Bölüm 22: Ne zaman yanlışa düşeriz?
Hayal Çelebi...
İnsanlar, hayatları boyunca hep yanlış seçimlerden muzdarip olmuştur. Hatalar yapar, yanlış kararlar verirler. Bu onların bir parçasıdır ve değişmez. Hatasız insan yoktur ve kimse, hata yapmadan doğruyu bulamaz.
Hayal bu laflarla büyümüş bir kızdı. Babası ona hep, hatalar bizi doğruya götürür, derdi. Hata yapmadan doğruyu bulamayız. Doğru da illaki bir gün karşımıza çıkar. Hayal artık bu lafa itimat edip etmemesi gerektiğini bilmiyordu. Son zamanlarda yaptığı her seçim ona hata gibi geliyordu ve bu hataların onu doğruya götüreceğinden pek emin değildi.
Aslında yaptığı seçimlerin neredeyse hiçbiri ona ait değildi. Buna mecbur bırakılmıştı. Ona birkaç tane uçuk kaçık seçenek sunup içlerinden birini seçmesini söylediklerinde, seçimi ona bırakmış olmuyorlardı. Aksine, onu manipüle ederek istediklerini yaptırıyorlardı. Bu, özellikle Atlas'ın yapmayı en sevdiği şeylerdendi. İnsanları manipüle etmek onun için nefes almak kadar doğal bir şey hâline gelmiş gibiydi. Hayal onun bu özelliğinden pek hoşlanmasa da zekâsını takdir ediyordu.
Hayal manipüle edildiğini fark etse bile elinden bir şey gelmemişti. Mantığı zaten başka bir seçenek olmadığını söylüyordu. Atlas'ın onun aklıyla oynamasına bile gerek kalmıyordu. Ta ilk baştan bu ekibe dâhil olmamalıydı, ancak şöyle bir gerçek daha vardı ki, bu da onun seçimi olmamıştı. Atlas, onu da elinden almıştı.
Bunları düşünürken içinde aniden Atlas'a karşı bir kızgınlık oluştu. Ona öfkelenmediği tek bir gün bile yoktu. Bazen hak verse de öfkeli olduğu anlar daha fazlaydı. Hayal'i tüm bunların içine çekmeseydi, kız hiçbir şeyden haberi olmadan, tüm bunları kafaya takmadan yaşayacaktı. Şimdi aklında dönüp duran bin tane yeni düşünce vardı. Bunların başında da takip edilme nedeni duruyordu. Atlas'ın bile bilmediği, çözmeye çalıştığı bu sırrın kızın aklını kurcalamadığı bir an bile yoktu.
Genç kızın telefonu çaldığında öfkesini bir kenara bırakmak zorunda kalmıştı. Arayanın annesi olduğunu görünce aniden telaşlandı. Birkaç gündür annesiyle ve babasıyla konuşmayı ihmal ediyor, onlardan kaçmaya çalışıyordu. Bu süre zarfında da onları iyice endişelendirdiğine emindi.
"Alo, annem?" Telefonu açar açmaz neşeli görünmeye çalıştı. "Nasılsın?"
"İyiyim kızım, asıl sen nasılsın?" Annesinin sesindeki telaştan, birazdan ciddi bir konuşma yaşanacağını anlamıştı Hayal.
"İyiyim ben de. Babam nasıl?"
"O da iyi..." Çok kısa bir süre sessizlik oldu. Annesi anlık olarak susmuştu. Hayal, babasının da orada olduğunu ve kadının ona bakarak kaş göz yaptığını tahmin etti. "Ama senin için çok endişeleniyor."
Hayal anlamamış gibi görünmeye çalıştı. "Aa. Nedenmiş o?"
"Son zamanlarda hiç arayıp sormuyorsun ki, kızım," dedi sitem ederek. "Biz aradığımızda da geçiştiriyorsun."
"Ama anne size söyledim nedenini..." Hayal bu konuşmayı bir kez daha yaşamak istemiyordu. Çünkü her defasında yalan söylemek daha da zorlaşıyordu. Atlas'ın yardımıyla bir yalan söylemişti; fakat içine sinmiyordu. "Çok çalışıyorum burada. Eve gelince de direkt uyuyorum. Kolumu bile kıpırdatamıyorum."
Hayal bu yalanı ne kadar sürdürebilirdi bilmiyordu. Hayal çalışmayı bir süre önce bırakmıştı. O sarsıcı olayı yaşadıktan sonra evden çıkamaz olmuştu. Katil olunca da her an bir polisin kapısına dayanacağından endişe ederek geçirmişti günlerini. Ya da o adam gibi başka birinin gelip ona dokunmasından deli gibi korkuyordu.
Bu yüzden işini bile bırakmıştı. Bunca zamandır da önceden biriktirdiği ve İzmir'den, ailesinden gelen parayla geçiniyordu. Tam geri dönmek isterken Atlas faktörü devreye girmiş, onu alıkoymuştu. Şimdi kısa bir süre daha mesleğini yapmamasını rica etmişti. Hayal de diğer her seçim gibi, bunu da Atlas'a bırakmıştı.
"Hayal, sen daha önce de çalışıyordun zaten. Ama böyle yapmıyordun. Bizimle doğru dürüst konuşuyordun en azından."
"Hani demiştim ya, hastanedeki görevlerim arttı..." Hayal, biraz daha böyle devam ederse itiraf edecekti. "Bu yüzden daha fazla çalışıyorum. Nöbetler falan derken yoruluyorum."
"Neyse kızım, anlıyoruz. Biz sana güveniyoruz." Hayal bu lafla birlikte nefesini tuttu ve gözlerini kapattı. Alnını ovarken onlara yalan söylemenin vicdan azabını çekiyordu. Sanki anlamışlar gibi her aramalarında onu sıkıştıracak, rahatsız edecek laflar sarf ediyorlardı. "Şimdi işte misin sen?"
"Aslında evet," dedi yine yalan söyleyerek. Evinde oturmuş, kahve içerken bu yalanı söylemek hiç de kolay olmamıştı. Eliyle koltuğa rastgele şekiller çizerken devam etti konuşmasına. "Şimdi hastaya bakmaya gideceğim hatta."
"Baştan söylesene kızım. Biz de seni burada meşgul ediyoruz." Annesi onu azarlarken Hayal burukça gülümsedi. "Hadi sen git işine. Daha sonra konuşuruz uzun uzun. Bak baban da burada, çok selamı var. Seni çok özlediğini söylüyor."
Hayal'in gözleri dolarken zorlukla yutkundu. "Ben de çok özledim onu... İkinizi de öpüyorum. Sonra konuşuruz..."
"Tamam, kızım. Kendine iyi bak." Kadın her zaman yaptığı uyarıları yapmaya başladığında Hayal bıkkınlıkla nefes aldı. "Eve çok geç gelme. Issız sokaklardan geçme. Kapıyı, pencereleri de iyice kilitle uyurken. Tanımadığın kişilere de kapıyı açma sakın..."
"Anne... Bunların hepsini biliyorum zaten." Hayal telefonu hemen kapatmak istiyordu. Böyle şeyler söyledikçe vicdanı daha da zorluyordu onu. Daha kızının yaşadığı her şeyi bilmiyordu bile. Bilseydi ya yanına taşınırdı ya da İzmir'e geri dönmesini sağlardı muhtemelen. Kapıyı kimseye açmamasını söyleyen annesi, onun doğru dürüst tanımadığı bir adamın evinde kaldığını, bir cinayet planına ortak olduğunu duysaydı, herhalde kalp krizi geçirirdi.
"Görüşürüz, kızım."
"Görüşürüz, anne..."
Telefonu kapattığında gözlerinin dolmasını engelleyememişti. Ailesini özlemişti. İzmir'i özlemişti. Oradaki arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi özlemişti. Buradaki dertlerin hiçbiri orada yoktu. Sadece özgür, cesur ve güçlü bir bireydi. İstanbul'a gelip çalıştıktan sonra tepetaklak olmuştu sanki. Bir dertten başka bir derde koşuyordu.
Son birkaç ayda taciz edilmiş, katil olmuş, işsiz kalmış ve bir cinayet planına ortak olmuştu. Ve şimdi de işleyecekleri diğer suçların başrolündeydi. Her şeyi doğru yapmaya çalışan, iyilik yapmaktan zevk alan Hayal gitmiş, yerine bir suç makinesi gelmişti sanki. Üstelik bunların hepsiyle tek başına mücadele etmişti. Yanında kimsesi olmamıştı. Hayal, kendi de tüm bu olanlara inanamıyordu.
Ve tabii bunların yanında bir de sahte bir sevgilisi olacaktı. İşte günün en can alıcı kısmına da gelmişti. Akşam için hazırlanmalı, Atlas ile sahte bir randevuya çıkmalıydı. Bunu neden kabul etmişti, hâlâ bilmiyordu. Herhangi bir erkeğe yakın olma düşüncesi onu delirtiyordu fakat peşindeki adamdan kurtulmak için katlanmak zorundaydı.
Atlas'ın sözlerini hatırlayınca biraz rahatladı. Herkesin içinde bir anlaşma yapmışlardı. Bugün evden onu almaya geldiğinde, arabada da bu konuyu konuşup kuralları belirleyeceklerdi. Böyle olması Hayal'i rahatlatmış da olsa içindeki tedirginlikten kurtulamıyordu.
Koltuktan kalkıp odasına doğru gittiğinde ne giyeceğini düşünmeye başlamıştı bile. Atlas nereye gideceklerini de söylememişti ona. Nasıl giyinmesi gerektiğini bilmiyordu. Bu yüzden sade olmayı tercih etti. Zaten Hayal'in nereye gideceklerini düşünmeye pek ihtiyacı yoktu. Büyük ihtimalle Atlas zaten Hayal'in nasıl giyineceğini tahmin etmiş, ona göre bir yer ayarlamıştı.
Gardırobunu açıp içinden seçenek için birkaç parça kıyafet çıkardı. Kombini bej ve siyah üzerinden yapmıştı. Ceketini giymeden önce saçlarını dalgalandırıp makyajını yaptı. Çantasını toplamaya başlarken kapının çaldığını duydu. Atlas gelmiş olmalıydı. Hayal içinden geç kaldığı için kendisini azarlarken kapıya doğru koştu. Kapıyı açmadan hemen önce aynadan kendisine bakıp saçını, pantolonunu ve bluzunu düzeltmeye çalıştı. Sonra bunun anlamsız olduğunu fark edince durdu. Nasıl göründüğünün ne önemi vardı ki?
Açmadan, kimin geldiğini bilmesine rağmen delikten kontrol etmişti son kez. Birkaç ay önce taktırdığı, kapının yandaki kilidi açtı ilk. Atlas kapı aralığında göründüğünde kafasını eğerek Hayal'e gülümsedi. Bu, garip bir şekilde içten bir gülümseme gibi gelmişti kıza. Yine rol mü yapıyordu yoksa bu gerçek duyguları mıydı?
"Merhaba." Atlas'ın neşesi gerçekten yerinde gibiydi. Sesi oldukça heyecanlı çıkmıştı. Belki de etrafta birinin olmasına karşın takındığı bir tavırdı bu.
"Merhaba," dedi Hayal de gülümserken.
"Hazır mısın?"
Hayal baş parmağıyla içeriyi gösterirken, "Aslında ceketimi almam gerek. Ve çantamı toplamalıyım," dedi. Kapıyı biraz daha açarak Atlas'ın önünden çekildi. "İstersen içeride bekleyebilirsin."
Atlas'ın gözleri eve doğru yöneldi. Sonra Hayal'e çekingen bir ifadeyle baktı. "Emin misin? Burada da bekleyebilirim."
Hayal salak salak sırıtmamak için kendisini zor tutmuştu. Bu, gerçek bir Atlas tepkisiydi, buna adı gibi emindi. Hayal'in travmalarına saygı duyması oldukça hoştu. Genç kız kafasını olumlu anlamda salladı.
"Evet, eminim."
Atlas gülümserken içeriye adımını attı. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiğinde, kız onun evi incelediğini gördü. Pek de uzun sürmemiş gibiydi. Kapıyı kapatıp yanına geldi.
"Bir şey ister misin? Çay, kahve?"
Atlas kafasını iki yana salladı. "Hayır, teşekkürler."
"Peki. Ben hemen geliyorum." Eliyle koltuğu gösterdi. "Sen dinlen. Fazla bekletmem, merak etme."
"Sorun değil. Beklerim..."
Hayal yanından ayrılıp odaya girdiğinde ilk çantasını toplamayı bitirmiş, dağıttığı odayı hızlıca toplamıştı. Ceketini giyip çıktığında Atlas'ın telefonuyla uğraştığını gördü. Bu kısa süreyi değerlendirerek onu süzdü. Gri bir pantolon tercih etmişti. Beyaz bir gömlek ve lacivert bir ceketle de kombini tamamlamıştı. Oldukça hoş görünüyordu.
Genç adam kafasını kaldırıp ona baktığında kız gözlerini kaçırmamaya çalıştı. Bakışları, çok kısa bir an için Hayal'in üzerinde gezmişti. Atlas'a bu kadar dikkatle bakmıyor olsa Hayal kendisine baktığını asla fark etmezdi belki de.
"Güzel görünüyorsun," diye ayağa kalkarken gülümsedi.
"Ah, ee... şey...teşekkür ederim." Hayal bu ani iltifat karşısında afallayarak konuşma yetisini kaybetmiş gibi tepkiler verdiğinde Atlas'ın alaylı gülümsemesi ile karşılaşmıştı. İşte bu, kendisini bir daha azarlaması için iyi bir nedendi. "Sen de... hoşsun."
Atlas kaşlarını kaldırıp kafasını aşağı eğerek gülüşünü bastırmaya çalıştı. Tam da o an Hayal yerin dibine girmek istiyordu. Uzun zamandır kimseyle dışarı çıkmıyordu. Böyle bir durumda, iltifat etmeyi pekâlâ unutmuş olabilirdi.
"Çıkalım mı?" diye sorduğunda Hayal hızlıca kafasını salladı. Konunun değişmesinden memnundu. Bu iltifat faslı onu fazlasıyla germişti. Şu anki tecrübesine göre, üzerinde hoşlanmadığı bir etki bırakıyordu. Tüm bu yemeği nasıl idare edecekti, en ufak bir fikri bile yoktu.
Atlas onun için arabanın kapısını açtığında hafifçe gülümseyerek teşekkür etti. Atlas da şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Hayal onun tarafına bakmamaya çalışıyordu. Yemekte yaşanacaklarla ilgili konuşmaları gerekiyordu ama Atlas'ın konuyu açmasını istiyordu.
Sadece ilk iki dakika kimse konuşmadı. Atlas arabayı kullanmakla meşguldü ve bu durum kız için giderek gerici bir hâl almaya başlıyordu. Hayal pencereye doğru çevirdi bakışlarını. Dışarıda, sokak lambalarını izledi.
"Bugün ailenle mi konuştun?"
Atlas'ın bu ani sorusuyla Hayal kafasını ona doğru çevirmişti. Kaşlarını çatarak ona baktı. Bunu nereden biliyordu?
"Evet... nereden anladın?"
Atlas, Hayal'e kısa bir bakış atarak önüne döndü. Yüz ifadesinden bir şey okuyamamıştı. "Koltuğun üzerine bilinçsizce bir şeyler çizmişsin, izi kalmış."
"Yani?"
"Yani," diye kızın tavrını taklit ederek açıklamaya koyuldu. "İnsanlar çoğu zaman telefonla konuşurken bilinçsizce yaptıkları şeyler vardır. Ya ortalıkta dolanırlar ya yanlarında bulunan bir şeyle oynarlar ya da bir şeyler çizerler. Sen de koltuğu kullanmışsın."
Hayal ona inanmayan gözlerle baktı. "Sen tek bir çizimden mi anladın ailemle konuştuğumu?"
"Aslında iki seçenek vardı. Ya çok derin düşüncelere daldığın için çizdin ya da biriyle telefonda konuştun." Atlas direksiyonu sağa kırıp dikiz aynasından arkayı kontrol etti. "Ben ikincisine daha fazla ihtimal verdim. Telefonla konuşacağın kişi sayısı pek fazla değil sonuçta. Şu durumda, annenle baban tek seçenek."
"Sana artık bir şey demiyorum." Hayal hayret etmekten kendisini alıkoyamıyordu. Aslında bu duruma alışmalıydı fakat Atlas onu her defasında şaşırtmayı başarıyordu.
"Peki durumları nasıl? İyiler mi?"
Hayal, "Sen benden daha iyi bilirsin," diye dalga geçmemek için zor tuttu kendini.
"İyiler," dedi kısaca.
Ortama tekrar bir sessizlik çöktüğünde parmaklarıyla oynayıp rahatsızca yerinde kıpırdandı. Böyle iyilerdi, onunla daha rahat konuşabiliyordu. Lakin birazdan, birbirlerinden hoşlanan iki insan gibi rol kesmek zorunda kalacaklardı. Bu da ister istemez Hayal'in korkmasına neden oluyordu.
"Pekâlâ, şimdi beni dinlemeni istiyorum, Hayal." Atlas'ın tok sesi kulaklarına dolduğunda tekrar ona döndü. Arabayı kırmızı ışıkta durdurup mavi gözlerini kızınkilere dikti. "Buna bir görev olarak bakmanı istemiyorum. Gergin olmanı gerektirecek bir durum yok. İki arkadaş yemek yiyip sohbet edeceğiz, diye düşün."
"Ama flört eden iki arkadaş..."
"Bunun bir önemi yok," diye omuz silkti. "Sadece iyi vakit geçirmeye odaklan. Her şey benim kontrolüm altında olacak."
Yeşil ışık yandığında, önlerindeki arabanın hareketlenmesiyle Atlas da tekrar yola odaklanmıştı. Ama bir yandan da hâlâ Hayal'i rahatlatmaya çalışıyordu.
"Anlaştığımız gibi, istemediğin hiçbir şey aramızda yaşanmayacak." Sesindeki netlik Hayal'e güven veriyordu ama erkekler yüzünden travmalar yaşamış olan bir diğer parçası tamamen rahatlamasına izin vermiyordu. "Sana karşı atacağım her adımı önceden haber edeceğim."
"Peki o adam... peşimizde mi?"
Atlas dikiz aynasından arkayı kontrol edip kafa salladı. "Evet. Ama restorana girebileceğini sanmıyorum. Tabii farklı yollar denemezse..."
"Neden?"
"Çünkü tüm masalar dolu." Dudakları yana doğru kıvrıldı. "Rezervasyon yaptırmak o kadar kolay değil."
İşte bu hem şaşırtıcı hem de rahatlatıcı bir haberdi. Yani bu akşam gerçekten de iki arkadaş gibi takılabilirlerdi. Her ne kadar Atlas'la arkadaş olma düşüncesini garipsese de sevgili gibi takılmaktan iyiydi.
"Şey... farklı yollar da ne demek şimdi?" Hayal'in aklına, az önce Atlas'ın söylediği şey gelince sormadan edemedi. Bir sürprizle karşılaşabilirler miydi?
"Yani içeri girmenin bir yolunu bulursa diye diyorum." Tek eliyle direksiyonu sola doğru kırdı. Kafasını yana eğip Hayal'e bakarken gaza bastı. "Her şeye hazırlıklı olmalıyız."
***
"Atlas Bey, buyurun. Masanız burası."
Restorana vardıklarında Atlas rezervasyonları olduğunu söyleyip garsonun onları yönlendirmesine izin vermişti. Mekânın girişinden biraz uzakta, bahçeyi gören büyük camların yanındaki masalardan birine yerleştiklerinde Hayal restoranı incelemekten kendisini alıkoyamamıştı. Hoş, oraya vardıklarından beri zaten başka bir şey yapmamıştı. O kadar şık ve o kadar güzeldi ki, Atlas'ın zevkine hayran olmadan edemedi.
Girişteki iki taş sütuna yerde siyah ve beyaz mermerler eşlik ediyordu. Restoranı ikiye bölmüş gibi görünen, bar kısmından en sona kadar uzanmış, camdan oluşan bir alan vardı. Duvarların geneli mat siyahtı, üzerinde altın rengi geometrik işlemeler de mükemmel görünüyordu. Kendi masalarının yanındaki duvarsa boydan boya camla kaplanmıştı. Bahçedeki süs havuzunu ve masaları görmek mümkündü. Hayal'in hayran olduğu asıl şeyse ışıklandırmaydı. Çok yüksek olan tavandan yüzlerce ampul, belirli bir düzenle aşağıya doğru sarkıtılmıştı.
Masalar yuvarlaktı ve simetrik yerleştirilmişti. Onlar için de siyah ve altın rengi kullanılmıştı. Sandalyeler koyu mavi ve yeşil tonlarındaydı. Rahat olmaları da su götürmez bir gerçekti. Burası, pahalı bir yer olduğunu her açıdan kanıtlıyordu.
Atlas'ın ona bir şey uzatmasıyla Hayal rüyadan uyandı. Şaşkın gözlerini ona çevirdiğinde elinde menüyü tuttuğunu gördü. Yüzünde silik bir gülümseme vardı. Hayal menüyü alırken garsona bakındı. Ama gitmişti.
"İyi misin?" diye sorduğunda Hayal kafasını salladı.
"İyiyim..."
"Restoranı beğendin mi?"
Hayal onun dalga geçip geçmediğini anlayamadı. Atlas zaten bunu anında anlamış olmalıydı. Ona bir şeyler sormasına gerek bile yoktu.
"Çok beğendim." Atlas'ın anladığını bilmesine rağmen yine de cevaplamıştı. "Çok güzel bir yer."
"Beğenmene sevindim," dedi memnun bir gülüş eşliğinde. Gözleri menüde gezdi. "Seveceğini tahmin ederek seçtim."
Hayal omuz silkerken onun gibi menüye baktı. Buradaki yemeklerin birçoğunun adını bilmiyordu.
"Aslında köfteciye de hayır demezdim," diye fısıldadı bakışlarını menüden çekmeden. "En azından onun ismini biliyorum."
Atlas aniden kahkaha attığında Hayal utançla kafasını kaldırıp ona baktı. Bu gerçek miydi? Az önce Atlas'ın gülmesini mi sağlamıştı? Söylediği o kadar komik bile değildi aslında. Gözleri kısılmış, yanakları gerilirken hafifçe içeri çökmüştü. Bir an için onun dâhi, suç makinesi biri olduğunu unuttu. Böyle güldüğünde sıradan biri gibi görünüyordu.
"Sana bir şey söyleyeyim mi?" diye sorarak öne doğru eğildi. Hayal de istemsizce ona doğru yaklaştı. "Ben de bazılarının ismini bilmiyorum."
Hayal menüyü hafifçe kaldırıp gülüşünü sakladı. Kafasını iki yana salladı. "Yalan söylüyorsun."
"Evet, tabii ki," diye onayladığında Hayal göz devirmeden edemedi. "Bak, artık sen de yalanları anlamaya başladın."
"Kendimizi kandırmayalım." Hayal alayla sırıttı. "Yalan söylediğini belli ettiğin için anladım. İstesen hemen inandırırdın."
Dudaklarını birbirine bastırıp omuz silkti. "Bu da doğru."
"Vay be... güldüğünü görmek çok garip," dedi Hayal, aniden itiraf etme gereği duyarak. "Son zamanlarda neredeyse gülümsemiyordun bile."
Atlas'ın dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.
"Bana diyene bak. Senin de uzun zamandır gerçekten gülümsediğini hiç görmedim..." Genç adamın yüzünde garip bir parıltı oluşmuştu. Buğulu gözlerle kıza baktı. "Gülüşü güzel olan birine göre fazla hüzünlüsün."
Bu ani iltifat karşısında afalladığında dudakları şaşkınlıkla aralandı. Gözleri büyümüş, zorlukla yutkunmuştu. Yüzünün ısındığını hissedip bakışlarını kaçırdı.
"Teşekkür ederim," dedi mahcup bir gülümsemeyle. Sonra Hayal, içinde aniden garip bir sıkıntı hissetti. Sanki kötü bir şey olacakmış gibiydi. Etrafa baktı rahatsızca.
"Bir şey mi oldu?" Atlas da onun gibi etrafa bakmaya başladı. "İyi misin?"
"İyiyim..." Gözleri Atlas'ın mavileriyle buluştu. "Peşimdeki adam burada mı?"
Atlas kafasını iki yana sallayarak, "Hayır," dedi. "Burada değil. Merak etme, içeri girmedi."
"Emin misin?"
"Bana bu soruyu sormaman gerektiğini şimdiye anlamış olmalıydın, Hayal." Atlas'ın sesinde ufak bir değişiklik hissetmişti. Gergin gibiydi ama olmayabilirdi de. "Yine de için rahat edecekse söyleyeyim, eminim. İçeri girdiğimizde kapının yansımasından baktım. Arabasıyla çekip gitti."
"Yani bizi izleyen biri yok mu?"
Atlas'ın çenesi gerilmişti. Bir iki saniye cevap vermedi. Hayal tam onun neden cevap vermediğini soracaktı ki garson yanlarında belirdi. Çalışanın geldiğini fark ettiği için susmuş olmalıydı. Ne ara görmüştü? Sadece Hayal'e bakıyordu oysaki.
Atlas ikisinin yerine de sipariş vermişti, ki bunun için minnettardı. Çünkü Hayal, menüye bile doğru düzgün bakamamıştı. Şu an yemek yemeği istemeyecek kadar tedirgindi.
Sipariş alan garson gitmiş, arayı açmadan bir başkası gelerek kadehlerini kırmızı şarapla doldurmuştu. Hayal şarap içeceklerini düşünmemişti fakat mantıklı düşününce, böyle bir yerde başka bir şey içmenin anlamsız olacağı kanısına varmıştı.
Diğer garson gidince Atlas gözlerini kıza çevirdi. "Nerede kalmıştık?"
"Sana bir soru sormuştum."
"Evet," dedi kaya gibi sert bir sesle. Neden aniden eski hâline dönmüştü? Hayal yanlış bir şey söylediğini düşünmüyordu. "Bizi izleyen biri yok şu an için. Rahat olabilirsin, Hayal. Bir şey olursa zaten ben söylerim."
"Bak, yanlış anlamanı istemem," diye Hayal çekingen bir şekilde konuştu. "Ama nasıl emin olabiliyorsun? Bunca insan..."
Atlas'ın ona kızacağını düşünerek kendisini karşılık vermeye hazırladı ancak öyle olmadı. Atlas hafifçe gülümsedi. Etraflarındaki masalara göz attı.
"Beden dillerini okuyorum. Düşüncelerini tahmin ediyorum."
"Nasıl yapıyorsun?" Hayal merakını gizleyememişti. Atlas'ın da bundan şikâyetçi bir hâli yoktu. Aksine, bu merakı çok hoşuna gitmiş gibiydi. "Yani burada herhangi birinin hareketlerinden nasıl biri olduğunu anlayabiliyorsun, öyle mi?"
"Evet," dedi önemsiz bir şeymiş gibi. "Beni denemek ister misin?"
"Nasıl yani?" Genç kız kaşlarını çatıp kollarını masaya yerleştirdi ve öne doğru eğildi.
"Hadi oyun oynayalım." Atlas şarabından bir yudum aldı ve gözleriyle diğer masaları gösterdi. "Sen birini göster, ben çıkarım yapayım."
Hayal'in içini garip bir heyecan kaplamıştı. Neden böyle mutlu olduğunu bilmiyordu ama ona eğlenceli bir şey gibi gelmişti. Atlas'ın zihninin nasıl çalıştığını az da olsa öğrenmek için harika bir fırsattı.
"Peki..." diyerek masaları teker teker inceledi. Gözüne zor bir tahminde bulunacak birini kestirmeye çalıştı. Nedensizce Atlas'ın zorlanmasını istiyordu. Bakışları onlardan iki masa ötede oturmuş bir adama takıldı. İş adamı gibi takım elbise giymişti. Karşısında da zarif bir kadın vardı.
"O mu?"
Hayal'in bakışlarından yakalamıştı kimi söyleyeceğini. Belki de başından bu oyunu oynamamalılardı. Atlas'ın bu beceriyle onların öğlen ne yediğini bile tahmin edeceğinden artık şüphe duymuyordu.
"Evet, onlar."
"O zaman ben başlıyorum, izninizle."
Atlas'ın yüzündeki bilmiş ifade Hayal'in sinirini bozsa da takılmamaya çalıştı. Hayal'in hayran olduğu o açık mavi gözleri hem kadının hem de erkeğin üzerinde gezdi. Sonra masada yediklerine kaydı bakışları. İkisini da baştan aşağıya süzdü ve Hayal'e döndü.
"Hazır mısın?"
"Evet."
"Adam tam bir yalancı. Büyük ihtimalle, yalan da mal varlığıyla ilgili." Atlas Hayal'in yüzündeki ifadeden soru soracağını anlamış gibi açıklamaya koyuldu. "Adamın üzerindeki takıma bak. Fazla bol ve uzun. Daha önce birkaç kez giyilmiş, fazla yıpranmış duruyor. Büyük ihtimalle kendisinin bile değil. Bir arkadaşından ödünç aldığını düşünüyorum. Az önce telefonunu çıkardığında bunu gizlice yaptı. Kadına göstermek istemedi. Bayağı eski bir telefon."
"Belki sadece eski telefonları seviyor? Hava atan zenginlerden değildir?" Atlas'ın yanlış bir çıkarımda bulunmasını istediği için yeni alternatifler sunmaya başladı. "Belki de gelen arama veya mesajı saklıyor?"
Atlas'ın dudaklarında alaycı bir gülümseme oluştu. "Muhtemelen kıza telefonuyla ilgili söyleyeceği yalan, bu dediğindir. Kız da sorgulamadan inanacaktır."
"Peki sen niye inanmıyorsun?"
"Çünkü düşünebiliyorum," dedi aksi aksi. "Telefonuna para harcamaktan kaçınan biri, kadını böyle bir restorana getirmez. Madem lükse ve hava atmaya karşı, o zaman burada işi ne?"
Hayal buna cevap vermedi. Düşününce dedikleri mantıklıydı. Genç kız cevap vermediğinde Atlas devam etti. "Mesaj ve aramayı saklıyor bile olsa normal değil. Telefonunu ters çevirmek gibi bir seçeneği var. Ama rahatsız etmesine rağmen cebinde saklıyor..."
Parmağıyla çaktırmadan adamın ayaklarını gösterdi.
"Ayaklarının duruşuna ve ayakkabılarına bak." Az önceki aksi hâli aniden değişmiş gibiydi. Sesi eğlendiğini belli ederek neşeli çıkmıştı. "Yalan söyleyen bir insan ayaklarını sık sık hareket ettirir. Bunun farkında bile olmaz."
"Peki ayakkabılarının nesi var?"
"O da büyük. Takımı aldığı arkadaşı vermiştir. Hatta bahse girerim, onun parasıyla hesabı ödeyecektir." Başıyla tekrar adamı işaret etti. "Hareketlerine dikkat et. Yalan söyleyen birinin yapacağı her şeyi yapıyor."
"Kadın hakkında ne düşünüyorsun?"
"Akılsız, öz güvensiz, yalancı, utangaç ve korkak." Atlas kadehini eline aldı. "Karşısındaki adamın yalan söylediğini fark etmeyecek kadar akılsız. Sürekli boynuna, çenesine ve burnuna dokunuyor. Onun da ayaklarına baksana."
Hayal kadının da bacaklarına baktı. Dizinin biraz üzerinde biten kırmızı bir elbise giymişti. Ayağının üst kısmını diğer bacağının arkasına götürmüş, o şekilde oturmuştu. Sanki ayağını gizlemeye çalışıyordu.
"Bu oturuş tarzı utangaç, korkak ve kendine güveni olmayan kadınlara özgüdür."
"Peki ne hakkında yalan söylemiştir sence?" Hayal yüzünde gülümseme oluştuğunu geç fark etti. Resmen Atlas çıkarımlarda bulundukça keyifleniyordu. Artık onun yanlış tahminlerde bulunmasını da istemiyordu. Tek istediği onu daha fazla dinlemekti.
"Kızın da durumu pek yok. Kendini sosyete gibi tanıtmıştır... Önündeki yemeğe fazla dokunmamış, ya tadını bilmeden sipariş ettiği için yiyemedi ya da nasıl yenildiğini bilmiyor. Ve üstelik menüde, en kolay telafuz edilen ve ismi bilinen yemek de o." Atlas arkaya yaslanarak rahatlığını belli etti. Tahminlerde bulunmak Hayal'in anlamlandıramadığı şekilde Atlas'ı mutlu ediyordu. Eliyle Hayal'i işaret etti. "Şimdi, belki de aç değildir diyeceksin ancak bu spontane gelişen bir buluşmaya benzemiyor. Bir restorana geleceğinden haberi vardı. O zaman neden aç olmasın?"
"Bazen kadınlar hoşlandıkları erkeğin önünde yemek yiyemezler." Hayal gözlerini kadından çekip Atlas'a döndü. "Belki de öyle bir şeydir."
"Ama sadece bu değil... az önce dediğim gibi, bu kadar öz güvensiz bir oturuş sosyete birine göre çok saçma." Atlas kendi görüşünü tekrar savundu. "Zaten tek bir göstericiyle böyle emin konuşup tahminde bulunmam."
"Hem etrafa da yabancıymış gibi bakıyor," dedi Hayal aniden, onun söylediklerini kabul ederek. "Daha önce böyle yerlerde bulunmamış olabilir."
Sesi kısık çıkmıştı ama Atlas duymuş gibi duraksadı. Yüzünde adlandıramadığı bir gülümseme vardı. Sanki Hayal'in de onun gibi çıkarım yapmasını beklemiyordu. Kafasını olumlu anlamda salladı.
"Doğru, evet." Gülümsemesi gittikçe yayıldı tüm yüzüne. "Artık sadece bakmıyorsun, görmeye de başladın. Bu güzel..."
Hayal tam teşekkür edecekti ki garson yemeklerle gelmişti. Artık bu adama gıcık olmaya başlıyordu. Konuşmanın hep en heyecanlı yerinde gelerek bölüyordu onları. Yemekleri masaya bırakıp yanlarından ayrılana kadar ikisi de konuşmamıştı. Nihayet gittiğinde Hayal kendi yemeğine baktı. Tabağında çok leziz görünen bir pirzola vardı.
"Hadi yemeğini ye. Sonra devam ederiz." Atlas çatal bıçağını alıp yemeğe başlarken Hayal ilk önce şarabından bir yudum aldı. Boğazına ve göğsüne hoş bir sıcaklık yayılmıştı. Ağzındaki ekşi tat da hiç rahatsız etmemişti. Atlas'ın şarap seçimi gerçekten harikaydı.
Biraz yedikten sonra dayanamayıp kafasını kaldırarak Atlas'a baktı. Atlas ile göz göze geldiğinde onun göz devirerek güldüğünü gördü. Hayal'in ne isteyeceğini anlamıştı büyük ihtimalle.
"Pekâlâ, hızlandırılmış tura geçelim."
"Hızlandırılmış tur mu?" diye sordu Hayal, anlamayarak.
"Evet. Yoksa herkesi teker teker inceleyip sana açıklarsam buradan çıkamayız."
Hayal gülerek diğer masaları süzdü. Tam gözüne birini kestirecekken Atlas konuşmuştu.
"Şu masada oturan üç kişiyi görüyor musun?" diye sorduğunda Hayal anında onayladı. "İş yerinden arkadaşlar. Ama aralarında bariz bir rekabet var. Oturuş tarzlarına baksana, hepsi büyük görünmek için arkaya yaslanmış, göğüslerini şişirmiş."
Hepsi Atlas'ın dediği gibi oturmuştu. Aralarından ikisi bir ayağını diğer bacağının üstüne atmıştı. Restoranın sahibiymiş gibi görünüyorlardı.
"Dizleri birbirine gösteren kişilerin arasında daha büyük rekabet var. İkisi de diğerini rakip olarak görüyor. Üçüncü kişiyse aralarında en silik olanı." Kadehi eline alarak geriye yaslandı. Dudaklarına yaklaştırırken konuştu:
"Ellerini sürekli ovuşturuyor. Ceketinin kollarını çekiştirip duruyor. Bu da rahatsız olduğunu gösterir."
"Sence ne konuşuyorlardır?"
"Patronlarını çekiştirip kimin terfi alacağını tartışıyorlardır."
Kadehi tekrar yerine bıraktığında bakışları yan masaya kaydı. Masada sessiz, hüzünlü bir kız ve ondan yaşça büyük iki adam oturuyordu. Onlar sohbet ederken kız dışlanmış gibi tabağındaki yiyeceklerle oynuyordu.
"Kız kendini buraya ait hissetmiyor. Konuyla ilgileniyor gibi görünmeye çalışsa da pek başarılı değil. Gözlerini sık sık kaçırıyor. Herkesin onu izlediğini düşünüyormuş gibi etrafa bakıyor. Bacaklarını durmadan sallıyor. Sosyal anksiyetesi var büyük ihtimalle..." Atlas Hayal'in bir şey söylemesini beklemeden kız hakkında çıkarımlarda bulunmaya başlamıştı. O kadar akıcı konuşuyordu ki Hayal onun bu tahminlerini durmadan dinlemek istiyordu. Biri, önceleri Atlas'ı böyle hayran hayran dinleyeceğini söylese kendisiyle dalga geçtiğini düşünürdü.
"Bir şeylerden utanç duyduğu bariz. Eline dikkat etsene. Sık sık alnına dokunuyor. Yüzünü saklamak istiyor gibi. Bir de iki dakika içinde üç kez parmağını dudağına bastırdı. Söylemek istediği bir şey var ama kendisini durduruyor." Atlas kafasını yana eğdi ve kızı incelerken gözlerini kıstı. Diliyle pembemsi dudaklarını yavaşça ıslattığında Hayal bakışlarını kaçırdı. "Avuçlarındaki tırnak izlerini gördün mü? Ya da bileğini kaşındığındaki agresifliğini? Kendisine zarar vermeye meyilli. Kız ağır depresyonda ama kimse fark etmiyor... Yakın bir zamanda intihar ederse şaşırmam."
"Bu..." Hayal ne söyleyeceğini bilmiyordu. Son söylediği korkunç tespite rağmen kızın gözünde büyüsü kaybolmamıştı. Herkesi detaylarına kadar inceleyip nokta atışı tespitlerde bulunmak -hepsinin doğru olduğuna güveniyordu- muazzam bir şeydi. "Bu korkutucu derecede etkileyici."
"Aslında o kadar etkileyici bir şey olduğunu düşünmüyorum." Bakışlarını aşağı indirdi. Ama hiç de alçakgönüllülük yapıyor gibi durmuyordu. Dudaklarında küçümseyici bir ifade oluşmuştu. Ya da Hayal, tüm bu beden dili okuma olaylarından sonra kendisi uydurmuştu. "Herkesin çalışarak edinebileceği bir yetenek. Büyütülecek bir tarafı yok."
"Ben hâlâ etkileyici olduğunu düşünüyorum." Hayal neden böyle bir şey söyledi bilmiyordu ama nedensizce bir hata olan bu hayranlığı dile getirmek istiyordu. "Tabii benim üzerimde yapmadığın sürece..."
"O işte biraz zor." Atlas'ın o muzip bakışları tekrar ortaya çıkmıştı. "Elimde değil. Biliyorsun, alışkanlık..."
"O zaman söyle. Şu anki düşüncelerim neler?" Hayal tek kaşını kaldırarak ona meydan okuyor gibi baktı. Bu Atlas'ı pek etkilemişe benzemiyordu. Birkaç saniye sadece kızın yüzüne odaklandı. Hayal bu sessiz bakışmadan rahatsız olmaya başlamıştı artık. Mavi gözleri o kadar yoğun bakıyordu ki kız onun, düşüncelerine gerçek anlamda nüfuz ettiğini sandı.
"Çok gerginsin. Hem benim yüzümden hem değil. Bir erkekle baş başa olmak son zamanlarda yaptığın en korkutucu şeylerden biri olabilir." Hayal bu sözler karşısında zar zor yutkundu. Belki de Atlas'a meydan okumak bir hataydı. "Bana güvenmeye çok yakınsın. Sana zarar vermeyeceğime inanmak istiyorsun ama içindeki o kırgın kız, buna izin vermiyor..."
Hayal pişman olmuştu. Daha fazla anlatmasını istemiyordu. Bu kadar açık bir kitap olması ve Hayal'in tüm duygularını rahatça okuyabilmesinin kolay oluşu kızı biraz üzmüştü. O, Atlas hakkında çok az bilgiye sahipken onun tek bir bakışta kızı çözmesi haksızlıktı.
"Benden ve yaptıklarımdan hoşlanmıyorsun lakin içten içe de anlıyorsun." Atlas inat etmiş gibi konuşmaya devam etti. "Her zaman geçirdiğimizde de düşüncelerinin değiştiğini görüyorum. Yanlış mıyım?"
Hayal yanlışsın demek için ne kadar çabalasa da söyleyemedi. Zaten yalan söylese de anlayacaktı. Atlas'a yalan söylemenin bir anlamı yoktu.
"Doğru..." diye fısıldadı yanakları kızarırken. Şarap etkisini gösteriyordu anlaşılan. "Her zamanki gibi."
"Düşüncelerinden kaçma. Onlar seni sen yapan şeyler."
Hayal göz devirirken, "Merak etme, kaçmam. Zaten izin vermiyorsun," dedi alayla.
"İnan bana, yüzleşmediğinde daha da kötü oluyor." Atlas'ın sesi o kadar samimi ve duygu dolu çıkmıştı ki Hayal şaşkınlıkla ona bakakaldı. "Birikmiş düşüncelerle baş etmek sandığından daha zor."
"Bu konuda tecrübelisin galiba." Sarı saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Gerçi o hâlini gördük. Son zamanlarda seninle konuşulmuyordu bile."
Atlas'ın yüzüne bir hüzün çökmüştü. Kadehin alt kısmıyla oynarken bakışları karardı. Hayal bir an için ona hatırlattığı şey yüzünden pişman oldu. Zar zor toparlamışken tekrar dağılmasını sağlamıştı.
"Ben... kusura bakma. Şey, hatırlatmak istememiştim."
"Sorun değil," dedi anında. Gülümsemeye çalıştı. "Geçip gitti zaten."
Atlas'ın bakışları kızın arkasında bir yerlere takıldı. Anlık Hayal de dönmek istemişti fakat Atlas'ın tok sesi buna engel oldu.
"Hayal!"
Genç kız ona anlamsız bakışlar atarken Atlas biraz öne eğilerek gülümsedi. Gülümsemesine rağmen Atlas'ın ciddi bir şey söyleyeceğini anlamıştı.
"Sana bir şey söyleyeceğim ama önce, sakin ol... Bizi izleyen birileri var. Masada tek oturuyor şu an. Sakın bakma!" Atlas içten bir gülümseme sunduğunda Hayal onun oyunculuk becerilerini takdir etmek istese de bunun için yanlış bir zaman olduğunu anlamıştı. Ciddi bir sorunları vardı. Atlas'ın dediği o sürpriz gerçekleşiyordu anlaşılan. Hayal'in rahatlığı da buraya kadardı.
"Tanıyor musun?" diye sorduğunda hayır cevabını almıştı. "Ee? O zaman ne yapacağız?"
"Rol yapacağız," dedi kararlı bir ifadeyle. "Bu yüzden beni iyi dinle şimdi. Lafımı da bölmemeni rica edeceğim."
Hayal uslu uslu kafasını sallayıp Atlas'ın ona söyleyeceği şeyi bekledi.
"Biliyorsun, yalandan da olsa buraya birbirinden hoşlanan iki insan olarak geldik. Bu rolü artık oynamamız gerek." Çok kibar ve anlayışlı bir sesle konuştu.
Hayal'in kalp atışları hızlanmaya başlamıştı. Atlas her ne kadar onu sakinleştirerek anlatsa da Hayal, gerilmesine engel olamıyordu.
"Senden birkaç dakika sonra sol elini masaya koymanı istiyorum." Hayal'in yüz ifadesini gördüğünde hemen müdahale etti. "Hey... hey, bana bak. Endişelenmeni gerektirecek bir durum yok. Sadece senden hoşlanan bir erkek olarak elini tutacağım."
Atlas gülümsemeye çalışmıştı. Genç kız bu seferki gülümsemenin rol icabı olmadığını sezdi. Bu gülümseme, yeni yeni tanımaya başladığı Atlas'tan başkasına ait değildi. Hayal her ne kadar ona karşılık vermeye uğraşsa da içinde büyüyen o korkuya engel olamıyordu. Bir erkeğin yine ona dokunmasına tahammül edemezdi. Tenini teninde tekrar hissetmek istemiyordu.
Kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. O gece yaşadığı şeyler, tekrar tekrar gözlerinin önüne geldiğinde yine kendi vücudundan tiksinmeye başlamıştı. O adamın iğrenç nefesi boynunda, saçlarında geziyor gibi hissediyordu. Bu stres onu oradan kaçmaya zorluyordu ama yapamazdı.
Kızı şu an için orada tutan tek şey, Atlas'ı zor durumda bırakmama isteğiydi. Bu gerçekliğe tutunarak o anılarla baş etmeye çalıştı. Güçlü durmalıydı, ağlayamazdı. Ellerinin titrediğini fark ettiğinde parmaklarını birbirine kenetleyerek kendine doğru çekip saklamaya çalıştı.
"Tamam, tamam. Yapmayalım." Atlas öne eğilerek tekrar o sevecen gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. Hayal'in o hâlini görünce vazgeçmiş olmalıydı. "Sen ne dersen o, tamam mı? Sakin ol! Hazır değilsen, seni böyle bir şeye zorlamam. Senin rızan olmadan sana dokunmayacağım. Benden korkma..."
Hayal'in gözleri dolarken Atlas, ona dünyanın en kırılgan şeyine bakıyor gibi bakıyordu. Her zamanki bakışlarının ağırlığı gitmişti sanki. Yerini masumiyet almıştı.
"Hayal..." diye fısıldadı sakince. "Sen izin vermiyorum de, sana bakmam bile."
Hayal'in kalbi tekledi. Utanarak bakışlarını çekmeye çalıştı fakat yapamadı. Gözleri birbirine kenetlenmiş gibiydi. Loş ışık, doğrudan Atlas'ın mavi gözlerine vurarak ekstradan güzel görünmelerini sağlamıştı. Giydiği lacivert ceket gözlerini ne kadar da hoş gösteriyordu...
"Ama... ama plan n'olacak?" Hayal titrek bir sesle konuştu, düşüncelerinden sıyrılmaya çalışarak. Bunu yapmasalar plan tehlikeye girmez miydi? Hayal korktu diye tüm her şeyi bir çırpıda silemezlerdi sonuçta. En önemlisi, kız peşindeki adamdan kolay kolay kurtulamayacaktı.
"Umurumda bile değil, Hayal." Atlas'ın kararlı ve sert sesinden ne kadar ciddi olduğunu anlamıştı. "Senin iyi olman daha önemli."
Hayal hüzünle gülümseyerek kafasını salladı. Atlas'a minnetle bakmıştı. Genç adamın da yüzünde çok samimi bir gülümseme belirmişti. Kafasını hafifçe salladı.
"Yemeğin bittiyse... birer tatlı yemez miyiz?"
Hayal gülüşünü bastırmadan kafa salladı. Az önceki stres hâlinden az çok çıkabilmişti sonunda. Atlas'ın, insanları rahatlatmak konusunda çok garip bir yeteneği vardı. Normalde saatlerce sürecek olan bu korku atağının, daha kısa sürmesini sağlamıştı.
Garson gelip önlerindeki tabakları alıp sipariş verdikleri tatlıları getirinceye kadar ekstra olarak hiçbir şey konuşmamışlardı. Sanki aralarında az önceki konuşmaların hiçbiri yaşanmamıştı. Hayal o gerginliği üstünden tamamen attığında Atlas'a çevirdi meraklı bakışlarını.
"Tamam hadi sor." Atlas yine ondan hızlı davranmıştı. Hayal bu tavrına göz devirirken sorusunu sakınmadı.
"Adam nerede oturuyor?"
"Sol arka çaprazında," dedi kısaca. Yalandan gülümseyerek uyardı:
"Bakma ama."
"Bakmıyorum... Peki nasıl anladın bizi izlediğini?"
"İzlediğini gizleme konusunda pek başarılı değil. Vücut dili onu ele veriyor."
"Ben de bakmak istiyorum..." diye mızmızlanarak, küçük bir çocuk gibi dudaklarını büzdü. Atlas'ın boş bakışları dudaklarına kayıp tekrar gözlerine çıktı. Sanki kızın bu saçma hareketinin ne anlama geldiğini çözmeye çalışmıştı. Hayal kendisini toparlayarak mimiklerine sahip çıkmaya karar verdi.
"Pekâlâ, sana bak dediğimde bak." Sonra o rol icabı gülümsemesini takınarak başka bir uyarıda daha bulundu. "Ama çok hızlı."
"Tamam." Hayal aniden heyecan yapmıştı. Normalde herhangi bir aksiyona girmekten hiç hoşlanmazdı ancak nedensizce bu adrenalin hoşuna gitmeye başlamıştı.
Atlas biraz oyalandıktan sonra kafasını çevirerek bakışlarını restoranın bar kısmında bir yere sabitledi. Kaşlarını çatmış, bir şey çok ilgisini çekmiş gibi dikkatle bakıyordu. Atlas, "bak," demeseydi, muhtemelen o da oraya kilitlenecekti.
Atlas'ın komutuyla Hayal kafasını çevirdi ve adama baktı. Kelleşmeye yüz tutmuş saçları ve belirginleşmeye başlayan bir göbeği vardı. Ama bunların hiçbiri kızın o kadar da dikkatini çekmemişti. Adam doğrudan Atlas'ın baktığı yere bakıyordu. Hayal'in gözleri büyürken hızlıca kafasını çevirdi. Atlas da masaya döndüğünde Hayal'in şaşkın suratını görse de çaktırmadı.
"Yok, hayır." Elini rastgele sallayıp gülümsedi. "Bir şey gördüm sandım da arkada."
Hayal ilk, neden bunu söylediğini anlamamıştı, sonra adama çaktırmamak için olduğunu fark edince o da ayak uydurdu.
"Ah, tamam." Hayal biraz öne eğilip saçıyla yüzünü kapatmaya çalışarak güldü. Atlas'ın rol yapması aniden komiğine gitmişti.
"Gördün mü?" diye sorduğunda kız kafasını kaldırdı.
"Senin baktığın yere baktı."
"Aynen öyle," diye yavaşça konuştu. "Bizim ilgimizi çeken her şey, onun da ilgisini çekiyor. Bizi izlediği için baktığım yere baktı."
"Çok zekice." Hayal kendisini tutamayıp tekrar bir itirafta bulundu.
"Peki ya ayaklarına dikkat ettin mi?"
Kız kafasını olumsuz anlamda salladı. Ayaklarının nesi vardı ki?
"Çok hızlı baktım. Görmedim."
"Görmeliydin ama, neyse, bunun üzerine çalışırız," dedi hoşnutsuz bir biçimde. "Seninle aynı şekilde oturmuş fakat ayakları bizi gösteriyor. Bu ne demek sence?"
"Bize ilgi duyuyor?"
"Aynen, öyle." Atlas çatalıyla tatlısından bir parça ayırarak ağzına götürdü. Sonra peçeteni dudaklarına bastırıp geri bıraktı.
"Bunu ne zaman fark ettin?" Hayal tekrar merakına yenik düşerek bir soru daha sormuştu.
"Adam masaya oturduğundan beri... Sana biraz geç söyledim sadece."
"Ve sen, anında fark ettin bunu?" diye inanmayarak sordu. "Ama benimle konuşuyordun. Diğerleri hakkında çıkarımlarda bulunuyordun."
"Aynı anda birçok şey yapabiliyorum," Omuz silkti fütursuzca. Sanki önemsiz bir şeyden bahsediyordu. "Hem seni vaktinden erken telaşlandırmak istemedim. Hep yanılma payı vardır sonuçta."
Atlas çayından bir yudum alırken Hayal gözlerini ondan çekmedi. Dalgın dalgın onu izledi. Atlas, gerçekten de inanılmaz biriydi. Bu mükemmeliyetçilik, her şeyi en ince detayına kadar düşünme hâli, duyguları ve eylemleri okuma becerisinin bu denli iyi olması, bunların hepsi geçmişinden birer travma olmalıydı.
Mükemmeliyetçi ve detaycıydı, çünkü hayatında sıkıntı istemiyordu, hata yapma lüksünün olmadığını düşünüyordu. Her ihtimali düşünerek, ekibini ve kendisini güvenceye alıyordu. İnsanları okuyarak ona göre tavır takınıyor, onları kontrol edip istediğini elde ediyordu.
Tüm bu travmalar, çocukken yaşadığı olay ve büyütülme şekli yüzünden ortaya çıkmış olmalıydı. Helen de onun biraz farklı versiyonuydu. O da kendince zeki, mükemmeliyetçi ve detaycıydı. Aradaki en büyük fark, Helen'in daha çok kafasına-eseni-yapan bir tip olmasıydı.
Niyazi'nin bu iki kardeşi yetiştirdiği düşünülürse tüm bunların onun eseri olduğunu anlamak zor değildi. İkisi üzerindeki etkisi, Hayal'in sandığından daha büyük olmalıydı. Atlas da düşündüğünden çok daha derin biriydi. Onu çözmek hiç kolay olmayacaktı.
"Nasıl dayanıyorsun?" diye aniden sordu Hayal.
"Neye?" Atlas kafasını kaldırıp kaşlarını çattı. Kızın neyi sorduğunu anlamamış gibiydi.
"Her şeyin farkında olmaya." Hayal sorduğu sorudan bir an için pişman oldu. Nasıl açıklayacağını düşündü. "Bu kadar düşünmek, her saniye yeni şeyler planlamak yorucu olmalı. Her kelimenin, her hareketin nedenini analiz edip anlamlar arıyorsun. Bu, katlanılması imkânsız bir şey bence, belki de korkutucu!"
Atlas birkaç saniye hiçbir şey demeden kızın gözlerine bakmıştı. Dudağını ısırıp kafasını aşağı eğdi. Bu sorunun cevabını, kendisi de bilmiyor gibiydi. Omuzlarını yavaşça kaldırıp indirdi.
"Bilmiyorum," dedi en sonunda. "Ben başka türlüsüne alışmadım. Benim normalim bu galiba."
"Hiç yorulmuyor musun?"
"Ne önemi var ki? Sonuçta birinin bunları düşünmesi gerek, değil mi?" Atlas'ın yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirmişti. Sanki daha önce bu soruyu kendisi de sormuştu. "Biri bizi korumalı! Birileri, bir plan başarısız olduğunda yeni planlar yapmalı. Belki biraz yorucu... ama sorun değil."
Aklına, Atlas'ın şimdiye kadar yaptığı tüm planlar, anlık gelişen olaylara karşı aldığı önlemler ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmesi geldiğinde, yaptığı şeylerin çoğu kötü de olsa, kıvrak zekâsına hayran olmadan edemedi.
Zihni durmadan çalışıyordu, ki bu inanılmaz bir şeydi. Ama aynı zamanda ürkütücü. Çünkü Atlas'ın zekâsı cinayet aleti gibiydi; soğuk, keskin ve geri dönülemez felaketlere sebep olacak kadar tehlikeli. Eğer bir gün iradesini ve vicdanını kaybedip bir yerde durmazsa, işte o zaman herkes için büyük bir tehlike arz edecekti.
Hayal, içgüdüsel olarak kendisinin bile beklemediği bir şey yaptı. Sol elini masaya bırakmıştı. Derin nefes alarak heyecanını bastırmaya çalıştı.
"O zaman bugün seni yormayalım."
Atlas ilk kızın eline, sonra gözlerine baktı. Sanki yaptığı şeyin ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyordu.
"Hazır olduğuna emin misin?" Normalde kaba ve pürüzlü olan sesi, şimdi rahatlatıcı bir müzik gibi geliyordu ona. "Yapmak zorunda değilsin, Hayal."
"Sorun değil... gerçekten." Atlas'a gülümsemeye çalıştı. Bu korkusunu yenebilirdi. Eğer bu rolü oynamayı kabul ettiyse sonuna kadar gitmeliydi. Ekipteki diğer kızlar gibi güçlü olabilirdi. En önemlisi kendisini işe yaramaz hissetmezdi.
Atlas öne doğru gelerek yavaşça eline uzandı. Önce parmakları hafifçe bileğine dokunmuştu. Sonra elini avucuna almış, kırılgan bir şeymiş gibi baş parmağını elinin üzerinde gezdirmişti. Hayal nefesini tuttuğunu fark edip kendini toparladı. Sorun yok, dedi kendi kendine. Eski görüntülerin onu ele geçirmesini istemiyordu.
Atlas'ın dokunuşu çok şefkatli ve dikkatliydi. O herif gibi kaba ve sahip olma arzusunda değildi. Onu incitmekten korkuyordu. Zaten Atlas'ın o şerefsiz gibi olmadığını görüyordu Hayal. Belki de bu yüzden izin vermişti elini tutmasına. Yine de midesine giren krampı ve vücudundaki o tanıdık, rahatsız edici karıncalanmayı hissediyordu.
Atlas gözlerini kıza dikerken tepkisini ölçmek istiyor gibi bakıyordu. Hayal'i incitip incitmediğine karar veriyor olmalıydı. Hayal onu bu düşünceden uzaklaştırmak için gülümseyip elini usulca sıktı. Atlas da aynı şekilde ona karşılık vermişti.
Birkaç saniye daha öyle durdular. Atlas'ın baş parmağı artık kızın avucuna yönelmişti. Genç adam oradaki kesik izini gördüğünde duraksadı. Hayal yaraya bakmamaya çalıştı. Atlas'ın varlığına daha yeterince alışmamıştı bile. Eskiyi hatırlayarak travmalarını tetiklemek istemiyordu. Mide bulantısını ve tiksinme hissini zar zor bastırıyordu zaten.
Atlas kaşlarını çatarken ağır ağır yutkundu. Bakışları kızın gözlerine kaydığında Hayal orada büyük bir pişmanlık gördü. Bu, Atlas'ta net hissettiği ve onu şaşırtan duygulardan biri olmuştu. Pişman görünüyordu, fakat ne için?
"Benim sana bir özür borcum var, Hayal." Atlas'ın az önceki nahif tavırları kaybolmuştu. Ses tonu ciddileşmişti.
Hayal gözlerini kırpıştırarak, "Ne için?" diye sordu.
Genç adam hâlâ kızın avuç içindeki yarayı okşarken bakışlarını yana çevirdi. Atlas'ın eli, elindeyken aniden kaskatı kesildi. Tekrar kıza döndüğünde, Hayal onun mavi gözlerinde anlık bir öfke gördü. Yüzüne de gölge düşmüş gibiydi. Tüm bu ifadeler o kadar kısa sürede parlayıp kayboldu ki Hayal sanrı gördüğünü zannetti. Ama Atlas'ın eli hâlâ çok gergindi.
"Atlas, iyi misin? N'oldu?" Kafasını eğerek Atlas'a dikti endişeli gözlerini.
"O burada..." dedi kısık bir sesle. Hayal neden bahsettiğini anlamamıştı. Kim buradaydı? Atlas neden bu kadar gerilmişti? Hayal, elini sıktı ve kendisine bakmasını sağladı.
"Kim burada, Atlas?"
Cevap, Hayal'in donmasını sağlarken korku tüm bedenini ele geçirdi. Adamın ismi, zihninin en ücra köşelerine kadar yayılmıştı:
"Orhan... Orhan Özbey."
Ve bölüm bitti...