Hayat bazen insanın istediği gibi ilerlemez derler ya, işte onu her zaman hissederdim ama bu sefer iliklerime kadar hissettiğim o andı...
Sokağa sanki hiç görmemişim, sanki hiç burada yaşamamışım, buraya adımımı dahi atmamışım gibi bakıyordum. Ayakkabılarım ayağımda tam oturmamış olucak ki 1 2 adım attıktan sonra ayağımdan çıktığını hissettim. Tekrardan bir apartmanın dışındaki merdivenin ilk basamağına ayağımı koyup, ayakkabımı iyice giyince biraz toparlanmaya çalıştım ve tekrar ilerlemeye başladım.
Olayları bile daha idrak edememiştim, kardeşimdi bunların suçlusu neden beni veriyorlardı? Ya da neden diye sormam lazımdır belki de. Ne yaptım da tüm suç bana kalmıştı? Aslında haksızlığa hiç tahammülü olmayan biriydim ben, haksızlığın olduğu yerde hemen müdahale etmeye çalışırdım. Öyle bir andı ki benim için, dizlerimin bağı çözülmüştü, ne gibi bir çıkar yolu varsa, kurtulduktan sonra neyin olacağı umurumda değildi, yeter ki bu ateş çemberinin içinde durmam lazımdı.
Bir yanım imkansızı denediğimi söylese de, bir yanım neden tüm okların bana çevrildiğini öğrenmek istiyordu. İkilemde kalmaktan nefret ederdim, ama hayatta nelerden nefret etsek onlar başımıza gelirdi değil mi?
Tüm iyi ya da kötü düşüncelerimi bir kenara bıraktım ve tekrardan yaşadığım gerçekliğe geri dönüp yola bir göz attım. Bir kaç evin hala ışıkları yanıyordu. Havaya bakmak için kafamı yukarı kaldırmamla gözüme bir kaç damla yağmur damlasının girmesi bir olmuştu. Ağzımdan küfürler savrulurken tam ensemde bir nefes hissetmemle hızlıca arkamı döndüm. Döner dönmez yüzümü göğsüne çarptığım için aniden geriledim ve dibimdeki duvara yapıştım. Saçlarımı gözümün önünden çektim ve sokak lambasının tam altında duran adama baktım.
"Önüne baksana be! Gece gece ne dibimden yürüyorsun!?"
Adam bir anlığına beni baştan aşağı süzdü, ama hala ses çıkarmadı.
"Dilsiz falan mısın sana diyorum?"
Kafasını kaldırdı ve sonunda konuşabildi.
"Gören de beni tanımıyorsun sanacak. Ne bu hiddet?"
Ne demişti o? 'Gören de beni tanımıyorsun sanacak' mı?
"Zaten tanımıyorum neyden bahsediyorsun sen? Gece gece bu lanet mahallenin sapıkları çekilmiyor gerçekten"
Tedirginliğimi belli etmeyerek arkamı döndüm ve tekrardan hızlı adımlarla yürümeye başlamıştım ki, kolumda hissettiğim el ile duraksadım, ve arkamı dönüp adama baktım.
Adam benden önce davranıp
"Yerinde duramaz mısın sen Asmin?"
Ne? Asmin mi dedi o? Bu adam dakikalar geçtikçe saçmalamaya başlıyordu. Benim adımı
nereden biliyordu?
Hızlı bi şekilde kolumu ellerinden kurtardım ve bir iki adım uzaklaştım.
"Ne yapmaya çalışıyorsun sen, açıkça söyle de bileyim."
"Öğreneceksin ama gelmen lazım yoksa ömrün boyu öğrenmeden benimle beraber kalmak zorunda kalırsın."
Kafayı yemek üzereydim. Ömrün boyu benimle kalırsın da ne demekti?
"Ben şuradan şuraya gelmiyorum, sende benden ne istediğini söylüyorsun, sonrasında gelip gelmemeye ben karar veririm. Anlaştık mı?"
Ne kadar saçma bir teklifti. Böyle bir adam benim bu mükemmel sandığım, ama berbat ötesi olan fikrimi kabul eder miydi? Şu an o kadar kafam karışmıştı ki ne dediğimi ne yaptığımı bilmiyordum.
Adamın dudağı sola doğru hafifçe kıvrıldı.
"Başka istediğin bir şey varsa çekinmeden söyleyin hanımefendi"
Bi anda eğildi ve bacaklarımdan tutup aniden beni omzuna atması bir oldu. Kafamı kaldırdım ve çırpınmaya başladım, aynı anda da bağırıyordum.
"Bırak beni! Kimse görmedi mi sanıyorsun!?"
Adamın hala umurunda değildim büyük ihtimalle çünkü gram konuşmuyordu veya susmam için herhangi bir hareket yapmıyordu. Sadece şuan yanında olduğumuz arabanın yanına getirmişti. Arabaya binmeden son kez çığlığı bastım ama sanırım nafileydi. Sadece bir kaç kişinin yeni yeni ışıklarını açtığını görmüştüm.
O da yanıma oturdu ve direksiyondaki adama
"Hadi Orhun depoya sür"
dedi.
Orhun. Birinin ismini sonunda öğrenmiştim. Ama sanırım gereksiz bir bilgiydi, sürücünün ismini bilmem bu sapıklardan kurtulduktan sonra bir işime yarar mıydı orası tartışılır. Pencereden dışarı bakmaya başlamıştım sıkıntıdan, yağmur hızlanmıştı ve pencereye yağmur damlaları hızla çarpıyordu. Bir an önce olayları öğrenmek istiyordum. Bu düşüncelerle gözlerimi dinlendirmek için gözlerimi kapattım ve biraz sonra tekrar açtım.
2 saattir yoldaydık ve ben uzun araba yolculuklarından nefret ederdim, sürekli kusardım ve bu yolculuğu çekilmez yapıyordu.
"Daha ne kadar var?"
Adam kafasını pencereye çevirip dışarıya baktı.
"Geldik sayılır."
Kaçmak için ufacık bir boşluklarını bekliyordum. Ama sanırım boşunaydı bu bekleyişim. Yine de umudumu kesmemeye devam edecektim.
Araba durdu ve Orhun denen adam hemen araçtan inip benim kapıma geldi ve kapıyı açıp beni içinden çıkardı. Allah'tan nazikti. Daha adını bile öğrenemediğim yabancı adamda arabadan indi ve yanıma geldi.
"Sen arabaya geç, kapıya da diğer adamları dik."
Orhun kafasını tamam anlamında salladı. Yanımda dikilen adam tekrardan kolumdan tuttu ve depo olduğunu sandığım ama aslında bir dağ evi olduğunu şu anda öğrendiğim yere getirdi.
"E depo? Burası?"
Bunları sesli söylemek istememiştim aslında, ama söz ağızdan bir kere çıkardı.
"Korkuttuk mu birilerini?"
Sesim çıkmadı. Aslında çıkmadı değil, etrafı incelemekten sorusuna cevap vermeyi aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
Kapıya geldik ve kapıyı açtıktan sonra evin içine girmiştik sonunda. İçerisi dışarıya nazaran daha sıcaktı ve gerçekten ev gibi hissettirmişti. Oysa daha ilk defa görüyordum burayı. Kolumu sonunda bıraktı ışıkları açtı ve koltuklardan birine attı kendini.
Kafasını kaldırdı ve bana bakıp otursana der gibi koltuğa baktı. Üstüme baktım. Islanmıştım biraz ve bu koltukları ufacık bile olsa ıslatmak istemiyordum, çünkü çok güzel ışıl ışıl gözüküyorlardı.
Anlamıştı sanırım.
"Kirletmezsin merak etme otur."
Biraz utanmıştım ama belli etmedim ve oturdum.
"Söylemeyecek misin artık neden beni buraya getirdin?"
"Çok söyleme taraftarı değilim aslında."
Benimle alay mı ediyordu o?
"Alay mı ediyorsun sen ya? Söylüyorsan söyle, söylemiyorsan bırak gideyim."
"Öncelikle zaten söyleyeceğim, ikinci olarak seni bırakmam mümkün değil. O yüzden şimdiden seni bırakmam fikrini o aklından çıkar."
Söylemesi için hiç konuşmadım ve ona bakıyordum sadece.
"Öncelikle bende karşı çıktım, istemedim, ama emin ol hiçbir boka yaradığı yok. Ve ayrıca söyleyeceğim şeye hazırlıklı ol bence."
En fazla ne olabilirdi?
"Hazırsındır umarım, sonra bayılma şuraya uğraşamam."
"Hazırım söylüyorsan söyle"
Kafasını aşağı yukarı hafifçe salladı ve sonrasında gözlerini gözlerime sabitleyip bir anda şu 2 kelime döküldü dudaklarından.
"Karım ol."
Ne?