İçeriğe geç

Asla Bırakmam // Fanfiction

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Asla Bırakmam // Fanfiction

Bölüm 2

1🗡 Hiçbir Zaman

🗡

İnsanlar yemenin, içmenin bir besin kaynağı olduğunu; temel ihtiyaçları arasında bulunduğunu bilir ve bunu kabullenirlerdi.

Ancak pek çoğu, sevginin de insan hayatı için duygusal bir besin olduğunu bilmezlerdi.

Bilseler bile kabullenmezlerdi.

Zor olmasa bile nedensizce kabul etmek istemezlerdi.

Kendileri sevgisiz büyüyünce acısını çıkarmak istercesine başkalarına sevgilerini vermezlerdi. Yeri gelince öz çocuklarını dahi duygusal besinlerinden, sevgiden yoksun büyütürlerdi.

Ben de bu yaşıma kadar sevgiden yoksun büyütülmüştüm. Oysa bu besine yemeden, içmeden bile daha çok ihtiyacım olduğu hâlde.

Bunca zamandır dünyanın biraz değil, çok çok kötü ve sevgisiz bir yer olduğunu; insanların birinin, ikisinin değil hepsinin güvenilmez ve bencil olduklarını, gerçek sevginin ulaşılmaz bir şey olduğunu, kimsenin kimseyi gerçekten sevemeyeceğini, dünyanın karamsarlıklarla dolu bir yer ve hatta bir cehennem olduğunu düşünmemin tek sebebi sevgi besinin tadına bakamamış olmamdı.

Sevginin nasıl bir şey olduğunu, ne kadar hayatın içinde olduğunu ve olması gerektiğini bilemiyordum.

Ailemin beni hiçbir zaman kabul etmediğini ve yaptığım her şeyin ailemin beni kabul etmesi için yeterli olamayacağını düşünüyordum.

Kendimi suçlamaya devam ediyor ve bu sevgi yoksunluğunun sebebinin yalnızca ben olduğumu düşünüyordum.

Sevgimi gösterememenin sebebini aptalca yine kendimde arıyordum. Elimde olmadan, istemeden.

Gerçi...

Bu zamana kadar öyleydi desem yeridir.

Ailem beni her ne kadar dizinin dibinden ayırmak istemeyip dört duvar arasında hayatımı şekillendirmemi istese de ben, cesur bir kız olarak kendi kararımı ilk defa kendim verebilmiştim.

Önceden cesur olamadığım için de değildi bu. Her ne olursa olsun karşımdakiler ailem olduğu için sesimi çıkarmıyor, sineye çekiyordum.

En son üniversiteme de karışmıştılar ancak benim verdiğim karar üzerine hayatım tamamen değişti.

Üniversiteyi bambaşka bir şehre yazdım. Kazanınca ailem sinirlendi, ne hâlin varsa gör deyip elini ayağını her şeylerini üzerimden çektiler.

Şehre geldiğim ilk gün güzel bir iş buldum.

Asker bir genç bayan ve kendisi gibi asker olan genç bir adam beni işe aldı. Ha Rin ismindeki güzel bayan hamileydi ve daha önce 7 defa bebek kaybetmişti. Bu yüzden onun yardımcısı olarak işe alındım.

Şartları çok iyiydi ve benim üniversite okuduğumu bildikleri için programı ona göre yaparlardı.

Bana bir oda tahsis ettiler, kurdular, döşediler. Hem okudum, hem de Ha Rin ablanın yanında çalıştım.

Gerçi çalışmak deyince utanıyordum. Resmen onların ailesinden biri olmuştum. 20 yıldır ailemin tattırmadığı duygusal besini ben orada tatmıştım.

Sonra... Sonra da bağımlısı olmuştum.

Üstelik bir de burada koruma olarak görev yapan Bangchan'ı tanıyınca... sevginin nasıl bir şey olduğunu iliklerime kadar hissetmeye başlamıştım. Onu uzaktan, sessizce sevmiş ve bunu yaparken bile mutluluktan dört köşe olmuştum.

Ah, her neyse... Bangchan, bahsetmeye başladığım zaman anlatmayı bitiremeyeceğim tek insandı. O yüzden şimdilik onu es geçip anlatmaya kaldığım yerden devam etsem daha iyi olacaktı.

Ha Rin abla doğum yapınca oğlu Minhyun'a ben bakıcılık yapmaya başlamıştım.

Minhyun'un beşiği ve eşyaları bile benim odama alınmıştı.

Bu evde bir de Ha Rin ablanın kardeşi Hyunjin vardı.

Geldiğim ilk zamandan beri sanırım beni seviyordu. Başlarda belli ettirmemeye çalışıyordu ama sonra her seferinde söyler olmuştu. Onun bu âşık hâlleri Ha Rin ablayı da eşini de çok güldürüyordu.

Ve tabii...

Senelerdir yüzü bir türlü gülemeyen beni de.

Ama olmamalıydı.

Benim kalbim yalnızca Bangchan için atıyordu ve Hyunjin'i şebek bir kardeşten fazlası olarak göremiyordum.

Tüm bunları düşünürken bir anda elimde bulunan ketıldaki kaynar su diğer elime döküldü.

Dişlerimin arasından hafif sızlanarak ses çıkardım.

Yanan elimdeki biberonu tezgâhın üzerine koydum ve diğer elimde ketılda bulunan kaynar suyu yerine koydum.

Soğuk suyu açarak hızla elimi suyun altına koyar koymaz Hyunjin dibimde bitti.

"Ne oldu? Elin neden kırmızı? Yaktın mı? Nasıl yaktın? Çok canın yanıyor mu? Hastaneye gidelim mi? Bir bakayım."

Elimi tutup suyun altından çekti ve evire çevire baktı.

Ha Rin abla da karıştırdığı çorbanın başında bizi izliyordu.

Hyunjin, dikkatle elimi incelemeye devam etti.

"İyiyim Hyunjin. Bir şeyim yok. Elimi..."

Gözlerimle elimi işaret edip sözlerime devam ettim.

"Bırakır mısın?"

Sadece masum masum gözlerimin içine bakmaya devam etti. Bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi. Durum böyle olunca ben elimi elinin arasından çektim.

Dudaklarını büzdü. Alnını kırıştırdı. Çatılan kaşları ve şu anki tatlı ifadesiyle yine sadece bizim yanımızda bambaşka bir Hyunjin'e dönüşmüştü.

Ona sırtımı döndüm. Gözümün önünden gitmeyen biraz önceki hâline hafif bir tebessüm ettim.

O görmese de hâlâ çorbasını karıştıran Ha Rin ablaya yakalandım. Hızla yüz ifademi değiştirdim. Bir an yakalanmışlık hissiyle telaş içerisinde elim ayağıma dolandı.

Biberonun içine biraz da ılık su ekleyerek kapağını kapattım ve çalkalamaya başladım.

Çalkalamaya devam ederek mutfaktan çıktım. Merdivenlere yöneldim. Hyunjin her zamanki gibi peşime düştü.

Yine peşimden gelince sırıttım. Tabii o görmeden yüz ifademi ciddileştirdim. Soğuk ses tonumu takınarak, "Ne zaman düşeceksin peşimden?" diye sordum.

Merdivenleri çıkmaya devam ettim. Hâlâ peşimden geliyordu.

Her zamanki neşeli ses tonuyla çok net bir şekilde, "Hiçbir zaman," diyerek cevap verdi.

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.