Bölüm 28: Yalnızlık ne kadar korkutucudur?
Batu Çeliker...
Hayatta herkesin korkuları vardır. Kimisi sevdiklerini kaybetmekten korkar, kimisi fakir olmaktan, kimisi de ölmekten. İnsanlar bunlar gibi bir sürü korkuyla yaşar. Ama tüm bunların yanında insanları delirtecek bir korku daha vardır: yalnız kalma korkusu.
Özellikle daha önce gerçek yalnızlığın ne olduğunu bilen biri için yeniden aynı yalnızlığa mahkum olmak ölmeye eşdeğerdi. Nefes alan bir ölüden farklı olmuyorlardı çünkü. Tek yapabildikleri şey, nefes almaktı. Bu yüzden Batu'nun korktuğu da tam olarak buydu.
Yalnızlık Batu'yu her türlü hataya sürüklemiş, iyice batmasına neden olmuştu. O çukurdan bir kere çıkmayı becermiş olması da tekrar yapabileceği anlamına gelmiyordu. Geçen sefer şanslıydı belki, ancak bu sefer kendini o kadar da şanslı hissetmiyordu. Tek başına olduğunda sağlıklı düşünemiyordu ve bu yalnızlığı giderecek başka yollar aramaya başlıyordu. O çözümlerin birçoğu da bilgisayar oyunu oynamak gibi masum şeyler değildi.
İşte bu yüzden Atlas ve Helen olmadığında kendini tekrar o karanlıkta bulacağını sanıyordu. Onlar olmadan bataklıktan kurtulabileceğini düşünmüyordu. Şimdi de onların kendisinden uzaklaşacağı düşüncesi Batu için en büyük korkuya çevrilmişti. Korku da diğer hislerini ve düşüncelerini yönetiyordu.
Sırf bu yüzden Rüzgar'dan hoşlanmıyordu aslında. Helen ile olan duygusal bağı ve Atlas ile arkadaşlık ilişkisi hep Batu'nun gerilmesine neden olmuştu. Rüzgar'ı istememe nedenlerinin en büyüğü de onun birçok açıdan gerçekten de mükemmel olmasıydı.
Rüzgar Batu'nun kendisine karşı bile o kadar iyiydi ki ondan hoşlanmadığı için kendisine kızıyor, hem de çok iyi olduğu için Rüzgar'a gıcık oluyordu. Kısacası, Rüzgar'ın nefret edilesi bir yanını bulamadığı için altı boş olan bu sinir hâli onu ekstra geriyordu.
Tabii yine her zamanki gibi hepsinin olduğu ortamda gerilecek başka bir şey bulunmuştu. Atlas'ın söylediği kelimeler odada adeta şimşek etkisi yaratmıştı. Herkes bahsi geçen şahsın ismini duyduğunda bir an için kaskatı kesildi. Batu doğrulup tüm vücuduyla Atlas'a dönerken Helen koltuktan destek alarak yavaşça ayağa kalktı. Göğsü belirgin bir şekilde inip kalkıyordu. Işık loş da olsa Batu onun hafif kızardığını fark etmişti.
"Ne?" Helen'in kısık ve öfke dolu sesi Batu'nun endişelenmesine neden oldu. "Ne demek karşılaştım, Atlas? Nasıl oldu bu?"
Helen'in ses tonu yükselirken Rüzgar müdahale etti. Ayağa kalkıp elini Helen'in koluna götürdü. Tutmasa da hafifçe dokunmuştu. Sanki kızın saldıracağından korkuyordu.
İdil de sağında oturan Atlas'ı endişe dolu gözlerle süzüyordu. Atlas'ın adamı öldürüp öldürmediğini aklında ölçüp tartıyor gibiydi. Batu da bir an için bu ihtimali düşündüğünü itiraf etmeliydi. Bu karşılaşmanın Atlas'ın canını ne kadar yaktığını tahmin bile edemezdi çünkü.
"Helen..."
"Bir şey konuştunuz mu?" Helen Rüzgar'ı duymuyordu. Bakışlarını Atlas'a dikmişti. Batu onun öfkesini çok iyi anlıyordu. Anne babasını öldürmüş bir adam hiçbir şey olmamış gibi ağabeyinin karşısına çıkmıştı. Daha bir şey konuşup konuşmadıklarını bile bilmediği hâlde Helen'i delirtmişti olanlar. Bir de Atlas açısından baktığında Batu onun neden bu kadar stresli ve gergin olduğunu şimdi anlayabiliyordu.
"Konuştuk. Biraz sohbet ettik..." Atlas kelimeleri öyle bir nefretle söylemişti ki Batu onun kısa bir an için gerçekten de Özbey'i öldürdüğünü sanmıştı.
Helen aşağılayıcı bir ifadeyle bakarak burnundan güldü. Her hareketinde alay vardı. Tekrar koltuğa otururken elleriyle yüzünü kapattı. En son saçlarını geriye atıp doğruldu. Bu Helen'in sinirliyken yaptığı hareketlerden biriydi.
Rüzgar da Helen oturunca rahat nefes almış, geri çekilerek kendi yerine geçmişti. Ama tamamen oturmadan önce birkaç kez Helen'e bakarak tekrar öfkelenip öfkelenmeyeceğini yokladı.
"Orada ne işi vardı?" İdil en mantıklı soruyu sormakla tüm dikkatleri üstünde topladı.
"Muhtemelen orada olduğumuzu öğrenip geldi." Atlas'ın buğulu sesi tekrar duyulduğunda, Batu onun hızlıca bir şeyler düşündüğünü anlamıştı.
"Nasıl öğrendi?"
"Bizi izleyen birileri vardı." Hayal'in cılız ve ince sesi telefondan yükseldi. "O haber vermiştir."
"O kesin," dedi Atlas hemen. "Ama burada sormamız gereken asıl soru başka."
Batu sağında bir kıpırdama hissettiğinde yanındaki tekli koltuğa döndü. Kerem dirseklerini dizlerine yaslayıp Atlas'a baktı. Bir şey söyleyecek gibiydi. Omuzları da çok gergin görünüyordu. Orhan Özbey konusu açıldığından beri böyleydi zaten, ta en başından beri sık sık kafasını yana eğiyor, çenesini sıkıyordu. Batu'ya yakın olduğu için de genç adam onun öfkeyle nefes alıp verdiğini işitiyordu.
"Asıl soru; kimin için oradaydı?" Kerem sakin kalmaya çalışsa da gerginliği sesine yansımıştı. "Senin içinse şirketteki olay yüzündendir. Ağzını aramak istemiş olabilir."
Lafını bitirdikten sonra gözleri sehpanın üzerindeki telefona kaydı. "Eğer Hayal içinse... o zaman işler değişir."
"Doğru." Rüzgar aniden kafasını sallayarak Kerem'in dediklerini onayladı. Eliyle Kerem'i işaret etti. "Ben de dediklerine katılıyorum... Nedenini bilmesek de kızı takip ettiğini biliyoruz."
"Bu da başka bir tehlike demek..." Atlas sıkıntıyla nefesini dışarı verdi.
"Aslında değil," diye Rüzgar karşı çıktı. Bakışları karamsarlaşmıştı. "Özbey'in amacı Hayal'i korkutmak değil ki. Aksine, onu korumak istiyor... Bunu şimdiye anlamış olmanız gerekir."
Atlas kafasını, biliyorum, dercesine sallarken, Rüzgar kaşlarını çattı. "Biliyorsan neden tehlikeli olduğunu söyledin?"
"Tehlikeli olan Hayal'i takip etmesi değil," dedi gözlerini halıya dikerken. Sonra yavaşça kafasını kaldırdı. "Tehlikeli olan, Hayal'e karşı anlam veremediğim tutumu."
Batu da ortada dönen konuya anlam veremiyordu. Zaten genç adam bir cümleyi tamamen anlayana kadar üzerinden hızlıca geçiyorlardı. Batu, hâlâ Atlas ve Hayal'in baş düşmanlarıyla karşılaşmasını aklında tartıyordu. Orada ne konuştuklarını merak etse de bir türlü konu oraya varmıyordu. Belki de orayı Batu'nun haberi olmadan çoktan geçmişlerdi.
Dikkatini tekrar konuşanlara yöneltmeye çalıştı. Atlas bir şeyler açıklıyordu. Fakat Batu az önce dinlemeyi bıraktığı için konunun başını kaçırmıştı. Yüz ifadesinden de pek bir şey anlamak mümkün değildi. Batu'nun tek seçebildiği ifade, hoşuma-gitmeyen-şeyler-oluyor, ifadesiydi.
"Yani Hayal ve bu Orhan arasında bir bağlantı var..." Kerem herkesin tahmin ettiği gerçeği açıklamıştı.
"Benimle nasıl bir bağlantısı olabilir ki?" Hayal'in yorgun sesi duyulduğunda herkes telefona baktı. O kadar bıkkındı ki, anlamak için orada olmasına gerek yoktu, kilometrelerce uzaktan bile anlaşılıyordu.
"Bir takıntı durumu olabilir mi?" İdil çekinerek bir öneri sunduğunda Atlas kafasını kaldırdı.
"Sanmıyorum," diye keskin bir ses tonuyla konuştu. "Hayal'i daha çocukken takip etmeye başlamış..."
"Takıntılı bir manyak olabilir?" diye Helen de İdil'in öne sürdüğü fikri destekledi. "Çocukluğundan beri Hayal'e takmış çünkü!"
Atlas ona bakarak yavaşça kafasını sağa sola salladı. Sanki Helen'in bunu söylememesi gerekiyordu. Kafasıyla telefonu işaret ettiğinde Batu bile neyi ima ettiğini anlamıştı. Hayal'i korkutmak istemiyordu. Helen'in söyledikleri ise Batu'nun bile endişe etmesine sebep olurken, konunun merkezinde olan Hayal nasıl korkmazdı ki?
İdil hemen toparlamaya çalışarak, "Ama şimdi bakınca, bu da biraz mantıksız," dedi. "Aksi takdirde çoktan bir şey yapmıştı, değil mi?"
"Evet," diye Helen konuştu. "Sadece takip etmiş. Ona bakarsan, Atlas da çok uzun bir süre seni takip etti ama takıntılı bir manyak değil... Belki biraz?"
Atlas ona anlamsız bakışlar atarken kafasını az öncekinden daha hızlı bir şekilde iki yana salladı. Dudaklarını oynatıp bir şey söyledi ancak Batu anlamamıştı. Büyük ihtimalle kesmesini söylemişti, çünkü ellerini de bunu destekler nitelikte sallamıştı.
"Bu iyi bir örnek olmadı bence, Helen." Uyarı tonundaki konuşması, Helen'e geçmiş olacak ki sustu ve ağabeyine doğru gözlerini devirdi.
Helen'in Atlas için kullandığı bu tabir Batu'ya göre aslında biraz doğruydu. Çoğu konuda Atlas, gerçekten takıntılı bir manyak olabiliyordu. Mükemmeliyetçi oluşu da buradan geliyordu. Bu planı yapması ve her şeyin bu misyona göre ilerlemesini sağlamaya çalışması da buna en büyük örnekti. İntikam almaya takmıştı ve intikamını almadan asla durmayacaktı.
Atlas'ın bu tavrından hiç hoşlanmıyordu. Çünkü takıntılı olduğu bu plan uğruna çok fazla şeyden vazgeçiyordu ve hiçbirinin bir önemi yokmuş gibi davranıyordu. Batu'nun en sevmediği şey de arkadaşlarını harcaması, arkadaşlık ilişkilerine de sadece bir iş ilişkisiymiş gibi bakmasıydı. Batu da zaten onunla bu yüzden kavga etmişti. Ve Atlas hâlâ aralarını düzeltmek için bir şey yapmıyordu. Bunu hatırladığında tekrar üzüldü.
"Peki ya ikiniz için de oraya geldiyse?" Kerem konuyu tekrardan açmıştı. Belki de açmamıştı, Batu başka şeyler düşündüğü için ortamdan kopmuştu yine. "Şimdi Hayal'in üzerine yoğunlaştık ama Atlas'tan şüphelenmediği ne malum?"
Batu cümlenin sonunu tam olarak anlamasa da Atlas'tan şüphelenme durumunun söz konusu olduğunu anlamıştı. İşte o zaman ortada dönen konunun ciddiyetini kavradı. Yaptıkları her şeyin ortaya çıkma tehlikesi vardı. Kerem'in söylediği şey doğruydu ve muhtemelen Atlas da bunu düşünmüştü. Orhan onlardan şüphelenip geldiyse her şeye ekstra dikkat etmek zorundalardı. Bu da Atlas'ın daha da çekilmez olması demekti.
"Onun şüphesinin bir ehemmiyeti yok," dedi çok önemsiz bir şeyden bahseder gibi. "Hiçbir şey ispatlayamaz..."
"Bugün ağzını aradı ama." Hayal'in ses tonu aniden değişmiş, öfke dolu çıkmıştı.
"Bir şey çaktırmadığını umuyorum." Helen bacaklarını aşağı sallayıp biraz öne kaydı. İki saattir kendisine rahat bir pozisyon bulamıyor, Batu'nun normal hâlinden daha beter bir şekilde kıpırdanıyordu.
Atlas kardeşine doğru göz devirdi. "Çaktırmadım tabii ki. Sadece Hayal'le ilgilendiğimi sanıyor."
"Artık şüphelenmiyor mu?" Batu yüzünü buruşturup geriye yaslandığında zaten dağınık olan saçlarını biraz daha dağıtmıştı. "Emin misin?"
"Doğrusu, benden şüphelendiğini sanmıyorum," diye karşıda duran televizyon ünitesine dikti bakışlarını. Uzun parmaklarıyla oynuyor, bir şey düşünüyor gibi ağır ağır konuşuyordu. "Evet, bazı tesadüflerden rahatsız olacak kadar zeki. Fakat bunca sene intikam planları yaptığımı tahmin edecek kadar zeki değil."
Atlas lafını bitirdikten sonra başını kaldırıp salondaki herkesi süzdü. "En azından henüz o kadar açık vermedik. Böyle şüpheler için daha çok erken."
"Ama..." Hayal'in titrek sesi yine araya girdi. "Ama senden hoşlanmamış gibiydi, her ne kadar seni sevmiş gibi rol yapsa da..."
"Benden kesinlikle hoşlanmıyor." Atlas'ın dudakları alayla yana doğru kıvrılmıştı. "Sebeplerden biri de sensin."
"Ne?"
"Sana karşı o anlamlandıramadığımız sevgisi var ya. İşte o yüzden." Atlas dudaklarını ıslatıp gözlerini telefona indirdi. Nefret ve kin dolu o tanıdık sesiyle konuştu: "Değer verdiği birinin, ki bu sen oluyorsun, öldürdüğü kişilerin nefret ettiği oğluyla sevgili olmasından hoşlanmamıştır, doğal olarak."
Herkes sus pus olurken Batu da susmuştu, ama Atlas'ın söylediği şey üzücü olduğu için değil, anlamadığı içindi. Boş boş bakarak gözlerini kırpıştırdı. Atlas'ın sona doğru titreyen sesinden çok ciddi bir şey söylediğini anlamıştı sadece. Ve bir de herkesin yüzünde oluşan ifade bunu belli ediyordu.
Batu isyan etmek istiyordu. Herkes son günlerde uzun ve karışık cümle kurmaya yemin etmiş gibiydi. Batu, anlamadığı için onların bu durumdan zevk aldıklarını düşünüyordu artık. Aklında kalan şekliyle cümleyi birkaç kez tekrar etmek istese de sevgili olduklarıyla ilgili olmasından başka bir şey anlamamıştı.
"Bundan sonra olacakları mı tartışsak artık?" Kerem sessizliği bozan ilk kişi olmuştu.
"Yaptığımız plana odaklanalım. Bir aydan az kaldı." Atlas kafasını sallayıp onu onayladı. "Orhan Özbey şimdilik bir sorun teşkil etmiyor."
"Peki bundan sonra ne yapacağız?" İdil saçını geriye itip kulağının arkasına sıkıştırdı. Hâlâ ilk geldiğindeki gibi dağınıktı. Ama bu dağınıklık bile yakışıyordu kıza.
"Ozan yarın mutlaka doktora görünmeli." Atlas öfkeli yanını bastırmaya çalışarak konuştu. Batu tam da o an hatırlamıştı Ozan'ı. Yukarıda yatan ekip arkadaşı için endişesi tekrar gün yüzüne çıktı. Onun o hâlde olduğunu duyduğundan beri telaşlıydı. Eve gelene kadar da aklının bir köşesini meşgul etmişti.
Araya Rüzgar girince unutmuş gibi olmuştu ama tamamen de yok saymamıştı. Ozan adına gerçekten korkuyordu. Rüzgar bunun kalıcı olabileceğini söylediğinden beri Ozan'ın mesleğini düşünüyordu. On dakika önceki hâli aklına geldiğinde kendisini daha da kötü hissetti.
Ozan ile son zamanlarda daha fazla vakit geçirdiğinden onu, diğerlerinden daha iyi tanıma fırsatı yakalamıştı. Özellikle arabadaki konuşmalarını net bir şekilde hatırlıyordu, ki bu Batu için oldukça şaşırtıcı bir durumdu. Onunla istemeden bir bağ kurmuştu. Kardeşini Batu'ya anlatınca da Ozan'ı farklı bir biçimde görmeye başlamıştı.
Onu ilk tanıdığı zamanlar ona gıcık olmuş, hatta hiç hoşlanmamıştı ama zaman geçtikçe onu sevmişti. Üstelik daha geçen, "keşke ağabeyim olsaydın," gibi bi' laf söylemişti. Batu kabul ediyordu, o an çok duygusaldı ve bu yüzden böyle bir şey söylemişti. Fakat şöyle de bir gerçek vardı ki, Batu hâlâ bu düşüncesinin arkasındaydı.
"Fikrimi beyan edemez miyim?"
Batu'nun sağından yükselen sinirli bir ses genç adamın irkilmesine neden olmuştu. Tüm düşüncelerini bir kenara bırakıp gerçekliğe geri döndü. Sesin sahibine yöneltti şaşkın bakışlarını. Kerem kaşlarını çatmış, Helen'e bakıyordu. Yine! Batu da bağırıp bir yerleri tekmelememek için zor tuttu kendini. Hep en önemli olayları kaçırıyordu.
Daha da önemlisi, bunlar yine neden kavga ediyor?
"Fikrin saçmaysa hayır, beyan edemezsin," diye Helen onu taklit etti.
"Arkadaşlar, biraz sakin mi olsak?" Rüzgar yine ellerini kaldırarak dikkatleri üzerine çekmeye çalıştı.
"Ben sakinim!" diye ikisi de aynı anda sinirle bağırıp Rüzgar'a döndü. Aldığı tepki yüzünden Rüzgar biraz arkaya doğru yaslandı. Aynı şeyi söylediklerini anlayan Kerem ve Helen, yüzlerini buruşturup birbirlerine baktılar.
"Çocuk gibi kavga etmeyi kesin artık!" Atlas'ın aksi ve kaba sesi ikisini de durdurmuştu. "Görev için müsait olan az kişi var zaten. Doğru şekilde planlamamız gerek."
Görev mi? Batu görevi duymamıştı. Konuyla alakası sıfırdı. Batu paniklerken oturduğu yerde dikeldi. Etrafına baktı, sanki aniden birileri ona söyleyecekti neler olduğunu, ama öyle bir şey olmadı. Ne ara yeni görevi anlatmıştı Atlas?
"Helen, İdil, Rüzgar ve Batu." Atlas tek tek hepsine bakarak isimlerini saydı. Batu heyecanla nefesini tuttu. Göreve gidebilirdi! Atlas en son Kerem'e göz ucu bakmıştı. "Ekipte fazla sağlam kişi kalmadı. İki yaralımız var zaten. Hayal ile benim durumum da malum."
"Rüzgar'ın yapması gereken bir görevi yok mu zaten?" Helen merakla Atlas'a baktı. Aslında doğru bir soru sormuştu. Batu da bunu merak ediyordu. Rüzgar'ın zaten bir görevi vardı, o da ajanlıktı. Diğerine nasıl yetişebilirdi ki?
"Merak etme," dedi Atlas. Açık mavi gözleri Rüzgar'ın üzerinde yoğunlaştı, sonra Helen'e döndü. "Rüzgar'ın görevleri çakışmayacak. Dediğim gibi, elimizde pek adam yok. Mecburuz."
"Ben varım," diye Kerem kendisini ortaya attı. "Niye inanmıyorsunuz? İyiyim ben. Göreve çıkabilirim."
Helen abartılı bir şekilde göz devirip arkaya doğru bıraktı kendini. Batu az önceki kavga konusunun da bu olduğunu hissetti. Kerem göreve gitmekte oldukça ısrarcı görünüyordu, ki bu pek de mümkün görünmüyordu. Atlas ona sabrı kalmadığını gösterecek şekilde baktı.
"Ölmek istiyorsan söyle, halledelim." Tüm alaycılığı sesine yansımıştı. "En azından daha az acı çekersin."
Kerem hırsla nefesini dışarı verip kafasını çevirdi. En azından devam etmedi, diye düşündü Batu. Kerem'in, "iyiyim," yalanı kadar saçma bir şey olamazdı. Az önce mutfakta iki büklüm olan bu değilmiş gibi konuşuyordu. Tabii bunda Batu'nun da katkısı olmuştu ancak görevdeyken daha büyük darbeler alabilirdi. Daha ufak bir çarpmayla bu hâle geldiyse dövüşmek zorunda kalırsa neler olurdu, düşünemiyordu. Atlas'ın dediği gibi ölmek için daha iyi yollar vardı.
Batu'nun aklı son düşüncesinden sonra iyice karıştı. İleride nasıl öleceğini düşündü bir an için. Nasıl bir ölüm isterdi? Herkes gibi acı çekmeden, rüyasında mı? Hayır, diye düşündü. Yalnız yaşamak istemediği gibi yalnız ölmek de istemiyordu. Belki bu planlar sonu olurdu. Belki de bir arkadaşının kollarında son nefesini verirdi.
Çok garip bir şekilde, kendi ölümünü düşünmek onu fazla korkutmamıştı. Hiçbiri yalnız yaşamak kadar kötü gelmiyordu ona. Yalnız olmaktansa bir arkadaşının kollarında ölmeyi yeğlerdi. Her şey yalnızlıktan iyidir.
Tek bir şey yalnız yaşamaya ağır basabilirdi. O da arkadaşının kollarında ölmesiydi. Gerçi, onun da sonu yalnızlığa geliyordu. Yine de onun dışında, bir ölümü nasıl kaldırabilirdi bilmiyordu. İçlerinden birine bir şey olma düşüncesi bile Batu'nun kaygılarının gün yüzüne çıkmasına neden oluyordu. Gerçekleşirse aklını kaybederdi herhalde.
"Batu ne dersin?"
Atlas'ın ona yönelttiği soruyla genç adam donup kaldı. Gözlerini çekinerek Helen'e ve Atlas'a çevirdi. Yine ve yine Atlas'ın neden bahsettiğini bilmiyordu. Kendi zihninde kaybolup gitmişti tekrardan. Böyle durumlarda kendinden gerçekten nefret ediyordu.
Atlas anlamış gibi açıkladı:
"Göreve gitmek ister misin, diye sordum."
Batu kafasını anında onaylar gibi salladı. Zaten başından beri bunu istiyordu. Atlas ile kavgası da bu yüzdendi. Nasıl istemezdi?
"Şey... görevim ne?" diye Atlas'ın kızmayacağını umarak sordu.
"Hamdi'nin oğlunu takip edeceksin."
Batu'nun yüzünde çılgın bir gülüş belirmişti. İstediği aksiyona sonunda kavuşuyordu.
"Araba takibinden sonra da gece olmasını bekleyip İdil ile Hamdi'nin gelininin evine gireceksiniz. Güzel bir mesaj bırakmanız gerekecek."
"İdil ile mi?" Batu işte buna şaşırmıştı. Yalnız gideceğini hiç düşünmemişti ama ona eşlik edenin Helen olacağını sanmıştı.
"Evet, İdil evi iyi biliyor." Saçlarını karıştırırken Helen tarafa göz attı. "Hem Helen'in de Rüzgar'ın da yapacak başka işleri olacak."
"Ne gibi?" Helen merakını gizlemedi. Rüzgar'ın da zaten ondan geri kalır bir yanı yoktu.
"Kalyoncu ailesi dünürleriyle o akşam önemli bir yemekte olacak. Helen ve Rüzgar da oraya gidecekler." Atlas derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Oturmaktan sıkılmış gibi görünüyordu. Televizyon ünitesinin yanına doğru gitti ve tekrar onları görecek şekilde döndü. "Ailenin attığı her adım takip edilip kayıt altına alınacak. Sonra da o bilgileri USB belleğe aktarıp elimizde bulunduracağız."
"Başka tehditler için?" diye Batu gözlerini kısarak sordu. Atlas onu kafasıyla onaylayıp kendini beğenmiş bir ifadeyle gülümsedi.
"Bilirsin, vurucu darbeleri sona saklarım hep."
"O zaman şöyle olacak." Rüzgar koltukta öne doğru kayarak tüm vücuduyla Atlas'a döndü. "Helen ile onların fotoğraflarını, videolarını çekiyoruz?"
Atlas'ın yüzünde hoşnutsuz bir ifade oluştuysa da kafasını salladı. Sanki aldığı karardan emin değildi ve hoşlanmamıştı. Helen ve Rüzgar'ın bir göreve gitmesi onu rahatsız ediyordu anlaşılan ancak yapacak pek bir şeyi de yoktu. Olsaydı, kesin başka bir yol bulurdu.
Bundan memnun kalmayan tek Atlas değildi, Kerem de yüzünü buruşturmuştu. Batu, Kerem'i ne zaman normal bir yüz ifadesinde göreceğini merak ediyordu. Ne zaman baksa kızgın, huzursuz veya huysuzdu. Tanıştıklarından beri onun içten bir şekilde gülüp eğlenmesini gördüğünü hatırlamıyordu.
"İdil ve Batu da diğer ailenin evine girdikten sonra mesajı bırakıp kamera kayıtlarıyla oynayacaklar. Bu kadar, değil mi?" Rüzgar lafını bitirdiğinde Atlas bir kez daha laflarını onayladı.
"Ama her şeyden önce telefonuna bi' şantaj mesajı da gidecek. Belirli bir miktar para isteyeceğiz..." Atlas ellerini saçlarında gezdirdi. Kafasıyla Batu'yu işaret etti. "Bunu bizim için Batu yapacaktır."
"Okay." Batu yeni bir görev daha edinmişti, ki bu onu oldukça heyecanlandırmıştı. Ozan ve Kerem'in yaralı olması Batu'nun öne çıkması için bir fırsata dönüşmüştü. Onun için bu görev de zor değildi. Planın en kolay kısmıydı hatta. Asıl aksiyon o eve girince başlayacaktı. Öyle insanlar, evlerini korumasız bırakmazdı. Bu da halletmeleri gereken bir sorundu.
"Bu mesaj..." diye Kerem araya girdi. "Dikkat dağıtmak için herhalde? Sonuçta paraya falan ihtiyacımız yok?"
"Tabii ki yok." Atlas'ın kaşlarının arasında bir çizgi belirdi. "Sadece paranın peşinde olduğumuzu düşünmeleri gerekiyor..."
"Yine de ekstra bir para akışına hayır demeyiz bence." İdil Atlas'ın düşüncelerini destekler gibi konuşurken yüzünde kurnaz bir ifade oluşmuştu. Soygun planları İdil'e hep çekici gelmişti. En azından eskiden öyleydi. Batu bu huyunun değişmediğini görebiliyordu. "Hem paraları hem de para kaynakları bizim elimize geçecek. Sıfırı tüketecek."
"Her şey çok basitmiş gibi konuşuyorsunuz." Hayal'in kasvetli sesini duyana kadar Batu onun da burayı dinlediğini unutmuştu. "Resmen hiçbir işimiz legal değil..."
Atlas kollarını göğsünde kavuştururken Hayal görmese bile umursamaz bir tavır takınmıştı. Bu konuşmalardan çok sıkılmış görünüyordu.
"N'apıyorsun, Hayal? Ozan olmadığı için yerini mi doldurmaya çalışıyorsun?"
Tekrar Ozan'ın ismi geçtiğinde Batu'yu tekrardan merak ve endişe dalgası sardı. Ozan onları kovduğundan beri hiçbir ses duyulmamıştı. Ya düştüyse? Batu'nun aklına kötü düşünceler geldikçe yerinde duramaz hâle geliyordu. Ya kafasını çarptıysa?
Ozan'ı neden yalnız bırakmışlardı ki? Dengesini ayarlayamayan biri yalnız bırakılmamalıydı. Odasında kafasını çarpmış bir hâlde kanlar içinde yattığı gözünde canlandığında istemsizce midesi bulandı. Eğer ona bir şey olursa Batu asla kendini affetmezdi.
Aklına onunla ilk konuştuğu zaman geldi. Odasında onu elleri kesilmiş ve kana bulanmış bir vaziyette bulduğunda aklını kaybetmek üzereydi. Kendini öldürdüğünü sanmış, delirmişti. Şimdi o anının farklı bir versiyonunu yaşamak istemiyordu. Özellikle de kan görmek istemiyordu.
"Herkes yapacağı şeyleri az çok anladı bence," diye Atlas hepsini teker teker süzdü. "Şimdilik, planımız bu şekilde işleyecek. Birkaç gün sonra harekete geçiyoruz. Önce bırakalım ortalık sakinleşsin."
"Ben bir şey soracağım." Hayal araya girip Atlas'ın başka bir şey söylemesini engelledi. "Benim bir kaçırılma olayı vardı? Ne zaman o?"
Batu bir an için neredeyse gülecekti. Hayal'in ses tonu ve sorduğu soru komiğine gitmişti. Aynı şekilde Helen ve Rüzgar da bunu komik bulmuş olacak ki ikisi de güldü.
"Sanki restoranda gelmeyen siparişini soruyor," diye Rüzgar her zamanki gibi eğlenceli bir yorumda bulundu. Kafasını kaldırıp Atlas'a baktı. "Ee Atlas Bey? Kızımızı ne zaman kaçırıyoruz?"
Atlas'ın az önceki silik gülümsemesi bu soruyla birlikte soldu. Yine surat ifadesi ciddileşmişti. Rüzgar'ın sorma biçimi pek hoşuna gitmemişti anlaşılan. Batu da yüzündeki gülüşü durdurdu.
"Ben haber vereceğim," diye Atlas, kontrollü bir sesle cevapladı. "Ona daha var. Tek randevuyla olmaz... Biraz daha vakit geçmeli."
Batu, Hayal'in melankolik bir şekilde ofladığını duydu. Aslında herkes duymuştu. Batu'nun gözleri Helen'i bulduğunda dudaklarında çok ince bir gülümsemenin belirdiğini gördü. Onun ne düşündüğünü merak etmişti. Atlas ve Hayal ile ilgiliydi muhtemelen. Batu yine bir şey kaçırmıştı kesin.
"Neyse artık," diyerek sehpaya yaklaştı. Telefonu eline alıp ekrana baktı. "Sonra görüşürüz, Hayal. Bugünlük bu kadar yeter bence, artık dinlenebilirsin."
"Ya? Başka bir emrin de varsa söyle!" deyip cevap beklemeden anında Atlas'ın yüzüne kapattı telefonu. Batu'nun kaşları bu cesur tavır karşısında kalktı. Bu, gecenin en şaşırtıcı olayları arasına girmişti kesinlikle.
Telefon kapanmış da olsa Batu Hayal'in küfürlerini duyabiliyordu. Atlas onu bayağı kızdırmış gibiydi. Zaten son zamanlarda Atlas'ın kızdırmadığı bir masa bir de televizyon kalmıştı.
"Randevunuz iyi geçmemiş sanırım." Helen merakına yenik düşmüş gibiydi. Ancak Atlas ona cevap vermeyip sadece kısa bir bakış atarak telefonu cebine soktu.
"Kızı sinirlendirecek bir şey mi söyledin?" İdil kafasını kaldırıp yargılayıcı bakışlarını Atlas'a yöneltti. "Gerçi ne söylediğini tahmin ediyorum ama..."
"Bu bizim aramızdaki bir mesele." Atlas daha fazla soru sormaması için o her zamanki otoriter ses tonunu kullanmıştı. Ama görünen o ki bu İdil'e işlemiyordu.
"Duyduklarımızdan sonra dâhil olduk ama... neyse."
"İşte bu yüzden duymamış gibi devam etseniz iyi olur."
Ne İdil ne de Atlas duruşunu bozmadı. Kız dik dik Atlas'a bakıp meydan okumaya devam etti. O da en az Atlas kadar ciddi ve sert görünüyordu. Hiçbirinin de geri adım atmaya niyeti yoktu. İkilinin laf dalaşı ortamı fazlasıyla germişti, ancak kimse aralarına girmedi. Batu aslında bu duruma alışıktı. Eskiden de Atlas ve İdil'in birbirlerine meydan okudukları anlar az olmamıştı. Bu onların ilişkisine has bir durumdu belli ki.
"Batu!" diye Atlas gür sesiyle ona seslendiğinde bile gözlerini İdil'in üstünden çekmemişti. Elini sallayıp gelmesi için işaret verdi. "Bi' gelsene benle."
En sonunda bakışlarını kızdan çekip merdivenlerin altındaki gözlem odasına yöneldi. İdil de biraz sonra çekti gözlerini. Batu yerinden kalkıp odaya doğru gittiğinde bir an için umutlandı. Atlas onunla yalnız konuşmak istiyordu. Belki de en sonunda o beklediği konuşmaya kavuşacaktı.
Atlas elleri belinde, odanın ortasında durmuş onu bekliyordu. İçeri girer girmez konuşmasıyla Batu'nun tüm umutlarını öldürmüştü.
"Batu, en az bir hafta vaktin olacak. İdil zaten o süre zarfında size yardım edecek bilgiler toplayacaktır." Bu laflardan sonra Batu ümitlendiği o on saniyeye lanet okudu. Zaten Atlas'tan ne bekliyordu ki? "Eve girip mesajı bıraktıktan sonra kameralarla ilgileneceğine güveniyorum... bilgisayarına da bir mesaj bırakmak fena olmaz."
"Okay... yaparım onu da." Batu düz bir sesle onayladı. Sinirleri bozulmuştu. Yine tek konuştukları şey görevdi.
"Ve bu görevlerden önce telefona şantaj mesajını da göndermen gerekecek."
"Biliyorum..." diye soğuk bir şekilde cevapladı. Gözlerini Atlas'ın üzerinden çekip sağındaki masaya yönlendirdi. "Bunları konuştuk zaten... iki dakika önce falan."
Atlas onun alay etmesini göz ardı etti. Sanki hiç konuşmamış gibi devam ediyordu: "Bu arada, Ozan ile de iyileşene kadar ilgilenirsen sevinirim. İyi anlaşıyor gibisiniz."
Genç adam tekrar onayladı kafasıyla. Fakat tek bir kelime dahi etmedi.
"Batu..." Kafasını kaldırıp anında kırgın olduğu arkadaşına baktı. Atlas'ın o samimi sesini duymayı hiç beklemiyordu işte. "Sanırım sana bir özür borçluyum."
Batu'nun çatık kaşları çözülmüş, gözleri parlamıştı resmen. Atlas'ın ondan özür dilemesi kırk yılda bir gelişen bir olaydı sonuçta. Aslında Atlas özür dilemekten çekinen bir tip değildi ancak inatçıydı. Eğer doğru yaptığını düşünüyorsa asla özür dilemezdi. Ki zaten genelde yanılmıyordu. Hatalı olduğunu kabul ettiğindeyse özür dilemek onun için sorun teşkil etmiyordu.
Şimdiyse, Atlas Batu'dan özür dileyerek bir nevi hatalı olduğunu gösteriyordu. Zaten hayatında bir daha bu anı yaşamayabilirdi, sonuçta bir insan kaç kez Atlas karşısında haklı çıkabilirdi ki? Bu yüzden bu anın tadını çıkarmaya çalıştı.
"Geçen seferki davranışlarım hoş değildi. Ve istemeden de olsa seni incittim." Atlas sertçe yutkundu. "Özür dilerim."
Atlas, duygularını ifade etmekte zorlanıyor gibiydi. Gözlerini kapatıp kafasını iki yana sallayarak ses tonunu biraz daha alçalttı. "Sadece seni korumak istedim, Batu."
"Görevlerden uzak tutarak koruyamazsın beni." Batu derin ve rahat bir nefes aldı. Sonunda sakin sakin düşüncelerini ve hissettiklerini açıklayabilecekti.
"Biliyorum..." diye fısıldarken kafasını iki yana salladı. "Biliyorum tabii ki ama elimde olan bir şey değil. Eskiden ne kadar acı çektiğini biliyorum, bu yüzden tekrar o acıları yaşamanı istemiyorum."
Batu utanmasa oturup odanın ortasında ağlardı. Eski günleri hatırlamak istemiyordu. Ama ne yazık ki Atlas haklıydı bu konuda. O acıları tekrar yaşamak, Batu'nun direnemeyeceği bir şeydi. Bir daha aynı şeyleri yaşayamazdı.
"Kendimi korurum ben."
"Kendini tabii ki korursun." Atlas buna gerçekten de inanıyormuş gibi söylemişti. Bu Batu'yu mutlu etse de Atlas'ın endişesinin altında yatan nedeni merak etmişti. "Bak, ben çok fazla şey düşünüyorum, biliyorsun. Yaptığımız şeyler de çok riskli ve hepiniz için endişeleniyorum... Ya ileride düşmanlarımızdan biri senin eskiden bağımlı olduğunu öğrenirse?"
"O eskide kaldı. Artık ben temizim." Batu hafifçe kızarırken bakışlarını kaçırdı. Atlas ise ona bir adım yaklaşmıştı.
"Eskide kalmış olabilir. Ama o şeyleri bir kez aldın mı işin biter." Atlas'ın sesindeki bastırılmış öfke, Batu'nun dikkatinden kaçmamıştı. "Ya sana zorla madde falan verirlerse... Batu, o zorlukları tekrar yaşamanı istemiyorum."
"Şu an düşmanım yok," dedi omuz silkerken. "Kimse beni tanımıyor zaten."
Atlas kafasını hafifçe salladı. O da büyük ihtimalle Batu'nun söylediklerinde doğruluk payı olduğu için ona görev vermişti. Tabii Ozan ve Kerem'in eksikliği de bir başka sebepti.
"Dikkat et Batu..."
"Merak etme," dedi alayla gülerek. "Hem İdil var. Sen emanet etmişsindir beni ona."
"Aslında hayır," diye kaşlarını kaldırdı. "Kimi kime emanet edeceğimi de artık bilmiyorum."
"Neden?"
"İdil bir şekilde atlatıyor ama göz kulak olmasını istediğim kişinin sonu hep hasta yatağı." Atlas kollarını göğsünde kavuşturup dudaklarını ıslattı. Biraz ağır ağır konuşup Batu'nun anlaması için birkaç saniye es verdi. "İşin ilginç yanı, tehlike ondan sekip hep yanındakini buluyor. Önce Kerem sonra Ozan. Bu yüzden... sıradaki sen olma diye uyarıyorum."
Batu Atlas'ın bu açıklamasına gülüp başını salladı. Gerçekten de İdil'in tüm partnerleri bir şekilde yaralanmıştı. Ki bunlar öylesine basit yaralanmalar da değildi. Ağır yaralanmalardı ve ikisi de İdil'in hayatını kurtarmak içindi.
"Dikkat edeceğim. Merak etme beni." Lafını bitirip eliyle kapıyı gösterdi. "Bittiyse ben gideyim. Görmem lazım Ozan'ı."
Kapıdan çıktıklarında Batu evin kapısının açıldığını duyup o tarafa döndü. Gelen Niyazi'ydi, ki Batu buna da şaşırmamıştı. Niyazi öne çıkıp elindeki anahtarı oynatırken büyük masanın yanından geçip salona göz attı. Gördüğü kişiyle kaskatı kesilmişti.
Rüzgar ayağa kalkmış doğrudan Niyazi'nin gözlerinin içine bakıyordu. Yüzünde sevgi emaresi ya da gözle görülür bir heyecan da yoktu. İlişkilerinin sorunlu olduğunu bildiğinden, bu Batu'ya hiç de anormal gelmemişti aslında; ancak işlerin karışacağını anlamıştı. Çünkü Niyazi'nin yüz ifadesi, onun da Rüzgar konusunda bilgili olmadığını gösteriyordu.
"Görüşmeyeli nasılsın..." diye sorup bir süre bekledikten sonra ekledi, "baba?"
Ve bölüm bitti...