Klip yayınlanmıştı ve kutlamasını yapmıştık. Şimdi koca bir ekip Uludağ'a kar tatiline gidiyorduk. Bavullarımızı hazırlamıştık ve yola çıkmıştık. Ahmet arabayı sürerken Sıla ve ben şarkıları değiştirip eşlik ediyorduk.
Çok kalabalıktık ve çok eğlenceli olacaktı. Birkaç saatin sonunda Bursa'ya girmiştik. Hızlıca Uludağ'a doğru yola çıktık. Otele yerleşecektik.
Resepsiyondaki abi"Odalar iki kişilik. Herkes biriyle kalabilir." dediğinde Sıla'nın koluna yapıştım. Ahmet de Hasan'la kalacaktı. Sabahtan beri bakışıp duruyorduk. İki gün önceki konuşmadan sonra ondan hoşlandığıma emin olmuştum.
Sıla'yla ben odamıza çıkarken onlar da hemen yanımızdaki odaya yerleşmişlerdi.
"Ay odanın manzarası çok güzel." diyerek balkonun kapısını açtım ve balkona çıktım. Eş zamanlı olarak yan balkona da Ahmet çıkmıştı.
"Selam." dedim sakin bir ses tonuyla.
Sigarasından bir duman aldıktan sonra bana bakarak üfledi. "Selam." dedi.
"Beğendiniz mi odayı?" diye sordu.
"Evet, siz?" diye sordum.
"Evet güzel. Beğendim." dedi. Gülümsedim ve kaldım. O esnada rüzgar esmesiyle saçlarım uçuştu.
"Gir içeri soğuk hava." dedi. Başımı sallayıp içeri geçtim.
Sıla banyodan çıkıyordu. "Kimle konuşuyordun?" dedi.
"Abinle balkonda karşılaştık da onunla konuşuyorduk." dedim bavulumu açarken. "Hmm, konuşun bakalım, konuşun." dedi ve 'ayh' gibi bir ses çıkartarak valizini açtı.
Eşyalarımızı birbirimize göstere göstere, kombin yapa yapa dolaba yerleştirdik 4-5 gün buradaydık.
Eşyaları yerleştirme faslı bittikten sonra yemek için hazırlandık.
Ben kalın bir pantolon, üzerine kazak ve montumu giydim. Şapkamı ve atkımı da taktıktan sonra hazırdım.
Sıla da aynı kombini farklı renklerle yapmıştı. İkimiz de aynı anda dudak koruyucumuzu sürmek için aynaya eğildik ve gülerek sürdük.
Tam o esnada kapı çaldı.
"Ben bakarımm!" dedim ve kapıya ilerledim. Kapıyı açtığımda Ahmet, Mert ve Hasan kapıda dikiliyorlardı. Üzerlerinde kalın kalın kıyafetler vardı. Ama bir tek Ahmet'te atkı yoktu.
"Hadi kızım. Kaç saat oldu sizi bekliyoruz." dedi Ahmet.
"1.'si bana kızım deme, 2.'si senin atkın nerede, 3.'sü geliyoruz az sabredin!" dedim. Mert gülerek, "Aman da aman merak da edermiş!" dediğinde dönüp ona baktım. Ellerini teslim olur gibi kaldırdı.
"1.'si tamam kızım demem, 2.'si atkımı unutmuşum ne kızıyorsun, 3.'sü ağaç olduk, kök saldık birazdan meyve vereceğiz." dedi Ahmet.
"Tamam gelin içeri." dedim ve kapıyı ardına kadar açtım. Sıla çantasına bir iki şey atıyordu.
Ben de dolabımı açıp dolaptaki yedek atkılarımdan birini çıkarttım. Siyah olanı seçip, Ahmet'in boynuna astım ve önünü kapattım.
"Üşüteceksin." dedim ve arkamı dönüp küçük çantama koruyucu kremlerimi aldım.
Birkaç dakika sonra ekiple beraber yemeğin yenileceği yerdeydik.
İlk akşama özel kar üstünde çay ve sucuk-köfte ekmek yapılıyordu. Ama hava da buz gibiydi.
Ahmet, "Siz bekleyin burada, Mert gel biz ekmekleri alalım." dedi. Başımızı salladık ve yerimizde zıplaya zıplaya beklemeye başladık.
"Of çok soğuk!" dedi Sıla. O sırada elinde çayla buraya Berkay yaklaşıyordu. Aramızda kalsın, bu ikisini çok yakıştırıyorum.
"Selam." dedi sesi hafif kısıktı. "Çay aldım, ister misiniz?" dedi elinde bir tepside bardaklar vardı.
"Vallahi hayır diyemeyeceğim." dedim ve bir bardak aldım. "Teşekkür ederiz." dediğimde gülümseyerek karşılık verdi.
"Çok sağ ol Berkay." dedi Sıla da ve elini çay bardağıyla ısıtmaya çalıştı.
O sırada Ahmet ve Mert ellerinde tepsilerle yarım ekmeklerle geldiler.
"Geldik, hadi alın." dedi Ahmet. "Sucuklar biraz acıymış bücür, haberiniz olsun." diye ekledi Mert.
Ahmet'e kaş göz yaparak Berkay'ı işaret ettim. Berkay elinde kalan son bardağa baktı. "Çay isteyen var mı? Bu kaldı." dedi. Ahmet, "Getir abicim ben alayım." dedi ve çaya uzandı. Sıla kaçamak bakışlarla abisiyle Berkay'ı kesiyordu.
"Bu çayı nereye koyacağız ya yiyemiyorum ekmeği." dedi Sıla çevresine bakarken. "Koy bu tepsiye ben yedim zaten." dedi Berkay.
Ahmet Sıla'dan önce bardağı koydu, "Seni de biraz sehpa olarak kullandık ama kusura bakma." dedi ekmeğinden koca bir ısırık alırken.
"Bardağımı koyar mısın oraya?" dedim bardağı uzatırken. Ahmet bardağı alıp tepsiye koydu.
Ekmekleri yerken bir yandan da konuşuyorduk. "Yarın kayak yapılacakmış, kardan adam yapma yarışması varmış hepsi Youtube'un kendi kanalına atılacakmış." dedi Mert.
"Oha herkes katılacak o zaman?" dedim. "Ne fark eder, kimin kazanacağı belli zaten." dedi Ahmet son ısırığı alırken. Daha ben ekmeği yarımlayamamıştım.
"Sen bir havalara girdin de burada senden eski youtuberlar da var." dedi Hasan çevresine bakarak.
"Agacım hepsi evine kapandı. Adamakıllı içerik üreten yok. Boynuz kulağı geçiyor yani." dedi Ahmet kendini beğenmiş beğenmiş. Gülerek, "Karışmayın yeni Youtube starına!" dedim ve çayımdan bir yudum içtim.
"Koruma çıktı bak karışmayın!" dedi Ahmet de gülerek.
Yemekten sonra biraz oradakilerle vakit geçirdik. O süre zarfına Sıla çoğunlukla Berkay'la vakit geçirmişti. Ben de Ahmet Sıla'ya sarmasın diye dikkatini dağıtma görevini üstlenmiştim.
"Aaa teleferik buradaymış Ahmet bak!" dedim. Gözü yine çevredeydi. "Çocuk baksana şuraya bir şey gösteriyorum!" dedim. Başını bana çevirdi.
"He Feride söyle ne gördün?" dedi bıkkın bir ses tonuyla. Fırsat bu fırsattı, Sıla kıymet bil.
"Sen benden sıkıldın. Sevmiyorsun sen beni." dedim kollarımı birleştirerek sırtımı ona döndüm.
"Lan!? Lan ne alaka? Kızım saçmalama. Bak bakayım bir bana! Lan sıkılmadım. Aloo!" omzumu dürtüyordu ama kafamı ona çevirmiyordum. Ters yöne bakarak omzumu silktim.
"Sıkıldın işte. Hıh, küstüm ben sana. Ayrıca bana kızım deme. " dedim yapmacık bir ses tonuyla.
"Ne diyeyim ne istersin?" dedi muzip bir ses tonuyla.
Bir an afalladım ve kollarımı çözüp ona döndüm. "Derken?" dedim sorgulayıcı bakışlarla.
"Kızım demeyeceksem, ne diyeyim?" dedi tekrar.
"Benim bir adım var." savunmaya geçerek diklendim.
"Evet var. Ama o bana özel değil." dedi hafif eğilerek.
"S-sana özel olmak zorunda mı?" anlık afallayarak kekelemiştim ama hemen toparladım.
"Evet, bana özel olmak zorunda. Ben herkes miyim?" dedi tekrar aynı ses tonu ve aynı yakınlıkla.
"H-hayır yani ne, ne gibi?" o yaklaştıkça ben afallıyordum. Elimi daha fazla eğilmemesi için göğsüne yasladım.
Biz ne ara insanlardan bu kadar uzaklaşmıştık?
"Beni buradaki herkesten ayıran bir şey var, sen de yakında öğreneceksin. Aslında biliyorsun bence de. Daha fark edemedin." dedi gülümseyerek. Elini kaldırıp gözüme gelen saçı çekti ve atkımı düzeltti. Göğsündeki elimi tutup parmak uçlarımda kaldı.
"Ellerin üşümüş. Hadi gel gidelim. Ateş yakılacaktı. Isınırsın." dedi ve elimden çekti.
Ben sudan çıkmış balık gibi ona bakıyordum. O ne demekti şimdi? Neyi biliyordum ana fark edememiştim? Düşündüğüm şey miydi?
Yakılan ateşe yaklaştığımızda elimi bıraktı. "Sıla nerede?" dediğinde gözlerimi çevrede gezdirdim.
"Bilmem, gelir şimdi." dedim. O telefonu çıkarıp Sıla'yı aramıştı. Sıla yanımıza gelirken 32 diş sırıtıyordu.
"Neredeydin?" dedi Ahmet. "Hiç ya, kızlarla konuşuyorduk." dedi Sıla. Koluma girdiğinde çekeledi.
"Neredeydin?" dedim bu sefer doğru cevabı vermesi için. Etrafa bakındı. Kulağıma eğildi. "Berkay'la." dedi ve elini dudaklarına götürdü. "Sus şimdi odaya geçtiğimizde anlatırım." dedi.
Gözlerim pörtlemişti. Dudaklarımı sıkıştırmış oturuyordum. Bir yanımda Sıla bir yanımda Ahmet vardı.
"Ne oldu?" dedi Ahmet kulağıma doğru eğilirken. Ortada kocaman bir ateş vardı yüzüm yanıyord ama ısıttığı için gıkım çıkmıyordu.
Başımı Ahmet'e çevirdiğimde burun buruna geldik.
Yutkunup nefes aldım, "Bir şey olmadı." dedim sessizce.
"Gözlerin pörtledi?" dedi, "Sıcaktan ya." diye geçiştirdim. "Hm, iyi bakalım." dedi ve Mert'e döndü.
O sırada bir yerden şarkı sesi gelmeye başladı. Mahsun Kırmızıgül- Dinle çalıyordu. Birkaç kişi ayağa kalkıp eşlik etmeye başladı.
Sıla ve ben de oturduğumuz yerden eşlik ediyorduk.
Şarkı bitince Hadise-Neredesin aşkım? Çalmaya başladı.
Biz gülerek eşlik ediyorduk. Neredesin aşkım, kısmında Sıla ve birbirimize söylediğimizde Ahmet, "Bari Hadise'min şarkısında yapmayın!" dediği anda tekrar nakarat geldi. Bu sefer ona bakarak söylemek durumunda kalmıştım. Valla ben yapmadım, şarkı yüzünden oldu!
Ama umursamadan devam ettik. Kural bir, siz garipsemezseniz kimse garipsemez.
Gece yarısına kadar şarkılı eğlence devam etmişti. Yorgunluktan bitmiş vaziyette odaya döndük ve sıcacık geceliklerimizi giyip yatağa atladık. Aramızda bir komodinlik boşluk vardı Sıla'yla.
"Ee anlat ne oldu Berkay'la?" dedim merakla.
"Ayy, Feriş yaa! Hani ben diyordum ya ne istediğini bilmiyor diye, meğerse abimden çekiniyormuş." dedi gülerek. "Bir görsen çocuk gibiydi. Mahçup mahçup bakıyor bir de!" dedi anlatırken sırıtıyordu.
"Ee sen ne dedin?" dedim aynı merakla.
"Ne diyeceğim, abimi geç, önce beni ikna etmen lazım dedim.Nasıl edeyim dedi, orası sana kalmış dedim. Göreceğiz hünerlerini." dedi ve kulağındaki küpeyi çıkarttı.
"Ooo hadi bakalım." gülümseyerek yorganı üstüme çektim.
"Ee siz ne yaptınız abimle?" dedi sorgulu ses tonunun içine munzırlık karışmıştı.
"Ne meraklı görümcesin sen ya!" dedim gülerek. "Görümce oldum mu?" dedi şokla aynadaki bakışlarını bana çevirirken.
"Henüz değil hayatım, ama müstakbel görümcemin totosunu kurtarayım derken az kalsın oluyordun." dedim ve güldüm.
"Siz rahat rahat konuşun diye abine saçma sapan trip attım. Gereksiz bir yakınlaştık." dediğimde gözleri büyüdü hemen yatağa oturdu ve pür dikkat beni dinlemeye başladı. "Detay ver hemen!" dediğinde olanları anlattım.
"Ohaa! Ay inanmıyorum! Hadi artık bir olun da bebe sevek ya!" dediğinde bu sefer gözlerimi pörtletme sırası bendeydi.
"Ne bebesi kız!" dediğimde sinsi sinsi güldü.
"Abim çocuklar çok sever biliyor musun?" dediğinde yastığı ona fırlattım. Kahkaha atarak arkaya yaslandı. Yastığı geri atarken, "Ne kızım, sizden çok tatlı şeyler çıkar." dedi.
Bir an hayal etmiştim. Evet çıkardı. Yalan mı söyleyeyim, çıkar yani.
"Al bak sende sırıtıyorsun." dediğinde ikimizmde güldük.
"Of tamam, doğru yani biraz tatlı şeyler çıkabilir." dediğimde o daha çok güldü. Ben ise utanmıştım. Yerime pusmuş elimi kemiriyordum.
"Ay hala olmak bana da çok yakışır he." dedi keyifle.
"Abine de dayı olmak çok yakışır." dediğimde öksürerek yerinden kalktı.
"Yaaa öyle olursun işte." dedim gülerek ve su uzattım.
"Of Feride ya!" dedi sonra aklına bir şey gelmiş gibi bana döndü.
"He abime yakışır yani!" dedi imalı imalı.
"Aaaa! Utandırmasana!" dediğimde ikimiz de güldük.
"Öf ateş bastı, hadi yat uyu sabah erken kalkacağız." dedim.
"Tamam tamam, hadi öptüm, iyi uykular bebeğim." dedi, ben de karşılık verdikten sonra uykuya daldık.
