İçeriğe geç

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 34 · 27 dk okuma

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 34

Bölüm 32: Kendimizi neden kanıtlamak isteriz?

Bölüm 32: Kendimizi neden kanıtlamak isteriz?

Batu Çeliker...

İnsanlar kendilerini çocukluktan gelen bir kanıtlama çabası içerisindedir. Başkalarından onay almak, onların takdirini kazanmak bazen en önemli şey hâline gelir. Çünkü toplum, genellikle insanları buna iter; herkes gibi olmayanları, kendi hâlinde yaşamak isteyenleri bu kalıba sokmaya çalışır.

Batu da çocukluğundan beri kendini kanıtlamak isteyenlerden olmuştu. İlk ailesinin dikkatini çekmek için sonucu olmayan bir çaba içerisine girmişti. Bunun için ne kadar çalışsa da başarılı olamamıştı. Sonra etrafındaki insanlara benzemek için, onlarla ilişki kurmak adına bulaşmaması gereken şeylere bulaşmıştı.

Şimdiyse gerekli olmadığını bildiği hâlde kendisini Atlas'a ve diğerlerine kanıtlamak istiyordu. Sadece bilgisayar kurdu bir şapşal olmadığını, başka şeyler de başarabileceğini göstermek zorundaymış gibi hissediyordu. Atlas, Helen ve İdil en azından onu tanıyordu. Eskiden de görevlerde başarılı olduğunu biliyorlardı ancak diğerleri için aynı şey geçerli değildi.

Batu bu histen nefret ediyordu fakat bu dürtüyle hareket etmekten kendisini alamıyordu. İşin aslı ve Batu'nun düşünmekten hoşlanmadığı şey, kendisini kanıtlamak istemesinin sebebinin derinlerde Ozan olmasıydı. İçinde, onun takdirini kazanmak isteyen küçük bir çocuk var gibiydi. Atlas ve Helen'den sonra şimdi de Ozan onun için önemli biri hâle gelmişti.

Bu düşüncelerden ne zaman kurtulacaktı bilmiyordu ama şimdi kurtulması gereken ve oldukça da gerçek olan bir durumun içerisindeydi. Tırmandığı ağaca iyice sinerek gecenin karanlığında görünmemeyi umdu. Batu'ya göre kanunsuz işlerle uğraşan insanların en iyi özelliği, evlerinin merkezi yerlerde fazla olmamasıydı. İzlemesi ve gözden uzak olarak bunu yapması daha kolaydı.

Boynundan sarkıttığı dürbünü gözlerine doğru götürüp bir kez daha izlemekte olduğu eve doğru baktı. Evde korumalar dışında kimsenin olmamasına rağmen evin çoğu odasının ışığı açıktı. Dışarıdaki korumaların bazılarını görebiliyordu fakat içeride kaç kişinin olduğunu bilemiyordu.

İdil'in birkaç günlük araştırmaları sonucu toplam on iki korumaya sahip olduklarını öğrenmişlerdi. Ama bu son günlerde değişmiş de olabilirdi. Sonuçta Batu'nun Hamdi'ye ve onun dünürü olacak kişiye attığı tehdit mesajları da işlerini zorlaştırıyordu. Bu, daha fazla korumayla uğraşmak demekti.

Batu neden bunu yaptığını, birlikte plan yaparken Atlas'a sormak istemişti ancak sonra vereceği cevabı tahmin ederek sormaktan vazgeçmişti. Muhtemelen, "Ne kadar fazla tehlikeyle karşılaşıp baş edersek bizi o kadar ciddiye alırlar," tarzı bir şeyler söyleyecekti.

Batu dürbünü gözlerinden çekip sırtını ağaca iyice yasladı. Tek bacağını kendine çekerken diğerini aşağıya doğru sarkıttı. Garip bir şekilde keyfi yerindeydi. Birazdan eve gizlice gireceği gerçeğini de göz ardı etmişti. Atlas onun bu hâlini görseydi muhtemelen, oraya keyif çatmaya mı gittin, diye sorardı.

Saatine baktığında içeriye sızmalarına kısa bir süre kaldığını gördü. Fakat İdil daha ortalıklarda görünmüyordu. Onu bırakıp giderse de kızdan çok büyük azar işiteceğini bildiğinden böyle bir şey yapmayı aklından bile geçirmedi. Batu'nun gözünde İdil, bazen Atlas'tan daha korkutucu olabiliyordu.

Kızı aramak için telefonunu çıkarmak istediğinde aşağıya doğru sarkıttığı bacağında beklenmedik bir acı hissetti. Sert bir cisim, büyük ihtimalle bu bir taştı, bacağına isabet etmişti. Batu eğilip taşı kimin attığına bakmaya çalıştı. Ağaçtan biraz uzakta siyah bir gölgeyi fark etti. Siyah figür biraz ileri çıktığında bunun kızıl saçlı arkadaşları olduğunu gördü. İdil yine her zamanki gibi sinsi sinsi yaklaşmıştı.

"Batu!" diye kısık bi' sesle bağırdı genç kız. "Orada n'apıyorsun sen?"

Batu kaşlarını çattı. Ne yapıyor olabilirdi ki?

"Manzarayı izliyorum." İdil gibi kısık bir sesle konuştu. "Gelsene sen de."

"Dalga geçme." İdil biraz geri çekildi. "Haydi, in. Bir kez daha planımızı gözden geçirmeliyiz."

Batu göz devirirken az önceki rahat pozisyonunu bozacağı için üzgündü. Son kez kafasını kaldırıp oradan çok güzel gözüken yıldızlara bakarken iç çekti. Ağaçtan inmek hiç istemiyordu. Bunun bu kadar rahatlatıcı bir aktivite olduğunu daha öncesinden bilmek isterdi. Ortak evin bahçesindeki ağaçlara tırmanmayı deneyeceğini aklının bir köşesine yazdı ve aşağıya inmek için hareketlendi.

Birkaç dakika önce kendisine çektiği bacağını da diğerinin yanından sarkıttı ve dala iyice sardı. Telefonunu önceden eline alarak ona bir şey olmamasını garantileyip kendini geriye doğru bıraktı. Boynundan sarkıttığını unuttuğu dürbün çenesine değip oradan da yere düşerken Batu böyle inmenin hiç de iyi bir fikir olmadığını anlamıştı. İrkilse de bozuntuya vermemeye çalıştı. Neden böyle indiğini kendi içinde sorguluyordu fakat İdil karşısında kendinden emin bir tavır sergilemeye çalıştı. Tersten gördüğü İdil kollarını kendisine dolamış, hayatı sorguluyor gibi ona bakıyordu.

Batu karın kaslarından destek alarak kendisini biraz kaldırıp geriye doğru havada kusursuz bir takla attı ve ağaçtan yere indi. Sadece bir adım geriye düşseydi yerdeki dürbüne basacaktı. Dürbünün çenesine çarpmasından daha küçük düşürücü başka bir şey varsa o da dürbüne basıp canı acıdığı için çığlık atmasıydı.

İdil kafasını iki yana sallayıp gülerken, "Gösterin bittiyse dürbünü yerden al da gidip plan yapalım," deyip arkasını döndü ve Batu'nun arabayı park ettiği yere doğru ilerledi.

Batu kızın dediğini yapıp peşinden giderken hangi plandan söz ettiğini anlamamıştı. Zaten mükemmel bir planları vardı. Yapması da hiç kolay olmamıştı. Yeni bir taneye gerek var mıydı ki?

Batu şoför koltuğuna otururken kız da sağına geçti. Alışkanlıkları yüzünden ve tabii dalgın olduğundan anında emniyet kemerine uzanmıştı ancak sonra bunun gereksiz olduğunu anlayıp vazgeçti.

"Ee? Bir değişiklik var mı?" İdil'in az önceki neşesi gitmiş, yerini ciddiyet almıştı. "Ne yapacağız?"

"Konuştuğumuz gibi... Sağda balkon var." Batu eliyle evin görünmeyen tarafını işaret etti. "Oradan gireceğim."

"Diğer her şey de konuştuğumuz gibi mi?" İdil eve doğru gözlerini çevirmişti. Alt dudağını ısırıp yüzüne düşen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Helen'le Rüzgar'a ek bi' görev vermekte iyi mi yaptık?"

"Yaparlar." Batu Helen'e güvenmeyi tercih ediyordu. Hata yapmalarının nelere mal olacağını biliyordu çünkü. Üstelik genç adam ikisine de yapılması gerekenleri birkaç kez göstermişti. Hata yaparlarsa hem Batu hem İdil yakalanırdı.

"Adamın telefonuna sızdım zaten." Batu'nun dudaklarında kibirli bir gülüş belirdi. Birkaç saat önce, dediği gibi risk alıp telefona sızmıştı. Bu da işin zor kısmıydı. Aslında hiç de zor olmamıştı. Çünkü karşısındaki, telefona gelen her linke tıklamaması gerektiğini bilmeyecek kadar aptal biriydi. Tuzağa düşürmek Batu'nun sandığından daha kolay olmuştu. "Gerisi onlarda."

Batu dün defalarca konuştukları planı tekrar uzun uzun açıklamak istemiyordu. Her şey çok basitti. Helen, patronlarının adıyla korumalara, eve baskın olabileceği konusunda uyaran cinsten bir mesaj iletecekti. Herkes gelecek saldırıya hazırlanırken İdil ve Batu'dan haberleri olmayacaktı.

Batu dün Atlas ile olan konuşmalarını hatırladı.

"Onlar sizi bekleyecekler..." Atlas bu plandan tatmin olmuş gibi tebessüm etti. "Ama siz çoktan içeri girmiş olacaksınız."

"Hem dışarı çıkacak tüm korumalar." Batu yaptığı planla gurur duyarak geriye yaslandı ve göğsünü şişirdi. En son Rıza'nın yerini bulduğunda kendisiyle böylesine gurur duymuştu.

"Güzel..." Atlas kafasını sallayıp gülümsedi. "Yine müthiş bir iş çıkarmışsın."

Batu o an gerçekten çok mutlu olmuştu. Takdir edilmenin verdiği o muazzam hissi unutması mümkün değildi. Üstelik uzun zaman sonra Atlas ona böyle bir şey söylemişti. Aralarının bozuk olduğu zamanlar gerçekten çekilmezdi.

Bu takdir edilmenin üzerine de Batu bu görevi cidden başarmak istiyordu. Hiçbir sorun çıksın istemiyordu. İdil'in lanetinin üzerinde olmadığını umdu. Başına bir şey gelmesi hiç iyi olmazdı. Muhtemelen bu sefer İdil suçluluk duygusuyla kendisini bir arabanın önüne atardı.

"Hâlâ bir şey yazmadılar mı?" İdil diğer ekipten gelecek mesaj için ne kadar sabırsızlandığını dillendirmek zorunluluğu hissetmişti anlaşılan. "Yapamazlarsa eve giremeden enselerler bizi."

"Çok pozitifsin." Batu gözlerini kısıp sağına baktı. Her zamanki İdil gibi değildi. Normalde pozitif bakan o olurdu ancak bugün, negatif olmak için ekstra bir çaba sarfediyordu sanki.

"Ya şu yaptığın Jammer işe yaramazsa? Patronlarını arayıp doğrulayabilirler." Sesindeki şüphe ve endişe Batu için oldukça tanıdıktı. Atlas'a planlarını anlatmaya çalıştığında o da ilk bunu sormuştu.

"İşe yarayacak." Batu'nun kaşları çatıldı. Jammer harika çalışıyordu. Evde test etmiş, çalıştığını herkese kanıtlamıştı. Her şey diğerlerine bağlıydı. "Helenler bir sorun çıkarmazsa..."

İdil başı ağrıyormuş gibi parmaklarını alnında gezdirdi. "Birilerine bağlı olmaktan hiç hoşlanmıyorum."

"Merak etme." Batu hafifçe İdil'in koluna vurdu ve gülümsedi. "Her şey yoluna girecek."

Bu, Batu'nun en iyi bildiği bir diğer cümleydi. Çünkü bir zamanlar sık sık Helen'den duyuyordu. Onu rahatlatmak için hep söylerdi. Özellikle uyuşturucudan kurtulmaya çalıştığı vakitler.

İdil de ona zoraki bir gülümseme sundu. Fakat endişeli yüz ifadesi anında geri dönmüştü. "Bunun adamların dikkatini yeterince dağıtacağından emin misin?"

"Dağıtır... ben eve girecek kadar." Batu konuşmayı fazla uzatmadı. İdil onun ne demek istediği zaten anlardı. Konsantrasyonuna eve girerken ihtiyacı olacaktı. Ne kadar odaklanmaya çalışsa da dikkatinin dağılmasına bir yerden sonra engel olamıyordu.

Bir gün için Türkçe kelime kullanma sınırını da geçmek üzereydi zaten. Onun için de ekstra çaba sarf ediyordu. Ama eskisinden daha başarılıydı. Bir hafta, duyamasa da Ozan'la vakit geçirmek dilini de etkilemişe benziyordu.

"Peki ben bu planın neresindeyim?" İdil'in ani sorusu Batu'nun afallamasına neden olmuştu. Kız sola dönüp delici bakışlarını Batu'ya yönlendirdi. Genç adamın az önceki kararlılığından eser yoktu şimdi. Gözlerini ondan kaçırmak zorunda kalmıştı.

"Aslında şey... ben düşündüm ki, yalnız olmam daha iyi olur."

İdil'e bakmak istemese de gözleri istemsizce sağına kaymıştı. Kızın yüzü karanlıkta pek görünmüyordu ancak yeşil gözlerinin parlaklığı belli oluyordu. Kesinlikle öfkeliydi.

"Ne demek yalnız olman daha iyi olur?" Genç kız öne doğru biraz daha eğildi. "Delirdin mi sen?"

"Kolay hareket etmek için..."

"Asla! Böyle bir şey olmayacak." İdil sırtını koltuğa yaslarken önüne döndü. Her ne kadar öfkeli de olsa Batu onun sesindeki endişeyi anlayabiliyordu. "Biri daha benim yüzümden yaralanmayacak."

İdil sonunda neden bu kadar tedirgin olduğunu açıkladığında Batu anlayışla ona baktı. Kızı anlayabiliyordu. Her şey Kerem'le başlamıştı. Onunlayken yaralanmasını engelleyememişti. Kerem'e göre bu tamamen kendisinin hatasıydı ancak İdil de sorumluluğu üzerine almakta ısrarcıydı. Batu'ya göre de bu kesinlikle Kerem'in hatasıydı, fakat bunu onun yanında sık sık dillendirmeyecek kadar aklı başındaydı.

Diğerine de gelince, Ozan'ın kendi seçimi onun sağır olmasına neden olmuştu. İdil'se onu göreve çağırmamalı olduğu konusunda kendisini suçlamakta direniyordu. Ozan yaptığının tüm sorumluluğunu aldığını belki de yirmi kere falan söylemişti -ki daha dün de üç kere söylemişti bunu- lakin İdil suçluluk duymaktan hoşlanıyor gibi duruyordu.

Batu bazen insanların bu yanını anlayamıyordu. Neden tüm sorumluluğu üzerlerine almaktan hoşlanıyorlardı ki? Neden acı çekmekten zevk alıyorlardı? Batu şimdi nasıl değiştiğini pek bilemiyordu ancak kendisi, genelde suçu diğerlerinin üzerine atmaktan çekinmeyen biriydi. Özellikle böyle olaylarda arka planda kalmayı yeğliyordu.

"Kendimi kanıtlamalıyım." Kendisi bile farkında olmadan itiraf etmişti durumu. İstediği şey tam da buydu aslında. Batu hepsine başarabileceğini göstermek istiyordu. Belki hataların sorumluluğundan kaçıyordu ancak konu görev sorumluluğu olduğunda Batu hemen atlıyordu. "Sen etrafı izlersin."

"Etrafı mı izlerim?" İdil'in bakışları tekrar sertleşmişti. "Buraya kamp yapmaya gelmiş gibi mi duruyorum?"

"I didn't..." kafasını iki yana sallayıp bıkkın bir şekilde nefesini dışarı verdi. "Ben istemedim öyle söylemek."

"Burada kalmayacağım, Batu." İdil çenesini kaldırıp bakışlarını Batu'ya dikti. Sıkıyorsa bir şey söyle, der gibi bakarken karşı çıkmak mümkün görünmüyordu. "Seninle geleceğim ve görevi başaracağız."

Batu omuzlarını kaldırıp indirirken istemeyerekten kabul etti. Eve iki kişinin girmesinin avantajı olduğu kadar dezavantajı da vardı. Bu onları yavaşlatacaktı mesela. Ya da saklanmaları gerektiğinde yeterli alanları olmayacaktı. Üstelik, daha fazla ses çıkarma ihtimalleri vardı veya anlaşamayıp saçma bir tartışmaya girerek aniden kendilerini birkaç korumanın içinde bulabilirlerdi.

İdil de bunları düşünmüyor olamazdı. Birçok kez böyle görevlerde bulunmuş biri için bunlar hiç de tahmin edilemeyecek sorunlar değildi. Fakat İdil birlikte olmaları konusunda ısrarcıydı. Batu neden bunu yaptığını biraz geç fark etti. Oysaki amaçları aynıydı. Onun da tek derdi kendisini kanıtlamaktı.

"Ben mesajı bırakırım... şeyi de silerim. Görüntüleri." Batu kendi üzerine düşen görevi söyleyip İdil'i bilgilendirirken genç kız devamını getirdi.

"Ben de belki işimize yarayabilecek bir şey bulurum diye evi arayacağım." İdil giysileriyle aynı renk olan siyah, küçük bel çantasını çapraz şekilde omzuna geçirdi. "Göz kulak olurum ben. Hem bir şeyler ters giderse de birileri yem olmalı."

Batu bu fikirden hoşlanmamıştı. Özellikle bu kadar umursamazca söylemesi neredeyse onu vazgeçirecek türden bir şeydi. Birilerinin yem olması, planlarında yoktu. İşlerini sorun çıkarmadan halletmeye çalışacaklardı. Gerçi konu onlar olduğunda işlerin yolunda gitmesi pek olası değildi. Yine de buna rağmen sorunsuz bitireceklerine inanmak istiyordu.

"Sadece göz kulak ol bize. Bu yeterli..." Batu onu bu yem olma düşüncesinden caydırmaya çalıştı. Bin bir tane şey düşünürken doğru kelimeleri kullanmak her ne kadar zor da olsa başarıyor gibiydi. "Ve lütfen, yem olma kimseye."

İdil'in dudaklarında ince bir gülüş oluştu, Batu'ya bakarken. Genç adam onun ne düşündüğünü çok merak etse de bir çıkarımda bulunamamıştı. Bunun olumlu bir ifade olduğuna inanmak istedi.

Tam da o sırada Batu'nun telefonu titredi. Mesaj diğer görevdeki arkadaşlarındandı. Her şeyi hallettiklerini, iki dakika içinde mesajı göndereceklerini söylüyorlardı. Atlas'a haber verip evin bahçesine girmek zorundalardı. Mesajı gönderdiklerinde hazır olmaları gerekiyordu.

"Haydi, gidelim." İdil kafasıyla dışarıyı işaret etti. Kapıyı açarken yüzünde hâlâ aynı ifade vardı ancak sesi eskisinden daha canlıydı. "Tehdit etmemiz gereken bir aile var."

***

Batu'nun her şeyin iyi gidebileceğine inanan tarafına etmediği küfür kalmamıştı. Böyle bir şeye inanacak kadar salak olması da kendisini tekmeleme isteğini artırıyordu. Özellikle içerideki kişi yüzünden balkonda sıkışmışken yapacağı bir şey yoktu.

Batu girişini böyle planlamamıştı. En azından daha havalı olacağını düşünmüştü. Ancak tek yaptığı, balkona tırmanır tırmanmaz hizmetlilerden birini görmesiyle kendisini sağa doğru bırakmak olmuştu. Sırtını duvara yaslarken elinden geldiğince az ses çıkarmaya çalıştı. Batu hızlı reflekslere sahip olduğu için şanslıydı. Yoksa odadaki kadın onu görüp korumaları etrafına toplayacak şekilde çığlık atmış olacaktı.

Bunun dışında, İdil'den önce tırmanıp etrafı kolaçan etmekle ne kadar doğru bir karar vermiş olduğunu görmüştü. İdil ilk gitmek istese de ufak çaplı bir kavgadan sonra -Batu biraz çirkeflik yapmış olabilirdi- genç kız kabul etmişti. İdil hemen peşinden gelseydi muhtemelen yakalanacaklardı. Bunun sonu da ya kolları ve ayakları bağlı bir şekilde eve hapsedilmek olacaktı ya da bir tarafları kırılmış ve yaralanmış hâlde evden kaçmak.

Batu saklandığı yerden çıkmadan önce içeriye doğru kafasını uzattı. Kadın arkasını dönmüş bir şeyler katlıyordu. Batu müdahale edip hizmetliyi bayıltırsa ne kadar zarar geleceğini düşünemeden İdil'in kafasını balkon korkuluklarının arasında gördü. O da sabredememiş, fazla beklemeden peşinden tırmanmıştı.

Batu'nun gözleri büyürken geri inmesini istediğini belli eden tepkilerde bulundu. Ya da sadece panikle İdil'in anlamamasına neden olacak birkaç el hareket yapmıştı. O an Batu ne yaptığını pek de bilmiyordu.

Tabii hiçbir şey İdil'i durdurmamıştı. Gerçi balkondan asılı bir şekilde dururken tırmanmak dışında fazla bir seçeneği de yoktu. Kendisini zorlanmadan yukarı doğru çekerken Batu ayağa kalktı ve telaşla tekrar odaya göz attı. Kadın arkasını döndü dönecekti. Döndüğü an korkuluklara tırmanmakta olan İdil'i fark edecekti.

Batu sahalardan bir süre uzak kalmanın kötü bir etkisi olduğunu o zaman anlamıştı. Daha başından bu kadar zorlanacağını tahmin etmemişti. Keşke biri önceden uyarsaydı, diye düşündü. Belki de uyarmışlardı da Batu dinlememişti. İçten içe ikinci tahminin doğru olduğunu bilse de görmezden geldi. O ana odaklanması gerekiyordu.

Kadın hâlâ işini yaparken Batu bahçenin diğer tarafından telaşlı seslerin geldiğini duydu. Korumalar mesajı almış olmalıydı. Ya da Helenler başaramamış ve kameralardan birilerinin eve sızdığını görmüşlerdi, yakalamak için de buraya doğru geliyorlardı.

Batu daha fazla zaman kaybetmek istemediğinden İdil'e doğru bir hamle yaptı. Balkonun diğer tarafına geçme sürecini hızlandırırken -İdil'in hiç de ihtiyacı yok gibiydi- bir yandan da arkasına bakıyordu.

Hizmetlinin görüş açısında olmamalarına rağmen Batu, onları göreceğinden korkuyordu. Balkon kapısının önünde rüzgardan uçuşan beyaz tül perdeler de saklanmalarına az çok yardımcı oluyordu.

İdil balkona çıkar çıkmaz Batu'yu sağa itip kapının önünden uzaklaştırırken kendisi de sola geçti. Aşağıdan gelen sesler de daha net duyuluyordu artık. Ancak Batu dinlemekle uğraşmadı. Aslında kalbinin kulaklarını sağır edecek şekilde atması dinlemesini engelliyordu. İdil de panik hâlinde olan Batu'ya bir şeyler anlatmak istercesine el kol hareketleri yapıyor, tüm konsantrasyonunu bozuyordu.

Neden bu kadar panikledim ki?

İdil omzundan astığı küçük çantadan bir bez ve şişe çıkarmıştı. Şişe avucu kadardı ve hem içeriden hem de onlardan biraz uzakta, duvara monte edilmiş lambadan gelen ışıkta hafifçe parlıyordu. Tereddüt etmeden ve hızlı bir şekilde şişedeki sıvıyı beze döktü. Batu'nun onun ne olduğunu tahmin etmesine ihtiyacı yoktu. Rüzgar'ın ayarladığı, hizmetliyi bayıltacak bir karışımdı. İsmini hep söylese de aklında tutamıyordu. Baş harfi "T" olmalıydı.

Batu kafasını iki yana sallayarak aklındaki saçma düşüncelerden kurtulmaya çalıştı. Dikkatini tekrar göreve verdi. İdil de şişeyi çantasına bırakıp içeri göz attı. Batu onun baktığı yere gözlerini çevirince anlık olarak arkasını dönen kadınla göz göze gelmişti. Hem hizmetlinin hem de Batu'nun gözleri büyürken iki saniye için donup kaldılar.

Kadın çığlık atmak için ağzını açarken onu susturması gerektiği aklına gelmişti. Ama İdil daha atik davranmıştı. Batu'nun aklının almadığı bir hızda kadının yanına varmış, ağzını kapatarak kendisine çekmişti.

Hizmetli kadın İdil'in kollarında birkaç saniye çırpınıp sonra sessizleşti. İdil ise bırakmayı düşünmüyor gibiydi. Batu, dolandığı tül perdenin arasından zorlukla çıkıp, ki az kalsın yırtıyordu, İdil'e, ne yapıyorsun, der gibi baktı.

"Numara yapmasın diye önlem alıyorum." Soğukkanlı tavırları ve temkinli sesi Batu'yu birazcık ürkütmüştü ancak o bunu, az önceki karmaşada yaşadığı paniğe yordu. "Rüzgar'ın ne dediğini biliyorsun. Güvenemeyiz."

Batu kafasını sallarken İdil kadının ağzından bezi yavaş yavaş çekti. Hizmetlinin tam bayıldığından emin olduktan sonra yere bırakırken Batu da yardım etmek için öne çıktı fakat İdil onu durdurmuştu.

"Sen kapının yanında dur." İdil bakışlarıyla odanın kapısını gösterirken kadının az önce katladığı çarşaflardan birini aldı ve ellerini bağlamaya başladı. "Bak, ses var mı? Biri aniden içeri girmesin."

Batu kapıya doğru ilerlerken yerde yatan baygın kadının bacaklarının üzerinden atladı. İdil kollarıyla işini bitirmiş ayaklarını bağlamaya geçmişti. Elleri çok hızlı hareket ediyordu ve becerikli olduğu her hâlinden belli oluyordu. Ağzını bağlarken Batu bakışlarını kapıya çevirdi.

Kahverengi, üstünde desenleri olan ve ses geçirmeyen türden bir kapıya benziyordu. Batu itiraf etmeliydi, bunlardan anlamıyordu ancak İdil'in dediğini yapmaya çalıştı. Kulağını kapıya dayayıp dışarıyı dinlemeye başladı. Ama hiç ses yoktu. Kapıyı açıp bakmak istiyordu fakat İdil'in sesi onu bu düşünceden uzaklaştırdı.

"Gelip yardım etsen fena olmaz." İdil boğuk bir sesle konuşmuştu. Çalışanı koltuk altlarından tutup yandaki dolaba doğru sürüklemeye çalışıyordu. Batu hemen yanına gelerek kadını ayaklarından tuttu ve kaldırmasına yardım etti. Dolaba ulaştıklarında kadını bırakıp hemen kapağı açtı ve askıdaki elbiseleri kenara itti.

Hizmetliyi tekrar kaldırıp dolaba yerleştirirken askıları eski hâline geri getirdiler. Kadının ayakları dışında bir yeri görünmüyordu. Az önce çıkan siyah topuklu ayakkabısını da yerden alıp yanına bıraktılar.

"Çok vakit kaybettik." İdil yana eğilerek belini rahatlatmaya çalıştı. "Haydi gel."

Genç kız emin adımlarla kapıya yaklaştı ve Batu gibi kulağını dayayıp bir şey duymayı bekledi. Omzunun üstünden Batu'ya dönerken kafasını iki yana salladı. Kapının koluna uzanıp açarken Batu da yanına varmıştı. İdil kafasını çıkarıp etrafa kısaca göz attı ve eliyle gelmesini işaret etti. Sadece kendi vücudunun geçebileceği kadar boşluk bırakarak önden çıktı.

Batu geçerken kapıyı biraz daha aralamak zorunda kalmıştı ve bunun ses çıkaracağını hiç düşünmemişti. Kapıdan gelen gıcırtı ikisinin de durmasını sağladı. İdil ona öfkeyle bakarken Batu ellerini suçlu gibi yukarı kaldırdı.

Genç kız birkaç saniye sessizce durup birilerinin peşlerinden gelmediğine emin olunca yoluna devam etti. Batu arkasından giderken adımlarına dikkat etmeye çalışıyordu. Tekrar ses çıkaracak olursa ilkindeki gibi şanslı olmayabilirlerdi. İdil durunca Batu da ona çarpmamak için durdu. Soldaki bir odaya dalar gibi girdiğindeyse Batu'yu da yakasından kendine doğru çekti. Kapıyı hızlıca ama sessiz bir biçimde kapatırken sol eliyle de Batu'yu duvara itti.

"Sesini çıkarma!" Eliyle Batu'yu göğsünden iterek duvara iyice yapışmasını sağladı. Dışarıdan gelen ayak sesleri daha da artarken İdil'in neden apar topar odaya girdiğini anlamıştı. Ama şanslılardı. Oda boştu.

"Başımıza iş açılacak," dedi dışarıdakilerden biri. Sesi oldukça tatsız ve öfkeliydi. "Şimdi de bu çıktı."

"Bu daha iyi günlerimiz. Evlilik gerçekleştikten sonra gör bi' de." Diğeri de pek neşeli birine benzemiyordu. İlk konuşana nazaran sesi daha keskindi. "İyice dibe batacağız."

"Gözünü para hırsı bürümüş bizimkinin." Batu bunu duyduğunda kaşlarını çattı. Patronlarından mı söz ediyorlardı? "Kızına yazık olacak. Nasıl bir aileye gelin gittiğinin farkında değil."

"Hadi gel de Cemile Hanım'ı uyaralım."

Ayak sesleri ve konuşmalar azalırken İdil kapıdan hafifçe uzaklaştı ve kafasını kaldırıp Batu'ya baktı. Yüz ifadesini karanlık olduğu için görmediğinden ne düşündüğünü de anlamamıştı.

"Anlaşılan patronlarının Hamdi ile dünür olmasından hoşlanmıyorlar." İdil Batu'nun da düşündüğü şeyi dile getirmişti. Elini Batu'nun göğsünden çekip geri gitti. "Ve görünen o ki, mesajı almışlar."

Batu sertçe yutkunup duvardan uzaklaştı. "Sanırım bu Cemile Hanım da..."

"Evet. Muhtemelen az önce bayılttığımız kadın."

Batu İngilizce bir küfür savururken eliyle kısa saçlarını geri itti. Kadını bulurlarsa evde olduklarını anlarlardı. Bu kadar çabuk yakalanacaklarını düşünmemişti. Batu beklentiyle İdil'e bakarken onun, Batu kadar endişe duymadığını fark etti. Genç kız sakince etrafında dönüp odayı inceledi.

Batu da onun baktığı yerlere baktı. Normal bir yatak odasıydı. Batu'nun gözleri karanlığa alışınca odadaki eşyaları da seçebilmişti. Çift kişilik bir yatak, bir çalışma masası, bir boy aynası ve tüm duvarı kaplayan büyük bir gardırop vardı.

Odada ilk aradığı, saklanacak bir yerdi. Adamlar evi aramaya başlarlarsa en azından kısa bir süre için de olsa saklanacakları bir yer hiç fena olmazdı. Endişelerine yenik düşerek, odayı arayan İdil'in yanına gitti.

"N'apacağız? Ya kadını bulurlarsa?"

İdil ona saçma bir şey söylemiş gibi baktı.

"Hangi aklı başında bir insan, durduk yere bi' hizmetçiyi gardırobun içinde arar?" İdil çantasından küçük fener çıkarıp çalışma masasına tuttu. Işığı çok zayıftı, bu yüzden tehlikeli değildi ancak yine de dikkatli olmaları gerekiyordu. "Hem unutma. Onlar şu an bizim gelmemizi bekliyorlar. İçeride olduğumuzdan habersizler."

İdil'in aniden böyle rahatlaması şimdi de Batu'nun gerilmesini sağlamıştı. Az önce yanlarından iki koruma geçmişti ama hiç tedirgin görünmüyordu. Oysaki arabada ne kadar da panikti.

"Ya kadın uyanırsa?"

"Uyanmaz," diye ilgisizce fısıldadı. "Rüzgar, birkaç saat kendine gelmez demişti."

"Ama şanssız olduğumuzu da biliyor."

İdil evi aramaya devam ederken, "Rüzgar'a göre, Ozan araçtaki bombaları patlatıp kendisini sağır edince tüm şanssızlığımızı da orada kullanmış," dedi. "Bunun üzerine daha fazla bir şey olmaz diyor."

İdil'in ses tonu karamsarlaşmıştı yine. Ozan'la ve son görevle ilgili konuşmak hiç iyi olmamıştı. Zaten bunu neden şu an yaptıklarına da bir anlam veremiyordu. Tehlikeli bir görevdeyken sohbet etmek hiç de mantıklı değildi.

"Bunu söylememeliydi." Batu iç çekerek kendi cebindeki küçük feneri çıkardı, sol taraftaki komodinin üzerine doğrulttu. "Bu lanetli bir laf."

Işığın aydınlattığı çerçeveyi kaldırıp resimdekilere göz atarken arkasından İdil konuşmuştu:

"Hangi laf?"

"'Daha fazla ne olabilir?' lafı." İdil'in nefesini dışarı vererek güldüğünü duysa da Batu ciddiyetini korudu ve fotoğrafı taramaya devam etti. "Çok fazla şey olabilir sonuçta. Mesela kör olabiliriz... Ya da sakat kalırız?"

İdil'in arkasında olduğunu hissettiğinde ona doğru döndü. Aralarında sadece iki adım kalmıştı. Genç kız uzanıp çerçeveyi ondan alırken alayla sırıttı.

"Benim merak ettiğim başka bir şey var." Dudaklarındaki tebessüm biraz daha büyümüştü. "Sen ne zamandan beri böyle akıcı konuşmaya başladın?"

"Ozan yastıkla beni dövmeye çalışınca," diye Batu mırıldandı, aynı ciddiyet ve memnuniyetsizlikle. "Bir hafta boyunca..."

İdil gülüşünü bastırmak ister gibi dudaklarını büzdü. Ama belli oluyordu. Batu'nun tek istediği kahkaha atmamasıydı. Bu yüzden yakalanmak çok utanç verici olurdu.

"Hey! Gülme." Batu kaşlarını çatıp kıza baktı. "Trust me... Ozan vurunca yastık bile canını acıtıyor."

İdil kafasını sallayıp elinde tuttuğu çerçeveye baktı. Batu az önce fotoğrafa baksa da incelememişti. Aklı İdil ile konuşmasında kaldığından dikkat etmemişti. Şimdi baktığındaysa fotoğraftakilerin kim olduğunu anlamıştı.

"Şanslı günümüzdeyiz galiba." İdil gözlerini Batu'ya çevirdi. Yüzünde sinsi bir gülümseme göründü. "Ev sahiplerinin odasına girmişiz."

Batu karşılık vermek için ağzını açmıştı ki kapının ardından ayak sesleri tekrar duyuldu. Batu ve İdil aynı anda birbirlerine baktılar. Yatağı işaret ederek onu itti. Genç adamın ne istediğini anlaması biraz uzun sürmüştü. İlk yatağa yatmalı olduğunu sandı, sonra bunun aptalca olduğunu kabullenip yere uzandı ve yatağın arkasına saklandı.

İdil kapıya doğru giderken Batu'nun gözleri korkuyla açıldı. "Ne yapıyorsun?" der gibi gözlerini belertse de İdil eliyle saklanmasını işaret etti. Tam da o an kapı açıldığında Batu'nun başka şansı kalmamıştı. Aniden kendisini yere atıp yatağın altına doğru süründü. Aklındaki tek şey İdil'in yakalanmamasıydı. Hiçbir boğuşma sesi duymadığında İdil'in saklanmayı becerdiğini anlamıştı. Ama nereye saklanmış olabilirdi ki?

"Burada da yok."

Az önce duydukları korumalardan biriydi. Kadını arıyor olmalılardı. Batu neredeyse gülecekti. Kadın uyanmamıştı ve onlar ifşa olmamıştılar. Bu hâlâ umut var demekti.

"Nereye gitti bu kadın?" Diğer koruma sabırsızca konuştu. "Neyse, diğerlerinin yanına gidelim."

Kapının kapanma sesini duysa da Batu hemen çıkmayı göze almadı. Birkaç saniyenin geçmesini bekledi. Yan tarafına baktığında orada dikdörtgen şeklinde bir çanta olduğunu gördü. Bu bir bilgisayar çantasıydı.

Elini çantaya doğru uzatırken biri bacaklarını yakaladı. Neredeyse Ozan'ın dalga geçtiği o tiz sesiyle çığlık atacaktı. Ancak İdil'in fısıltısını duyunca elini ağzına götürüp kendisini durdurdu. Bu geceyi rezil olmadan atlatmak dışında bir şey istemiyordu artık.

Yatağın altından çıkarken çantayı almayı ihmal etmedi. Ağırlığından anladığı kadarıyla içinde gerçekten de bilgisayar vardı. Ama kim, neden bir bilgisayarı yatağın altında saklardı ki?

"O da ne?" İdil elindeki çantaya bakıp kaşlarını çattı. "Yoksa adamın bilgisayarı mı?"

"Öyle görünüyor." Batu hemen çantayı açıp içindeki laptopu çıkardı. İdil'e kaçamak bir bakış atarken, "Sen nasıl saklandın?" diye sordu.

İdil çantayı alıp yatağın üzerine bıraktı. "Görünmez olma gibi yeteneklerim var. Bilmiyor muydun?"

İdil alay ederken Batu gözlerini devirdi ve yatağa oturdu. Bilgisayarı açtığında şifre ile karşılaşacağını tahmin etmeliydi. Bilgisayarı yatağın altında saklayan biri tabii ki şifre de koyardı. Ancak yatak gibi güvenliksiz bir yerde bıraktığına göre de şifresi fazla zor olamazdı.

"Şifreyi kırabilir misin?"

"Tabii ki! Ama zamanımız çok az." Batu yapabilirdi ancak vakitleri kısıtlıydı. Daha İdil evi arayacaktı. Batu da kamera kayıtlarına ulaşıp onları silmeliydi.

"İçinde çok önemli şeyler olabilir. Yoksa niye saklama gereği duysunlar ki?" İdil rahatsızca yerinde kımıldandı ve kapıya doğru kısa bir bakış attı. Sanki içeri birilerinin gireceğinden korkuyordu. "Bu bilgisayara bakmak evi aramaktan bile faydalı olacak muhtemelen."

"İdil..."

Batu konuşmak istese de İdil engel olmuştu. Kaldırdığı elini indirdi ve onu ikna edecek laflar sarf etmeye başladı.

"Bak, Batu. Bura birlikte gelmemizin bir nedeni var. Sen kendi görevini yap, ben de benimkini. Tamam mı?" Elini havada rastgele salladı. "Ben bu odayı arayacağım. Büyük ihtimalle korumalar da buraya bir süre gelmezler. Sen de o bilgisayarın içine sızsan iyi olur."

İdil itiraz kabul etmeyeceğini gösteren bir tavırla arkasını döndü ve gardıroba yöneldi. Feneri tekrar açmıştı. Dolaptaki her şeyi teker teker incelerken Batu da bakışlarını bilgisayara indirdi. Olabildiğince kısa sürmeliydi. Daha önce içerisine program yazdığı USB belleği çıkardı. Yeniden başlatırken onu bilgisayara taktı ve işlemleri sırayla yapmaya başladı.

"Boot..." diye kendi kendine mırıldandı. Bilgisayar dilinin İngilizce olması ona büyük bir avantaj sağlamıştı. Gerekli pencere açılınca Batu'nun yüzünde kibirli bir gülümseme belirdi. Mavi ekranda USB belleğin üzerine gelip "enter" tuşuna bastı. Bilgisayarın ekranında Windows simgesi belirmişti. Bu süreç en az bir veya iki dakika sürecekti.

Şifre sıfırlama ekranının açılmasını beklerken İdil'in ne yaptığına baktı. Bir çekmeceyi karıştırıyordu. Ama oradan bir şey çıkmadığını görünce yan tarafa geçti. İdil anlık olarak durdu ve Batu'ya döndü.

"Burada bir kasa var."

Batu'nun kaşları yukarı doğru kalkarken ilgiyle kıza baktı. "Açabilir misin?"

İdil tekrar arkasını döndü ve dizleri üzerine çöktü. Kız eğilip kasayı incelerken Batu'nun bir gözü de bilgisayar ekranındaydı. Işığı kıza doğrulttuğunda çantasından bir şey çıkardığını gördü. Kavisli, uzun bir demir parçasına benziyordu. İdil kasayı öne doğru çekip onun önündeki bir deliğe bu demir parçasını sokarken Batu tekrar bilgisayara baktı.

Beklediği ekran açılmıştı. Şifreyi sıfırlama işlemlerini başlatmıştı.

"Next... next... next..." kendi kendine mırıldanmaya devam ederken gerekli tuşlara basıp sona ulaştı. Bilgisayarı en son yine, yeniden başlattı. Kafasını kaldırdığında İdil'in kasayı sessiz bir biçimde açmış olduğunu gördü. Bu kız gerçekten becerikliydi. Muhtemelen bunu da Rüzgar'dan öğrenmişti.

Kağıt sesi duyduğunda Batu kıza daha da ilgiyle baktı. Bir şeyler bulmuşa benziyordu.

"O ne?" diye sordu bir gözü hâlâ bilgisayardayken.

"Bilmiyorum." Fısıldarken feneri kâğıtlara doğru tuttu. "Gereksiz faturalar, bir miktar para, pasaport, tapu senedi ve... yok artık!"

"N'oldu?" Merakla öne doğru eğildi. Ancak kızın gövdesi görmesine izin vermiyordu. Zaten görse bile ne olduğunu seçemezdi. Hem yeterince ışık yoktu hem de Batu'nun gözleri son iki yılda eskisi kadar iyi görmemeye başlamıştı. "Buldun mu bir şey?"

"Adamın silahı var." İdil'in sesindeki şaşkınlık Batu'yu da heyecanlandırmıştı. Neredeyse kendi yapacağı işi unutup İdil'in yanına gidecekti. "Ruhsatı bile var."

Batu kaşlarını çatarken yüzünü buruşturdu. İdil ise onu umursamadan silahı inceliyordu. Çeviriyor, bazı parçalarını çıkarıyor, bakıp sonra tekrar yerine takıyordu. Eldiven giydiği için rahattı ama kızın böyle yapmasından huzursuz olmuştu. İdil elinden geldiği kadar sessiz de olsa bir şekilde ses çıkıyordu. Silahla oynamayı bitirdikten sonra Batu'ya tuhaf tuhaf baktı.

"Adam muhtemelen iyi silah kullanıyor. Bir süredir onda olmasına rağmen yeni gibi. Anlaşılan titiz biri." İdil Atlas gibi ev sahibin analiz ederken Batu bilgisayara döndü. Hiçbir bilgi seçmeden hepsinin kopyasını almayı planlıyordu. Muhtemelen biraz fazla zaman alacaktı ama buna ihtiyaçları vardı. "Garip..."

Batu neyin garip olduğunu sormadı. Ya da o konuşurken devamını dinlemedi. Daha sonra diğerleriyle birlikte öğrenebilirdi. Zaten bir müddet odaklanmayı becerebiliyordu, ki tanınmamak için yüzünün bir kısmını saklayan maske de hiç yardımcı olmuyordu. Yüzünü kaşındırdığı için düşünceleri dağılıyordu. Bu yüzden sadece kendi işine konsantre olarak çabucak bitirmek istiyordu. Daha kamera kayıtlarını silecekti. Bu yüzden elinden geldiği kadar yaptığı şeye odaklandı.

Mesajlar, e-postalar, bilgisayarda bulunan veya silinmiş her dosya ve fotoğrafın hepsini kendisi için kopyalayıp flash belleğe yönlendirdi. Düşündüğünden daha hızlı ilerliyordu. Bu iyiye işaretti işte. İşlem yapamayıp biraz beklemek zorunda kaldığında kafasını kaldırdı.

İdil bir şeylerin fotoğrafını çekiyordu. Önemli bir bilgi bulmuş gibiydi. Ya da sadece önemli olabileceği bir şey görmüş, o yüzden çekmişti. Batu böyle durumlarda en gereksiz şeyin bile bir öneminin olduğunu biliyordu.

"Mesajı kasaya mı koyacaksın?" Batu İdil'in pantolonunun arka cebinden çıkardığı küçük kağıda baktı.

"Kasayı bir kere açtım. Geri kapanmaz." İdil kasanın içini düzenlerken iç çekti. Kasadan çıkardığı paralar dışında her şeyi eski hâline getirmeye çalışıyor gibiydi. "Bu yüzden mesaj bırakmak ve parayı almak için açmış gibi görünmesini sağlayacağım."

"Good... Umarım anlamaz." Batu son işlemleri yaparken alt dudağını ısırdı. "Çünkü aynısını ben de yapacağım."

İdil paraları çantasına koyup ayağa kalktı. Eliyle kapıyı göstererek, "Ben diğer odaları kontrol edeceğim," dedi. "Sen burada kal ve işini bitir. Ne bulduğumuza da daha sonra evde bakarız."

"Öyle yapıyorum." Batu gözlerini bilgisayar ekranından çekmeden konuşmuştu. "Dikkatli ol. Yakalanma sakın!"

"Beni merak etme." İdil kapıya doğru büyük adımlarla ilerledi. Kapının kulpunu tutarken omzunun üzerinden son kez baktı. "Asıl sen dikkatli ol."

***

Batu İdil'in dikkatli olma uyarısını dikkate almayı çok isterdi. Ancak iki koruma onu kapıda yakaladığında geri dönülemez bir olayın ortasına bodoslama dalmış bulunmuştu.

Batu'nun bu olaydan çıkardığı birkaç ders vardı. Birincisi, asla görevdeyken dalıp gitme! İkincisi, asla arkasından ne çıkacağını bilmediğin kapıları kafana göre açma. Üçüncüsü, telefonun sessizdeyken sık sık kontrol et!

Bilgisayarda işini bitirip -hatta kamera kayıtlarının hepsini almış ve kameraları devre dışı bırakmıştı- her şeyi yerine bıraktığında Batu görevinin büyük bir bölümünü halletmiş gibi rahatlamıştı. Ancak hâlâ büyük bir sorun vardı ki, o da başka birinin evine gizlice girmeleriydi. Tabii her yerde koruma olması da cabası. Ama Batu kendi evindeymiş gibi herkesin dışarıda olduğunu düşünerek kapıya yönelip onu açınca iki tane iri yarı adamla karşılaşmıştı.

Sonrası hafızasında pek net değildi fakat aniden kendisini hareket hâlinde bulmuştu. Kaçmamıştı ya da ona yakışır bir biçimde donup kalmamıştı. Kendisini de şaşırtacak bir hızla, ki korumalar bile ne olduğunu anlamamış gibilerdi, solundaki adamın yüzüne dirseğini geçirdi. Sonraysa hemen ona yumruk atmak için hareketlenen sağdaki adamın bileğini tuttu ve burktu. Kolunun altından geçerek geriye doğru büktü. Koruma havada takla atıp yere düşerken biraz ses çıkarmıştı. Yüzüne aldığı darbeden sonra sendeleyen adamın da karnına sert bir tekme atıp duvara çarpmasını sağladı.

"Hey!" İdil'in kısık sesle bağırmasını duyduğunda koridorun sonuna doğru baktı.

"Did you see that?" Batu'nun dudaklarından deli bir kahkaha çıktı. İki korumayı saniyeler içinde alt etmenin heyecanını nasıl paylaşacağını bilemiyordu ve hâlâ damarlarında pompalanan adrenalinin etkisindeydi. Eliyle yerde yatanları gösterdi ve kendini düzeltti. "Bunu gördün mü? Çünkü sanmıyorum, bir daha yapabileyim."

Kız yerde yarı baygın yatan korumaları gördüğünde anında kaşları çatılmıştı. Ama kızgın değil gibiydi. Daha çok şaşırmıştı. Sonra yüzündeki ifade değişti. Kırışıklıkları açılmış, büyük gözlerle Batu'ya bakmıştı. Öne çıkıp ona doğru gelirken baştan aşağı süzmüştü.

"Sen iyi misin?"

"Of co- yani evet!" Batu saçma sapan sırıtmamak için kendisini zor tuttu.

"Bağırma!" Batu'nun kolunu tutup sıktı. İdil'in alev saçan gözlerini gördüğünde Batu gerçeklerle yüzleşti. O zamana kadar sesini yükselttiğini fark etmemişti bile. Büyük ihtimalle az önce bir hayli ses çıkarmıştı. Bu da onların ifşa olmaya bir adım daha yaklaştıklarının belirtisiydi. "Niye telefonuna bakmadın? Sana saklanmanı söylemiştim!"

Batu'nun gözleri büyürken cebinden telefonunu çıkardı. İdil üst üste mesajlar atmıştı fakat Batu'nun hiçbirinden haberi yoktu. Sesli bir şekilde küfretmemek için kendisini zorladı.

"Ben..." Batu konuşmak istese de İdil kolunu biraz daha sıkarak durdurdu. Etrafa kısa bir göz atmayı da unutmamıştı.

"Fazla konuşma." Batu'yu çekiştirip peşinden gitmesi için mecbur edecekken durdu. Ayağına yapışan koruma planlarını bozmuştu.

Adam hâlsiz bir biçimde kemerine iliştirdiği telsize uzandı. Lakin İdil ondan daha hızlı ve acımasızdı. Kısık bir sesle küfredip yüzüne tüm gücüyle tekme atmıştı. Adamın kafası geri düşerken İdil vakit kaybetmeden Batu'yu kendisiyle merdivenlere sürüklemişti. Genç adam itiraz etmeye zaman bulamadı. Zaten öyle bir lüksü yoktu ve canına da susamamıştı. Yakalanırlarsa bu onun suçu olacaktı, ki Batu böyle bir sorumluluk almak istemiyordu.

"Hadi! Diğerleri de duruma uyanmamalı."

Merdivenin sonuna ulaşıp birinci kata indiklerinde banyoya girerek kıl payı bir korumadan saklanmayı becermişlerdi. İdil Batu'nun ağzındaki elini çekip kapıya yaklaştı. Batu'nun yukarıdayken yapması gereken şeyi yaptı ve kapıyı dinledi. Ses olmadığından İdil ihtiyatla kapıyı açtı. Kafasını çıkarıp göz attıktan sonra eliyle gelmesini işaret etti.

Batu dayanamayıp, "Biz niye indik?" diye sordu. İçeri girdikleri balkondan dışarı çıkmaları gerekmiyor muydu? "Geldiğimiz gibi gitmemiz-"

"Çok fazla koruma var orada. Çıkamayız..." İdil tekrar sözünü kesti. Ama sesi bu sefer sinirli değildi. Anlamlandıramadığı bir tını vardı sesinde. Çok fazla sıkıntılı, diye düşündü. "Hem... görmen gereken bir şey var. İnanamayacaksın."

Batu sorular sormak istedi ama İdil'in tek bir bakışı soru sormaması ve beklemesi için yeterli olmuştu. Kızın peşinden gidip bir koltuğun arkasına saklandı. İdil ona eliyle bahçeye açılan cam kapıya bakmasını işaret ettiğinde Batu kafasını usulca çıkarıp oraya göz attı.

Birkaç adam vardı. Hepsi aynı takım elbiseyi giyiyordu. Sadece tek bir kişi farklıydı. Uzun boylu ve geniş omuzluydu. En az Ozan kadar yapılıydı. Üstünde gördüğü kadarıyla mavi bir kot ceket vardı. Batu onun kim olduğunu biliyor hissine kapılmıştı. Hem tanımasa İdil onu buraya getirmezdi.

Gözlerini kısıp daha dikkatli baktı. Ama adamın ensesinden kimliğini belirleyemiyordu. Tam da o an adam arkasını dönüp yan tarafa, balkonun olduğu alana doğru ilerledi. Yüzü bahçe lambasının altında aydınlanmış, kimliğini belli etmişti.

"Bu..." Batu nefesini tutarken İdil'e döndü. "Bu gerçekten o mu?"

"Evet." İdil kafasını salladı ve iç çekti. "Bu Doğan... Ozan'ın arkadaşı."

Ve bölüm bitti...

Bölüm sonu

1 yorum