gibi.
"Ben de seni seviyorum." dedi daha da sessiz. Sanki bir sır verir gibi. Yüzlerimiz biraz daha yaklaşmıştı.
"Sen benim kahramanımsın, sen olmasaydın ben ölmüştüm. Ama ben, seni abim olarak sevmiyorum.İnanır mısın, kızın da değilim." dediğinde güldüm.
"Ben de seni kardeşim olarak sevmiyorum zaten. Aşığım kızım ben sana." dediğimde nefes alıp verişi değişti.
Gözlerini kapattığında gülümsemesi derinleşti ve açtığında göz göze geldik.
Yüzümüzün arasında iki santim bile yoktu. Eli elimdeydi. Gözü gözümde. İşte tam o dakika dudağı da dudağımdaki yerini almıştı.

