Bölüm 14: Kötülük alışkanlık olabilir mi?
Hayal Çelebi...
İnsanlar, alışkanlıklarının yansımasıdır. Bununla ilgili söylenmiş bir sürü laf vardır ve neredeyse hepsi aynı şeyi savunur. Alışkanlık edinmek kolay, onu bırakmak ise çok zordur; edindikleri alışkanlıklar da insanların nasıl olduklarını gösterir.
Hayal Çelebi, etrafında olup biten her şeye kendisini bile hayrete düşürecek kadar hızlı alışmaya başlamıştı. Anlam veremiyordu, hâlâ tedirgindi ve korkmakta devam ediyordu; ama alışmıştı bunlara. Tüm bu hislerle yaşamak artık ona zor gelmiyordu.
Atlas, zorla dâhil edildiği ekip ve cinayetin sebep olduğu vicdan azabı artık eskisi gibi korkutucu değildi. Özellikle dört gün önce gördüğü o manzaranın üzüntüsü ve kendisinin de bu işe dâhil olmasının getirdiği suçluluk duygusu günden güne kaybolup gidiyordu.
İlk günkü vicdan azabı, dördüncü günde artık daha az acıtıyordu. Ekibe uyum sağlamıştı. Eskisi kadar tehditkâr görünmüyorlardı. Hatta bazıları Hayal'in gözüne tatlı gelmeye bile başlamıştı. Batu, tüm şapşallıklarına rağmen aralarındaki en tatlı kişi olabilirdi. Hayal'i az çok gülümsetmeyi beceren tek kişiydi.
Kerem, hâlâ onun gözüne tekinsiz biri gibi geliyordu fakat ilk tanıdığı günden sonra onunla ilgili düşünceleri de değişmeye başlamıştı. Aslında iyi biri olduğunu söyleyebilirdi. Yine de kaba saba davrandığı anlar da olmuyor değildi. Genelde de Helen ile girdikleri her diyalogda bu yönünü gösteriyordu. Önceleri bu ufak tefek tartışmalar kızı gerse de şimdi birbirleriyle uğraşmaları komik gelmeye başlamıştı.
Ekipte en az konuştuğu kişi Ozan'dı. Sadece o cinayeti araştırırken iki kez ifadesini almıştı, o kadar. Soğuk, kimseyle doğru dürüst konuşmayan, içine kapanık biriydi. Bu özelliklerini aslında Hayal kendisine benzetmişti. O da dışarıdan öyle gözüküyor olmalıydı.
Bir diğer yandan, dışarıdan kendisinin zıttı gibi gözüken Helen, en iyi anlaştığı kişiye dönüşmüştü son günlerde. Hem sahte arkadaşlık olayları hem de birkaç gün önce aniden evine gelerek gece onda kalması yakınlaşmalarını sağlamıştı. Beklenmedik bir biçimde Helen ile sohbet etmek hoşuna gitmişti. Malum olaydan sonra uzun zamandır kimseyle doğru dürüst konuşmuyordu. Helen ona ilaç gibi gelmişti.
Ve tabii ki asla anlamadığı Atlas da vardı. Hiçbir yönünü doğru dürüst çözemediği tek kişi oydu ekipte. Her eylemi net ve mükemmeliyetçi olan birinin bu kadar dengesiz bir yapıya sahip olması Hayal'e garip geliyordu. Faruk'un öldüğü güne kadar aslında her şeyin normal olduğunu söyleyebilirdi. Her ne olduysa ondan sonra olmuştu. Bunu sadece o değil, Helen de fark etmişti. Hatta belki bütün ekip.
Atlas aniden değişmiş, gerekmediği sürece kimseyle konuşmayan, asla gülümsemeyen, duygulardan yoksun birine dönüşmüştü. Karşısındaki insan bir robottan farksızdı şu an. Sadece görevlerini söylemek için onlarla konuşuyor, geri kalan zamanını da odasında geçiriyordu.
Hayal ile de bugün o görevlerden birini vermek için iletişime geçmişti. Toplantı yapılacağı için eve gelmesini istemişti. Ama yalnız olmayacaktı. Hayal'i evinden alacak biri gelecekti. Şimdi de hazırlanmış, gelecek olan kişiyi bekliyordu.
Zilin sesini duyduğunda irkilerek ayağa kalktı. Her zil çaldığında irkilip korkmayı bir türlü atlatamıyordu. İçindeki panik duygusunu yok saymaya çalışarak salondan çıktı. Kapıya sessizce yaklaşıp delikten kimin geldiğine baktı.
Görüş alanına ilk giren şey kızıl saçlar olmuştu. Hayal kaşlarını çatarak dışarıdaki kızın kim olduğunu çözmeye çalıştı. Ekipte kızıl biri yoktu, Atlas onun tanımadığı birini mi göndermişti? Yok saymaya çalıştığı panik duygusu tekrar onu ele geçirdi.
Ya Özbey'in adamlarındansa, diye düşünmeden edemedi. Atlas onu takip ettiklerini söylemişti zaten. Ya onlardan biriyse?
Hayal telefonuna uzanıp Atlas'ı arayacakken kızın geri çekilip yüzünü göstermesiyle durdu. Gözleri şaşkınlıkla büyürken kapıyı açtı.
"İdil?" diye fısıldadı. Genç kız, Hayal'in şaşkınlığının aksine kocaman bir gülümseme sunmuştu.
"N'aber?" Kızın yüzündeki ifadeyi görünce gülümsemesi silindi. "Sen iyi misin? Betin benzin atmış."
"İyiyim... iyiyim tabii ki." Hayal kafasını iki yana sallayarak şaşkınlığı üzerinden atmaya çalıştı. "Bir an tanıyamadım da."
"Ha, saçları mı diyorsun?" Elini saçlarına götürerek karıştırdı. "Biraz değişiklik yapayım, dedim."
"Güzel. Güzel olmuş."
İdil gülümseyerek göz kırptı. "Teşekkür ederim. Seninle burada çene çalmak isterdim ama Atlas bizi bekliyor. Ve birine yakalanmasak iyi olur."
Hayal hızlıca kafasını sallayarak kapının yanındaki dolaptan çantasını aldı. Kapıyı arkalarından kilitlerken birkaç kez de kontrol etti. Apartmandan çıkana kadar ikisi de konuşmamıştı.
"Beni takip eden şu adam," diye lafa girdi arabaya bindiklerinde. "Ortalıkta yok galiba."
"Evet, bu yüzden kolay oldu." Hayal'e bakarak omuz silkip güldü. "Herhalde izinli. Yoksa daha farklı bir şekilde yapmak zorunda kalacaktık."
"Ne gibi?"
İdil arabayı çalıştırıp sokağı terk ettiklerinde göz ucu etrafa baktı. Ortamı kontrol ediyormuş gibiydi. Bu hareket, nedensizce ona Atlas'ı anımsatmıştı.
"Bilmem. Daha alengirli şeyler işte. Adamın dikkatini dağıtmak, yer değiştirmek..." Dudaklarında solgun bir gülümseme belirdi. "Atlas hangisini yapmamızı isterse."
Hayal bir an için sustu. Tüm merak ettiği şeyleri sormak istiyordu ancak karşısındakinin ne tepki vereceğini bilmiyordu. Kendisini durdurmak için dudağını ısırdı. Uzun bir süre de kendini durdurmaya çalışarak oyalanmıştı.
"Hadi sor," dedi İdil sırıtarak. Hayal kaşlarını çatarak ona döndü. Bu tavırlarda yine Atlas'ı görmüştü sanki. O da böyle yapıyordu, konuşma şekilleri ve bazı davranışlarını Atlas'a çok benziyordu. İdil de insanları iyi analiz edebiliyor olmalıydı. Atlas mı öğretmişti?
"Atlas ile uzun zamandır mı çalışıyorsun?"
İdil'in suratı aydınlanmıştı bu soruyla. Güzel şeyler hatırlamış gibi buruk bir tebessüm sundu. Hayal bu durumu da garipsemişti. Atlas gibi biriyle güzel hatırlanacak ne yaşanmış olabilir ki? Hayal'in ondan gördüğü sadece tehdit, alaycılık ve soğukluktu. Hayal'in gözünde o, suç dehası bir robottan farksızdı. İdil ise şimdi eski anılarını düşünerek gülümsüyordu.
"Aslında Atlas'ı çocukluğundan beri tanıyorum, desem?"
Hayal bir kez daha şaşırdı. Atlas'ı çocuk olarak hayal edemiyordu. Sanki hep bu yaşında, bu şekilde başlamıştı hayata. Onun masum ve tatlı bir çocuk gibi görmek imkânsız geliyordu ona. Atlas'ın da bir zamanlar çocuk olması gerçeği Hayal'i aniden üzmüştü. Masum bir çocuktan bir suçluya evirilmek için neleri atlatmak zorunda kalmıştı?
"Atlas'ı çocuk gibi göremiyorsun, değil mi?" İdil bir kez daha onun zihnini okuyormuş gibi tepki gösterdiğinde Hayal onların çok benzediklerine emin olmuştu. "Ama bir zamanlar o bile çocuktu. Hatta çok güzel bir çocuktu."
İdil iç çekti direksiyonu sağa doğru kırarken. "Ailemle Amerika'ya taşındığımızda ayrılmak zorunda kalmıştık. Telefonla falan konuşsak da eskisi gibi olmuyordu. Arkadaşlığımızın arasına mesafe girdi işte."
Arkadaşıymış, diye düşündü. İlk başta düşündüğü şeyden utandı. Bir erkekle kadın gayet de arkadaş olabilirlerdi. Hemen sevgili olmuşlar gibi, yargılaması doğru olmamıştı. En azından o zamanlar arkadaşmışlar, diye düzeltti kendisini.
"O zaman ilk siz gittiniz Amerika'ya. Peki ya sonra? Orada mı karşılaştınız?"
"Karşılaştık denemez. Atlas'ın yanımıza gelip yeni bir hayat kurmasında bizim de katkılarımız oldu." Çok eğleniyormuş gibi güldü. "Komşu olduk."
Hayal de gülümsedi. "Yine kavuşmuşsunuz."
"Evet," dedikten sonra yüzü düşmüştü. "Ama bazı şeyler aynı değildi."
"Ne gibi?"
"Atlas..." Dalgın dalgın arabayı kullanırken sıkıntıyla nefesini dışarı verdi. "Eskisi gibi hayat dolu değildi. Bir gecede büyümüştü. Kafasının içinde planlar yapmaya o günlerde başladığına yemin edebilirim."
"Yani hep böyle değildi..."
"Hayır. Çok sevimli, kibar ve ince ruhlu biriydi." İdil'in yüzü yine parlamaya başlamıştı. "Aslında hâlâ öyle. Sadece bunu eskisi gibi sık göstermiyor."
Hayal, Atlas'ın Helen'e karşı öyle olduğunu görmüştü fakat kendisine karşı kibarlık yaptığına pek şahit olmamıştı. Sadece ilk gün onlar için kahvaltı hazırlayıp biraz kibar davranmıştı. Ve bir de geçmişte birkaç yardımda bulunmuştu, o kadar. Son zamanlarda kibarlığı geç, gülümsemiyor bile, diye düşündü. Yüzlerine de bakmıyordu.
"Atlas'ı hemen yargılama." Gaza basarken tekrar konuştu İdil. "Sadece yanlış anlaşılıyor... yanlış tanıtıyor."
Hayal gülmeden edemedi. "Kendisini harika ifade eden biri olarak yanlış tanıtması çok garip."
"Çünkü böylesi işine geliyor." İdil kaşlarını çatarak yan bir bakış attı kıza. "Hem sizi hem kendisini koruyor. Onu en fazla on gündür tanıyorsun. Hemen hakkında karar verme."
"Belki sen uzun zamandır tanıdığın için gerçekleri görmek istemiyorsundur?"
İdil aniden arabayı durdurdu. Hayal dışarı baktığında vardıklarını anlamıştı. Ama İdil'in yüzü eskisi gibi sevecen değildi. Kemerin izin verdiği kadarıyla Hayal'e döndü.
"Bak, onu uzun zamandır tanıyorum ve şimdiye kadar hiçbir şeyi sebepsiz yaptığına şahit olmadım." Sesindeki ciddiyet insanı geri çekilmeye zorluyordu ama Hayal gözlerini dikip ona bakmayı sürdürdü. Bir Atlas özelliğini daha fark etmişti kızda. "Seni, beni veya ekibinden herhangi birini korumak için risk almaktan çekinmez. Sonunda ölüm bile olsa."
Kız yutkunarak geri çekildi ve eve baktı. Sesi uzaklardan geliyor gibiydi artık.
"Seni anlıyorum, Atlas'tan çok fazla iyilik görmedin, hatta sana acımasız ve kötü biri gibi geliyordur." Tekrar Hayal'e döndüğünde daha sakin görünüyordu. "Belki de haklısın. Bir yanı gerçekten de öyle, bunu inkâr edemem. Ama ben diğer yanına... bana gösterdiği iyi tarafına odaklanmayı tercih ediyorum. Bu yanlış olabilir ama umurumda değil."
Hayal o an İdil'de bir şey fark etti. Kızın Atlas'a olan sevgisi ve bağlılığı gerçekten de çok büyüktü. Bu sevginin romantik mi yoksa arkadaşça mı olduğunu bilmiyordu; fakat İdil için Atlas çok önemli biriydi, ona emin olmuştu.
"Yine de sadece on gündür hayatında olan birini anında yargılamamanı öneririm. Özellikle bu kişi Atlas'sa. O kendisiyle ilgili sadece görmeni istediği kadarını gösterir sana. Bunu unutma," dedikten sonra ciddi suratı değişti ve gülümsedi. "Hadi gel, bizi bekliyorlardır."
***
İçeri girdiklerinde Hayal beklemediği bir sessizlikle karşılaştı. Salonda sadece üç kişi vardı şimdilik. Toplantı masasında oturmuş Ozan ve Batu bilgisayarda bir şeye bakıyorlardı. Kerem diğer tarafta kanepeye yayılmış bir şekilde uzanıyordu ve telefonuyla ilgileniyordu. Hayal bu görüntüyü normalde garipseyebilirdi ama Kerem'in çok rahat bir tip olduğunu bildiğinden normal gelmişti. Helen ve Atlas ortalıkta yoktu.
"Aa, geldiniz mi?" Batu kafasını bilgisayardan kaldırarak onlara dikmişti bakışlarını. Yüzünde şapşal bir gülümseme vardı. Onu bu kadar mutlu eden şeyin ne olduğunu merak etse de sorgulamadı.
Hayal sadece kafasını sallarken İdil, "Atlas nerede?" diye sordu. Bakışlarıyla etrafı tarayıp birinin daha olmadığını anlamış gibi tekrar Batu'ya döndü. "Helen nerede?"
"Atlas birazdan gelir. Helen de mutfakta."
İdil hafifçe kafasını salladığında Ozan kızı süzmeye başlamıştı bile. Ozan'ı tanımasa yüzündeki sert ifadeden kızı öldüreceğini düşünebilirdi. Ayağa kalkarak elini kıza uzattı.
"Sen İdil olmalısın." Genç kız da karşılık vermiş elini sıkmıştı. "Ozan ben."
"Evet, biliyorum," dedi gülümseyerek. Ellerini geri çekti ikisi de. Teması olabildiğince kısa tutmuşlardı. İdil de aynı şekilde Ozan'ı süzdü. "Atlas bahsetti hepinizden."
Kerem de odanın diğer tarafından ayaklanmış yanlarına gelmişti. Bakışları sadece kızın yüzüne odaklanmıştı. Özellikle saçlarında durmuştu.
"Sen sarışın değil miydin?" diye aniden sordu. İdil bakışlarını ona çevirirken kaşlarını çatarak güldü. Kerem'in bu ani sorusunu garipsemiş olmalıydı.
"Değişiklik yaptım." Ellerini saçlarında gezdirdi. İşaret parmağıyla Kerem'i gösterip gözlerini kıstı. "Sen de Kerem olmalısın."
"Demek tanıştınız." Sağ taraftan gelen bir sesle herkes oraya bakmıştı. Helen elinde kahvesiyle onlara doğru gelirken Hayal garip bir şekilde rahatladığını hissetti.
Odaya yayılan kahve kokusu Hayal'in aklını başından almıştı. Kendisi de bir tane almak istiyordu fakat İdil'in konuşması buna izin vermedi.
"Toplantı saati mi geçti yoksa bana mı öyle geliyor?" İdil telefonundan saate bakarken kaşlarını çattı. Bunu olağandışı bir şeymiş gibi söylemişti.
Batu yerine otururken omuz silkti. "Garip, değil mi?"
Diğerleri de masada yerlerini alırken Hayal neyin garip olduğunu çözmeye çalışıyordu. Bu durum genç kızı gerçekten de delirtiyordu. Ortamdaki herkes gizemli takılıyordu ve bu oldukça sinir bozucuydu. Helen ile Kerem'in arasına otururken tekrar İdil konuştu.
"Gerçekten çok garip."
"Ben artık şaşırmıyorum," dedi Helen ve kahvesinden bir yudum aldı.
"Neyin garip olduğunu biri bana da söyleyebilir mi?"
Kimse söyleyemeden merdivenlerden ayak sesleri yükseldi. Hepsinin bakışları aceleyle aşağı inen Atlas'ı bulmuştu. Hayal onu gördüğünde şaşkınlığını gizleyemedi. Saçları yeni duştan çıkmış gibi ıslaktı. Giydiği lacivert tişörtün bazı kısımları da bunu destekler nitelikte nemliydi. Sanki duştan çıktıktan sonra kurulanmamış, direkt aşağı inmişti.
"Kusura bakmayın, biraz geciktim." Atlas'ın sesi yorgun ve normalden daha boğuk çıkmıştı. Uykulu gibiydi ama Hayal onun uyumadığına emindi. Yüzü soluktu ve gözleri kanlanmıştı. Gözünün altındaki mor halkalar da bunlara ek olarak uykusuz olduğunun göstericilerindendi.
"Atlas Demirdağ geç kaldı!" Batu çok eğlenceli bir şeymiş gibi hafif aksanlı bir şekilde konuştu. Sesindeki alay da görmezden gelinecek gibi değildi. Hayal, daha önceleri Batu'nun toplantılara sürekli geç kaldığını ve bu yüzden azarlandığı için şimdi Atlas'ın gecikmesiyle alay ettiğini düşündü. "Dünyanın sonu olmalı."
Devamını getirmek için tekrar ağzını açtığında Atlas'ın bakışları onu susturmuştu. Batu açtığı ağzını hızlıca kapatarak önüne döndü. Helen gülümsese de eskisi gibi değildi. Atlas ile araları hâlâ gergin olmalıydı. Konuşmamışlar...
"Pekâlâ. İşimize bakalım," dedi tekrar odaklanırken. Eliyle alnını ovuşturup gözüne siper etti. "Konumuz neydi?"
Hayal, Atlas'ta bir sorun olduğunu işte o zaman gerçekten fark etti. Bu tanıdığı, günlerdir birlikte çalıştığı adam değildi. Çökmüş, kafası karışık, soğuk ve darmadağın bir adam vardı karşısında. Ona ne olmuştu bilmiyordu ama Faruk'un öldüğü gün kesinlikle bir şeylerin değiştiği gündü. Helen'in gelip ona anlattıklarıyla böyle bir bağlantı kurmuşlardı.
Atlas bir yere gitmişti ve orada bir şeyler olmuştu. Helen döndüğünde değiştiğini fark etmişti. Atlas ise ona yaklaşmasına izin vermemişti. Onun dışında kimse ne olduğunu bilmiyordu ve Atlas da söylememek için direniyordu. Hayal, bir gün Bekir ile ne yaşandığını öğrenecek mi diye merak etse de pek umudu yoktu.
"Senin konun ne bilmiyorum ama benimkisi günlerdir aynı," diye Ozan ilk adımı attı. "Ölü birinin peşindeyim."
"Yani?"
"Katilin kim olduğunu bildiğim bir cinayeti çözmeye çalışıyorum, daha ne?" Ozan biraz da sesini yükseltti. Atlas bundan rahatsız olmuş gibi yüzünü buruşturdu. Şakaklarını ovmaya devam etti. Başı ağrıyor, diye düşündü Hayal. "Bunu yaparken de emniyettekileri oyalıyorum, yalan söylüyorum bazen. İşimi yapamıyorum! Resmen bir ölüyü arıyoruz."
"Teknik olarak daha önce de bir ölüyü arıyordunuz. Ve asla bulamadınız. Şimdi sadece ölü olduğunu biliyorsun. Değişen bir şey yok." Dışarı doğru bıkkınlıkla nefesini verdi. "Burada bir sorun göremiyorum."
Ozan son anda buna cevap vermekten vazgeçmişti ama başka bir soru daha ortaya atmıştı:
"Peki ya, gerçek katil? Ona ne olduğuyla ilgili bize bir şey söylemedin." Genç adam bakışlarını Atlas'ın kanlanmış mavi gözlerine dikti. Omuzları gerilmişti. Yüzü mimiksiz olsa da bu sorudan hoşlanmadığını görebilmişti Hayal. "Tehlikeli biri. Tutuklayamasam da bir polis olarak bilmem gerekiyor... Bekir nerede?"
Ozan durmadan sorular sorarken Atlas orantısız bir güçle aniden elini masaya vurdu. Hayal irkilirken yalnız olmadığını görmüştü. Kerem ve Batu da hafifçe irkilmişti. Atlas gözlerini kapatıp elini yumruk yaparak sıktı.
"Bana... bana bir dakika izin verin." Sesi görüntüsünün ve yaptığı şeyin aksine oldukça sessiz ve yumuşak çıkmıştı. Cevap beklemeden masadan hızlıca kalkıp mutfağa yöneldi. İçeriden dolap kapaklarının açılıp kapanma seslerini duyarken Hayal bakışlarını önce Helen'e sonra İdil'e çevirmişti.
İkisinin de yüzünde endişe emareleri vardı. Helen'in kaşlarının ortası kırışmıştı ve bacağını durmadan sallayarak dudağını ısırıyordu. Atlas için ne kadar telaşlandığını tahmin bile edemezdi. Ama yaşanan son şeyler bir adım atmaya izin vermiyordu. Helen'in inatçı biri olduğunu öğrenmişti, bu yüzden Atlas'a istediği kadar zaman vereceğini söylemişken ve kırılmışken ona yaklaşmayacağını biliyordu.
İdil'in de Helen'den bir farkı yoktu. O da çok değer veriyordu Atlas'a ve bu hâlinin onun kafasını karıştırdığı ortadaydı. Dudakları düz bir çizgi şeklindeydi. Merak dolu gözlerini mutfak kapısına dikmiş, parmaklarıyla oynarken Atlas'ı bekliyordu.
İçerideki sesler kesilmişti. Hayal onun iyi olduğunu umdu. Büyük ihtimalle ilaç falan almıştı. Çünkü başının ağrıdığına oldukça emindi. Gözleri kan çanağına dönmüştü ve sürekli alnını ovuşturuyordu. Onun dışında ışıktan rahatsız olduğu için elini gözlerine siper ederek karşısını alması ve yüksek sese anında tepki göstermesi tek bir şeye işaretti: Atlas'ın migreni vardı ve şu an her şeyin yanında onun acısıyla boğuşuyordu.
Atlas için insanları okumak ne kadar kolaysa mesleğinden dolayı hasta birinin davranışları okumak da onun için çok kolaydı. Bu kişi davranışlarını çok iyi kontrol eden Atlas bile olsa hasta bir vücudun gösterdiği belirtiler Hayal'den kaçmazdı.
Genç adam tekrar içeri girdiğinde sakinleşmiş görünüyordu. İlk tanıştığı hâlini az da olsa anımsatmıştı bu görünüşü. Dağınık ve ıslak saçlarını geriye itmişti. Gözleri daha dinç ve sakin bakıyordu. Az önceki sinirli hâli artık yoktu. Başının ağrısı geçmese de -bunu anlamak zor değildi- etrafa gösterdiği davranışları kontrolü altına alabilmişti en azından.
"Az önce yaşananlar için kusura bakmayın." Geldiği gibi uzatmamış, direkt konuya girmişti. Eski yerine otururken bakışlarını Ozan'a yönlendirdi. "Şimdi sorduğun soruya gelelim."
"Sevinirim."
"Bekir benim meselem, hâlâ da öyle. Onun için endişelenme." Sesindeki kararlılık Hayal'e tanıdık gelmişti. Eski hâline yavaş yavaş dönüyordu.
"Ya birine zarar..."
"Vermeyecek!" diye lafını böldü hemen. Hayal onun bu gerginliğinin sadece başı ağrıdığı için olmadığına emindi. Onu tanımaya başlamıştı, ne kadar şiddetli de olsa baş ağrısının onu bu kadar huysuz yapacağını sanmıyordu. Sorgulanmaktan hoşlanmıyor, diye tahmin yürüttü.
"Bekir benim sorumluluğumda. Kimseye de zarar vermeyeceğine dair güvence veriyorum sana." Ozan itiraz ederse diye böyle gönlünü rahatlatmaya çalıştı. "Cinayet araştırmana gelecek olursak, o da bir gün çözülememiş diğer cinayetlerin yanında yerini alacak. Çok da umursama."
"Bu o kadar kolay değil işte." Ozan öne eğildi. "Diğer vakalara nasıl yaklaştıysam buna da öyle yaklaşıyorum."
"Diğerleri de çözülmemişti. Şimdi katilin kim olduğunu biliyorsun diye değişen bir şey yok." Konunun orada bittiğini gösteren bir bakış atıp Ozan'ın daha fazla uzatmaması için uyardı. Ozan da bu laf dalaşından sıkılmış olacak ki daha fazla üzerine gitmedi.
Atlas geriye yaslanarak eliyle Kerem'i işaret etti. "Sende ne haberler var? Bilmem gereken bir şeyler var mı?"
Kerem iç çekerek yaslandığı yerden doğruldu. Bu soruyu bekliyormuş gibiydi.
"Aslında pek bir şey yok," dedi. "Sadece bu uyuşturucu satıcıları iyice çoğalmaya başladı."
"Bu, Hamdi ile mi ilgili?" Helen sonunda sessizliğini bozmuştu. Kerem ona baktığında birbirlerini daha iyi görebilsinler diye Hayal geriye yaslandı.
"Öyle tahmin ediyorum." Bakışlarını kızdan çekip Atlas'a yöneltti. "Senin bir fikrin var mı?"
"Büyük ihtimalle onunla bir ilgisi var." Gözlerini masaya dikmiş işaret ve orta parmağını dudağına yaslamıştı. "Sizi buraya bu yüzden çağırdım işte. Bu konuyla ilgili konuşmamız gereken şeyler var."
Bu konu herkesten çok Ozan'ın ilgisini çekmiş gibi sandalyesinde öne doğru kaydı. Yanında oturmuş Batu ise aksine, geriye yaslanmıştı.
"Ne gibi şeyler?" diye sordu Hayal. İlk kez sessiz durmaktan rahatsız olduğunu hissetmişti. Herkes ilgili ve çoğu konu hakkında bilgi sahibi olup konuşurken Hayal orada süs bebeği gibi oturmuş onları dinliyordu. Normalde sessiz kalmayı tercih eden kız, şimdi ekip içinde konuşmak istiyordu. Gerçekten bu kadar çabuk mu alışmıştı?
Atlas'ın buz gibi bakışları onu bulduğunda kız geri çekilmek yerine dikeldi. İlk geldiği günün aksine şimdi daha rahat ve daha kendinden emindi. Birkaç saniye sonra Atlas gözlerini üzerinden çekti ve diğerlerini inceledi. Hayal soluk alırken nefesini tuttuğunun farkında bile değildi.
"Uyuşturucu ticareti, Orhan Özbey'in gelir kaynaklarından biri. Onu yenilmez yapan şeylerden yani. İlk gün de size dediğim gibi, onları adalete teslim etmek için önce kurdukları sistemi yok etmeliyiz. Ve o sistemin bir parçası da bu."
"Önce bu, sonra diğerleri diyorsun yani?" diye sordu Kerem. "Tüm bağlantılarını yok edeceğiz."
"Aynen öyle." Helen, Atlas'ın yerine cevap vermişti. Hayal neredeyse onun da Atlas kadar bilgi sahibi olduğunu unutmuştu. Helen'in onlara ilk tanıştıkları gün dediklerini hatırladı: Siz ne kadar biliyorsanız ben de o kadar biliyorum. Belki bir tık fazla. Dahası yok. O da onlar gibiydi, sadece biraz daha bilgili.
"Bu bağlantıları yok edersek zayıflar. Alt etmek kolay olur. Şimdi fazla güçlü, ne yaparsak yapalım kanıtlar elimizde patlayacak."
"Bu şebekeyi çökertmek için ne yapacağız?" sonunda İdil de onlara katılmıştı. Atlas'a keyifle gülümsedi. "Aklında yine ne gibi planlar var?"
"Şu torbacıların yerlerini belirleyelim önce. Kime çalıştıklarını, ne bildiklerini öğrenelim. Hamdi'ye mi çalışıyorlar yoksa başkaları da var mı?"
"Peki bunu nasıl öğreneceğiz?"
Atlas Kerem'e döndü tekrardan. "Uyuşturucu satıcılarıyla aran nasıl?"
Kerem muzip bir ifadeyle güldü. "Hepsiyle ahbabız. Her gün çay içiyoruz."
Sesindeki alay, Hayal'i güldürmüştü fakat bunu saklamaya çalışmıştı. Batu gergin gergin gülerken Ozan da geriye yaslanarak anın keyfini çıkardı. Birinin Atlas ile alay etmesinden zevk aldığı ortadaydı.
Kerem'in laflarından sonra Helen'in dudakları hafif oynasa da ciddiyetini bozmadı. İdil de gülümsediyse bile Atlas'ın boş bakan yüzünü görünce ciddi bir ifade takındı suratına.
"Alaycılığı iki dakika kenara bırakıp doğru düzgün cevap ver."
Kerem kaşlarını çatarak ona baktı. Hayal ortamdaki gerginlikten korkmaya başlamıştı artık. Özellikle Atlas'ın bu hâli herkesi etkiliyor gibiydi. Hepsi agresifleşmeye hazırdı. Biri ellerine silah verse birbirlerini vurabilirlerdi hatta.
"Torbacılarla ne gibi bir ilişkim olabilir acaba?"
Atlas bıkkın bakışlarını Kerem'e dikmişti. İçinden sövüyor gibi bakıyordu.
"Torbacılarla daha önce hiç konuştun mu? Ya da başkalarıyla konuşurken duydun mu? Yakınlarından birileriyle daha önce iletişime geçtiler mi? Haklarında ne biliyorsan anlat işte. İlla tek tek mi sormam gerek?"
"Ha, ben tek bir sorudan bunların hepsini anlamalıydım." Kerem de yükselmeye başlamıştı ve bu hiç hoş bir yere gitmiyordu. "Kusura bakma, Atlas Bey! Sizin kadar zeki değiliz."
Hayal onun, biliyorum, diyeceğini düşünmüştü ama o, sessiz kalmayı seçti. Yorgun olduğu ve başı ağrıdığı için geçiştirdiğini tahmin etti kız. Yoksa cevap verirdi illaki.
"Gelecek sefer anlarsın artık. Şimdi soruların cevaplarına geçelim."
"Torbacılarla pek konuştuğum söylenemez. Sadece uzaktan gözlemliyorum. Ama uyuşturucu kullanan birkaç gençle konuştum." Kerem de uzatmamayı tercih ederek sakince cevap vermişti. "Hepsi çok pahalı diye şikâyetçi neredeyse. Ama mallar çok iyi diye de vazgeçemiyorlar."
Ozan'ın öfkeli bir şekilde nefesini dışarıya vererek yumruğunun yumuşak kısmını masaya geçirdi. "Gençleri zehirleyerek para kazanıyorlar resmen! Yerlerini söyle, gidip hepsini tutuklayalım!"
"Önce bir sakin ol." Atlas onu uyardı. "Kimseyi tutuklamıyorsun. Biz istediğimizi alana kadar olmaz."
"Çocuklar ölüyor!"
"Ve biz plana uymazsak daha fazlası ölecek!" Helen tekrar araya girdi. Hayal, Atlas'ı kavgalardan uzak tutmak istediği için Helen'in sık sık araya girdiğinden şüphelenmeye başlamıştı artık. Gergin anlarda konuşmaktan çekinmiyordu.
"Şimdi onları tutuklarsan elimize bir şey geçmeyecek ve yerine yenileri gelecek." Atlas kız kardeşinin söylediklerini onayladı. "Biz yılanın başını ezmeliyiz. O zaman daha büyük hasar veririz."
"Hem aniden böyle bir şey olursa açığa çıkma tehlikemizin de olduğunu unutmayalım," dedi Kerem.
Atlas usulca kafasını salladı. "Her şeyin bir zamanı var. Neden böyle sabırsızsın biliyorum; fakat bu bize sadece zarar verir. O yüzden sakin ol."
"Onları hapse tıkacağım anı sabırsızlıkla bekliyorum." Hayal Ozan'ın sesindeki nefreti anında fark etti. Uyuşturucuyla ilgili ne varsa nefret ediyordu sanki. Geçen hafta da toplandıklarında Atlas böyle bir şey ima etmişti. Sırf bu yüzden geçmişte ne yaşadığını merak etmeye başlamıştı.
"Kerem!" Atlas tekrar Kerem ile muhatap olmaya başladı. "Bu işin içine biraz daha girmeni isteyeceğim senden. Bulabildiğin kadarını bul, nerede satış yaptıklarını not al. Yanlarına kimler geliyor, kimler gidiyor bana haber ver. Gerektiğinde kendini farklı biri olarak da tanıtabilirsin. Gençlerle de aranı iyi tut. Hatta gerekirse kendini bağımlı biri gibi göster onlara."
Kerem sırtını dikleştirirken düşünceli bir ifadeyle Atlas'a bakmıştı. Ya bu planda istemediği ya da hiç hoşuna gitmeyen bir şey vardı. Yüzünde Atlas'ın söylediklerinden memnun olmayan bir ifade belirmişti.
"Her şey iyi hoş da ben nasıl yetişeceğim hepsine? Bu adamlar bir tane değil, iki tane değil. Sahada birine daha ihtiyacım var." Kerem ekiptekileri inceledi ve bakışları Batu'nun üzerinde durdu. Eliyle onu gösterdi. "Batu gelsin. Hem yardımı..."
"Hayır!" diye aniden Kerem'in lafını kesti. Yüzündeki kararlı ifade fikrini değiştirmeyeceğini gösteriyordu. Hayal, bu kadar net cevabın altında yatan nedeni merak etti.
Batu zorlukla yutkunmuş, hep hareket eden biri olarak kaskatı kesilmişti. Tedirgin bakışlarını da Atlas'a yöneltmişti. Fikrini değiştirecek diye korkuyordu sanki.
"Ama... burada bir işi yok ki. Neden sahada olmasın?"
"Hayır, dedim. Bitti!" Atlas Batu'ya göz ucu bakıp Kerem'e çevirmişti bakışlarını. "Batu öyle bir ortama kesinlikle girmeyecek. Hem ona ihtiyacım var."
Hayal hep hareket eden ve eğlenceli bir kişiliğe sahip olan Batu'ya döndü. Gözlerini dikmiş Atlas'a bakıyordu. Az önce gitmeyeceği için rahatlamasına rağmen şimdi üzgün gibiydi. Alt dudağını ısırıp çekiştirirken parmaklarıyla oynuyordu. Kısa bir süre sonra gözlerini masaya çevirmişti. Bu görüntüden sonra Hayal'in içinden Batu'ya sarılma isteği gelse de bunu yapmadı.
"O zaman yalnız mı olacağım?"
"Hayır, bir desteğe ihtiyacın olduğunu biliyorum. Tahmin etmiştim böyle bir şey isteyeceğini."
"Ya! Bununla ilgili ne yaptın peki?"
Atlas onun bu vurdumduymaz tavırlarını yok sayarak konuştu:
"İdil'i bu yüzden çağırdım. Sahada sana yardım etmesini istediğim kişi o."
İdil'in kaşları hayretle yukarı doğru kalktı. En az Hayal de onun kadar şaşkındı. İdil bu yüzden mi buradaydı? O başka bir şey sanmıştı, kendisiyle ilgili diye düşünmüştü.
"Ben mi?"
"İdil mi?" diye sordu Kerem.
"Duydun patronu," diyerek göz kırptı Kerem'e. Şaşkınlığını atmış, mutlu görünüyordu. Tekrar Atlas'a dönerken geriye yaslandı. "Bak bu harika oldu. Bir süredir sahalara çıkmıyordum."
"Emin misin?" Kerem şüpheyle sordu. "Ya tanırlarsa?"
Atlas kafasını iki yana olumsuz anlamda salladı.
"İdil'e böyle konularda güvenim tam. O, bu iş için biçilmiş kaftan," dediğinde bakışları bir an için İdil'e kaymıştı. Hayal de ona baktığında kızın gözlerinin parladığını fark etti. Atlas'tan iltifat duymanın anlamı onun için büyük olmalıydı. "Sana yardımcı olacaktır. Arkanı kollar, bu gibi konularda da tecrübeli olduğu için başın belaya girdiğinde seni kurtarır."
"Bu dediklerini kayıt altına almadığım için çok üzgünüm şu an." İdil'in yüzünde etkilendiğini gösteren ifade iyice büyümüştü. Hayal'i şaşırtan ikinci bir olay daha oldu, ki bu da Atlas'ın uzun zaman sonra ilk defa neredeyse gülümsemiş olmasıydı. Dudaklarında hafif bir kıpırdama olmuştu ama bunu ustalıkla saklamıştı.
"Gerçekler..."
Hayal o an ilk defa İdil'i delicesine kıskandığını hissetti. Bu hissin Atlas'ın gülümsemesiyle, kıza olan sempatisiyle veya İdil'e dedikleriyle bir ilgisi yoktu. Söylediklerinin gerçek, İdil'in de becerikli ve cesur bir kız olmasıyla ilgisi vardı. Bunu da delicesine kıskanmıştı.
Hatta Helen'i de kıskandı o an. İkisi de birçok açıdan çok güçlülerdi. Hatta Atlas'ın söylediğine göre İdil asıl ekipte bile değildi ama Hayal'den daha cesurdu. Hayal neden buradaydı peki? Sadece Atlas'ın babası dedi ve düşmanları onu takip etti diye mi? İlk geldiklerinde mesleğinin de yardımcı olabileceğini söylemişti fakat Atlas onun gibisinden anında yüz tane bulabilirdi.
Hayal herkesin içinde en beceriksiziydi belki de. Geldiğinden beri pek bir katkısı olmamıştı ve bunu fark etmek Hayal'i düşündüğünden daha fazla yaralamıştı. Kız bu hissettiklerine anlam veremiyordu. Kötülük yapmadığı için sevinmeliydi ama başından beri olmak istemediği bu ekibe şimdi de katkı sağlayamıyor diye üzülüyordu.
"Umarım her şey dediğin gibi olur." Kerem rahatını bozmadan mırıldanıp İdil'e bakarak sırıttı. "Yarından itibaren ekibiz."
"İçimden bir ses eğlenceli olacağını söylüyor."
"Aman dikkat et, İdil," diye Helen araya girdi. "Kerem'in varlığı bile potansiyel kavga sebebi. Kendini anında bir dövüşün ortasında bulabilirsin."
Helen bunları İdil'e söylese de Kerem'e bakarak söylemişti. Kerem ise gözlerini kısarak delici bakışlarını kıza yöneltti.
"Sen etrafımızda olmadığın sürece bize bir şey olmaz. Aniden kendini öldürtmeye çalışırsın falan..."
Birbirlerini gıcık etmek için tüm fırsatları değerlendirdiklerine inanamıyordu Hayal. Helen ağzını açıp bir şey söyleyecekken Atlas müdahale etti.
"Çocuk gibi kavga edip durmayın!" Elini hafifçe masaya vurmuş, dikkatleri üzerine çekmişti. "Hayal?"
"Efendim." Genç kız anında kafasını kaldırarak ona baktı. Hayal, söyleyeceği şeyi veya vereceği görevi hevesle bekledi. Ama sadece soru sormuştu.
"Peşindeki adam sana son günlerde hiç yaklaştı mı? Ya da konuşmak istedi mi?"
Hayal hayır anlamında kafasını salladı. "İstemedi. Bazen görüyorum, bazen görmüyorum. Ama genelde etrafımda."
Atlas yine düşünürken parmaklarını dudaklarına götürmüştü. Hayal en çok da böyle oturduğu zaman ne düşündüğünü merak ediyordu. Aklında dönen şeyler ilginç geliyordu ona.
"Bir hamle yapmadıysa şimdilik dursun," dedi. Hayal'in bakışları Atlas'ın ensesinden omzuna doğru yol çizen suya kaydı istemsizce. Tişörtünün içine girip gözden kaybolduğunda anca Atlas'ın yüzüne odaklanabilmişti. "Ona da bulaşıp Özbey'i kıllandırmayalım şimdilik. Bugünkü gibi peşinden ayrıldığında buraya gelip gidersin."
"Peki," deyip kestirip attı. Yine bir vasfı olmamıştı. Harika, diye düşündü, hâlâ işe yaramazsın!
"Helen, bu arada yarın Faruk'un yerine geçecek olan kişiyle vakit geçirmemiz gerek. Unutma."
"Tamamdır."
"Neyse, toplantı bitmiştir. İstediğiniz gibi takılabilirsiniz." Masadan ilk kalkan İdil olmuştu. Diğerleri kendi hâllerinde takılırken o direkt Atlas'a yaklaşmıştı. Öne doğru eğilerek elini masaya koydu. Bunu yaptığında kızıl saçları da öne döküldü. Diğer elini de çok zarif bir şekilde Atlas'ın omzuna yerleştirmişti.
"Benden kaçabileceğini mi sanıyorsun?" diye sordu Atlas'a kısık sesle. Ama Hayal net bir şekilde duyabilmişti.
"Asla düşünmedim." Gözleriyle saçlarını işaret etti. "Bu arada kızıl yakışmış."
İdil'in dudakları yukarı doğru kıvrılırken dikeldi. "Bahçeye! Ben de bizim için çay kapıp geliyorum."
"Kahve..."
"Sen bu hâldeyken hayır," diyerek konuşmasına izin vermedi. İdil mutfağa giderken Hayal hızlıca bakışlarını çekti onlardan. Özel alanlarını işgal etmiş gibi hissetmişti.
Atlas bahçeye gitmek için salondan geçerken Kerem'in az önce yere fırlatmış olduğu yastığı alıp ona fırlattı.
"Hey!" Kerem yattığı yerden doğrularak kimin attığına baktı.
"Eline koluna sahip çık!" deyip bahçe kapısını açarak dışarı çıktı. Hayal de peşinden salonun ortasına gelmişti. Koltuklardan birine otururken bahçeyi görecek bir yer seçti.
İdil elinde çaylarla dışarı çıktığında gidip beyaz, uzun salıncakta Atlas'ın yanına oturdu. Ne dediklerini duymuyordu, sadece az buz, perdenin izin verdiği kadarını görebiliyordu. İçine dolan merak hissini aşamamıştı bir türlü. Aralarında ne olduğunu çözmek için bu kadar çırpınması saçma olsa da Atlas'ın onun tüm hayatı boyu izlediği aklına gelince yaptığı şeyden pişmanlık duymuyordu.
Özellikle Atlas'ın birini sevebilecek olma ihtimali Hayal'e garip geliyordu. Bu yüzden de İdil için bir şeyler hissedip hissetmediğini öğrenmek istiyordu. Atlas onun neredeyse her şeyini biliyordu, Hayal neden onunla ilgili bilgi edinemiyordu?
"İnsanları gözetlemek iyi bir şey değildir."
Helen aniden yanı başında belirdiğinde Hayal irkilerek arkasını dönmüştü. Elinde kahvesiyle bilmiş bilmiş ona bakıyordu. Hayal çok kötü bir şey yaparken yakalanmış gibi telaşlandı.
"Gözetlemek mi? Ben kimseyi gözetlemiyorum."
Helen yanındaki tekli koltuğa otururken bahçedeki ikiliye baktı.
"E o zaman n'apıyorsun?"
Hayal onun fikrini değiştiremeyeceğini anladığında göz devirdi. "Gözetlemiyordum, sadece gözlemliyordum."
Helen gülüşünü saklamayıp gülerken Hayal çok utanmıştı. Bakışlarını kızdan kaçırıp halıya yöneltti.
"Atlas'tan mı öğreniyorsun böyle şeyleri?" Helen gülmeye devam ederken sormuştu.
"Sadece merak ettim."
"Aralarında ne olduğunu mu?" Kızın yüzündeki o bilmiş ifade tekrar belirdi. Cam kapının ardından onlara bakarken omuz silkti. "Onu daha kendileri bile çözemediler."
Hayal de onlara bakarken, "Nasıl yani?" diye sordu. Hayal'in gördüğü kadarıyla vücutları birbirine çok yakındı ve genelde sussalar da konuştuklarında yüzlerinde dinç ve anlayışlı bir ifade beliriyordu.
"İdil ve Atlas birbirlerini çok uzun süredir tanıyorlar." Helen konuşmaya başladığında araya girip bunları bildiğini söylemedi. Onun bilmesini istemiyorlarsa bunu Helen'e söylemesi İdil'i zor durumda bırakabilirdi. "Aralarında hep bir çekimin olduğuna inanmışımdır. Fark ettin mi bilmiyorum ama bazı yönlerden birbirlerine benziyorlar."
"Onu fark ettim," diye mırıldandı.
"Bir zamanlar yakınlaştıklarına da eminim. Şimdiki durumlarını bilmiyorum ama."
"Yakınlaşmak? Nasıl yani?"
"İşte sevgili gibi... birbirlerine karşı koyamamak gibi." Helen'in suratında muzip bir ifade belirirken Hayal bir an için yasaklı bir alana adım atmış gibi hissetmişti. Bunlar onların özeliydi bir nevi ve Helen bunu ona hiç tereddüt etmeden söylüyordu. Kahvesinden bir yudum alarak tekrar konuştu. "Ama bu söylediklerim yıllar önceydi. Atlas çok daha gençken."
"Şimdi aralarında bir şey yok mu diyorsun?"
"Eskiden olduğu gibi bir şey yok." İkisi de bahçeye çevirdi bakışlarını. İdil zarif ve samimi bir gülümsemeyle bir şeyler söyleyip iki elini de genç adamın koluna koydu. Biraz öyle bekleyip bakıştıktan sonra öne doğru uzanıp yavaşça yanağından öpmüştü. Atlas'ın suratında mahcup bir ifade belirirken dudaklarında da silik bir gülümseme göründü. "Ama olabilir de."
***
Hayal odasında bir saat geçirdikten sonra sıkılmaya başlamıştı. Ne yapacağını bilemiyordu. Bazıları gitmiş bazıları da odalarına çekilmişti. Hayal ise düşünceleriyle yalnız kalmıştı. Ve bu düşünceler ona sadece eziyet ediyordu.
Kendisinin diğerleri kadar becerikli olmadığı düşüncesi onu sandığından daha fazla sarsmıştı. Erkeklerle kendisini kıyaslamıyordu, buna ihtiyaç da duymuyordu. Onlardan iyi veya kötü olmak umurunda değildi. Fakat bi kadın olarak diğerlerinin yanında sönük kalıyordu ve bu kızın hoşuna gitmemişti.
Daha fazla bu düşüncelere katlanmak istemediğinden ve susadığından aşağı inmenin doğru olacağını düşündü. Yatağından kalkıp kapıya doğru ilerledi. Kilidi açıp dışarı çıkarken direkt merdivenlere yönelmişti.
Salonda kimse yoktu. Ama mutfaktan sesler geliyordu. O evdeki ilk sabahını hatırladı. O gün de aynen böyle olmuştu. Mutfağa giderken sessiz olmaya çalıştı ve içeridekinin kim olduğuna baktı.
O kişi Atlas'tan başkası değildi. Yine tezgâhta bir şeylerle uğraşıyordu. Üstteki dolaplardan birini açarak bir ilaç aldı.
"Orada öyle duracak mısın, yoksa içeri gelecek misin?"
Hayal bu soruya neredeyse gülecekti. Aynı geçen seferki gibi sormuştu. Bunu bilerek yaptığına emindi genç kız. Onun için de güzel bir nostalji olmuştu.
"Hayal?"
"Bu kadar sık sık ilaç alman doğru değil." Hayal onun dediğini görmezden gelerek konuştu. Atlas kıza dönerken yüzü bir duvardan farksızdı. Hâlâ toplantıdaki gibi solgun ve yorgun görünüyordu. Bir tek saçları kurumuştu ve tişörtünü değiştirmişti.
"Bir şey olmaz. Sen niye geldin?"
"Kendim için bir şeyler alıp gidecektim."
Atlas elini, ne istiyorsan al, der gibi havada sallayarak mutfağı gösterdi. Kendisi de köşedeki sandalyeye oturarak dirseklerini masaya yasladı ve şakaklarını ovuşturmaya başladı. Hayal bir şey söylemeden dolaptan bir bardak aldı. İçine su dökerken bakışları sıkça Atlas'a kayıyordu. Hatta bu yüzden neredeyse tezgâha dökecekti suyu.
Sürahiyi yerine bırakıp bardakla birlikte mutfaktan çıkacakken durdu. Topukları üzerinde döndü. Gitmediğini fark edince Atlas da kafasını kaldırıp kan çanağı olan gözleriyle ona bakmıştı.
"Berbat bir hâldesin, uyuman gerek," diyerek dürüst davrandı. Hem de sağlık konularına tepkisiz kalamıyordu.
"Hadi ya." Atlas alay ettiğinde Hayal göz devirdi. Bir de az önce Kerem'e diyordu. "Bunun ben de farkındayım!"
Hayal büyük bir cesaret göstererek Atlas'ın yanındaki sandalyeyi çekerek oturdu ve bardağı masaya bırakıp tüm vücuduyla ona döndü.
"O zaman bir şey yap. Seni sevenleri üzüyorsun!" Hayal şu an Atlas'ı azarladığına inanamıyordu. Ama Helen'in üzgün olması aklına gelince bunu umursamadı.
"Beni sevenler? Kimler onlar? Sen mi?"
Hayal bu soruyla afallamıştı. Ne dediğini anlamamış gibi kirpiklerini birkaç kez kırpıştırdı ve geriye çekilerek düz bir surat ifadesiyle ona baktı.
"Helen, tabii ki," dedi barizmiş gibi. Sonra aklına bir başkası daha geldi. Ama bunu yüksek sesle söylemeyi reddetti.
Atlas'ın gözlerine karamsarlık çökmüştü bile. Başını aşağı eğerek geriye yaslandı.
"Onu üzdüğümün zaten farkındayım ama şu an bir şey yapamam bu konuda."
"Neden?"
"Çünkü... yapamam işte." Atlas bir şey saklıyordu ve kimseye bir şey söylemiyordu. Hatta Helen'i bile uzak tutmak istiyordu bundan. "Şu an bana kırgın olması daha iyi."
"Seni anlamıyorum."
"Anlamanı da beklemiyordum. Neyse, boş ver bu konuyu. Zamanı geldiğinde onunla konuşacağım."
"Çabuk olsan iyi olur!"
Atlas'ın yüzünde çok garip bir ifade belirmişti. Hayal'in yüzünde aniden bir şey çıkmış gibi gözlerini dikmiş her detayını incelemeye başlamıştı. Kaşları hafifçe oynadı ve yukarı kalktı. Hayal bu bakışlardan rahatsız olsa da ses çıkarmadı. Dik dik Atlas'ın suratına baktı.
"Neden öyle bakıyorsun?"
Atlas'ın yüzünde değişik bir gülümseme belirdi. İdil'e gülümsediği gibi sevecen değildi bu, daha farklı, daha alaycıydı.
"Bir şey fark ettim. Daha önce fark etmiştim de şimdi daha iyi görüyorum."
"Neyi?" Hayal yerinde rahatsızca kıpırdandı.
"Sendeki o ufak değişimi."
"Nasıl bir değişim?"
"Eskiden olduğu gibi benimle çekinerek konuşmuyorsun artık. En azından çoğu zaman." Bir süre gözlerinin içine baktı. Hayal de bir şey demeden onunkileri izledi. Yorgun ve bu yüzden kıpkırmızı bile olsa o eşsiz mavi gözlerinin güzelliği kaybolmamıştı. "Gözlerini de kaçırmıyorsun..."
Atlas artık fısıldıyordu ama kız hepsini kolayca duyabiliyordu. Hayal en sonunda dayanamayıp gözlerini çekti ve masaya indirdi.
"Galiba sizlere alışmaya başladım," diyerek omuz silkti. "Bu yaptığımız şeylere..."
"Her ne kadar biraz yol kat ettiğin için memnun da olsam, seni uyarmam gerek."
"Ne için?"
"Edindiğin alışkanlıklara dikkat et, Hayal." Sesi oldukça ciddi ve karamsardı. "Sonra vazgeçemezsin. İnsanlar alıştıkları şeylerden kolay kolay vazgeçmezler. Bu, kötü bir alışkanlık bile olsa."
Hayal dediklerine bir anlam verememişti. Neden böyle bir uyarıda bulunmuştu? Ama bunları sadece kıza değil, kendisine de söylüyor gibiydi.
"Anlamıyorum, size alışmamalı olduğumu mu söylüyorsun? Ya da yaptıklarımıza?"
Atlas kafasını iki yana salladı acele etmeden. Genç adamın anlayışlı sesi kulaklarına doldu.
"İster istemez alışacaksın, bunun önünü alamayız; fakat bizleri ve yaptıklarımızı alışkanlık hâline getirmemeni öneriyorum. Tüm bunlardan sonra tek başına ayakta kalman gerekebilir çünkü. Bize ihtiyaç duymadan da bunu başarmalısın."
"Şimdi tek başıma idare edebileceğimi düşünmüyor musun?"
"Bu hâlinle hayır, idare edebileceğini sanmıyorum."
Bu cevap Hayal'in yüzüne tokat gibi çarpmıştı. Zaten sabahtan beri düşündükleri az değilmiş gibi üstüne Atlas da ona güçsüz olduğunu söylemişti. İdil'e söyledikleri aklına gelince yine kıskançlık duygusu kapladı içini. Atlas da ekipteki en güçsüz kişinin Hayal olduğunu düşünüyordu, ki bu gerçekti. En çok canını yakan da buydu.
"Bak, Hayal..." Atlas öne doğru eğilerek kızın incinmiş suratına baktı. "Amacım seni kırmak değil ama yalan da söyleyemem. Bu kırgın hallerinle fazla ilerleyemezsin sen. Korkuların gerçek seni kısıtlıyor. Neden antrenmanlarda en çok senin üstüne gittiğimi sanıyorsun? Kabuğunu kırmak için."
"Bu yüzden mi eziyet ediyordun? Derinlerde bir yerlerde güçlü ve cesur olduğumu mu düşünüyorsun?"
"Güçlü olduğunu biliyorum, sadece bunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum. İşe yaramaz olduğunu düşünsem bu ekipte olmazdın bile."
"Belki de yanılıyorsundur." Hayal kendisini güçsüz görmeye o kadar kaptırmıştı ki Atlas'ın bu dediklerine inanamıyordu.
"Şimdiye kadar neredeyse hiç yanılmadım. Ve senin eski hâlini de biliyorum, unuttun mu?" diye sorduktan sonra aklına bir şey gelmiş gibi durup hayran olmuş gibi gülümsedi. "Sen hiç Helen'e gerçekten baktın mı?"
Hayal bu soruya anlam veremeyerek kaşlarını çattı.
"Nasıl yani?"
"Helen ile konuşurken ya da ona bakarken nasıl biri olduğunu gördün mü?" Kız kardeşine hayranmış gibi geliyordu sesi. Ne zaman Helen'i görse ya da onunla konuşsa böyle gözlerinin içi gülüyordu. "Duruşundaki öz güveni, yüzündeki sertliği, gözlerindeki korkusuzluğu ya da laflarındaki kararlılığı fark etmedin mi hiç? Zorluklarla baş etmiş bir kadının çizdiği bir profil bu, Hayal. Her kadının sahip olması gereken ve sende görmek istediğim profil..."
Hayal ne diyeceğini bilemez bir hâlde öylece Atlas'a bakıyordu. Söylediği şeylerden etkilenmiş olması ne kadar olasıydı? Atlas'ın da yüzünde söylediklerinden etkilenmiş bir ifade vardı. Görünen o ki, Atlas'ın bir kadında beğendiği özellikler bunlardı. Anlatım tarzı onu ele vermişti. İdil'den hoşlanması da bu yüzden imkânsız değildi.
"Mesela, Helen küçük bir kız çocuğuyken böyle değildi. Dünyanın en kırılgan, en zayıf ve en hassas kızı olabilirdi. Bir de şimdiki hâline bak."
Helen'in kırılgan ve zayıf olmasını aklı almıyordu bir türlü. Hayal'in şimdiki hâlinden daha beter miydi yani? O an kız Atlas'ın neden bunları ona anlattığını anladı. Onun da böyle değişebileceğini düşünüyordu.
"Demem o ki, hiçbir kadına yakışmadığı gibi sana da zayıf olmak yakışmıyor. Özellikle bir erkeğin sapkınlıkları yüzündense bu." Atlas bardağı sıkı sıkı kavrarken derin bir nefes aldı ve ilk kez gerçekten kıza samimi bir şekilde gülümsedi. "Ben de Helen de sana yardım etmeye hazırız. Hatta diğerlerinin de yardım edeceğine eminim."
Hayal kafasını hafifçe aşağı yukarı sallarken anladığını belli etti. Bu sohbet onun içinde garip bir rahatlamaya sebep olmuştu. Çok yakın bir arkadaşıyla dertleşmiş gibi huzurlu hissediyordu. Hatta bu konuşmanın Atlas'a bile iyi geldiğine emindi.
"Her neyse," diyerek Atlas aniden ayağa kalktı. "Tanıdığım çok iyi bir hemşire gidip uyumam gerektiğini söylemişti. Sözünden çıkmak istemem."
Atlas'ın sesindeki muziplik yüzüne yansımamıştı ama söyledikleri Hayal'i farkında olmadan gülümsetmişti. Atlas mutfaktan çıktıktan bir hayli sonra bile kız sırıtmaya devam ediyordu.
Ve bölüm bitti...
Yeni sorularla geldim.
Bol bol yorum bekliyorum...
- Bölümü beğendiniz mi?
- En çok hangi sahne hoşunuza gitti ya da sizi etkiledi?
- Katil olmak Atlas'ı bir hayli yıprattı gördüğünüz gibi, bu hallerini nasıl buldunuz?
- Bölümün başında, İdil ve Hayal arasındaki küçük çaplı tartışma hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Helen ve Hayal arkadaşlığı hoşunuza gidiyor mu?
- Hayal ile Atlas'ın bölüm sonundaki konuşmasını sevdiniz mi?
- Son konuşmalardan sonra Hayal sizce nasıl bir yol izleyecek?
- Atlas'ın ekiptekilere karşı tavırlarının değişmesi diğerlerini nasıl etkiledi?
- İdil karakterini sevdiniz mi? Onunla ilgili neler öğrendiniz?
- Kerem ve İdil'in görevi ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Anlaşabilecekler mi?
- Atlas ve İdil'in geçmişlerinin olması ve şimdiki ilişkileri hakkındaki düşünceleriniz neler?
- Hayal'de en sevdiğiniz/en sevmediğiniz özellik ne?
- Hangi karakterle ilgili yeni detaylar fark ettiniz?