🗡
Soğuk ses tonumu takınarak, "Ne zaman düşeceksin peşimden?" diye sordum.
Merdivenleri çıkmaya devam ettim. Hâlâ peşimden geliyordu.
Her zamanki neşeli ses tonuyla çok net bir şekilde, "Hiçbir zaman," diyerek cevap verdi.
Bir basamakta durdum ve olduğum basamağın bir basamak gerisindeki Hyunjin'e döndüm. O da durdu.
Yüksekte olan ben olduğum için ona yüksekten bakıyordum.
Derin bir nefes alıp verdim. Bezgin bir ses tonuyla, "Başlamayalım yine," diyerek sondaki 'e' harfini uzattım.
Çocuk gibi dudaklarını büzdü.
Omuzlarını kaldırıp indirerek şirinlik yapmaya başladı.
Oldukça şirin ve oldukça yakışıklıydı. Bunu asla inkâr edemezdim ama işte kalbim... Kalbim bir tek Bangchan, Bangchan diyerek atıyordu.
Dudaklarını büzdü. İsyan etmeye başladı.
"Neden bana bir şans vermeyi denemiyorsun? Bak, yemin ediyorum hayatımda bu kadar sevdiğim tek kişisin."
Gülümsedim.
Gülümsemem yüzümde giderek yayılırken de sorumu sordum.
"Bu kadar? Yani benden önce başka kişileri daha az sevdin öyle mi?"
Mükemmel bir şekilde sırıttı. Sırıtırken şirin bir ses dahi çıkardı. Bembeyaz dişleri gözler önüne seriliydi.
Daha fazla gülümsememek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
İşaret parmağımı uyarıcı bir şekilde sallayarak, "Sırıtma," dedim.
Gülmeye devam etti. Salladığım işaret parmağımı eliyle tuttu. Elimi ellerinin arasına aldı. Şirinlik yapmaya devam etti.
"Neden, huh? Neden? Lütfen bir şans ver bana. Lütfen."
Elimi ellerinin arasından hızla çektim.
"Kaybol Hyunjin," dedikten sonra da arkama dönerek merdivenleri çıkmaya devam ettim. Arkamdan sesli bir şekilde 'uf'ladığını işittim.
Arkamdaki adım seslerinden onun da peşimden merdivenleri çıktığını anlayabiliyordum.
Odama girdim. Ben kapıyı kapatacakken Hyunjin kapının arasına ayağını koyarak buna engel oldu.
Arkama döndüm.
Hyunjin de odaya girip kapıyı kapattı.
Elimdeki biberonu konsolun üzerine koyup beşiğinin içinde, yukarıda sallanan oyuncaklara bakarak eğlenen Minhyun'u dikkatli bir şekilde tutarak kucağıma aldım.
Mis kokusu dolmuştu yine ciğerlerime. Şirin şirin sesler çıkarıyordu.
"Karnını doyurma vakti geldi benim yakışıklı prensim," diyerek çift kişilik olan yatağıma oturdum.
Minhyun'u sol koluma yatırdım. Ona biberonunu vereceğimi anlayıp hemen gülücükler saçmaya başladı. İyice neşelendi.
Yüzüm onun yanındayken her zaman gülüyordu.
Biberonu konsolun üzerinden almak için uzandığım an, dikkatle beni seyreden Hyunjin yaslandığı duvardan ayrılıp harekete geçti.
Biberonu konsolun üzerinden aldı. Bana uzattı.
"Sağ ol,"diyerek tebessüm ettim. O da her zamanki şirin tebessümüyle tam yanıma oturdu.
Sağ elimde tuttuğum biberonu Minhyun'un ağzına verir vermez yakaladı. Elleriyle biberonu sıkı sıkı tutarak sütünü içmeye başladı.
İçerken 'cok cok' sesler çıkarıyor ve biz Hyunjin ile ona gülümseyerek bu güzel ânı seyrediyorduk.
"Dayısına çekmiş aynı. Ben de senin yakışıklı prensinim."
Hayretle başımı ona çevirdim.
"Pardon... Sen nereden benim yakışıklı prensim oluyormuşsun?"
Olduğu yerde tepinerek konuşmaya başladı.
"Hadi ama Mina! İtiraz etme artık. Senin de beni sevdiğini biliyorum."
"Yok öyle bir şey. Yah! Rahat dur. Minmin sütünü içiyor."
Tepinirken deli gibi hareket etmeyi kesti. Minhyun'a dikti gözlerini.
"Minmin..."dedi.
Ona Minhyun'dan çok Minmin diye hitap ettiğimiz için canımın içi minik prensim dayısının kendisine seslendiğini hemen anladı.
Gözlerini Hyunjin'e dikti. Aralıksız sütünü içmeye devam etti ve dayısına baktı Hyunjin de konuşmaya başladı.
"Dayına yardım etmeyecek misin? Birlik oluşturmadık mı biz seninle? Mina ablanda hâlâ tık yok."
Minmin'im, sanki dayısını anlamış gibi, "Iııııııı," diye bir ses çıkardı
Konuşma çağında değildi. Henüz çok küçüktü ama çoğunlukla bu tarz sesleri çıkarmaya başlamıştı.
Hyunjin onunla konuşmaya devam etti.
"Hayır, işe yaramamış. Mina ablan hâlâ en çok seni seviyor. Beni hiç sevmiyor."
Bu sözleri üzerine başımı Hyunjin'e çevirip baktım. O hâlâ Minmin'e bakıyordu.
Bir müddet yüzümden giderek sildiğim acı tebessümle yüzünü seyrettim. Üzerindeki bakışlarımı fark edip bana döndü.
Sessiz kalıp o da gözlerime baktı. O bana bu şekilde bakınca... içimdeki vicdan azabı daha çok arttı.
O benim kardeşim gibiydi. Yüzümü hep güldüren, bana gülmeyi tattıran, yaptığı şakalar ve aramızda geçen şakalaşmalarla hayatıma renk katan biriydi.
Gözlerime bakmaya devam ederken bir an, "Hep böyle baksana bana. Bu bakışlar için ölürüm ben," dedi.
Bir şey yapmalı ve kalbimde başka birinin olduğunu söylemeliydim artık ama korkuyordum. Evet ümit vermek istemiyor ve ona güldüğüm anda bile vicdan azabı duyuyordum ama bir yandan da onun bu neşesini kaybetmesini istemiyordum.
O sadece benim değil, tüm evin neşe kaynağıydı. Benim yüzümden kimsenin bu neşeden mahrum kalmasını istemiyordum. Kardeşimi kaybetmek istemiyordum.
"Hyunjin ben-" der demez sanki ne söyleyeceğimi anlamış gibi sözümü kesti.
"Biliyorum sen de benim için ölürsün."
"Hyunjin-"
"Mina, biliyorum. Biliyorum ama duymak istemiyorum."
Kalbimde birinin olduğunu biliyordu yani.
Dolmaya başlayan gözlerine tezat gülümsemeye devam ederek gözlerime bakmayı sürdürdü. İçim sızladı.
"Özür dilerim. Ben de içimde yeşeren ve giderek büyüyen bu sevginin önüne geçemiyorum. Onu kökten kesip atamıyorum da çünkü eğer bunu yaparsam kalbime ciddi oranda zarar verecek ve bir daha başka bir sevdanın filizlenmesini engelleyeceğim gibi belki de yaptığım işlemle direkt kendimi öldüreceğim."
Benim de gözlerim doldu.
Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece sustum ve öylece dolu dolu olan gözlerine baktım.
"Kalbinde benim için bir yer olmadığını biliyorum. Keşke olsaydı ama... olmasa da olur. Ben seni yine uzaktan severim. Sen mutlu oldukça ben mutluluğunla mutlu olurum. Seni asla rahatsız etmeyeceğim, merak etme. Ben öyle biri değilim, biliyorsun."
Hızla başımı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım.
"Biliyorum," diye fısıldadım.
Ardından hızla gözlerimi onun gözlerinden kaçırarak Minmin'e döndüm. Biberonundaki sütü iyice azalmıştı.
Sağ elimi çıplak olan tombiş bacaklarına attım ve pürüzsüz, yumuşacık bacakları okşamaya başladım.
Sağ gözümde tutamadığım bir damla yaş yanağıma atlar atlamaz onu büyük bir hızla elimin tersiyle sildim.
Boğazımda oturan yumruya karşılık güçlükle yutkundum.
"Mina! Hyunjin! Misafirimiz şimdi gelir. Hadi siz de hazırlanın artık!"
Aşağıdan duyduğumuz Ha Rin ablanın sesiyle beraber Hyunjin ayağa kalktı.
Kendisini hızla toparladı. Eski hâline büründü. Yüzüne büyük bir gülümseme yerleştirip şebek hâlini takındı.
"Aşağıda görüşürüz, prensesim," dedi.
Ultra yakışıklı bir pozisyonda bakış atarak göz kırptı. İşaret ve orta parmağını birleştirip alnına dokundurdu. Asker selamı çaktı. Sonra arkasını dönüp kapıdan çıktı.
Onun bu hâline gülümsedim.
O an, hızla yeniden kapı açıldı ve Hyunjin başını kapının arasından uzattı.
Sağ elini dudaklarına götürdü. Öpücük kondurup elini açarak bana üfledi. Kapıyı yeniden kapattı.
Dayanamadım ve yüzümdeki gülümsemeyi giderek büyüttüm.
Ellerimin tersiyle dolan gözlerimi iyice silerken değişmeye başlayan sesimle, boşalan biberonundan hâlâ süt çekmeye çalışan Minhyun'a baktım. Başımı sağa sola salladım.
"Senin bu dayın tam bir deli."
...
