İçeriğe geç

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 33 · 29 dk okuma

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 33

Bölüm 31: Kendimizden kaçabilir miyiz?

Bölüm 31: Kendimizden kaçabilir miyiz?

Hayal Çelebi...

Herkes zaman zaman sorunlardan, geçmişten, insanlardan ve en önemlisi kendinden kaçmak ister. Çünkü bazen kaçmak, bir şeylerle savaşmaktan daha kolay görünür. Uzaklaşınca her şeyin biteceğini, sorunların onu takip etmeyeceğini düşünür insan; ama bu o kadar da kolay değildir. Kaçmaya çalıştıkça arkada bırakılanlar büyür, daha da çıkılmaz bir hâl alırdı. Yüzleşmemekse yeni sorunlar yaratmak dışında bir şey yapmazdı.

Hayal elinde olsa ne o randevuya giderdi ne de şu an o arabada dururdu. Hatta Atlas'ın olduğu hiçbir yerde bir dakika bile bulunmazdı. Atlas ile buluştuğu her an stres seviyesi yükseliyordu. Dışarıya karşı rol yapmak ise bu durumu daha da çekilmez kılmıştı.

Son randevularının tek iyi yanı sinema salonunda olmasıydı. En azından konuşma rolü yapmak zorunda değildiler. Sessizce filmlerini izlemiş, sadece arabaya gidene kadar kısa bir süre için çiftmişler gibi takılmışlardı. İşte bu yüzden Hayal Atlas'ın bilerek böyle bir randevu ayarladığını düşündü. Çünkü konuşmak zorunda kalmadıkları, Hayal'in daha az gergin olacağı, tek ayarlanabilir ortamdı belki de.

Hayal en azından bunu düşündüğü için Atlas'a minnettardı ama hâlâ ona çok sinirliydi. Dediği şey, kızı günlerdir rahatsız ediyordu ve bundan nasıl kurtulacağını bilmiyordu. Şimdi Hayal'in rahatsız olmaması için nazik davranışlar sergileyip ince düşünmesi, onun o gece dediklerinin ne kadar düşüncesizce ve kaba olduğunu değiştirmiyordu.

O konu hakkında sonradan hiç konuşmasalar da onun getirdiği gerginliği ikisi de hissediyordu. O laflar, aralarında duruyordu ve hiçbiri konuyu açmaya cesaret etmiyormuş gibi susuyordu. Hayal ister istemez onun da söylediklerinden pişman olup olmadığını merak etti. Atlas da yanlış yaptığını düşünüyor muydu yoksa kendi içinde hâlâ doğru olan şeyi yaptığını mı savunuyordu?

Hayal çaktırmadan soluna kısa bir bakış attı. Aynı sinemadaki gibiydi. Çok sessiz ve durgun. Hayal onun filmi izlemediğinden emindi. Durmadan telefonuna ve saatine bakıyordu. Birilerine mesaj yazıyor, bilgi alıyordu.

Ne düşündüğünü, yine neler planladığını merak ediyordu fakat sormak da istemiyordu. Atlas'a anlayış göstermek şu an en son istediği şeydi. Böyle yapınca ona âşıkmış gibi algılıyordu. Zaten yaklaşık bir hafta önce bu yüzden, ekip içinde de pot kırıp onların da bu durumdan haberdar olmasını sağlamıştı.

Bu olaydan sonra da İdil ve Helen, onu mutfakta sıkıştırıp ağzından bilgi almaya çalışmıştılar. Hayal olanları kendi bakış açısından anlatıp bitirince hepsi birlikte, Atlas'a çok medeni bir şekilde sövmüşlerdi. Hayal onların kendisini hatalı bulacağından korksa da öyle olmamıştı. İdil bile, ki Atlas ile bi' yaşanmışlığı vardı, ona çok kızmıştı bu konuda.

Ama itiraf etmeliydi, ekipteki diğer kızlarla konuştuktan sonra acayip rahatlamıştı. Hatta bir yerde böyle ilgilenmeleri, onunla birlikte kızmaları hoşuna bile gitmişti. Ne Helen ağabeyi diye Atlas'ı korumuştu ne de İdil, onunla geçmişi var diye. İkisi de Hayal'in yanındaydı ve söylediklerinde gerçekten samimilerdi. Her şeyin başladığı günden üç hafta sonra, sonunda ekiptekilerle güzel bir bağ kurabilmişti.

Hayal sessizlikten sıkıldığını hissetti. Konuşturursa yine Atlas'ın öyle şeyler ima edeceğinden korkuyordu ama yeterince de sessiz kaldıklarını hissediyordu. Hayal'in, Atlas'ın iyi olup olmadığını ya da ne düşündüğünü sormaya niyeti yoktu zaten. Planla ve diğer ekip arkadaşlarıyla ilgili sorular sorabilirdi. Mesela Ozan'ı merak ediyordu. Eskisinden daha iyi olduğunu, tedavi edildiğini biliyordu fakat zihinsel durumunun ve tedavisinin nasıl devam ettiğinden pek haberi yoktu. En son iki gün önce görmüştü onu ve o zaman da duyma yetisine kavuşmadığını biliyordu.

Onun için gerçekten çok üzülüyordu. Batu onun çöktüğünü ve normalden daha sinirli olduğunu söylemişti genç kıza. Batu'nun da yapması gereken görevler olmasına rağmen Ozan'la ilgilenmeyi asla bırakmamıştı. Aralarında ona en çok bağlanan kişiydi. Hayal onların arasında neler olduğunu bilmiyordu ancak iyi yönde bir gelişme olduğunu görebiliyordu.

Hayal soracağı soruyu birkaç kez zihninde tekrar etti. Tam soracakken sanki biri engel oluyordu. Bir türlü ağzından kelimeler çıkamıyordu. Önceleri ne kadar da rahattı. Şimdi diken üstündeymiş gibi hissediyordu. İşte bu geri dönen öz güvensizlik Atlas'ın eseriydi.

En sonunda tüm cesaretini toplayarak, "Ozan nasıl oldu?" diye sordu. Bakışlarını yan tarafa çevirse de Atlas'a bakmadı. Derin bir nefes aldığını işitti.

"Daha iyi," dedi pürüzlü sesiyle. Dalgın gibiydi ve Hayal ona baktığında kaşlarını çattığını gördü. "Biliyorsun, izinde. Evinde dinleniyor. Biraz daha zamana ihtiyacı var."

"Tedavi işe yarıyor yani?"

"Öyle görünüyor." Direksiyonu sağa doğru kırarken saatine baktı. Sabırsızca iç çekti. Hayal Atlas'ın neden böyle gergin olduğunu işte o zaman anladı. Bu akşam görev vardı. Hatta tek bir tane de değildi. İki taneydi. Batu tüm gün birini -Hayal kim olduğunu unutmuştu- takip edecekti ve en son İdil ile Özbey'in dünürlerinin evine girecektiler.

Öte yandan Helen ve Hayal'in yeni tanıştığı, Niyazi'nin oğlu ve aynı zamanda Helen'in de eski sevgilisi olan Rüzgar -bu kızlar arasında güzel bir dedikodu konusu olmuştu- ajanlık yapacaklardı. Birkaç saat sonra ortalık kesinlikle karışacaktı. Böyle bir durumda Atlas'ın gerginliği anlaşılabilirdi.

"Bugün görev vardı," diye Hayal az önce fark ettiği tespiti dillendirdi. "Neden bugüne randevu ayarladın ki?"

Atlas bu sefer anlık bir bakış attı ona. Sonra tekrar yüzünü çevirdi. "Çünkü ortalık karışırsa biz şüphe çekmemeliyiz. En çok da ben... Onlar görevdeyken ben seninle birlikte evde olacağım."

Hayal bir an için duraksadı. Kaşlarını çatıp Atlas'ın en son dediği şeyi algılamaya çalıştı. "Evde derken?"

"Benim evim." Atlas kayıtsız bir biçimde omuz silkti. "Bize gidiyoruz. Bende kalacaksın ve antrenman yapacağız."

***

Hayal bundan hiç hoşlanmamıştı. Atlas kıza önceden onun evine gideceklerini söylememişti ve bundan oldukça rahatsız olmuştu. Belki Atlas'ın ona dokunmayacağını, yanlış bir şey yapmayacağını biliyordu ancak bu onun huzursuz olmaması için bir sebep değildi.

Asansörü arkalarında bırakıp kapısında yedi yazan bir daireye yaklaştıklarında Atlas cebinden birkaç tane anahtar çıkardı. Ama kapıyı açmaktan vazgeçip arkasını döndü ve Hayal'e baktı. Yüzünde Hayal'in adlandıramadığı bir şey vardı. Kız biraz geri çekilip çantasını sıktı. İyice gerilmişti. Neden öyle bakıyordu?

"Şöyle davranmayı keser misin?" Atlas nefesini dışarı verirken gözlerini kıza dikti. Sesi öfkeli değildi. Hatta oldukça alıngandı.

"Neyi?" diye sormaktan kendini alıkoyamadı. Hayal onun neden böyle bir tavır aldığını anlamamıştı.

"Tacizciymişim gibi davranmayı." Atlas bir çırpıda söyledi. Hayal güçlükle yutkunurken o laftan ne kadar nefret ettiğini bir kez daha anlamıştı. "Böyle düşünmen çok rahatsız edici."

"Öyle bir şey düşünmüyorum."

Atlas kaşlarını kaldırdı inanmayaraktan. "Beden dilin aynı şeyi söylemiyor ama."

"Bedenimi incelemeyi keser misin?" Hayal'in sesi öfkeyle yükseldi. Atlas'ın bakışlarından kendini korumaya çalışır gibi kollarını göğsünde birleştirmişti. "Bu da ondan farklı değil..."

Taciz kelimesini söyleyememişti. Sanki söylese tamamen savunmasız kalacaktı ve kız, bunu istemiyordu. Sertçe yutkundu, Atlas'ın gergin omuzlarına bakarken. Gözlerine bakamıyordu bile.

"Beden dilini okumak elimde olan bir şey değil." Atlas'ın sesi az öncekinden daha sakin çıkmıştı. Kendisini yatıştırmaya çalışıyor gibiydi.

"Gayet de elinde olan bir şey." Hayal kaşlarını çatıp çenesini kaldırdı. "Bu da beni rahatsız ediyor. Bana yapma!"

"İnsanları incelerken sapıkça düşüncelerim olmuyor, Hayal." Atlas sabırsızca yerinde kıpırdandı. "Bunu daha önce de sana söylemiştim. Alışkanlık..."

"Sence bu umurumda mı?"

"Bunu durduramam..." Genç adam kafasını iki yana salladı ve yapmaya devam edeceği konusunda fikrini değiştirmeyeceğini net bir biçimde belli etti. Sesi kısılırken, "Yoksa savunmasız kalırım," diye fısıldadı.

Hayal alayla güldü. İnsanlar üzerindeki kontrolünü kaybetmekten hoşlanmadığını daha fazla belli edemezdi. "Benden sana ne gibi bir zarar geleceğinden korkuyorsun da savunmaya çalışıyorsun kendini?"

Atlas yukarı bakarak derin bir nefes aldı. Bu soruyu cevaplamayacaktı.

"Bak, haklısın. Önceden söylemem gerekirdi buraya geleceğimizi ama unuttum. Gerçekten... Kusura bakma."

Sonuncu cümleyi acı çekiyor gibi söylemişti. Sesindeki suçluluk gerçekti ancak bu suçluluğu ne için hissettiğini bilmiyordu. Gerçekten Hayal'e önceden söylemediği için miydi yoksa unutmayı ve bunu dillendirmeyi muhteşem zekâsına karşı hakaret olarak gördüğü için miydi?

Atlas'ın bencil ve kibirli yanları olduğunu gözlemlemişti ve bu yüzden burada da onun samimiyetine güvenip güvenmemesi gerektiğini bilmiyordu. Ama Atlas bundan önce de kızın travmalarını düşünerek hareket etmişti. Şimdi az da olsa bundan dolayı kendini kötü hissetmesi olasıydı.

"Ve..." Atlas tekrar dudaklarını aralayıp konuştu. "Daha önce de dediğim gibi, sana asla rızan dışında dokunmayacağım. Öyle bir şey mümkün değil. Zaten evdeyiz ve kimse görmüyor. Sana dokunmam için bir neden de yok."

Hayal konuşmadı. Atlas'ın sözlerine ne kadar itimat etmesi gerektiğini bilmiyordu. Atlas gibi birine asla tamamen güvenemezdi. Sadece o an kendine güvendi. Ve şimdiye kadar Atlas'ın sözünü tutmasına neden olacak intikam planına. Ama bundan sonra bir şey olursa kimse kızı orada tutamazdı.

Atlas arkasını dönüp evin kapısını hızlıca açıp içeri geçtiğinde Hayal'in geçmesi için de beklemişti. Hayal ürkek adımlarla içeri girerken Atlas kapıyı arkalarından kapattı. Genç kız tedirgin bir şekilde, kendisi de fark etmeden çantasını sıkmış, hole kısaca göz atmıştı. Etraf bembeyazdı. Salona açılan koridorun duvarlarında rengarenk, akrilik tablolar asılıydı. Yan tarafta beyaz, aynalı bir dolap vardı.

Atlas yanına gelip ne zaman getirdiğini bilmediği bir çift beyaz, pelüş gibi gözüken tüylü terliği yanına, yere bıraktı. Genç adam omuzlarını kendisine çekti ve az önce kavga etmemişler gibi terliklere tebessüm ederek baktı.

"Helen'in terlikleri. Artık bununla idare edersin."

Hayal Atlas'ın da lacivert bir terlik giydiğini gördü. Üstündeki takım elbiseyle çok komik duruyordu. Aslında görüntü normaldi ama Atlas söz konusu olduğunda komik geliyordu. Beyaz spor ayakkabılarını çıkarırken saçlarının yüzünü kapatmasını kullanıp güldü.

"Evde ayakkabılarla gezdiğinizi sanıyordum," dedi Hayal terlikleri giyerken.

Atlas burnundan nefes vererek güldü. "Neden?"

"Ortak evde zaman zaman öyle dolaşıyorsunuz ya."

"Orası farklı. Anlık gelişen olaylar oluyor sonuçta." Atlas uçuk kaçık bir gülümseme sundu. "Hem sekiz kişiyiz artık. Her defasında giriş çıkışları kontrol edemeyiz."

"Anladım," dedi Hayal kafasını hafifçe sallarken. Kabul ediyordu, söylediği mantıklıydı.

"Böyle başka tahminlerin de var mı?" Atlas beklentiyle kıza baktı.

"Bilmem." Hayal dudaklarını büzdü. Aklına bir şey gelince kaşlarını kaldırdı. "Sizin gibileri hep elinde viskiyle evde dolaşırken hayal ederdim."

Bu yorum Atlas'ı güldürürken Hayal de istemeden gülümsedi.

"Ropdöşambır da giyiyor muyuz?" Eğlendiğini gösteren sesi, neşesinin geri geldiğini söylüyordu. Genç adam kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını kaldırmıştı.

"Evde yalnızken giyinip elinde de viskiyle dolaştığına yemin edebilirim."

"Yanılıyorsun," dedi Atlas arkasını dönüp salona doğru ilerlerken, "hem içki tüketmen ben. İçtiğim zamanlar sayılıdır... o da ölçülü."

"Neden?" Hayal de onun peşinden gitmişti.

"Çünkü zihnimi bulanıklaştıran ve irademi etkisiz hâle getiren şeylerden hoşlanmam." Atlas tekrar dönerek ona baktı. Az önceki neşeli yüzü daha ciddi bir hâl almıştı.

"Senden başka bir cevap beklemek aptallık olurdu." Hayal'in dudağının sağ kenarı yukarı doğru kıvrıldı. "Kontrolünü asla kaybetmezsin, değil mi?"

Bu gerçek bir soru değildi ve Atlas da bunu anlamış gibi cevaplamamıştı. Ceketini çıkarıp lacivert bir L koltuğun üzerine bıraktı. Hayal de istemsizce salonu incelemeye başladı. Hol gibi, salona da beyaz renk hâkimdi. Önündeki ve sağındaki duvarlarda, büyük pencereleri boydan boya kaplayan beyaz, tül bir perde vardı. Koltuğun önünde siyah, yuvarlak bir sehpa, ortadaki gri halının üzerinde duruyordu. Koltuğun diğer yanında da aynı sehpadan vardı. O da odadaki çoğu şey gibi beyazdı.

Televizyon solda duvara monte edilmişti. Altındaki televizyon ünitesinin üstünde uzaktan kumanda ve küçük bir kaktüs duruyordu. Hayal'in sağ tarafında, koltuğun arkasında koyu gri renginde, büyük bir yemek masası vardı. Salona bakan Amerikan mutfak tezgâhının etrafında karşılıklı duran bar tabureleri de eve farklı bir hava katmıştı.

Hayal diğer tarafları da incelemek için yana çekilip arka tarafa döndü. Televizyonun yanında odalara açılan fazla geniş olmayan bir koridor uzanıyordu. Muhtemelen Atlas ve Helen'in odası da oradaydı. Hayal biraz daha sola döndüğünde arka tarafında bir piyanonun olduğunu gördü. Gözleri anında büyürken yüzü aydınlandı. Kendisi çalamasa da piyanoları çok severdi.

"Piyanonuz mu var?" İstemsizce bembeyaz piyanoya doğru ilerledi. Ellerini zarif bir şekilde kapalı olan kapağının üstünde gezdirdi.

"Yok, maket o." Atlas'ın onunla dalga geçen sesi bile moralini bozamamıştı. Hâlâ hayranlıkla bakmaya devam ediyordu.

"Çok komiksin gerçekten," diye fısıldadı lakayıt bir biçimde. Beyaz, uzun tabureyi çekip oturdu ve dikkatli bir şekilde kapağını açtı. "Bari çalmayı biliyor musun?"

Atlas ona doğru gelirken -ayak seslerini duyabiliyordu- Hayal ona bakmamak için direndi. Umursamadan ellerini tuşların üzerinde gezdirdi.

"Çocukken öğrenmiştim," dedi yanı başındaki ses. Sol kolunu piyanonun üzerine koydu. "Uzun zamandır çalmadım."

"Hâlâ hatırlıyor musun?" Hayal ilgiyle ona döndü.

"Muhtemelen..."

"Peki rica etsem..."

"Gerçekten sana piyano çalmamı mı istiyorsun?" Atlas elini piyanonun üzerinden çekip şaşkın bir ifadeyle ona baktı. Bu beklediği bir rica olmamıştı.

Hayal arkasını dönüp salona göz attı ve tekrar Atlas'a bakarken omuz silkti. "Yani evde başkası olmadığından... teknik olarak benim için çalmanı istiyorum, evet."

Atlas bir süre hiçbir şey söylemeden ve yapmadan öylece durup Hayal'e baktı. Sanki istediği şeyi yapıp yapmayacağına karar vermeye çalışıyordu. Hayal ise bu kararın olumlu olmasını gerçekten çok istiyordu.

"Peki..." Gövdesi hafifçe kıpırdandı. Elini sallayarak, "Yana kayar mısın biraz?" diye yer açmasını istedi.

Hayal dediğini yaparken nerdeyse bu kibarlığa gülecekti. "Böyle kibar davranır mıydın ya sen?"

Atlas yanına otururken yan bir bakış attı kıza. "Ben her zaman kibarım."

"Tabii," diye iğneleyici tonda konuştu. "Ee? Ne çalacaksın?"

Atlas konuşmadı ve sadece piyanonun tuşları üzerinde uzun ve ince parmaklarını gezdirdi. Hayal onun ellerinin piyano çalmak için ne kadar da uygun olduğunu o zaman fark etmişti. Genç kız biraz daha kayarak Atlas'a daha geniş bir alan sundu. Ne çalacağını merak ederek beklenti dolu bakışlarını onun ellerine dikti.

Atlas en sonunda parmaklarını belirli tuşların üzerine koydu ve tüm ciddiyetiyle çalmaya başladı. Hayal hemen hangisi olduğunu tanımıştı. "Ay Işığı Sonatı" kesinlikle kızın favorileri arasındaydı. Genç adam usulca tuşlara dokunurken ortaya çıkan ağır melodi evin her köşesine ulaşmıştı.

Genç adam dikkatinin dağılmasına asla izin vermiyordu. Kendisini tamamen kaptırmıştı. Siyah beyaz tuşların arasında parmakları gidip geliyor, her defasında daha büyük coşkuyla devam ediyordu. Kaç dakika geçti bilmiyordu kız; fakat melodi değişmişti şimdi. Monoton müzik daha da canlanmıştı.

Birkaç dakika daha geçti ve Atlas, tamamen dünyadan kopmuş gibiydi. Melodi hızla etrafa dağılırken Atlas'ın elleri daha da hızlandı. Parmakları tuşların üzerinde fırtına gibi dolaşıyordu. Bazen kafasını ritme uygun sallıyor, bazen gözlerini kapatıp melodiyi hissediyordu. Her tuşa bastığında ellerinin üstündeki damarlar biraz daha belirginleşiyordu. Hayal bir daha hayran kaldı ona. Bi' de uzun süre çalmadığını söylemişti...

Sonlara gelirken ikisi de notaların ritmine kapılmıştı artık. Müzik doruğa ulaşıyordu ve Hayal hipnoz olmuş gibi sadece onu dinliyordu. Ne bir şey düşünebiliyor ne de hareket edebiliyordu. Atlas'ın her notasında yeni bir duygu ele geçiriyordu onu. Çok fazla şey hissediyordu. Aynı zamanda hem sakindi hem deli dolu. Hem huzurluydu hem isyankâr.

Sonra aniden yavaşladı. Böyle devam etti birkaç saniye. Hatta bir ara duracak kadar zayıfladı. Ve en sonda cılızlaşan müzik tekrar hızlandı. Artık sona yaklaşıyorlardı. Atlas'ın parmakları sola yöneldi ve durdu. Hemen ardından sağ tarafta iki farklı tuşa basıp müziği sonlandırdı.

Omuzları hızla kalkıp iniyordu. Saçları da dağılmıştı. Ellerini piyanodan çekip kucağına koydu. Yüzündeyse hüzünlü bir gülümseme vardı. Sanki uzun zamandır özlediği şeye kavuşmuş gibiydi. Gözlerini piyanodan çekmiyordu. Hayal de ondan. Genç kız gülümsedi.

"Çok güzeldi..." dedi büyülenmiş gibi. "Bu muazzamdı. Bir de uzun zamandır çalmadım, demiştin."

Atlas kafasını yavaşça iki yana sallayarak ona baktı. Bir saç tutamı gözünün üstüne düşmüştü. Birkaçı da birbirine karışmış, alnını kapatıyordu. Hayal elini uzatıp düzeltmek istese de yapmadı.

"Çok fazla hata yaptım." Memnuniyetsiz bir ifade yerleşti suratına. Kaşlarını da çatmıştı.

"Ciddi misin?" Hayal onun dediği şeye inanmıyordu. Hata yaptığını fark etmemişti. Muhteşem bir performanstı. Nasıl beğenmezdi kendisi? "Harikaydı!"

"Hayır," diye inkâr etti bir kez daha. "Piyano öğretmenim böyle çaldığımı duysa herhalde beni sınıfından kovardı. Paslanmışım."

"Yok artık." Hayal bakışlarını ondan çekip piyanoya yönlendirdi. "Abartma istersen. Ben hiç hata yaptığını duymadım."

Atlas'ın dudaklarının kenarları gerildi, yanağı içe doğru çöktü. Gülüşünü kafasını aşağı eğerek saklamaya çalışıyormuş gibiydi. Dudağını ısırdı tekrar Hayal'e bakarken. Tam da o an kız ne kadar yakın olduklarını fark etti. Hayal'in vücudu gerilirken kaçmamaya çalıştı.

"İyi bir müzisyen fark edebilir sadece." Atlas'ın sesi oldukça dinç çıkıyordu. Artık hata yaptığı için üzgün değildi. Hayal'in gerilen yüz hatlarını fark edince yüzü düştü ve hemen bakışlarını üzerinden çekti. Hatta biraz sola doğru kayarak kıza daha fazla alan tanıdı. "Her neyse. Madem piyano da çaldık... artık antrenmanlara geçelim."

Atlas kalkacakken Hayal onu durdurdu. "Bekle," dedi hemen, gitmesinden korkarak. "Bana da bir şeyler öğretsene..."

Hayal'in sona doğru kısılan sesi Atlas'ın ilgisini çekmiş gibi kafasını yana eğmişti. Kaşlarının ortasında ince bir çizgi belirdi. Gözlerinin üstüne düşen saçlarının arasından ona bakan bir çift mavi göz kızı çok huzursuz ediyordu.

"Bugün garip isteklerde bulunuyorsun, Çelebi." Atlas'ın fısıltısının kulağa hoş gelen bir tınısı vardı. Ama Hayal'i şaşırtan o değildi, ona soy ismiyle seslenmesiydi. Daha önce hiç böyle hitap etmemişti. İşin garibi, Hayal'in hoşuna gitmişti. "Ne çalmak istersin?"

Hayal kafasını iki yana sallayarak, "Bilmem," dedi. "Öğretmen sensin. Nota bile bilmeyen birine ne öğretebilirsen..."

Atlas parmağıyla Hayal'in önündeki bir tuşu işaret etti. Yanında üç tane siyah tuş da vardı. "Sağ elinin baş parmağını şuraya koy."

Hayal onun dediğini yapınca Atlas tekrar elini uzattı. Çok dikkatli bir şekilde, Hayal'in eline dokunmamaya özen göstererek siyah bir tuşu gösterdi.

"İşaret parmağını da şuraya." Atlas elini geri çekmeden hemen solunda üç tane siyahın ilkini işaret etti. "Ve buraya da yüzük parmağını." Hayal yine dediğini yaptı. Atlas da elini hızla geri çekti. "Şimdi gösterdiğim sırayla çal."

Hayal sırayla tuşlara bastığında ortaya çıkan melodi çok sadeydi ama çok güzeldi. Hayal biraz çaldıktan sonra Atlas da ona eşlik etti. Ama o, iki elini de kullanıyordu. Yine çok güzeldi. Parmakları bir sağa bir sola gidiyor, bazen hatta ellerini çapraz yapıp öyle çalıyordu. Ama tek yapmadığı şey Hayal'e dokunmaktı. Elleri her birbirine yaklaştığında Atlas uzaktaki başka bir notaya geçiyordu. Tek dokunuş ara sıra birbirine değen omuzlarıydı. O da çok nadiren oluyordu.

"Hayal..." diye kızın dikkatini çekmeye çalıştı. Hayal bir an için duracakken Atlas engel oldu. "Hayır, devam et. Şimdi sana bu sefer hangi tuşlara basacağını söyleyeceğim, onlarla devam edeceksin."

"Tamam," diye kafasını salladı. Garip bir şekilde heyecanlanmıştı. Hep piyano çalmayı öğrenmek istemişti ama hiç zaman bulamamıştı. Bu yüzden şimdi oldukça heyecanlıydı. Üstelik öğreten kişinin Atlas olması daha da heyecanlanmasına neden oluyordu. Bunu Atlas'tan beklemiyordu hiç.

"Ellerime dikkat et." Atlas'ın bastığı her tuşu aklında tutmaya çalıştı ancak pek başarılı olduğu söylenemezdi. İlk öğrettiği üç tuşu sırayla basmak kadar kolay değildi. İki kez ona, bir kez buna derken kafası tamamen karışmıştı.

En az on kez yanlış çaldı. Atlas ise her defasında sabırla tekrar başlatıyordu o kısmı. Hayal bıkmıştı, Atlas ise bıkmamıştı. Öğretmekte ısrarcı görünüyordu. Ne zaman Hayal ellerini çekse Atlas, "Hayır, tekrar!" diye emir veriyordu. Hayal bir an için onun öğretmeninin de böyle biri olduğunu düşündü.

Belki de yirmi beşinci tekrarda doğru ritmi bulabilmişti kız. Heyecanla Atlas'a baktığında Atlas'ın ona gururla gülümsediğini gördü. Hayal'in heyecanı kalp çarpıntısına dönüşmüştü. Sonunda başardığına inanamıyordu. Parçaya devam ederken Atlas tekrar kendini notalara kaptırmıştı. Arada sırada Hayal'in yanlışlarını düzeltiyor, sonra tekrar devam ediyordu.

Bir ara Hayal'in elleri arasındaki tuşlardan birini basmak için uzandığında Hayal heyecan yapmış, tamamen yanlış tuşlara basmıştı. Tekrar toparlasa da Atlas bunu anında yakalamayı becerebilmişti. Dudaklarında oluşan o silik gülümsemeyi gördüğünde Hayal kafasını çevirdi. Piyanonun kapağını Atlas'ın ellerinin üstüne kapatmak istedi bir an için. Sonra piyanoya yazık olacağını düşünüp vazgeçti.

Atlas en son bir tuşa basıp şarkıyı bitirdi. Sağına dönüp Hayal'e baktı. Yüzünde az önceki gibi bir alay yoktu. Sadece mutlu görünüyordu. "Yeteneğin var."

Hayal'in kaşları yukarı doğru kalktı. Bu iltifatı Atlas'tan beklemiyordu. Belki de birazdan antrenmanda ona eziyet edeceği için önceden yerini yapıyordu.

"Teşekkür ederim," diye mırıldandı ve ayağa kalktı. Atlas da piyanonun kapağını çok dikkatli bir şekilde kapattı. Ayağa kalkıp tabureyi öne doğru itti, doğrulup kıza baktı.

"Antrenman için hazır mısın?"

"Hayır, desem beni rahat bırakacak mısın?"

"Cevabını bildiğin sorular sorma, Çelebi." Atlas üstüne basa basa soyadını söylerken Hayal kaşlarını çattı. Bunu ikinci kez yapıyordu.

"Neden soy ismimle hitap ediyorsun bana?"

Atlas omuzlarını kendisine çekti. "Bilmem. Böyle daha yabancı gibi oluyoruz ya, ondan. İstediğin gibi..."

"İstediğim gibi derken?"

"Benden uzaklaşıyorsun, kaçıyorsun. Bunu diyorum."

"Senden kaçıyor muyum?" Hayal tekrardan öfkelendiğini hissetti. Ondan kaçmıyordu ama uzaklaşmak istiyordu. Yine de bunu Atlas'ın söylemesinden hoşlanmamıştı.

"Evet."

"Hayır, ne münasebet."

"Sana geçen söylediğim şey yüzünden."

"Kes şunu!" Hayal dayanamayıp sesini yükseltti. "Kaçmıyorum ben, Atlas. Sadece hareketlerime dikkat etmeye çalışıyorum. Malum, yanlış anlıyorsun ya."

Atlas tek kaşını kaldırıp yan bir bakış attı kıza. Dedikleriyle alay ettiği belliydi. "Yanlış anlıyorum? Peki, öyle olsun."

"Benimle böyle konuşmayı kes!" Hayal bir adım daha yaklaştı ona. "Bana karşı olan bu alaycı tavrından nefret ediyorum. Bilmiş bilmiş konuşmandan da. Her lafın altında bir şey aramandan da."

Kızın tek nefeste dediği şeylerden sonra rahatlamış gibi derin bir nefes aldı. Atlas da gözlerini yere dikmişti ama dik duruyordu. Ellerini pantolonun cebine yerleştirmişti. Hiç gergin ya da üstüne alınmış gibi değildi.

"Güzel. Buna sevindim." Çenesini kaldırıp gülümsedi hafifçe. Bakışlarıyla kızın arkasındaki koridoru gösterdi. "Helen'in odası solda. İlk kapı. Yatağın üstünde kıyafetler var. Üstünü orada değiştirebilirsin."

***

"Senden nefret ediyorum." Hayal yerde ayağının acısıyla kıvranırken bir yandan da Atlas'a lanetler okuyordu. Niye onun dediklerini dinlemişti ki? O tekmeyi atmak zorunda değildi sonuçta.

"İzin verir misin?" Atlas ayağına bakmak istiyordu ama Hayal durmadan kıpırdandığından ve ayak bileğine sarıldığından Atlas beceremiyordu. "Üstelik bu benim suçum değildi."

Hayal yüzünü buruşturdu. "Bana tekme atmamı söyleyen sendin!"

"Sana tekme at dedim, gladyatörler gibi üzerime atla demedim." Atlas biraz daha yaklaşırken her ne kadar iğneleyici bir biçimde konuşsa da Hayal'e ona dokunması için izin ister gibi baktı. Hayal her ne kadar izin vermek istemese de tek başına her şeyi yapamayacağını biliyordu. Eğer şimdi reddederse sonra lafından dönmek zorunda kalır, gururu kırılırdı. Bu yüzden kafasını salladı ve ona dokunmasına izin verdi.

Atlas, kızın ayak bileğini onun ellerinden kurtardı. Yere oturup ayağını kendi bacağının üzerine nazikçe bıraktı. O ince parmaklarını bileğinde gezdirip nerede hasar olduğunu öğrenmeye çalıştı. Kaşlarını çatmış, piyano çalarken nasıl konsantre olduysa öyle konsantre olmuştu.

"Bence önemli bir şey yok." Atlas kafasını kaldırıp genç kıza baktı. "Sadece biraz incinmiş. Dinlenirsen geçer."

"Harcanıyorsun buralarda." Hayal yerini rahatlamaya çalıştı. "Önce piyanist, şimdi de doktorluk."

Hayal'in ayağını yere bırakıp dizleri üzerinde doğruldu. Elini öne uzattı. Kızın dediklerini hiç umursamış gibi görünmüyordu. "Kalkmana yardım etmemi ister misin?"

Hayal göz devirdi ve yerden destek alarak doğruldu. Sağlam ayağını yere bastı ancak yaralı ayağı buna izin vermedi. Genç kız acı yüzünden dudaklarını birbirine bastırdı. Tek dizi üzerinde öylece kalmıştı. Atlas ayağa kalkıp tekrar elini uzattı. Hayal nefesini sertçe dışarıya verdi.

"Sadece kolunu tutarım."

Atlas, ne yaparsan yap, derecesinde omuz silkti. Hayal, Atlas'ın bileğini tutarken, genç adam kolunu kaldırıp kızı çekti, Hayal'i tek seferde ayağa kaldırdı. Hayal'in ekstra bir şey yapmasına gerek bile kalmamıştı.

Yavaşça, pozisyonlarını bozmadan koltuğa doğru ilerlediler. Atlas kolunu uzatmak dışında dokunma girişiminde bulunmamıştı. Hayal yarı zıplar yarı sürünür bir vaziyette varabilmiş, koltuğun bir köşesine oturmuştu. Atlas onu orada bırakıp mutfağa doğru gitti. Hayal, onun buzluğu açıp içinden buz torbasını çıkardığını gördü. Geri döndüğünde, az önce antrenman için arkaya ittiği siyah sehpayı öne getirdi. Üzerine oturup yandan bir yastık aldı. Hayal'in burkulmuş ayağını kucağındaki yastığın üzerine bıraktı.

Hayal şaşkın şaşkın ona bakarken gözlerini kırpıştırdı. İzin almamıştı bile. Kendi kafasına göre ayağıyla ilgileniyordu. Az önce aldığı iznin hâlâ geçerli olduğunu düşünüyordu belki de. Ancak Hayal ona izin vermemişti. Yine de sesini çıkarmadı.

Atlas fazla bastırmamaya dikkat ederek buzu acıtan yerin üstüne koydu.

"Birkaç dakika böyle dursun," dedi kafasını kaldırmadan. "Birazdan bandaj da getiririm, sararız iyice."

"Ben yaparım." Hayal kendinden emin bir şekilde konuşmaya çalıştı. Ne kadarını becerdi bilmiyordu ama duruşu kendisine oldukça öz güvenli gelmişti. Atlas'a ihtiyacı olmadığını göstermek istiyordu. Ona muhtaçmış gibi görünmek, en son isteyeceği şey bile değildi.

Atlas kafasını kaldırıp iç çekti. "Sadece benim yapmama izin veremez misin? Benim yapmam daha kolay ve pratik olur."

"Hayır!" Hayal tereddüt etmeden kararını söyledi. "Sonra sana âşık olduğumu falan söylersin. Hatta kendimi bilerek yaraladığımı bile düşünüyor olabilirsin. Yani istemez, kalsın yardımın."

Ayağını geri çekmek istediğinde hem Atlas hem de bileğinin acısı bunu engellemişti. Atlas bileğine sardığı parmakları rahat bıraktı. Şimdi sadece buzu tutuyordu.

"Hayal, inat etme. Öyle bir şey düşünmüyorum tabii ki." Atlas gözlerini devirip yan tarafa baktı. "Artık bu konuyu bi' sal, lütfen."

"Hiç sanmıyorum."

"Bir süreliğine ertele o zaman." Atlas'ın ses tonu geri adım atmayacağını gösterirken Hayal de her fırsatta, o dediği lafı burnundan getirmeye kararlıydı. Atlas yastıkla birlikte Hayal'in ayağını kaldırıp oturduğu yerden kalktı. Tekrar sehpaya bırakırken hiçbir şey söylemeden odaların olduğu koridora doğru gitti.

Elinde bandajla gelirken Hayal onun az önce söylediklerinde ciddi olduğuna emin olmuştu. Belki de yardım etmesine izin vermeliydi. Atlas'ın onunla ilgilenmesi, hatta mızmızlanıp bir şeyler yaptırması işine gelebilirdi. Bu durumu kullanması ne kadar adice olurdu ki?

On saniye sonra ayağı tekrar Atlas'ın kucağındaydı. Acısı biraz daha dinmişti. Atlas buzu sehpaya bırakıp bandajı açtı. Usulca bileğine dolamaya başladı. El hareketleri bunda ustalaşmış gibiydi.

Dağınık saçları önüne dökülüyordu fakat bundan rahatsızmış gibi görünmüyordu. Her zamanki gibi yine çok dikkatliydi. Kendini işine vermiş, kimsenin dikkatini dağıtmasına izin vermiyordu.

Bandajı sarmayı bitirdiğinde güzel bir iş çıkarmış gibi kaşlarını kaldırdı ve gülümsedi. Bakışlarını Hayal'e çevirdiğinde göz göze gelmişlerdi.

"Bence sabaha bir şeyin kalmaz."

"Ne zaman eve gideceğim?"

"Gece bırakırım istersen..." sonra arkaya doğru göz attı. "Sorun etmezsen burada da kalabilirsin. Helen'in odası müsait. Gelirse de sen benim odamda kalırsın ben de salonda yatarım."

"Eve gitmeyi tercih ederim." Hayal gözlerini kaçırdı. Burada tek başına kalmak onu ister istemez tedirgin ediyordu. Her ne kadar Atlas ona zarar vermeyeceğini defalarca göstermiş olsa da Hayal'in güven sorunları vardı. Belki Helen gelirse o zaman kalabilirdi.

"Peki, nasıl istersen." Atlas kafasını salladı usulca. "Ama dediğim gibi, fikrini değiştirirsen söylemen yeterli."

Atlas ayağa kalkarken Hayal'in bacağını dikkatlice sehpaya bıraktı tekrardan. Eliyle mutfağı gösterdi.

"Bir şeyler ister misin? Aç mısın? Su da getirebilirim?"

Atlas'ın böyle davranmasından hoşlanmamaya başlıyordu. Onun gerçekte hangisi olduğunu bilmiyordu ve bu çok sinir bozucuydu. Düşünmeden kaba laf eden Atlas mı yoksa sabahtan beri Hayal'i düşünen, ona yardım eden, piyano çalan Atlas mı gerçekti?

Atlas'a ilk randevularında bunu sorduğunda muğlak bir cevap almıştı. "Hepsi? Hiçbiri?" Aynen böyle söylemişti. Kendisi bile bilmezken Hayal nasıl çözecekti? Bu kafa karışıklığından hoşlanmıyordu.

"Hiçbir şey istemiyorum." Hayal başını geriye yaslayıp gözlerini kapattı.

Atlas kızın cevabını görmezden gelerek, "Tamam, su getiriyorum. Sonra da yemek yapacağım," dedi. "Ama fazla yükselme. Evde pek bir şey yok. Tostla idare edeceğiz."

Hayal Atlas'ın peşinden şaşkın şaşkın baktı. Atlas onu duymamış mıydı? Kafasına eseni yapacaksa o zaman neden soruyordu ki? Direkt yapmak daha mantıklı değil miydi?

Atlas bir bardak suyu ona uzattığında Hayal'in itiraz edecek gücü kalmamıştı. Sudan birkaç yudum aldı ve tekrar geri uzattı. Atlas onu da kanepenin solunda duran beyaz sehpaya bıraktı ve diğer sehpadan buzu aldı.

"Şey..." diye yalandan öksürerek Hayal'in dikkatini çekti. "Düşündüm de burada kalsan iyi olur. Dışarı çıkarsan ayağına bir şey olduğunu görürler. Sorgulamalarını istemiyorum."

Hayal zorlukla yutkundu. Bu istediği şey değildi. Bu evde yalnız kalmak onu elinde olmadan ürkütüyordu. Gözlerini Atlas'tan çekti ve burkulmuş ayağına yönlendirdi. Ellerini fark etmeden yumruk yaparak kucağına yerleştirdi.

"Merak etme." Atlas'ın sesi yatıştırıcıydı. "Helen'i arayacağım. İşi bitince buraya gelecek. Yalnız olmayacağız."

Son sözünü söyleyip tekrar mutfağa gitti. Hayal bir an için kendisini kötü hissetti. Daha eve girmeden önce Atlas ona tacizci gibi hissettirdiğini ve bunun onu ne kadar rahatsız ettiğini söylemişti. Şimdiyse kız tekrar yapıyordu ve Atlas, bu sefer bundan şikâyet etmemişti bile. Kaderini kabullenmiş gibiydi.

Genç kız Atlas'ı rahatsız ettiğini düşündüğü için kendisine kızdı. Atlas da çoğu zaman onu inceleyerek kötü hissetmesine neden oluyordu. Şimdi bir kere de o kötü hissettiyse bunda üzülecek bir şey yoktu. Gerçi, birinin beden dilini okumasının verdiği rahatsızlık, tacizci veya tecavüzcü muamelesi görmenin verdiği rahatsızlıktan ne kadar kötüdür bilemezdi.

Hayal, çaktırmadan ona baktığında buzdolabından bir şeyler çıkardığını gördü. Gerçekten ikisine yemek yapacaktı. Aşağıdaki dolaplardan birinden tost makinesini de çıkarıp fişe taktı. Ekmekleri tezgâha bırakırken Hayal hızlıca önüne döndü. Atlas'ın onu izlerken kendisini yakalamasını istemiyordu.

Hayal telefonuyla oyalanırken Atlas elinde iki tabakla çıkagelmişti. Gerçi Atlas'tan önce tostun kokusu gelmişti. Hayal'in iştahı kabarırken ona uzatılan tabağı aldı. Atlas bir daha mutfağa gidip geldiğinde elinde iki tane kapalı ayran vardı. Çalkalayıp açarken birini Hayal'e uzattı.

"Afiyet olsun," dedi gülümseyerek. "Övünmek gibi olmasın ama harika tost yaparım."

Hayal iki saniyeliğine ona olan öfkesini bir kenara bıraktı ve gülümsedi. Atlas tosttan ilk ısırığını almıştı bile. İştahla yiyordu ve Hayal aç olmasaydı, yine de bu manzarayı gördükten sonra acıkabilirdi. Hayal de tosttan bir ısırık aldı. Kızın gözleri anında büyüdü ve Atlas'a baktı. Dediği kadar vardı ya da çok acıktığı için ona lezzetli geliyordu.

"Haklıymışsın," dedi Hayal hemen. "Gerçekten çok leziz."

Atlas, demiştim, tarzında tek kaşını kaldırdı ve tostundan dördüncü ısırığı aldı. Ayran da içerken Hayal duraksadı. Kafasını kaldırıp Atlas'a çevirdi bakışlarını. O yemek yerken onu izledi ama fazla uzun sürmedi. Atlas onun bakışını yakalamıştı. Ancak bu sefer piyano çalarken takındığı ifade yoktu yüzünden. Sadece ilgi vardı. Hayal'in ona neden bu şekilde baktığını merak ediyor olmalıydı.

"Bir şey mi diyeceksin?"

Hayal gözlerini elinde tuttuğu tosta dikti. Tostu sardığı peçetenin ucuyla oynarken Atlas ile ilgili düşündüğü şeyi söyleyip söylemeyeceğine karar vermeye çalışıyordu.

"Sen gerçekte kimsin, Atlas?"

Kulağa çok basit ve komik bir soru gibi geliyordu ancak Hayal, Atlas'ın kendisini nasıl gördüğünü öğrenmek istiyordu. Bu onun için de bir çıkış yolu olabilirdi. Çünkü Atlas ile her vakit geçirdiğinde zamanının tümünü onun nasıl biri olduğunu çözmeye çalışarak geçiriyordu ve bu oldukça kafa karıştırıcı bir şeydi. Ne kadar yorucu olduğunu söylemiyordu bile. Bir cevaba ihtiyacı vardı. Onun yanında nasıl davranması gerektiğini bilmek zorundaydı.

Atlas birkaç saniye öylece durdu. Elindeki tosta iştahı kaçmış gibi bakıyordu. Eğilip tabağı sehpanın üzerine bıraktıktan sonra ellerini temizlemek istercesine birbirine sürttü. Çok sessiz ve düşünceli görünüyordu. Daha önce bu soruyu kendisine sorup sormadığını merak etti genç kız.

"Bunun cevabını ben de bilmiyorum," dedi kollarını dizlerine yaslayıp ellerini iki yana açarken. "Sen beni nasıl görüyorsun peki?"

"Dengesizsin." Hayal kendisinden bile beklemediği bir hızda cevapladı. "Bir sonraki hamleni tahmin etmek mümkün değil. İyi mi olacaksın yoksa kötü mü, kestiremiyorum... Kibar davranıyorsun ama aniden insanları kırabiliyorsun da. Bizleri manipüle ediyorsun ve güvenilmezsin. Sonra bir bakıyorum, ortamda laflarına güvenilmesi gereken tek kişi sen oluyorsun. Ekipteki en anlayışlı kişi gibi davranıyorsun bazen. Ve samimi olup olmadığını da bilmiyorum. Çünkü iyi bir oyuncusun."

Hayal bir çırpıda düşüncelerini itiraf ederken rahatladığını hissetti. Derin bir nefes alıp Atlas'ın mimiksiz yüzünü inceledi. Hiçbir duygu emaresi yoktu. Bu Hayal'in beklediği bir şey değildi.

"Şimdi sen söyle, Atlas..." Hayal gözlerini onun mavilerinden ayırmadı. "Bunlardan hangisi gerçek sensin?"

"Bilmiyorum," diye fısıldadı. Elini ensesine götürüp saçlarını karıştırırken kaşlarını çatmıştı. Bu kelimeyi söylemekten hoşlanmıyor gibi duruyordu. "Bilmiyorum, Hayal. Tek bildiğim, yaptığım her şeyi bilinçli bir şekilde yaptığım."

Hayal İdil ile ilk kez Atlas'la ilgili konuştukları zamanı hatırladı. O zaman İdil ona Atlas'ın eskiden ne kadar kibar ve düşünceli biri olduğunu söylemişti. Şimdi yaptığı bazı şeyleri görmezden geldiğinde Atlas'ta o sevecenliği görebiliyordu. Gerçek Atlas bu muydu? Bu planlar mı onu böyle soğukkanlı ve gözü kara birine dönüştürmüştü?

"İntikam alma hırsın seni değiştiriyor." Hayal İdil'in söylediklerine dayanarak bir tespitte bulundu. "Kendini buna kodlamışsın. Yaşama amacın olmuş. Hedefine ulaşmak için de 'zafere giden her yol mubahtır,' mantığıyla hareket ediyorsun."

"Olabilir." Atlas anında kabullenmişti durumu. Kesinlikle daha önce de bu yüzleşmeni kendi içinde yaşamıştı. "Ama ailem için adaleti sağlamaya çalışmam, başka insanları onun gibilerden kurtarmak istemem suç mu?"

"Pekâlâ, hayır. Onlar suç değil." Hayal elindeki tabağı kenara bıraktı ve gövdesini, ayağının izin verdiği kadarıyla Atlas'a çevirmeye çalıştı. "Ama bu yolda yaptığın diğer her şey suç. Hırsızlık, birinin evine gizlice girmek, tehdit mesajları bırakmak, insan kaçırmak, hatta işlemesen bile cinayet planlamak..." Atlas'ın bakışları anında donuklaştı ve gözlerini kızdan ayırdı. Hayal onun sertçe yutkunduğunu gördü. Ama sözlerine devam etti. "Ve evet, bunların hepsi kesinlikle suç."

Atlas yavaşça oturduğu yerden kalktı, koltuğun arkasındaki tül perdeyle örtülü pencereye doğru yöneldi. Kollarını göğsünün altında kenetledi ve duvara dayandı. Parlak mavi gözleri dışarıyı izliyordu.

"Bu sadece perspektif meselesi." Atlas'ın sesi çok buğulu gelmişti Hayal'e. Zihninde düşüncelerle boğuştuğu açıkça görünüyordu. "Sana göre ben kötü adamım. Ama bana göre..." Gözlerini çevirip Hayal'e baktı. "Beni buna iten kişilerle savaşmaya çalışan bir kurbanım."

Hayal kafasını sallayıp, "O zaman her kötü şey yaşamış insan da kafasına göre kinlenip birilerinden intikam alsın," dedi. "Bu doğru değil, Atlas."

"Benim istediğim intikam değil, adalet." Atlas şu an hatasını kabul etmeyen şımarık çocuklar gibiydi. "İntikam alsaydım onu ve ailesindeki herkesi direkt öldürürdüm. Ama ben yaptıklarının bedelini ödeyip hapse girmesini istiyorum."

"Peki zarar verdiğin insanlar?" Hayal konuşmanın buraya varacağını hiç tahmin etmemişti. Durum feci bir şekilde karışmıştı. "Onlar senin için sadece sivil zayiat mı?"

"Ozan gibi konuşuyorsun." Atlas'ın dudakları alayla yukarı doğru kıvrıldı. Sonra yüz ifadesi ciddileşti. "Ben masum olan kimseye zarar vermedim ve vermem. Aksine, sivil zayiat dediğin kişiler kaç masumun hayatını kararttı biliyor musun? En az Özbey kadar iğrençler."

"Şeytana karşı çıkıyorsun diye iyi biri olduğunu düşünme sakın!" Hayal Atlas'ın yaptığı kötü şeyleri böyle aklamasından hoşlanmamıştı. Amacının iyi olması, yaptığı kötülüklerin görmezden gelinmesine neden olmamalıydı.

Atlas kafasını yana eğip kıza bakarken dudaklarında silik bir gülümseme göründü. İlk başta Hayal'den böyle bir şey beklemediği için şaşırmış gibiydi, sonra gülümsemesi acı bir tebessüme dönüştü. Onu onaylar cinsten usulca başını sallamıştı.

"Peki sence ben kötü biri miyim?" Sorusu hiçbir duygu barındırmıyordu. Hayal böyle olunca onun ne hissettiğini kestiremedi.

"İyi biri değilsin," diye omuz silkti Hayal. Bakışlarını kaçırmayı tercih etti. Kendisini aniden huzursuz hissetmeye başlamıştı. Dediğine alınmış mıydı yoksa umurunda bile değil miydi? Sevmiş de olabilirdi. Duygularını bu kadar iyi yönetmesi kızı sinir ediyordu. Ama Hayal'in düşüncelerinin aksine, cevap Atlas'ın hoşuna gitmiş gibi gülmeye başlamıştı.

"Güzel cevap." Tekrar pencereden dışarı baktı, hâlâ gülümsemeye devam ederken.

"Ama saf kötü de değilsin." Hayal dayanamayıp ekledi. Atlas'ın iyi biri olduğunu düşünmüyordu belki ama şeytani bir yanı olduğunu da sanmıyordu.

Atlas yüzünü çevirdi. Hayal ağzını açıp fikirlerini açıklamak istiyordu ama Atlas'ın bakışlarının yoğunluğu üzerinde baskı uyguluyor gibi ona izin vermiyordu. Mavilerinde hem merak vardı hem de daha fazla konuşmasına mani olmak isteyen bir inatçılık.

"İşte bu yüzden ne yapacağımı kestiremiyorum." Hayal nihayet o meydan okuyan bakışlara rağmen dudaklarını aralamayı başarmıştı. "Senin gibi birine nasıl güvenilir bilmiyorum."

Atlas anında kaşlarını çatıp tüm bedeniyle ona döndü.

"Güvenilmez," dedi tereddüt etmeden. Dikelirken kaşlarını serbest bıraktı ama sesi hâlâ katıydı. "Benim türüme güvenemezsin, Hayal."

"Senin türün mü?" Genç kıza bu biraz komik gelmişti ama gülmedi. Ciddiyetini korumayı başardı.

"Evet." Atlas çok doğal bir şeymiş gibi doğruladı onu. "İyi mi ya da kötü mü olduğu belli olmayanlar, amaçları için her şeyi yapanlar; kısacası, benim türüm... İşte bu yüzden sana bir tavsiye." Atlas biraz öne çıktı. Ellerini koltuğun başına yerleştirip eğilirken ağır ağır konuştu:

"Asla benim türüme güvenme!"

Genç kız bir şey diyemedi. Sadece başıyla onayladı. Bunun üstüne söyleyeceği bir şey kalmamıştı, fakat bir şeyi merak ediyordu. Çok saçma olacaktı ama bilmesi gerekiyordu. "Yani, o zaman... hiçbir konuda güvenemez miyim?"

Atlas gülümsedi ve doğrulup kanepenin önüne geçti. Az önceki yerine oturup geriye yaslanmıştı. Çok rahatmışçasına duruyordu. Kanepeden gergin bir şekilde kalkan o değilmiş gibi şimdi keyifliydi.

"Bana sadece ortak çıkarımız olduğunda güvenebilirsin." Öne doğru kayıp sehpadan tabağını ve ayranını aldı. Yemeden önce, ayranı tuttuğu elinin işaret parmağını kıza doğrulttu. "Bir de sana asla dokunmayacağımla ilgili sözüme güvenebilirsin." Gözlerinden karamsar bir bakış geldi geçti. Konu tekrar ciddileştiği için yüzündeki gülümseme silinmişti. "Benim hakkımda istediğin şeyi düşünebilirsin, Hayal. Ama tacizci, bunlardan biri olmasın sakın."

Hayal'in gözleri az önce yana bıraktığı tabağına kaydı. Güçlükle yutkunurken tost için pek iştahının kalmadığını anlamıştı. Konuşmaları oldukça tatsız olmuştu çünkü. Atlas'ın özellikle son dediği kızı etkilemişti.

Düşündüğünde, laflarında hakikat olduğunu kabul ediyordu. Atlas her ne kadar kabalık da etse bazen, asla onu rahatsız edecek türden bir eylemde bulunmamıştı. Hatta tam tersi, onu rahatlatmış, istemediği sürece temasa zorlamamıştı. Bir keresinde planlarının mahvolmasını bile göze almıştı hatta. Hayal bu muameleye rağmen Atlas'a kendisini iğrenç bir tacizci gibi hissettirdiği için pişman oldu. Belki de bir hafta önce, kıza dediklerini bir süreliğine unutmalıydı. Atlas'ın dediği gibi, bir müddet düşünmeyecekti.

"Hadi yemeğini ye." Atlas'ın sakin sesi kulaklarına dolduğunda başını kaldırdı. Genç adam tabağındaki tostu işaret etmişti. "Sabahtan beri aç olduğunu biliyorum."

Hayal inkâr etmedi. Gerçekten de açtı. Uzun zamandır hiçbir şey yememişti ve antrenman da buna hiç yardımcı olmamıştı. Tabağı eline alıp belli belirsiz gülümsedi. Atlas da karşılık verdi ve hızlıca kafasını aşağı eğdi. Tekrar tostuyla -ki neredeyse bitirmişti- muhatap olmuştu.

Kısa süren bu sessizliği telefonun sesi böldü. Ses Atlas'ın cebinden geliyordu. Genç adam elindekileri bırakıp telefonu cebinden çıkardı ve arayan kişiye baktı. Hayal Atlas'ın omuzlarının gerildiğini, dudaklarının da düz bir çizgi şeklini aldığını gördü.

Hayal'e kısa bir bakış atmıştı. Telefonu çevirip ona gösterdiğinde, Hayal ekranda Batu ismini gördü. Genç kız bunun anlamını biliyordu. Bu geceki görevler, kelimenin tam anlamıyla başlamış bulunmaktaydı.

Ve bölüm bitti...

Bölüm sonu

2 yorum