İçeriğe geç

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 18 · 34 dk okuma

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 18

Bölüm 18: Kırılmış bir kalp nasıl düzelir?

Bölüm 18: Kırılmış bir kalp nasıl düzelir?

Batu Çeliker...

İnsanları kırmak göründüğünden çok daha kolaydır. Özellikle hassas kalpli insanlar, çok daha çabuk kırılırdı. Düşüncesizce söylenmiş basit bir laf ve umursamaz bir hareket bile öyle insanları yaralamak için yeterliydi.

Batu o denli hassas biri miydi bilmiyordu. Tek bildiği, sevdiği insanlar için hassas kalpli oluşu ve onlar tarafından hep kırıldığıydı. Bundan bıkmıştı. Böyle biri olmaktan da sıkılmıştı. Özellikle son zamanlarda bu duyguyla baş etmek zorlaşmıştı onun için.

Helen Batu'nu tanıdığından beri neredeyse hiç kırmamıştı. Atlas içinse aynı şeyi söyleyemeyecekti. Dışarıdan baktığında Helen ile daha samimi görünüyorlardı belki; ama Atlas ile de hep yakın olmuşlardı. En azından Batu öyle sanıyordu. Son olaylardan sonraysa bundan şüphe eder olmuştu...

Batu bu arkadaşlığın güçlü olduğunu sanırdı; fakat tek taraflı olabileceği kanaatine varmıştı. Atlas onu umursamıyormuş gibi görünüyordu. Önceleri daha sık sohbet eder, daha çok vakit geçirirlerdi. Hatta eskiden üçü birlikte video oyunları oynayarak turnuvalar bile düzenlerlerdi.

Şimdiyse her şey değişmişti. Plan için harekete geçip ekibin diğer üyelerini de buna dâhil edince Batu, artık Atlas için tamamen yabancı biri olduğunu düşünmeye başlamıştı. İlk haftadan diğerleriyle bu denli iyi anlaşmasını beklememişti. O kadar çabuk bağ kurmuş olması ona kendini kötü hissettirmişti.

Ozan ile durmadan kavga edip anlaşamamalarına rağmen ilk gün bakışlarıyla anlaşmışlardı ve Batu bunu unutmamıştı. Sonrasında Kerem ile de çok iyi anlaştıklarını görmüştü. Onlara asla tamamen güvenmese de onları sahaya gönderecek kadar işleri batırmayacaklarına güveniyordu. Batu'ya geldiğindeyse iki haftadır ona görev verip çocuk gibi azarlamaktan başka bir şey yapmamıştı. Aralarında geçen tek konu, plandı.

Önceleri de planla ilgili konuşur, ona görev verip yapmasını isterdi. Fakat bunu arkadaş oldukları için rica eder, birlikte zaman geçirerek istediklerini elde ederlerdi. Atlas'ın bu yeni hâli ise Batu'nun tanıdığı Atlas'tan çok farklıydı. Ona emirler verip itaat etmesini bekliyordu. Ve bu onu çileden çıkarmaktan başka işe yaramıyordu.

Ona davrandığının aksine Batu, otur dediğinde oturacak, kalk dediğinde kalkacak bir evcil hayvan değildi. Tüm bu şeylerin üstüne de son olaylar yaşanınca Batu da artık dayanamamıştı. İçinde biriken öfkeyi istemsizce dışa vurmuştu. Bunu yaparken de kendisiyle ve düşündükleriyle ilgili bazı şeyleri de açık etmişti.

Ekiptekilerle bir sorunu olduğunu düşüneceklerdi. Hepsi oldukça zekiydi. Atlas ve Helen'in, onun ne demek istediğini anladıklarına emindi. Diğerlerini kıskandığını, kendisini değersiz gördüğünü anlamamaları imkânsızdı. Batu bunun için utanmıştı, diline hâkim olması gerekirdi. Ekiptekilerin onu yanlış anlamasını, Batu'nun onları sevmediğini düşünmelerini istemiyordu. Bu yanlış anlaşılmayı düzeltmeliydi.

Bunlar dışında bir de eskiden uyuşturucu bağımlısı olduğunu söylemişti. Aslında ağzından kaçırmıştı. O an doğru dürüst düşünememiş, o kırgınlık ve kızgınlıkla söyleyivermişti. Bunun için de pişman olup olmadığını bilmiyordu. Fakat haberleri olduğu için de artık daha rahattı.

Bundan sonra Atlas veya diğerleriyle arasındaki ilişki nasıl olacak bilmiyordu; iyiye mi gidecek, yoksa daha mı kötü olacak, tahmin edemiyordu. Fakat bunların sayesinde pek sevmediği Ozan ile yakınlaşmışlardı. Batu, onun peşinden gelebilecek son insan olduğunu düşünüyordu ama buradaydı. Arabanın yan koltuğunda oturuyordu.

Onu anlamıştı. Dertleşmişlerdi. Uyuşturucu konusu, ikisinde de büyük bir yaraydı. Batu gibi Ozan'ın kardeşinin de hayatı mahvolmuştu. Ama Batu'dan farklı olarak o artık yaşamıyordu. Bu bilgi onu neden bu kadar etkiledi bilmiyordu lakin Ozan'ın bu denli üzgün olmasına kayıtsız kalamamıştı.

Batu'nun bir kardeşi veya ağabeyi olmamıştı. Annesi ve babasıyla da pek vakit geçiren biri değildi zaten. Aileden birini kaybetmenin ne demek olduğunu anlayamıyordu. Ancak Atlas ve Helen'e bir şey olursa yaşayacağı acının bununla eşdeğer olacağına emindi. Onlardan birini kaybederse bununla nasıl baş edeceğini bilmiyordu.

"Neden öyle bakıyorsun?"

Yanı başında bir ses yükseldiğinde Batu irkilerek gerçekliğe geri döndü. Ozan, direksiyonu sağa kırarken anlamsız bakışlarını ona yönlendirmişti. Yeni arkadaşı, şoför koltuğuna geçmek istediğinde itiraz etmemiş, isteği üzerine yer değiştirmişlerdi.

"Ben.... Nasıl?"

"Bana neden melül melül bakıyorsun, diyorum?"

Batu kaşlarını çatmadan edemedi. "Mel- ne?"

"Boş ver," diye sırıtarak kafasını salladı. Batu'nun anlamamasından zevk alıyor gibiydi. "Ha, bu arada, senin soyadın neydi?"

Bu ani soru karşısında afallamıştı. Neden bunu sormak istemişti ki? Sonra nedenini tahmin edince göz devirdi.

"Soyadım Çeliker." Bakışlarını ön cama çevirdi. "Ve evet, doğru tahmin ediyorsun. Annem yabancı."

"Onu öğrenmek istediğimi nasıl anladın?"

"Takıntılısın konuşmama," dedi omuz silkerek. "Geç bile kaldın... yani sormak için."

Ozan'ın dudaklarında garip bir gülüş belirdi. Sanki Batu'nun lafları hoşuna gitmişti.

"Türkiye'de hiç yaşamadın mı?"

"Hayır." Kafasını iki yana salladı. Konunun nereye geleceğini yine tahmin edebiliyordu. Ne söyleyeceğini düşündü. "Atlas ve Helen ile tanışana kadar... ee...az biliyordum Türkçe. Kullanmıyordum bile Batu ismini."

"Dur bir dakika," diye araya girdi. Nedense keyiflenmişti. "Diğer ismin ne?"

Batu ilk başta söylemek istese de sonra sustu. Ozan onunla dalga geçecekmiş gibi bir his vardı içinde. Ve o adı artık kullanmak istemiyordu. O eski Batu'ya aitti, şimdi farklı bir insandı ve Batu ismini de daha çok seviyordu. Diğer ismini söylerse sanki eski hâline dönecekmiş gibi hissediyordu.

"Boş ver."

"C'mon, dostum," diye Ozan, onunla dalga geçmek için abartılı bir şekilde aksan kullandı. İki hafta önce Ozan'ın onunla böyle konuşacağını söyleseler Batu kahkaha atabilirdi fakat şimdi sadece gıcık oluyordu. "Merak ettim!"

"Söylemeyeceğim."

Ozan göz devirirken, "Nasılsa öğrenirim," diye fısıldadı.

Batu ona cevap vermezken başka bir konu bulmaya çalıştı. Ama aralarında geçen konuşmaların hiçbiri tekrar konuşulmaya müsait konular değildi. Onun, Atlas ile ilgili dedikleri aklına geldi aniden.

Hala Ozan'a inanmak istemiyordu. Atlas'ın kendisine değer verdiğini düşünmek, Batu için çok zordu. Gerçekten Batu'yu korumaya mı çalışıyordu? Bu yüzden mi saha görevine gitmesine izin vermiyordu?

"Yine sessizleştin," dedi Ozan trafik ışıklarında dururken. "Ne düşünüyorsun?"

"Hiç." Batu geçiştirmeye çalışsa da Ozan anlamış gibi yüzüne baktı. Araba tekrar hareket edene kadar konuşmadı.

"Kavgayı düşünüyorsun, değil mi?" Dirseğini cama yaslarken diğer eliyle direksiyonu çevirdi. "Takılma bence, fazla uzayacağını düşünmüyorum."

"Atlas'ı tanımıyorsun." Batu istemediği bir konunun içinde bulmuştu kendini. Neden cevap verdiğini bile bilmiyordu.

"Belki iyi tanımıyorum ama bu iki haftada bir şeyler öğrendim." Sokaktaki lambaların ışıkları yüzünü aydınlatmıştı. Ozan'ın koyu mavi gözleri ön plana çıkmıştı. "Helen'e ve sana fazla sinirli kalamıyor. Son günlerdeki hâlini görmezden gelirsek tabii..."

"Beni korkutan o..." Batu dudağını ısırdı. "Böyle değişmesi anlamıyorum..."

"Daha önce böyle durumlar hiç yaşanmadı mı?"

Batu kafasını iki yana salladı.

"Bak bu gerçekten çok garip. Ama belki de bu son kavgadan sonra aklı başına gelir."

"Onun aklı başında zaten."

"O da ne demek?"

"Atlas hep aklıyla şey yapar..." Kaşlarını çatarak doğru kelimeyi aradı.

"Hareket eder?" diye yardım ettiğinde Batu hızlıca, evet, anlamında kafasını salladı.

"Duygularını karıştırmaz. En zor anlarda bile..."

"Helen neredeyse kendini öldürdüğünde gözüme biraz duygusal gelmişti oysaki." Ozan'ın dudaklarında alaycı bir ifade belirirken Batu kaşlarını çattı. Daha biraz önce uzun ve karmaşık cümlelerle ilgili onu uyarmıştı. Ama bu, Ozan'ın pek umurundaymış gibi görünmüyordu. Söylediklerini az çok, aklında kaldığı şekliyle sessizce tekrarladı.

"O gün... o gün de mantıksız bir şey yapmadı. Ve o da bir insan," dedi nedensiz bir koruma içgüdüsüyle. "Duyguları var. Helen'i de çok seviyor. Korkması normal. Yine de yanlış yapmadı."

Lafını bitirdiğinde derin bir nefes aldı. Kelimeleri takılmadan söylemek için çok fazla efor sarf ediyordu.

"Peki, son günlerdeki hâlini nasıl açıklıyorsun?"

"Onu Helen bile anlamıyor. Benden bekleyemezsin anlamamı." Batu gözlerini devirdi. Atlas'ı anladığını ve tanıdığını sansa da onu hiçbir şekilde anlamıyordu. Özellikle bu duygusuz ve soğuk hâllerini. Helen'den bile uzaklaşmış ve kavga etmişti ki, bu göründüğünden daha ciddi bir meseleydi. "Onu böyle yapan şeyi merak ediyorum."

Ozan'ın yüzünde çok düşünceli bir ifade belirmişti. Sanki aklına bir şey gelmişti. Ve bundan hoşlanmamıştı.

"Ne düşünüyorsun?"

"Boş ver, gerçek olmasını istemediğim şeyler..."

Batu'nun merakı artsa da sormadı. Ozan'ın yüz ifadesinden hiç hoş şeyler düşünmediğini görebiliyordu. Bunları ona söyleyip biraz daha moralinin bozulmasını istemiyordu.

Uzun bir süre ikisi de konuşmadı. Varacakları yere de daha varamamışlardı. Batu, bu şehirde, her saatte trafiğin olmasına hayret ediyordu. Ne zaman bir yere gitmeye kalksa gününün yarısı trafikte geçiyordu. Helen'in anlattığına göre iş çıkış saatleri daha kötüydü. O anlardan birine denk gelmese iyi olurdu.

Etraftan geçen arabaları istemsizce sayarken gözüne ileride bir park ilişti. Batu, anında orayı tanımıştı. Daha fazla gidemezlerdi.

"Dur!" dedi aniden.

"Ne?" Ozan, sorgulayan bir ifadeyle ona baktı. "Delirdin mi? Yolun ortasında duramam."

"Şu parkı geçme, yeter."

Ozan nedenini sormak istiyormuş gibi ona bakmıştı ama sorgulamadan yapmıştı. Arabayı diğer araçların yanına, müsait bir yere park edip Batu'ya döndü.

"Neden burada durduk? Birini mi gördün?"

"Birini görmedim," diye kafasını iki yana salladı. "Ama gidemeyiz. MOBESE yüzünden. Arabayla geçeceğimiz yerde var."

"Sadece evin hangisi olduğunu bulmaya çalışacağız. Uzaktan gözlem yani... Adama saldırmayacağız, evi soymayacağız. Kamerayla bir işimiz yok."

Batu göz devirdi. Ona öğretilen şey bu değildi. Ne olursa olsun hep kendini güvenceye alması gerektiğini söylemişti Atlas. En önemsiz, en ince detayı bile düşünmelerini isterdi onlardan.

"Gün gelir o umursamadığınız; sadece küçük bir detay, deyip görmezden geldiğiniz şey sizi mahveder. Bu yüzden gereksiz riskler almayın, buna değmez."

"Boşuna risk alınmaz," dedi Batu, Atlas'ın ona söylediklerini hatırlayarak. O kadar duymuştu ki, artık ezberlemişti. "Aklımızla hareket etmeliyiz... Bu ekip, risk almak için değil, riskleri ortadan kaldırmak için var."

Ozan kaşlarını kaldırarak güldü. "Anlaşıldı... Atlas'ın öğrencisi olduğunu ispatladın. E o zaman n'apıyoruz, sen söyle?"

"Devamını yürüyeceğiz." Batu kapıyı açıp indi. Ozan da peşinden inmişti. Kollarını arabanın tavanına yerleştirdi.

"Emin misin? Yolu biliyor musun?"

"Tabii ki!" İki günden fazladır bununla uğraşıyordu. Sokağın nerede olduğunu biliyordu.

"Hadi o zaman, gel." Arabayı kilitleyip Batu'nun yanına gelmesini bekledi. Parka girmeden, hemen yolun kenarıyla ilerlerken Ozan'ın telefonuna bir mesaj gelmişti. Batu, mesajın kimden geldiğini tahmin edebiliyordu fakat ses çıkarmadı. İşle ilgili de olabilirdi.

Ozan, mesajı okuduktan sonra ona kaçamak bakışlar atması Batu'nun gözünden kaçmamıştı.

"Atlas, değil mi?" Dudaklarında alaycı bir ifade belirdi. "Bizi kontrol ediyor."

"Nasıl anladın?"

"Atlas bu, soracaktır... Lucky Guess!"

"Bir delilik yapmamızı istemiyor." Göz devirerek telefonu cebine soktu. "Evi öğrensek de Rıza'ya dokunmamalıymışız."

Batu'nun içinde tekrardan nedensiz bir üzüntü belirdi. "Bu kadar mı?" diye sordu. Ne bekliyordu ki? Atlas'ın onu sormasını mı? Kendisini merak etmesini mi? Son kavgalarından sonra bunu beklemesi saçmaydı. Ama karşı koyamıyordu. O, Atlas'ı dostu olarak görüp önemserken onun aynı şekilde Batu'yu görmüyor oluşu sadece canını yakıyordu.

"Bir de sana göz kulak olmamı söyledi. Dikkatli olun, yazmış..."

Batu istemsizce kafasını çevirerek Ozan'a baktı. Duyduklarına nasıl tepki vermesi gerektiğini bilmiyordu. Bu istek, onu önemsediği için miydi, yoksa Batu kendisini koruyamaz diye miydi? Ama Helen'e de böyle yaptığını biliyordu. Kız, ona gelip az şikâyet etmemişti bu durumu. Belki de gerçekten Ozan'ın dediği gibi ona değer veriyordu.

Kendisini bu düşünceye hemen kaptırmadı. Boğazını temizleyerek ciddi bir ifade takındı.

"İhtiyacım yok beni korumana." Tavırlı bir şekilde konuştu. Neden bilmiyordu ama bu lafı Ozan'ı güldürmüştü. Bariz bir biçimde onunla alay ediyordu. "Ben ciddiyim! Korurum kendimi!"

"Aslında evet," dedi Batu'yu şaşırtarak. "İnanılmaz şaşırtıcı; ama dövüşebiliyorsun."

Batu bozularak kaşlarını çattı ve dudaklarını büktü. "Şaşırtıcı olan ne?"

"Ne bileyim..." Ozan omuz silkti. Tek elini cebine sokarken gülümseyerek etrafa baktı. "Görüntün, dövüşebildiğini belli etmiyor, diyelim. Sıska, çelimsiz ve sürekli bilgisayar başında oturan biri olduğun düşünülürse..."

"Hah!" Batu hiç de çelimsiz olduğunu düşünmüyordu. Formu gayet iyiydi. Ama tabii, Ozan'ın yanında öyle görünmesi doğaldı.

Yanında yürüyen ekip arkadaşına öylesine bir göz attı. Batu'dan bir tık kısaydı sadece. Yine de vücudu bu eksiği kapatıyordu. Kalıplı ve iri yarıydı. Omuzları genişti. Göğsündeki ve kollarındaki kaslar, üstündeki bol olan tişörtten bile belli oluyordu. Kısacası, vücudunu bir hayli geliştirmiş olmalıydı. Spor yapmaya vakti oluyor muydu bilmiyordu ama yapıyor gibi görünüyordu. Normalde Batu böyle vücut tipleriyle dalga geçerdi, gözüne hoş görünmezdi fakat Ozan'da bu farklıydı. Bu görüntü hiç komik durmamış, aksine yakışmıştı. Her şey dozundaydı.

Böyle heybetli birinin yanında kendisinin sıska görünmesinin gayet doğal olabileceğini bir kez daha anladı. Bu durumda da sorun Batu değil, Ozan'dı.

Telefonuna mesaj geldiğinde yolu yarılamışlardı bile. Evden çıktığından beri görmezden geliyordu ama artık dayanamayıp telefonu cebinden çıkararak kim olduğuna baktı. Mesaj atan kişinin ismini okuduğunda istemsizce dudaklarında bir gülümseme belirmişti. Helen ona yazıp durmuştu. Onu merak ediyordu. Aslında tahmin etmişti mesajları onun yazdığını. Yine de bakıp cevap vermek için sakinleşmeyi beklemişti.

"Helen mi?" diye Ozan, ona bir soru yönelttiğinde Batu duraksamıştı.

"Evet..." Elindeki telefondan bakışlarını çekip ona döndü. "Nereden anladın?"

Ozan bilmiş bilmiş sırıttığında Batu bu soruyu sorduğuna pişman olmuştu bile. Hiç masum bakmıyordu ve bu, genç adamın hoşuna gitmemişti. Neden öyle bakıyor?

"Aptal sırıtmandan anladım." Bir şey ima eder gibi tek kaşını kaldırdı. İşaret parmağını kaldırarak Batu'nun yüzüne doğrulttu. "'Helen ile konuşuyorum' ifadesi bu. Sen Helen'e yanıksın, değil mi?"

Batu sonuncu dediğini anlamamıştı. Biraz düşündüyse de bir anlam çıkaramamıştı. Yanık da ne demekti?

"Yanık?"

Ozan iç çekerek göz devirdi. "Seninle işimiz var... Diyorum ki, sen Helen'den mi hoşlanıyorsun?"

Batu bu soruyla birlikte olduğu yerde durdu. Gözleri irileşirken ağzı açık bir şekilde Ozan'a baktı.

"Hayır!" dedi kontrolsüz bir sesle. Az kalsın panikle telefonu fırlatacaktı. "Onu nereden şey ettin... yok öyle bir şey..."

Ozan kahkaha atmaya başlayınca Batu afallamıştı. Ne demişti ki gülüyordu? O an, Ozan'a olmadığı kadar gıcık olmuştu. Bunu açık açık sorması, Batu'yu germek için yeterliydi. Eskiden olduğu kadar yoğun bir hoşlanma duygusu yoktu. Sadece ondan ilgi görmeyi seviyordu.

Ozan, iki hafta içinde böyle bir şey fark etmişse Atlas'ın önceden, duyguları çok fazlayken fark etmemiş olması imkânsızdı. Belki Helen bile hissetmişti...

Batu, şu an utancından yok olmak istiyordu. Şimdiye kadar ustalıkla sakladığını sanıyordu oysaki. Hatta hislerinin köreldiğini düşündüğünde bu işi daha iyi becermeye başlamıştı. Ozan'ın bu sorusuyla tekrar yerle bir oldu. Tüm rahatlığı ortadan kaybolmuştu.

"Helen sadece arkadaşım..." dedi söylediklerini inkâr etmeye çalışarak.

"Arkadaşın olduğunu görüyorum zaten." Tekrar yürümeye başlamıştı. Batu da peşinden gidip yanına vardı. Yolun sonuna varmak üzerelerdi. "Ama ondan hoşlandığını da görüyorum."

"Yok, dedim. Yanlış görüyorsun." Bu konunun başka bir zaman açılmasından korkmaya başlamıştı. Ya diğerlerinin yanında söylemeye veya ima etmeye kalkarsa? Ozan'ı ikna etmek istiyordu. "Hoşlanmıyorum... Bu konuyu da kapatalım. Sonsuza kadar."

"Pekâlâ. Ama gerçeklerden kaçamazsın." Kısa saçlarını geriye doğru eliyle itti. Sokağın sonuna geldiklerinde, "Ee? Nereden gidiyoruz?" diye sordu.

Batu etrafınsa şöyle bir döndü. Sokağı tanıyordu ama gidiş yolunda her yeri bilmiyordu. Görüş alanındaki yerler ona tanıdık gelmiyordu. Sola dönüp uzun bir merdiven gördüğünde kafasıyla orayı gösterdi. Muhtemelen oradan asıl sokağa çıkacaklardı.

"Şuradan."

İkisi de oraya dönüp merdivenlerden inmeye başladı. Gece olmasından kaynaklı olarak çok fazla insan yoktu. Tek tük insan gelip geçiyordu yanlarından. Ama o ara sokağa bağlı caddenin, gündüzleri çok işlek bir cadde olduğunu biliyordu. Bu yüzden arabayla oradan geçmek istememişti. Ara sokaklarla hareket etmek daha mantıklıydı.

Batu çaktırmadan etrafa baktı. Ozan'ın ona ayak uyduracağı bir şekilde, seri adımlarla karşıya geçti. Ufak tefek mağazaların yanlarından geçtiler. Bir kez daha sağa döndüklerinde Batu yaklaştıklarını anlamıştı. İdil'in ona tarif ettiklerini hatırlamaya çalışıyordu. Onları yanlış bir yola sokarsa Ozan'ın onunla dalga geçeceğini biliyordu çünkü.

"Sen gerçekten yolu biliyor musun?" Batu, onun daha önce konuşacağını sanmıştı. Çok bile sabretmişti.

"Evet..." Teoride biliyordu ama daha önce o da gelmemişti buraya. İdil'in anlattıklarından, fotoğraflardan gördüğü kadarıyla onu yönlendiriyordu.

Aslında Batu, uzun zamandır dışarı çıkmıyordu. Hep evde, bilgisayar başında geçiriyordu zamanını. Böyle yaşamayı sevse de arada sırada dışarı çıkmak da çok güzeldi. Ama Atlas, tüm saha görevlerinden onu uzak tutuyordu. Hatta İstanbul'a geldiklerinden beri Batu doğru dürüst gezememişti hiçbir yeri.

Bu, buraya ikinci gelişiydi. İlk gelişini hatırlamıyordu ama. Daha ailesinin unutmadığı bir bebekti o zamanlar. Neler olduğunu hatırlamıyordu bile. İkincisi de Atlas ve Helen ile olmuştu. Buraya gelirken de Amerika'da olan ailesine arkadaşlarıyla tatile gideceğini, bir süre kafa dinleyeceğini söylemişti. Ailesi de bunu fazla sorgulamadan kabul etmişti.

Türkiye'ye geldiğinden beri de çok az konuşmuşlardı. Onlar yine her zamanki gibi yoğundu. Batu da kendince yoğundu, bu yüzden iletişim kuramıyorlardı. Fakat bu anne ve babası için pek de dert değildi. Ona para gönderip maddi olarak destek olunca ebeveynlik yaptıklarını sanıyorlardı.

Batu gerçekliğe döndüğünde Ozan'ın ona seslendiğini anca anlayabilmişti.

"Yine dalıp gittin. Sana diyorum!"

"Ne?"

"Nerede bu sokak diyorum?"

Batu kafasını kaldırıp etrafa baktı. Harbiden, neredeydi bu sokak? Yine düşüncelere boğulmuştu. Odaklanmaya çalıştı. Burayı az çok hatırlıyordu.

"Sola!" Ozan'ı kolundan tutup o yöne doğru çekiştirdi. Ama ekip arkadaşı, bundan hoşlanmamış olacak ki kolunu sertçe elinden kurtarıp geri çekti.

Geldikleri yer tam da İdil'in tarif ettiği yere benziyordu. Birkaç tane bahçeli ev sırayla dizilmişti. Ama öyle büyük değillerdi. Hatta bazıları gecekonduya benziyordu. Bu mahalle gibi yer ona hiç tekin gelmemişti. Ozan da bunu düşünüyormuş gibi yerinden rahatsızca kıpırdanmış, etrafa sert bakışlar atmıştı. Eliyle sık sık kemerine sıkıştırdığı, pantolonunun önündeki silahı yokluyordu. Tişörtünün altına saklamıştı.

"Herif başka bir yerde kalsa şaşardım zaten." Kısık sesle konuşmuş, onları karanlık bir köşeye çekmişti. "Buradan hoşlanmadım."

"Ben de hoşlanmadım," diye itiraf etti. "Ama biliyorsun..."

"Evet, evet." Ozan'ın sesi kulağa bıkkın geliyordu. Sanki tüm bunlardan yorulmuştu. "Hangisi olduğunu bulmamız gerekiyor."

"İdil bir şey... ıı... bir şey söylemişti galiba." Kaşlarını çatarak hatırlamaya çalıştı kelimeyi.

"Ne söylemişti?"

"Girişteki evlerden biri... sanırım, öyle demişti."

"İdil de olmasa ne yapardık." Ozan'ın suratında alaycı bir ifade belirdi. "Her şeye koşuyor. Ama keşke o kadar gelmişken herifin tam olarak yerini öğrenseydi de biz de burada olmasaydık."

"İdil en iyisini yaptı." İçgüdüsel olarak kızı korumaya çalıştı. "Atlas sonradan istemedi, şey için..."

"Ortalıkta fazla görünmesin diye mi?" Batu hızlıca kafasını sallayarak onu onayladı. "Rıza, İdil'e de zarar vermişti. Atlas korkmuyor mu kız sinirlenip bir şey yapar diye?"

"Hayır. İdil şeydir... akıllı. Kendini kontrol edebiliyor." Batu, uzakta, ışığı açık olan eve baktı. "Saçma bir şey yapmaz."

"Atlas'ın onu neden öne sürdüğü anlaşıldı."

Batu buna cevap vermemişti. Ozan onun kolunu dürttü hafifçe. Ona döndüğünde, konuşmadan sağ tarafı gösterdi. Oraya gitmek istiyor gibiydi.

"Şu yönde ilerleyelim. Yanımdan ayrılma."

Beş dakikaya kadar konuşmadan yürüdüler. Sadece evlere bakıyor, tahminde bulunmaya çalışıyorlardı. Keşke kamera olsaydı, diye geçirdi içinden. Ya da takip edebilecekleri herhangi bir işe yarar ipucu. Ama ellerinde pek bir şey yoktu. Sadece orada vakit geçirerek bir şeyler öğrenebilirlerdi.

"Burada biraz duralım." Neredeyse mahalleyi turlamışlardı ama ortada bir şey yoktu. Ozan sırtını, yaşam belirtisi olmayan, boyası akmış bir evin duvarına yasladı. Avuç içlerini gözlerine bastırarak ovuşturdu. Batu, onun yorgun olabileceğini unutmuştu. Tüm gün işte çalışmıştı, şimdi de dinlenmeden Rıza'nın peşine düşmüşlerdi. Saatlerdir dinlenip uyumamıştı muhtemelen.

"Yorgunsan dinlen-" Batu, bir elin ağzını kapamasıyla susmuştu. Ozan'ın bu ani hareketiyle neye uğradığını şaşırdı. Ekip arkadaşı onu, o şekilde geriye doğru çekiştirirken panik yapmamaya çalıştıysa da olmadı. Duvarın diğer tarafına geçip iki evin arasındaki karanlığa sığındılar.

"Sessiz ol!" diye kulağına doğru kısık sesle bağırdı. Batu bunu sorgulamadan yapınca sesleri duymuş, neden öyle bir tepki verdiğini anlamıştı. Yaklaşık on metre uzaktaki evin köşesinden dönen, aniden ortaya çıkan bir ikili sokakta konuşarak yürüyordu.

"Neden gecenin bu saatinde buluşuyoruz ki?" diye sitem etti sağdaki adam.

"Rıza öyle istedi, sorgulama. Sadece yap."

Ozan'ın eli Batu'nun ağzını kapamamış olsaydı yüksek ihtimalle kahkaha atacaktı. Onca zamandan sonra büyük bir ipucu bulmuşlardı. Bu gece şansı üstündeydi sanki. Kendileri planlasa ancak bu kadar olurdu.

Yanlarına geçip giderken Ozan, onu biraz daha kendine çekip elini ağzına iyice bastırdı. Batu, birazdan havasızlıktan bayılacaktı. Ozan fazla mı abartmıştı bu sessizlik işini?

İyice uzaklaştıktan sonra elini biraz gevşetmişti. Batu biraz daha rahat bir pozisyon aldı. Hafifçe arkaya doğru eğildiğinden belinde de ufaktan ağrı başlamıştı. Ama artık dayanamayarak ağzını açıp Ozan'ın parmağını ısırdı ve sonra hızlıca itti.

Ekip arkadaşı son anda kendisini durdurarak sessizce bir küfür savurup elini acıyla havada sallarken Batu, oldukça memnundu yaptığından. Ozan öfke ve şaşkınlıkla ona bakıp yaptığı şeyi anlamlandırmaya çalıştı. Sonra tüm gücüyle Batu'nun omzuna yumruk attı.

"Niye elimi ısırıyorsun lan? Delirdin mi?"

Batu yumruğun etkisiyle geriye doğru sendeleyip omzunu tuttu. Az önceki adamlar duymasın diye bağırmamaya çalıştı. Bir daha asla Ozan'ın cüssesini göz ardı edip onu kızdırmayacaktı. Yumruğunun yarısının boşa çıkmasına rağmen çok acıtmıştı, gerçekten vursaydı herhalde omzu çıkardı.

"Kolum..." diye inledi kısık sesle. "Nefes alamıyordum!"

"Şimdi de alamıyorsun." Yaptığı şeyle övünüyordu resmen. Ozan ona ters bir bakış fırlatıp kolundan tutarak saklandıkları yerden çıkardı. Kafasıyla onlardan bir hayli uzaklaşmış ikiliyi gösterdi. "Şunları takip edelim. Ama sessiz ol ve kimseyi ısırmaya kalkma! Hadi, gel..."

***

"Bana kızmayı keser misin artık?" Batu bıkkınlıkla göz devirdi koltuğa otururken.

"Oturma lan oraya ıslak ıslak!" Batu Ozan'ın içeri girip bağırmasıyla elektrik çarpmış gibi kalktı oturduğu yerden. Elindeki havlulardan birini doğrudan yüzüne fırlatmıştı. "Kurulan şununla."

Batu kafasındaki havluyu alıp ıslak saçlarını silerken Ozan'ın da yüzünü sildiğini gördü. Kısa saçları kafasına yapışmıştı ve uçlarından su damlıyordu.

"Ne benim suçum?" diye sorarken kelimeleri yanlış sıraladığını fark edip düzeltmeye çalıştı. "Benim suçum ne?"

"Gidelim içinden parkın, Ozan," diye sesini inceltip aksanı benzetmeye çalışarak Batu'nun söylediklerini taklit etti. Hatta o kadar inceltmişti ki Batu, karşısında bir kız var sandı.

"Birincisi, öyle değil benim sesim." Üstünü kurulamaya çalışırken konuştu. Batu sesinin o derece ince olduğunu sanmıyordu. Ozan'a bozulduğunu belli etmemeye çalışsa da pek başarılı değildi. "İkincisi ben mi çalıştırdım o... ismini bilmediğim şeyleri?"

"Fıskiye lan fıskiye!" Ozan artık bunu onuncu kez söylüyordu. Ama Batu ne aklında tutabiliyordu ne de telaffuz edebiliyordu.

"Söyleyemiyorum işte!"

Ozan derin bir nefes alıp sabır çekti. "Sırılsıklam olduk ya."

"İyi tarafından bak." Ozan'ı biraz daha kızdırmayı göze alarak sırıttı.

"Hangi iyi taraf? Fıskiyelerin altında yaşadığımız romantik anlardan mı bahsediyorsun?"

Batu gülmemek için kendisini zor tutmuştu. Kaçmaya çalışırken ortaya çıkan görsel şölen, unutulacak gibi değildi. Ozan, Batu gülerse ona attığı yumruğun daha kötüsünü yaşatacağının sinyallerini veriyordu bakışlarıyla. Bu yüzden gülmedi.

"Bulduğumuz evi diyordum..."

Ekip arkadaşı ona sert bir bakış fırlatıp silahını, kimliğini, cüzdan ve anahtarını yan taraftaki kahverengi dolaba bıraktı. Batu gözlerini salonda gezdirmeden edemedi. Oda sadeydi. Genel olarak kahverengi, bej ve beyaz renkler kullanılmıştı. Sol tarafta ahşaptan bir kitaplık vardı. Raflara polisiye romanları ve polislikle ilgili kitaplar dizilmişti.

Hemen yanında yemek masası vardı. Ama uzun zamandır kullanılmış gibi görünmüyordu. Ozan tek başına yaşıyorsa bu normaldi. Ama neden böyle bir ev tutmuştu ki? Ailelerin oturduğu evlere benziyordu.

Bej, üçlü koltuğun önündeki sehpanın üstü camdı. Odadaki en yeni şey oymuş gibi görünüyordu. Diğer tekli koltuklar da az kullanılmış gibiydi. Batu, Ozan'ın ne zamandır burada yaşadığını merak etmeye başlamıştı.

"Evin güzelmiş..." dedi istemsizce. Ozan havluyu omzuna bırakıp Batu'ya baktı.

"Eyvallah."

"Ve..." Utanarak ona baktı. "Teşekkür ederim... şey, izin verdiğin için. Burada kalmama."

"O eve dönmek istemeyeceğini tahmin ettim sadece. Teşekküre gerek yok." Koridora çıkmadan önce konuştu. "Ben üstünü değiştirmen için bir şeyler getireceğim. Rahatına bak."

Ozan salondan çıktığında Batu tekrar koltuğa oturmak için hareketlendi ama oturamadan koridorun başından bir ses yükseldi.

"Oturma şu koltuğa!"

"Okay!" diye karşılık verip bağırırken dikeldi. Odaya kesin kamera falan takmıştı.

Batu yerinde duramayarak odanın içinde gezdi. İlk olarak kitap rafına doğru yönelmişti. Gözleri, tüm kitapların üzerinde gezerken orada bulunan tek fotoğraf çerçevesine takılmıştı. İstemsizce uzanarak onu aldı.

Fotoğrafta, Ozan'ın daha genç olan bir hâli vardı. Bir de ondan birkaç yaş küçük olan bir oğlan. Az önce Batu'nun oturduğu koltukta oturmuştular. Başını Ozan'ın göğsüne yaslamış, kollarını da gövdesine sarmıştı. Ozan da onu kendine çekerek omuzlarına sarılmıştı. Fotoğraf, birbirleriyle şakalaşıp kahkaha atarken çekilmiş gibiydi.

Çocuk, ince ve uzundu. Bunu otururken bile görebiliyordu. Biraz daha büyüse Ozan'ı geçerdi muhtemelen. Batu'nunki gibi koyu kahverengi saçları, karışık, gür ve düzdü. Dudakları inceydi ve gülüşü yaramaz bir çocuğun gülümsemesine benziyordu. Gözleri, bu eski fotoğrafa rağmen çok parlak görünüyordu.

Ozan'ın kardeşi, diye düşündü. Anıl...

Ozan onunla iyi anlaşamadığını söylemişti. Ama burada hiç de öyle görünmüyordu. Fotoğraf daha eski olmalıydı. İyi anlaştığı zamanlardan.

"N'apıyorsun sen?" diye aniden kapının yanından bir ses duyuldu. Batu yerinde zıplarken çerçeveyi düşürmemek için sıkı sıkı tuttu.

"Hiç.... Hiçbir şey." Fotoğrafı tekrar yerine bırakmıştı. Kendisini aniden çok kötü hissetti. Ozan'ın özel hayatına burnunu sokmuştu resmen. "Özür dilerim. Ben..."

"Sorun değil," diye geçiştirdi. Batu'ya yaklaşarak elinde tuttuğu kıyafetleri ona uzattı. "Al, değişirsin üstünü..."

Batu ondan kıyafetleri alırken kısık bir sesle teşekkür etmiş, istemsizce bir kez daha fotoğrafa bakmıştı. Oradaki Ozan, çok daha farklıydı. Batu, onun daha önce bu kadar samimi ve içten güldüğünü görmemişti. Gülüşünde, saf neşe vardı. Anlaşılan, kardeşini kaybettikten sonra böyle katı bir adama dönüşmüştü. Bir daha böyle gülecek miydi, merak ediyordu.

"Banyo nerede?" Yanından sıyrılıp kapıya doğru ilerlerken arkasını döndü.

"Koridorun sonunda." Ozan onunla konuşsa da bakışları fotoğraftaydı. Sanki daha önce görmemiş gibi ilgiyle bakıyordu. Batu merakına yenik düşerek kendisini tutamadı.

"Anıl mı?" diye sordu. Ozan'ın ona kızmamasını umdu. Gerçekten de kızmamıştı. Yüzündeki hüzün büyümüş, gözlerine yorgunluk çökmüştü.

"Evet, o." Sesi kırgın geliyordu. "Birlikte çok az fotoğrafımız var. Ve aralarında, gerçekten güldüğümüz tek kare bu..."

"Aslında," diye Batu konuşmaya başladı. "Anıl şanslıymış... yani, sana sahip olduğu için."

"Peki neden onu koruyamadım?" Ozan'ın kırmızı gözleriyle karşılaştığında bakışlarını kaçırdı.

"Bazen yeterli olmaz... yaptıklarımız." Omzu silkti acıyla gülümserken. Kelimeleri aklında toparlamaya çalıştı. "Bu suçlu yapmaz bizi."

"Onu yalnız bıraktım..."

"Ben... ben eminim. Anıl asla yalnız olmadı." Batu kafasını iki yana salladı. Çerçeveyi gösterdi bakışlarıyla. "Bu da kanıtı. Benim... böyle fotoğrafım bile yok. Hiç olmadı."

"Sen tek çocuktun, değil mi?"

"Evet," diye iç çekti. Bakışlarını kaçırdı. Ozan, anne ve babasını sormamıştı. Ki doğru da yapmıştı. Zaten arabadayken ilgisiz bir ailede büyüdüğünü anlatmıştı. Tekrar tekrar anlatmaya gerek yoktu.

Her şeye rağmen Ozan'ı ve Anıl'ı kıskanıyordu. Aralarındaki ilişki ne kadar kötü de olsa Batu böyle bir ilişkiye sahip olmak isterdi. En azından tamamen yalnız olmazdı. Ozan'ın, yani bir ağabeyin sevgisini tatmanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyordu. Kardeşlik duygusunun nasıl olduğunu asla öğrenemeyecekti.

Atlas uzun zamandır yanında olsa da ilişkileri tam olarak ağabey kardeş ilişkisi sayılmazdı. Ozan onların öyle olduğunu düşünse de bu, pek de öyle değildi. Aralarında sadece bir yaş farkı vardı ve ilişkileri de genelde arkadaşlık çerçevesindeydi. Ozan'ın dediği gibi, Atlas onu korumaya çalışsa da Batu bunun, ağabeylik yapmak için olduğunu düşünmüyordu.

Kafasını iki yana sallayıp düşüncelerini bir köşeye itti.

"Neyse, ben üstümü şey yapayım." Eliyle koridoru göstererek hareketlendi. Tam salondan çıkacakken durmuştu tekrar.

"Bu arada..." Anlamlı gözlerle Ozan'a baktı. "Ağabeyim olman için her şeyi yapabilirdim."

İçinden geçenleri söylemek için kendisini durdurmayıp düşüncelerini itiraf ettikten sonra Ozan'ı, yüzündeki şaşkınlık ifadesiyle salonda bıraktı.

***

Ozan, Batu'ya evde rahat etmesini söylemişti ama ilk başta Batu oraya alışamamıştı. Başka bir evde yaşamamıştı daha önce. Birlikte yaşadığı kişiler de şimdiye kadar sadece Helen ve Atlas olmuştu. Ama şu anda da Ozan ile olduğu söylenemezdi.

Ozan, Batu uyurken erkenden çıkıp işe gitmişti. Genç adamın haberi bile olmamıştı. Sadece mesaj atarak işe gittiğini ve geç dönebileceğini belirtmişti. Bir de onun için alışveriş yapıp abur cuburlar aldığını söyleyerek evde istediği gibi takılabileceğini yazmıştı.

Batu tüm yaptıkları için minnettardı. Bunun karşılığını nasıl ödeyeceğini bilemiyordu. Zaten Ozan'ın da bunu bir karşılık beklemeden yaptığı kesindi. Dün akşam Batu düşündüklerini söyledikten sonra o konuyu bir daha açmamışlardı. İkisi de biraz kendi hâlinde takılmış, sonra Ozan Batu'ya uyuması gerektiğini söyleyerek koltukta -ki bu Batu'nun isteğiydi- onun için yer ayarlamıştı.

Batu ilk başta uyumak istemese de elinde olmadan uykuya dalmıştı. Uykusuz geçen günlerden sonra zaten uyumaması anormal olurdu. Onun da direnci buraya kadardı. Koltuk da hiç olmadığı kadar rahattı.

Uyandığında nerede olduğunu algılayamamıştı ilk. Sonra dün akşam yaşadıklarını hatırlayarak Ozan'ın evinde olduğunu anlamıştı. Ayaküstü kahvaltı yaptıktan sonra saatlerce ne yapacağını bilemedi. Televizyon izleyip Ozan'ın aldığı abur cuburların bazılarını açıp yedi. Bir ara da öylece evin içinde gezip etrafı incelemişti.

Ev ne büyüktü ne de küçük, iki veya üç kişinin yaşayacağı tarzdaydı. Tüm mobilyalar açık tonlardaydı. Çok sade ve şıktı. Ozan'ın bu kadar zevkli olabileceğini düşünmezdi. Ev güzel olmasına rağmen bir hayli tozluydu. Uzun zamandır temizlik yapılmamış gibi görünüyordu. Ama böyle olması da mantıklıydı. Ozan'ın yoğun iş temposundan ve Atlas'ın planlarından vakit bulup temizlemesi imkânsızdı.

Batu sadece tek bir odaya bakamamıştı. O odanın da kapısı kilitliydi. Batu bunun neden olabileceğini tahmin ediyordu. Girip bakmak istediği oda, Anıl'ın odası olmalıydı. Batu, Ozan'ın odada hiçbir şeye dokunmadığına yemin edebilirdi. Yüksek ihtimalle de anısı var diye de böyle muhafaza ediyordu.

Batu tekrar koltuğa geçerken sıkıntıdan ölmek üzereydi. Bir ara çekip gitmeyi bile düşünmüştü. Ozan'ın, onu ne kadar süre burada tutmayı düşündüğünü bilmiyordu. Belki erkenden gitmesini istemişti, belki kahvaltı ettikten sonra gideceğini düşünmüştü. Ama Batu hâlâ oradaydı. Bu yüzden kendisini rahatsız hissediyordu. Gitmek isterdi ama gidecek bir yeri yoktu ve hâlâ eve dönmek istemiyordu.

Helen dün akşamdan beri dönmesi için ısrar etse de Batu'nun henüz içinden gelmiyordu. Oradan, tüm görev stresinden uzaklaşmaya ihtiyacı vardı. Tüm her şey çok fazla geliyordu.

Genç adam çalıştığı üç günün yorgunluğunu tamamen çıkaramamış olacak ki öğleden sonra bir kez daha koltukta uyuyakalmıştı. En kötüsü de kötü bir pozisyonda uyuduğu için boynunun tutulmuş olmasıydı. Boynunu ovup ayağa kalkarken pencereye yaklaştı. Dördüncü kattan aşağıya baktı. Havanın kararmasına rağmen hâlâ mahallede oynayan çocuklar vardı. Batu gülümsemeden edememişti.

Tam onları kıskanacaktı ki kapının açılmasıyla gerçekliğe geri dönmüştü. Batu kafasını çevirip salon kapısına baktı. Koridorda ayak sesleri yükseldi. Ozan içeri girip Batu'yu gördüğünde elinde olmadan irkilmişti. Sanki evde biri olmasına şaşırmıştı.

"N'aber?" diye Batu mahcup bir ifadeyle gülümsedi. Evinde kaldığı için hâlâ çok rahatsız hissediyordu.

"Doğru ya, sen buradaydın." Ozan şaşkınlığını atıp içeri girdi. Batu'nun asılmış suratını gördükten sonra göz devirdi. "Yanlış anlama. Sadece evde birilerinin olmasına alışkın değilim."

Batu istemsizce kaşlarını çattı. "How? Hiç kız arkadaşın olmadı mı?"

Ozan üstünde taşıdığı eşyaları çekmecenin üzerine koyarken baygın bakışlarla ona baktı. Ama hiçbir şey demedi. Batu bir an yanlış bir şey söylediğinden korktu.

"Ya da erkek arkadaş?" diye yokladı onu. Sadece kızlardan hoşlanacak diye bir şey yoktu sonuçta. İlgi alanı başka olabilirdi. Ozan ise sadece ona dönüp Batu'nun bu gereksiz merakı karşısında göz devirmişti.

"Sevgilim yok." Keskin bir ses tonuyla konuştu. Devamını getirmemesi için çaktırmadan uyarmıştı onu. Batu da buna uydu ve daha fazla soru sormadı. "Ben duş alıp geliyorum."

Koridora çıkmadan önce durup arkasını döndü.

"Bu arada yolda gelirken pizza sipariş etmiştim. Haberin olsun. Cüzdanım da orada, gelirse ödersin."

Batu kafasını sallayarak onayladı onu. Ozan duş almak için giderken Batu tekrar yalnız kalmıştı. On dakikalık bir bekleyişin ardından kapı çalınca pizzanın gelmiş olduğunu anlamıştı.

Batu, Ozan'ın dediği gibi pizzaları alıp parasını ödedi. Kutuları salonda, sehpanın üzerine bırakmıştı Kokusu iştahını iyice kabartmıştı. Dayanamayarak üstteki kutuyu açıp bir dilim aldı. Daha ısıramadan ensesinde hissettiği bir darbeyle durdu.

"Bekleyemedin mi lan?" Ozan ev giysileriyle karşısında duruyordu. Yüzünde de yalandan bir sinir ifadesi vardı.

Batu göz devirmeden edemedi. "Beni unuttuğunu dedin ama iki kutu şey yapmışsın."

Ozan alayla gülümseyerek koltuğa geçti. Geriye yaslanarak rahat bir pozisyonda oturdu.

"Hep iki kutu sipariş veririm. Ne kalırsa da bir sonraki gün yerim. Ama ne yazık ki bugün seninle paylaşmak zorunda kalacağım."

Batu Ozan'ın surat ifadesine bakıp güldü. "Üzüldüm senin için. Tüh..."

"Bu arada şaşırdım, pizza sipariş vermene." Bir dilimin neredeyse tamamını yutmuştu. "Lahmacun, pide gibi şeyler yersin diye düşünmüştüm."

Ozan gülerek, "Bugün pizza günüm," dedi ve Batu'nun uzandığı dilime uzanarak ondan önce alıp ısırdı. Batu'nun pis bakışlarını keyifle izlerken arkasına yaslanarak yedi.

Bir süre sessizce pizzalarını yediler. Ozan laptopunu getirip dikkatle bir şeyler okurken kolasından da bir yudum aldı. Batu yanına gidip bakmamak için zor tutuyordu kendini. Zaten bugün de yeterince teknolojiden uzak durmuştu. Bünyesi buna alışamamıştı.

"Ne izliyorsun?" diye sordu merakına yenik düşerek.

"Kamera kayıtları." Ozan gözlerini ekrandan ayırmadı.

"Cinayet şeysi mi?"

"Evet."

"İzleyebilir miyim?"

"Hayır."

Batu bu cevap karşısında duraksayıp kaşlarını çattı. "Neden?"

Ozan izlediği şeyi durdurup boş bakışlarını Batu'ya yönlendirdi. Sanki dünyanın en saçma sorusunu sormuştu.

"Bu bir delil ve sen de emniyetten ortağım değilsin. Polissin de haberim mi yok?"

"Polis değilim. Ama yardım edebilirim..."

"Hayır!" Ozan yine konuyu kapatmasını istediğini belli etse de Batu bu sefer hemen ikna olmadı.

"Yaptım daha önce de. Yardımım olur." Batu İngilizce konuşmamak için kendisini zor tutuyordu. Ozan sırf hoşlanmıyor diye Türkçesini zorluyordu ama rahat olduğu dilde düşünmeyi engelleyemiyordu.

"Batu, bunlar gizli bilgiler. Her önüme gelenle paylaşamam." Elindeki pizza dilimini sinirle geri bıraktı. Alaycı sesi bir kez daha duyuldu. "Do you understand me?"

Ozan, onunla açık açık dalga geçiyordu. İngilizce konuşmamasını istemesine rağmen şimdi o öyle konuşuyor, onun konuşma tarzıyla alay ediyordu. Yastıklardan birini alıp ona atmamak için kendisini zor tuttu.

"Cinayet işlendi ve sen buna okay oldun. So... suç ortağı sayılırız. Basit biri değilim senin için."

Ozan sabır dilenirmişçesine yukarı çevirdi bakışlarını. Bir şey mırıldansa da Batu ne duymuş ne de anlamıştı. Batu, onu sövdüğüne neredeyse emindi. Yine de vazgeçmek gibi bir niyeti yoktu. O davayı öğrenmek istiyordu. Tüm gün sıkılmıştı zaten evin içinde. Ona düşünecek yeni şeyler gerekliydi. Ve şu durumda da en iyisi bu çözülemeyen cinayetti.

"Bu cinayet konusunu bir daha açma. Cinayeti ben işlemedim." Ozan'ın tehditkâr sesi Batu'yu hiç etkilememişti. Genç adam, onun Faruk'u öldürme konusunda hâlâ hassas olduğunu görebiliyordu. O cinayete göz yumduğu gerçeğini unutmak istiyordu. Ama Batu buna izin vermedi.

"Ama izin de verdin..." Aynı Ozan gibi alayla bakmıştı. "Ve hâlâ bizimlesin. Unutmuştun polisliği o zaman..."

Ozan susup öfkeli bakışlarını Batu'nun gözlerine dikti. Geri adım atmaya hiç niyeti yoktu. Ekip arkadaşının gözünde, o duraksamayı da anlık olarak görmüştü. Kendisini sorgulamasını sağlamıştı belki de.

İlk tanıştıkları gün hep polis olduğunu vurgulayıp cinayete sert tepki vermesine rağmen yanlarında durmuş, oyuna ayak uydurmuştu. Ve büyük ihtimalle de bunu yaparken kendisinden çok ödün vermişti. Mesleği ve sahip olduğu idealleri için kendisine çizdiği sınırları, ördüğü duvarları yıkıp geçmişti. Bununla baş etmek zaten yeterince zor olmalıydı. Şimdi de Batu gelmiş, tekrar bunları hatırlatmıştı. Bu da gördüğü kadarıyla Ozan için hiç iyi olmamıştı.

Batu bir an için pişman oldu. Bunları söylemeye hakkı yoktu. Elinde bir tek mesleği kalmış adama bunları nasıl söyleyebilmişti ki? Kendinden bir an için nefret etti. Sırf gizli bilgileri onunla paylaşmıyor diye böyle şımarıkça hareketler yapıp onu manipüle etmeye çalışmıştı. Bu doğru değildi, Atlas gibi yapıp insanları böyle kullanamazdı. Üstelik bunu yaptığı kişi, ona evini açmış, iyi davranmıştı.

"Özür dilerim," dedi bakışlarını kaçırırken. Ses tonu pişmanlıkla doluydu. "Öyle şey yapmak... yani... söylemek istemedim."

Ozan derin bir nefes alıp sehpaya baktı. Kafasını yavaşça salladı.

"Ama doğru." Batu şaşkınlıkla başını kaldırıp Ozan'a baktı. "Söylediklerin doğruydu."

"Mesleğine laf..."

"Tamam," diye lafını bölerek kestirip attı. Kaşlarını çatarken zorlukla yutkundu. Aklındakileri söylemek onun için çok zor olmalıydı. "Sen haklısın bu konuda. Hem gerçekten de yardım edebilirsin bana. Rıza'nın evini tek başına bulacak kadar zekisin."

Batu istemsizce tebessüm etti. Şu iki günde hayatında almadığı kadar iltifat almıştı belki de. Kendisinin zeki olduğunu bile düşünmezdi. Ozan'dan bunları duymak onu her ne kadar duygulandırıp kendisiyle gurur duymasını sağlasa da az önce dedikleri için de bir o kadar vicdan yapıyordu.

Kendisini durduramayıp sırıtırken, "Really?" diye sordu. Aklını meşgul edecek bir şey bulduğu için oldukça mutluydu. Görev dışında da bir şey düşünecekti. Ve böyle gizemli olaylar da aklını meşgul etmesi için birebirdi.

"Really!" diye Ozan onun sorusuyla alay etti. Bıkkın bir bakış atıp yanına gelmesini işaret etti. Batu bu isteği ikiletmeden Ozan'ın yanına, üçlü koltuğa oturdu. Bakışları direkt ekranı bulmuştu.

"Hadi anlat."

Ozan ona vakanın tüm detaylarını anlatmaya çalışırken Batu hepsini dinlemişti. En azından büyük bir kısmını dinlemeye çalışmıştı. Bu, Batu için oldukça önemli bir gelişmeydi. Dikkati dağılırsa yarısını bile dinleyemeyebilirdi. Odaklanmak için çok fazla efor sarf etmişti, olayı çözemezse bu enerjiye yazık olacaktı. Bu yüzden tüm parçaları birleştirmeye çalışıyordu.

"Ee? Ne diyorsun?"

"One sec..." Batu işaret parmağını kaldırarak koltuktan kalktı ve raftan boş bir A4 kâğıdı aldı. Geri dönüp sehpanın üzerindeki pizza kutularını kapatarak bir kenara bıraktı hızlıca. Ozan'ın elindeki kalemi alıp şimdiye kadar ellerine geçen tüm bilgileri kâğıda sırayla yazmaya başladı.

Hem hızlı hem de berbat yazısını sonradan okurken zorlanmasın diye İngilizce yazarken Ozan başının üstünde durmuş, ne yazdığına bakmıştı. Batu onun meraklı yüzüne aldırmadan devam etti.

Adam küvette boğularak ölmüş. Kapılar ve pencereler içeriden kilitli. Giriş ve çıkış yok. İçeri sadece yemek söylemiş ve iki ziyaretçisi olmuş. Birisi iş arkadaşı, diğeri karısı. Ölüm saatinden önce orada bulunmuşlar. Öldüğünde odada kimse yokmuş.

Yazdığı son iki cümlenin altını çizdi. Oradan bir şey çıkabilirdi. Sonra yine devam etti yazmaya. Yazdıkça parçaları birleştirmek daha kolay olacaktı.

Oda servisini yapan personelle, karısıyla ve arkadaşıyla konuşulmuş. Hepsi masum olduğunu söylemiş. Ve yakalatmak için hiçbir delil yok. Anlattıkları, diğerlerinin ifadesiyle ne de kendi söyledikleriyle çelişmiyor. Polise göre hepsi doğru söylüyor. Odadaki tüm parmak izleri de adama ve ziyaretçilerine aitti.

Neden korkuyordu?

İşiyle ilgili bir sorun varmış. Tehlikeli insanlara bulaşmış. Karısına ve arkadaşına detay vermemiş. Korktuğunu ve saklanması gerektiğini söylemiş.

Batu kâğıda ve yazdıklarına bakıp tekrar tekrar okurken Ozan'ın telefonuna bir mesaj geldiğini duymuştu. Dikkati dağılırken kafasını kaldırıp ona baktı. Ozan, gelen mesajı hızlıca okuyup -gözlerinin hareketinden anlaşılıyordu- bakışlarını Batu'ya çevirdi. Onun duygularını okumakta zorlanıyor, ne düşündüğünü tahmin edemiyordu. Mesajın içeriğini merak ederek sorgulayan bakışlarını ona yönlendirdi.

"Otopsi sonuçları çıkmış." Telefonunu kaldırarak Batu'ya gösterdi. "Maktulün... yani, adamın vücudunda alkol ve aşırı dozda ilaç bulunmuş, diyor Doğan."

Ozan sayfayı kaydırıp raporu okurken kaşları kalktı, göz bebekleri büyüdü. Yüzündeki pek belirgin olmayan kırışıklıklar açılmış, dudakları hafifçe aralanmıştı. Bu ifade sadece bir saniye sonra kaybolmuştu. Yerini de anlamsız bakışlar almıştı. Gerçek bir şaşırma ifadesiydi bu. Ozan'ın da beklemediği bir şey olmuş gibiydi. Batu ne yaptığının farkına varınca ona bu kadar dikkatli bakmayı kesti. Bu huyu da Atlas'tan edinmişti zaten.

"Hangi ilaçlar?" diye sordu Ozan'a. Ozan söylemek yerine telefonu ona uzattı. İlaçların isimlerine göz gezdirdikten sonra hayretle Ozan'a baktı.

"Bunlar şey... uyku ilaçları. Bazıları da sakinleştirici."

"Sen nereden biliyorsun?" Ozan bu konu otopsi raporundan daha fazla ilgisini çekmiş gibi ona doğru eğildi.

"Çünkü kullanmıştım... bazılarını" Harika, diye geçirdi içinden. Kendisiyle ilgili bir şey daha söylemişti. Bu gidişle tüm sırlarını ve geçmişini Ozan'a açıklayacaktı. "Almış bu ilaçları... ama ölüm nedeni boğulmak mı?"

"Öyle görünüyor." Telefonu tekrar ondan alıp baktı.

"Nonsense... intihar mı şimdi? Ama demiştin ki..."

"Hâlâ aynı düşünüyorum. Neden ilaç kutusu bulunmadı o zaman? Ölümünden bir hayli önce ilaçları almış. Nasıl aldı o ilaçları? Hiçbir iz yok. Odada bu ilaçların kırıntısı bile bulunmadı." Kafasını iki yana sallayarak şakaklarını ovuşturdu. "Bu adam evinde de intihar edebilirdi. Hem karısı ziyarete gelmiş... arkadaşı da. İkisi de birilerinden korktuğunu söylemişti."

"Kaza da olamaz."

"Olamaz tabii ki. Kazayla mı o kadar ilaç içti? Üstelik karısı asla ilaç kullanmadığını söylemişti. Hem uyku ilacından sonra neden banyo yapıyor? Bir de küveti doldurmuş keyif çatarcasına."

"En son kimdi odadaki? Onu gören?" Batu aldığı notlara göz attı. "His wife?"

"Yeah... aman! Evet, diyecektim. Benim de ayarlarımı bozdun yeminle." Batu, Ozan'ın da kendisi gibi konuşmasından zevk alarak pis bir gülüş sergilese de aklı hâlâ vakadaydı. Başka zaman olsa bununla iki saat alay ederdi ama şimdi sadece gülmekle geçiştirmişti. "Ee? Aklında ne var?"

Batu durup düşündü. Aklından geçenleri sıralamaya çalıştı. Kendisi böyle bir cinayet işlese ne yapardı? Atlas ne yapardı? Sonra bu düşünceyi aklından çıkardı. Atlas bunu kimsenin akıl edemeyeceği bir şekilde gerçekleştirirdi. Bunu tahmin edemezdi o an. Bu yüzden, kendisi ne yapardı, diye düşündü bir daha.

"Belki de almadı ilaçları bilerek?" Batu aklına gelen şeyi sesli bir şekilde söyledi.

"Ne? Anlamadım."

"Ne olduklarını bilmemiştir? Daha önce ilaç almamış. Neden aldı şimdi?" Dilini dudağında gezdirerek gözlerini sehpaya yönlendirdi. "Üstelik ölümden korkuyorken..."

"Ben de onu diyorum işte, bu adam ölümden korkup otele saklanmış. Nasıl intihar eder veya bu kadar sorumsuzca davranıp ölür? Sürekli tetikte olması gereken biri, bu kadar sakinleştirici mi alır? Düpedüz cinayet işte!"

Ozan bir hışımla ayağa kalkıp koltuğun arkasındaki pencerenin yanına gitti. Perdeyi çekip camı açtı.

"Üç şüphelimiz var." Batu konuşmaya başlayınca Ozan ona doğru döndü. "Kadın, arkadaşı ve servis yapan kişi."

"Öyle görünüyor ama hepsiyle konuşuldu. Yanlış hiçbir şey söylenmedi. Detaylarına kadar anlattılar. Eh, elimizde yeterli delil de yok zaten."

"Bu... bu normal mi sence?"

"Ne?"

"Detaylarına kadar anlatmaları." Batu tekrar notlarına baktı. "Kadın üzgün değil miydi? Bir de şey... diğeri, arkadaşı. Nasıl detay anlatabilirler?"

"Bunun normal olmadığını anlayabiliyorum, şüphelerim de onların yaptığı yönünde ama sen gidip, siz fazla doğru detay anlattınız, bu yüzden yalan söylediğinizi varsayarak sizi tutukluyoruz. Kesin siz öldürmüşsünüzdür, diyemeyiz." Ozan kendine has bir şekilde göz devirdi. "Somut bir delil olmalı elimizde. Bazen olmasına rağmen bile tutuklayamıyoruz. Delil yetersizliğinden serbest kalabilir... sen düşün artık."

Batu bir süre bunu düşündü. Varsayım değil, gerçek bir delil gerekiyordu.

"Bu arada karısının evini de aradık. Arama emri çıkardık... hem arkadaşı hem kendisi için. Bir şey bulunamadı."

Karısı vermişse bu elinde var demekti. Ama evini aramışlardı ve ilaç bulunamamıştı. Batu onun yaptığına neredeyse emindi ama ilaçları nasıl elde etmişti peki? Asıl gizem buydu işte.

"Bu ilaçlar için doktor gerekli."

"Onların reçeteli olduğunu mu söylüyorsun?"

"O ne demek bilmiyorum. Ama doktorun şeyi... ıı... izini, evet, izini gerekli."

"Reçeteli işte."

Batu oflayarak Ozan'a baktı. Hep söylediği şeylere takılmak zorundaydı sanki.

"Her neyse! Katil hangisiyse... reçete lazım." Bu sözlerden sonra Ozan'ın gözleri parladı. Batu'nun ne demek istediğini anlamış gibiydi.

"Yani bir doktora gitmiştir," dedi yorgun ama heyecanlı bir sesle. Kaç saattir belki de aynı şeyleri düşünüp durmuştu. Bir de işte de yorulmuş olmalıydı. Buna rağmen deli gibi olayı çözmeye çalışıyordu. "Ya da birini göndermiştir, onu kullanmıştır."

"Eczaneleri unutuyorsun."

Ozan'ın tüm yorgunluğu yok olmuş gibiydi. Pencerenin yanından ayrılıp sehpanın üzerine bıraktığı telefonu aldı.

"T.C. Kimlik Numarası sorgulatarak o kimlik numarasına ait tüm e-reçetelere erişebiliriz. Evlerine, iş yerlerine hatta otele yakın olan eczaneleri araştırabiliriz." Ozan'ın suratında çılgın bir ifade vardı. O ukala sırıtışı da yüzünde görünmeye başlamıştı. "Benim Doğan'ı aramam gerekiyor."

Salonun çıkışına doğru ilerlerken Batu da onun mutluluğuna eşlik etmiş, elinde olmadan gülümsemişti. İşe yarar olduğunu görmek iyi hissettirmişti. Ozan da sanki Batu'nun düşüncelerini duyarak durup ona baktı. Telefonu tuttuğu elini ona doğrulttu.

"Sen var ya sen..." İçten bir şekilde gülümsedi. "Sen polis olabilirmişsin."

Ozan çıkıp kendi odasına geçerken Batu'nun da telefonu titremişti. Yine Helen mesaj atmıştı. Batu, mesajın içeriğini okuduktan sonra istemsizce kaşlarını çattı. Acilen eve gelmesi gerektiğini söylüyordu. Hatta Ozan'ı da kendisiyle getirmesi istemişti. Genç adam, bunun yine Atlas'ın planlarıyla ilgili olabileceğini düşünüyordu. Tatil buraya kadarmış, diye geçirdi içinden.

Ozan telefon konuşmasını bitirdikten sonra ona mesajlarla ilgili bilgi vermiş, gitmeleri gerektiğini söylemişti. Başta inkâr etse de sonradan razı olmuştu. Soruşturmayı Doğan'ın yürüteceğinden ve kendisi de sonradan katılacağından emin olunca fazla ses etmedi.

...Batu eve geldikten sonra Helen tarafından böyle karşılanacağını tahmin etmemişti. Genç kız onun boynuna sıkıca sarılırken afallamış, bir an karşılık vermeyi unutmuştu. Yüzüne yayılan gülüşü bastıramadı.

"Oh... bilseydim böyle yapacaksın, erken gelirdim."

Helen gülerek geri çekilirken, "Salak," diye fısıldadı. Saçlarını karıştırıp göz kırptı. "Eh, özledim biraz. Şu saçma aksanını bile özlemişim, düşün."

Batu gün içinde sırıtışını durduramayacağını sanıyordu. Hatta onlara imalı bir şekilde bakan Ozan'la, masada oturmuş, gözlerini hafifçe kısarak ikisini izleyen Kerem bile bozamamıştı. Hayal onlara gülümsemiş, İdil de hepsini sırayla analiz ederek göz gezdirmişti. Bakışları Helen ve Batu'dan sonra Kerem'e, sonra da Ozan'a kaymıştı. En sonunda hiçbir şey söylemeden arkasına yaslandı.

Batu'nun mutluluğunu bitirecek ve gülüşünü solduracak kişiyse tam o sırada kapıdan içeri girmişti. Atlas, gömleğinin yakası ve göğsü, kanla kaplanmış bir şekilde karşısında duruyordu.

"Atlas!" Oturanların hepsi ayaklanırken Helen öne atılmıştı. Batu ise tepki veremiyordu. Midesinde oluşan rahatsızlığa aldırmadan gözlerini Atlas'ın beyaz gömleğindeki kanlara dikmişti. Neresinden yaralandığını anlamaya çalışıyordu. Ancak bir şey göremedi. Her zamankinden daha normaldi hatta.

Diğerlerin telaşına rağmen Atlas'ın yüzü duvar kadar düzdü. Yaralanmış birine benzemiyordu. Birkaç gün önce Kerem'in ne hâlde olduğunu görmüştü. O, bu kadar sakin ve kendinde değildi. Atlas, hiçbir şey olmamış gibi elini kaldırıp Helen'i durdurdu. Gömleğin yukarı doğru kıvırdığı kollarını çekiştirdi umursamazca.

"Merak etmeyin!" Sesi kaya gibi sert ve kabaydı. Ama bir yandan da keyifliymiş gibi yüzünde pek belirgin olmayan bir gülümseme oluşmuştu. "Kanlar bana ait değil..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.