'Karım ol.'
Söylediği bu 2 kelime beynimde yankılanmaya devam ediyordu. Küçük Asmin'in 9 yaşında kendisine verdiği bir sözü vardı. Büyüyüp veteriner olmak istiyordum o zamanlar. Kendime bunun sözünü vermiştim. Sözümü ölene kadar tutacağıma yemin etmiştim oysa. Ve ne olursa olsun vazgeçmeyecektim hayallerimden. Hala da vazgeçmemeye kararlıydım, evet bu durumda bile kararlıydım.
Sonunda gerçekliğe döndüğümde daha adını bile bilmediğim, siyahlar içindeki adam bana bakmaya devam ediyordu.
"Ne kadar şaşırdığını tahmin edebiliyorum, bende meraklı değilim sana bunları demeye, senle bu anı yaşamaya"
Hala hiçbir şeyi kavrayamamıştım, zaten kim anlayabilirdi ki bunu?
"Neden" Ağzımdan sadece tek bir kelime çıkabilmişti.
"Senin o kardeşin Ecrin yüzünden olabilir mi acaba?"
Daha 3-4 saat önce evde yaşadıklarım aklıma geldi. Olay bana detaylı bir şekilde anlatılmamıştı aslında. Her şeyi bilmem gerekiyordu, ve şuan bunun tam zamanıydı.
"Anlat."
"Ne anlatayım bir şey bilmiyor musun?"
"Hayır."
"Tamam. Ne kadarını bildiğini falan bilmiyorum direkt konuya dalacağım o yüzden."
Bir şey demeden alık alık yüzüne bakıyordum.
"Gökay ile yani kardeşim ile senin kardeşin Ecrin bir bok yapmışlar. Bunu biliyorsundur."
Evet anlamında kafamı salladım.
"Ecrin hamileymiş."
Bunu duymuş olmama rağmen bir daha duymak kalbime bıçak saplanmış gibi hissettirmişti.
"Ailede böyle bir şeyi kabul etmemiz imkansızın ötesinde bir şey. Özellikle yaşlarına bakılırsa doğal olarak kabul edemeyiz. Saçma bulacağını biliyorum ama aileden birinin o aile ile bir bağı olursa, hamilelik olayını onların üstüne çekiyorlar."
Derin bir nefes aldı.
"Yani seninle ben evleneceğiz veya evlenmiş gibi göstereceğiz. Sonra sen hamileymişsin gibi lanse edeceğiz."
"Hayır."
"Bak biliyorum kulağa dehşet derece saçma geliyor, ama anlatmamam gereken şeyler var anlamak zorundasın."
"Ne zorunda olmasından bahsediyorsun sen be! Hayatım biter benim hayatım!"
Krize girmiştim. Ne yapacağımı bilemez bir halde odada volta atıyordum. Biraz sonra istemsizce yere çökmüştüm. Yerden ısıtmalıydı sanırım yer sıcacıktı. Ellerimi saçlarıma geçirmiştim ve delirmiş gibi saçlarımı yoluyordum.
Anında omuzlarımda bir el hissetmemle kafamı kaldırdım. İki eliyle omuzlarımdan tutup yerime mıhlamıştı sanki beni. Hiç sertliği yoktu sanki ellerinin karşımda bana bakıyordu normal bir şekilde. Bu durumlarda insanlar beni yadırgardı. Ailem bile. Bir odada beni tek bırakıp giderlerdi, krizimin geçmesini beklerlerdi. Sanırım bu beni daha da hırçınlaştırıyordu.
"Sakin ol"
O an nedense hiç inceleyemediğim suratını, saçlarını inceleme fırsatım olmuştu. Saçları ıslak gibiydi yüzü kemikliydi ve ciddi bir ifadesi vardı. Üzerinde siyah bir gömlek ve siyah bir pantolon vardı.
Kendime gelmiştim o an.
"İyiyim ben, bırak"
Geri çekildi ve beni süzdü.
"Emin mis-"
Sözünü bitirmeden kapıya doğru hızlı adımlarla koşmaya başladım.
"Asmin!" Sesi tüm evi inletmişti.
Umursamadım. Sonuçta bunun sonucunda ben yanacaktım ve buna izin veremezdim. Kapıyı açtım ve anında yağmurun şiddetle yüzüme vurması bir olmuştu. Umursamadım özgürlüğüm için her şeyi feda edebilirdim. Evin önünde adamlar vardı, sesi duymuş olacaklar ki arkalarına döndüler. Bir saniyeliğine hepsiyle göz göze gelmiştim. Umursamadım ve onlar daha ne olduğunu anlayamadan aralarından hızlıca çıktım.
Ortaokulda çok iyi bir koşucuydum. Ne işime yaracağını hiçbir zaman düşünmemiştim. Gerçekten çok işime yaramıştı şuan.
Arkadan adamın "Ne bakıyorsunuz lan yüzüme, koşsanıza kızın arkasından!"
Korumalardan biri "Tamam Mirza bey."
Ben uzaklaşmaya devam ederken adamın ismi kulaklarımdaydı hala. Mirza. Tuhaf bir isimdi, hayatımda hiç duymamıştım.
Ev ormanlık bir yerdeydi ve ne kadar nefret etsem de ormanlığa girmek zorunda kalmıştım. Filmler gördüğün kadarını biliyordum ormanlar hakkında. Tek kelimeyle korkunç bir yerdi.
Arkama bile bakmadan koşuyordum. En sonunda kendimi durdurmuştum. Tek kelimeyle kendimi ormanın kucağına atmıştım.
Biraz ilerledikten sonra çimenlerden sesler geldiğini duymuştum. Rüzgardır diye geçiştirdim, çünkü şuan bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu.
"Birimi var orada?"
Hafif mırıldanma sesleri geliyordu. Evet, artık emindim bir insan vardı.
"Şey çıkar mısınız lütfen?"
Ne kadar aptaldım değil mi? Biraz yaklaşıyordum ki, kulakları çınlatan bir patlama sesi duymuştum. Aynı anda ise sarsılmıştım. Karnımda bir ağrı hissediyordum ve ağzımdan ufak bir inilti kaçmıştı.
Elimi karnıma götürmüştüm ki karnıma bakmamla karnımdan akan kanla şoka uğramam bir oldu.
"Hayır, hayır, hayır" diye mırıldanıyordum.
Daha fazla ayakta kalmaya gücüm yetmemişti ve olduğum yere çöküp bir ağaca sırtımı yasladım.
Kesik nefeslerimin arasından "Yar...yardım.."
Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Bitmişti artık herşey...