İçeriğe geç

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 12 · 24 dk okuma

Asla Benim Türüme Güvenme!

Bölüm 12

Bölüm 12: Ölüm nelere sebep olabilir?

Bölüm 12: Ölüm nelere sebep olabilir?

Batu Çeliker....

İnsanların yollarının ölümle kesişmesi her zaman kötüye işaret değildi. Bazen çok garip bir şekilde güzel tesadüflere de neden olabiliyordu. Ölüm, birilerinin hayatını aldığı gibi birilerine yeni bir hayat da sunabilirdi.

Aynı Batu'da olduğu gibi. Bir cinayet sayesinde yeni bir hayatın kapıları onun yüzüne açılmıştı. En büyük şansı olan Atlas ve Helen ile tanışmıştı. Ve bununla da direkt yeni bir hayata atılmıştı. Tabii bu sadece şimdi için şans gibi görülebilirdi ama o zamanlar Batu sadece saf bir korku hissediyordu.

İki kardeşle tanıştığı gece tam bir kabustu. Şimdi hatırladığında bile aynı hisleri tekrar ve tekrar yaşıyordu. Gözü önünde birinin soğukkanlılıkla öldürülmesi, buna başından sonuna kadar tanık olması Batu'nun o gece aldığı travmalardan sadece biriydi. Cinayet neredeyse onun üzerine kalacaktı. Atlas orada olmasaydı hatta şu an cinayetten hapis yatıyor bile olabilirdi.

Onu o şoktan çıkaran kişi Atlas olmuştu. Yüz ifadesi, ona bakan bir çift parlak göz gecenin karanlığında bile oldukça belirgindi. Dediği sözler de hâlâ kulağında çınlıyordu.

"Ya burada kalır kendi hayatına son verirsin ya da benimle gelir, yeni bir hayata başlarsın. Seçim senin! Seni bundan kurtaracak tek kişi benim. Ama eğer gelmezsen pişmanlıklarının en büyüğü olacağım, anlıyor musun?"

Batu onunla gitmişti. Hayatının en büyük yanlışı, yaptığı en doğru şey olmuştu. Onunla giderken aklından her türlü senaryo geçmişti. Atlas'ın onu öldürmek istemesi neredeyse tüm senaryolarında vardı. Fakat hiçbiri olmadı. Batu'yu öldürmedi, ona gerçekten de yeni bir yaşam sundu. Belki biraz tehlikeliydi ama yine de teşekkür edeceği bir hayattı.

Eski hâlinden eser kalmamıştı. O hayat, arkasında bırakmak istediği, hatırlamaktan bile kaçındığı anıların toplamıydı. Bu yüzden şimdi özgürlüğü ve kurtulduğu her kötü şey için Atlas'a borçluydu. Onun yeteneklerini görüp ekibine dâhil etmek istemeseydi Batu çoktan ölmüş olacağına emindi.

Tabii ilk birkaç gün onun için zor geçmişti. Hatta saçma sapan bir hata yapıp Atlas'tan kaçmak bile istemişti ancak bunun mümkün olmadığını net bir şekilde görmüştü. Atlas onu bulurdu, hep bulmuştu.

Ona karşı sadakat hissinin olmadığı zamanlarda bu yanlışı bir kere yaptı ve Atlas'tan kaçıp ona verdiği bilgileri polislere anlatmak istedi ama başarılı olamadı. Atlas buna izin vermedi ve söylediği her bilginin aslında yanlış olduğu ortaya çıktı. Batu'yu denemiş, böyle bir girişimde bulunursa diye de kendince önlem almıştı. İşin ilginç yanı, bildiklerini eğer polise anlatsaydı sadece Batu'nun başı yanacaktı. Atlas'ın ve sonradan tanıdığı Helen'in kılına bile zarar gelmeyecekti.

Kısacası, Atlas onun ne yapacağını kestirerek önceden plan yapmıştı ve tüm bunlar ortaya çıkarsa da Batu kendi kendini bitirmiş olacaktı. Atlas o gün belki buna izin vermemiş, Batu'yu kendisinden kurtarmıştı; ama tepkisiz de kalmamıştı bu duruma.

"Neler yapabileceğimi az çok anladın. Bu yüzden benimle arkadaş olmaya çalışsan iyi olur..." demişti o sakin, soğuk ve keskin olan ses tonuyla. "Arkadaşları için birilerini öldürüp ortadan kaldırabilecek türden biriyim. Ama bana ihanet edersen bu özelliklerimi hatırla! Çünkü üzerinde kullanmaktan çekinmem."

Bu bariz bir tehditti. Batu asla unutamıyordu o anı. Atlas onu sakince tehdit etti, sonra da çekip gitti. Genç adam tamamen dehşete kapılmıştı. Atlas onu ilk ve son kez o zaman tehdit etmişti. Bunca yıllık süre zarfında bu, bir daha asla tekrarlanmamıştı ve Batu da hiçbir hata yapmamıştı. Ufak tefek şeyler dışında, onlar da sayılmazdı zaten.

Bugün yaşanacak olaylar Batu'yu bunları düşünmeye mecbur bırakmış, ona eskileri hatırlatmıştı. Bugün bir cinayet işlenecekti ve bu durumda, Batu da şahit olduğu ilk cinayeti ve gördüğü cesedi düşünmeden edememişti.

"Batu! Sana diyorum!" Atlas'ın sesi kulaklarına dolarken genç adam abartılı bir şekilde irkilmiş, kupadaki sıcak kahvenin bir kısmını da eline dökmüştü. Ağza alınmayacak bir küfür savururken büyük bir çaba sarf ederek kupayı elinden düşürmemeye çalıştı. Masaya fırlatırcasına bıraktığında bilgisayarlara gelmemesi için ekstra dikkat etti.

"Sen az önce bana mı küfrettin?" Atlas ikinci kez konuşmuştu. Sesinde şaşkınlık ve öfke vardı. Birkaç gülüş sesi de duymuştu arka planda. Muhtemelen ekibin diğer üyeleri bu durumu oldukça komik bulmuştular.

Batu bir peçete bulmaya çalışırken, "Hayır! Sana değil," dedi acıyla. Odanın diğer tarafındaki sehpanın üzerinden peçete alarak elini silmeye çalıştı. "Elimi yaktım sadece."

"Bilgisayarlara bir şey oldu mu?"

"Hayır," diye somurttu. "Bu arada, ben de iyiyim. Thanks for asking..."

Atlas'ın surat ifadesini göremese de göz devirdiğine emindi.

"Batu, sen iyi misin?" Helen'in meraklı sesini duyunca gülümsedi. Peçeteyi çöp kutusuna atıp bilgisayarlara doğru ilerledi.

"İyiyim, evet."

"Yine kahve mi döktün?" Batu elinin acısına rağmen güldü. Sanki görecekmiş gibi kafasını salladı.

"Beni biliyorsun."

"Bilmez miyim?"

"Pardon bölüyorum ama bize söylenen yere vardık biz," dedi Kerem araya girerek. Batu bir an için tamamen unutmuştu planı. Döner koltuğa otururken daha öncesinde erişim sağladığı güvenlik kameralarını inceledi. "Duruyoruz şimdilik."

"Güzel," diye cevap verdi Atlas.

"İşaret verdiğiniz anda adamı göndereceğim."

Batu Kerem'in sesinin bu kadar monoton ve duygusuz çıkmasına şaşırmıştı. Yanında bir katil vardı ama o, dünyanın en normal şeyiymiş gibi konuşuyordu. Batu onda katille koyu bir muhabbete girecek potansiyeli de görmüştü.

Kendisi böyle bir durumda olsaydı, büyük ihtimalle içten içe delirirdi. Kerem'i tanıdığı ilk gün, Atlas'ın onun için olan planını duyduğunda verdiği tepkiyle şimdiki hâli hiç uyuşmuyordu birbiriyle. O gece katille bir arabada olma fikri onu korkutmuşsa da şimdi umuru değildi. Belki de o gece de korkmamıştı fakat endişelendiği bir şey vardı.

En azından kendisi için korkmadığını söyleyebilirdi. Eğer bu gibi şeylerden korkan biri olsaydı hep ağzı yüzü dağılmış hâlde olmazdı. Batu onu ne zaman görse üzerinde hep kan lekeleri oluyordu, üstelik yüzünde ve vücudunun görünen kısımlarında da morluklarla yaralar bulunuyordu. Bu yüzden Kerem'e fazla bakmamaya çalışıyordu.

Helen geçen sefer onun için söylediklerinden ve gördüklerinden sonra ondan iyice uzak durmayı tercih etmişti. Zevkine dövüşen, yaralanmaktan haz alan birinin etrafında pek bulunmak istemiyordu. Helen ile antrenmanından da haberi vardı. Genç kız onun çok iyi dövüştüğünü söylemişti. Bir de öfke kontrolü sorunları yaşadığından bahsetmişti.

Kısacası tekin bir tip değildi ve uzak durulması gereken biriydi. Helen'i de bu konuda uyarmıştı hatta. İki gün önce bahçede ekiple ilgili dedikodu yaparlarken Batu, Helen'i koruma iç güdüsüyle, Kerem'in Helen'in etrafında olmasından rahatsızlık duyduğunu dile getirmiş ama Helen tarafından azarlandığı için sonrasında yorum yapmamıştı.

"Batu!" Atlas'ın kaya gibi sert ve kaba sesi bir kez daha irkilmesine neden olurken bu sefer kolay kurtulamayacağını anlamıştı. "Eğer bir daha dikkatin dağılır ve beni dinlemezsen gelecek sefer dikkatinin dağılabileceği bir kafan olmayacak! Anladın mı?"

"Atlas!" diye ikaz eden Helen'e rağmen Batu kendini tedirgin olmaktan alıkoyamadı. Atlas normalden daha gergindi bugün ve onu kızdırmak akıl kârı olmazdı.

"Anladım..." Sesi her zamankinden daha boğuk çıkmıştı. "Ben izliyorum kameraları..."

"Pekâlâ," diye Ozan araya girdi. "Ben merkeze vardım. İletişimi koparıyorum şimdilik. Birazdan görüşürüz zaten."

"Normal bir günmüş gibi davran." Atlas yine uyarılarına başlamıştı. "Doğan ve Burçin ile de eskiden olduğu gibi samimi ol. Sakın bir şey belli etme."

Ozan'ın sıkıntıyla nefes verdiğini duydu. "Biliyorum."

Bir saniye sonra Ozan iletişimi tamamen koparmıştı. Beş kişi kalmışlardı. Plan başlayınca Atlas ve Helen olanları duysa da onlarla konuşmayacaklardı. İkisinin de yanında Orhan Özbey'in adamlarından biri olacaktı, ki bu durumda konuşmak çok mantıksız bir hareket olurdu.

Bir terslik çıkmazsa Kerem ve Batu sona kadar iletişim hâlinde olacaklardı. Hayal ise bir yerden sonra hattan ayrılacaktı. Planın kilit noktası Batu'ydu. Eğer herhangi bir pürüz çıkarsa ve o vaktinde haber vermezse suçlu Batu ilan edilecekti.

"Batu, son bir dakika," dedi Atlas. "Şimdilerde otoparka giriş yapmalı."

Genç adam otopark kameralarına baktı. Arabayı görür görmez Kerem'e haber verecekti. Birkaçı gelip geçti ama hiçbiri onun istediği kişi değildi. Şimdiye gelmesi gerekiyordu ama adam ortalarda görünmüyordu. Batu kaşlarını çattı. Hiçbir şey kaçırmamak için gözlerini ayırmadı ekrandan. Bir saniye bile çok ama çok önemliydi. Yanlış ve geç bir bilgi verecek olursa hepsini ateşe atardı. Sonra da Atlas onu diri diri yakardı.

"Geldi!" Batu aniden Faruk denen adamın arabasını görünce heyecanına engel olamadı.

"Pekâlâ, başlıyoruz. Kerem, adamı gönder. Hayal, sen de hazır ol." Atlas hepsine talimatlar verirken Batu kameralardan tüm otoparkı göz hapsine almış, teker teker tüm görüntüleri izliyordu. "İki dakika sonra otoparka giriş yapacaksın. Sana önceden söylediğim yere arabayı park et. Gerisini biliyorsun."

"Biliyorum." Hayal'in cılız sesini duyunca tek tedirgin olanın kendisi olmadığını anlamıştı. Yine de Batu'nun kızdan daha soğukkanlı ve cesur olması gerekiyordu. Yıllardır yürüttükleri onca küçük çaplı operasyon onu şimdiye kadar böyle strese alıştırmış olmalıydı. Ama gel gör ki endişe konusunda şu an Hayal'den geri kalır bir yanı yoktu.

"Faruk arabadan indi," dedi gözleri adamın üzerindeyken. O yürürken bir kamera görüntüsünden bir diğer ekrana geçiyor bir an bile gözden kaybetmemeye çalışıyordu.

"Ben de adamı gönderdim."

Batu adamı son kez gördü. Sağa döndükten sonra görüş alanından çıktı. Bozdukları ve oradan kaldırılmasını sağladıkları kameraların çekim sahasına girerek direkt tuzağa düşmüştü. Tabii katil yetişirse anca o zaman bu tuzak sayılırdı. Aksi takdirde asansörle çıkarak ofisine ulaşacak ve normal bir gün geçirecekti.

Batu yukarı katlardaki asansörün hareketliliğine baktı. Asansörü çağırmamıştı. Bu da demek oluyor ki katil ile karşılaşmıştı. Batu bir an için bunun düşüncesiyle ürperdi. Birkaç saniye içinde adam ölmüş olacaktı. Hatta belki de şimdiye kadar katil onu öldürmüştü bile.

"Ben otoparkın ikinci katına çıktım arabayla. Bir dakika sonra ineceğim."

Batu Hayal'i ve kırmızı renkteki arabasını ikinci katın kameralarından gördü. Atlas'ın dediği yere park etmeye çalışıyordu.

"Ben de Atlas'ın odasına geçiyorum," dedi Helen. "Birazdan konuşamayacağız sizinle."

Şimdilik plan kusursuz işliyordu. Daha hiçbir şey ters gitmemişti. Ve o an Batu düşüncelerine lanet okudu. Tabii ki de bir şeyler ters gitmişti. Katil geri dönmemişti. Bunu tek fark eden Batu da olmamıştı. Kerem'in endişeli sesi kulaklarına doldu.

"Bu neden geri dönmedi? Şimdiye işini halletmiş olması gerekmiyor muydu?"

"Bilmiyorum," diye yanıtladı Batu. "Orada kamera yok. Göremiyorum."

"Atlas! Bu bize kazık atmış olmasın?" Kerem'in sorusu Batu'nun da aklını kurcalamaya başlamıştı. Katille öğrendikleri şeylere rağmen -ki Atlas'ı da uyarmıştılar bu konuda- Atlas'ın planlarına güveniyordu. Eğer o, katilin bu planda yer almasını istediyse demek ki gerekliydi. Atlas'ın kararlarını şimdiye kadar sorgulamamayı öğrenmişti. Şimdi de sorgulamak istemiyordu ama insanlar hata yapardı. Hatta bu Atlas bile olsa.

"Hayır. Bana şu an kazık atmayı göze alamaz."

Elinde bir koz var, diye düşündü Batu. Ama bu koz neydi? Eğer yeni bir plan yaptıysa Batu'nun bundan haberinin olmaması olasıydı. Batu'ya her zamanki gibi bir şey söylememişti. Helen biliyor muydu peki?

"İçeride adamla kahve içip sohbet mi ediyor bu?" diye Kerem kızgınca sorarak Batu'nun aklındakileri dile getirdi. Batu tam cevap verecekken diğer katların kameralarında bir hareketlilik gördü. Bir süredir Atlas'ın olduğu kattaki asansörün önünde duran adam asansöre binmiş ve cinayetin işlendiği kata basmıştı. Batu telaşlanarak İngilizce bir küfür savurdu. Atlas ve Helen cephesinden tepki gelmemişti. Yanlarına gelen bir adamla -ki bu da planın bir parçasıydı- konuşuyorlardı. Bu yüzden sohbetten sıyrılıp bir şey söyleyememişlerdi. Fakat Kerem ve Hayal anında tepki göstermiştiler.

"Ne oldu?" Hayal'in korku dolu sesi Batu'nun hislerine tercüman oldu.

"Biri aşağı iniyor! Katili görecek! Cesedi görecek!"

"Ne yapacağız?" Hayal'in endişe ve korkuları giderek büyürken Batu, Atlas'ın saçma sapan şirketle ilgili sohbetinden bir cümleyi seçebildi.

"Belki de bu konuyla ilgili yedek bir plan yapıp uygulamalıyızdır."

Batu'nun başının üstünde aniden ampul yanmış gibi irkildi. Bunun bir mesaj olduğuna emindi. Atlas'ın böyle bir mesaj vereceğini bilecek kadar tanıyordu onu. Ve sohbete yedirdiği bu şey bir anahtar olmalıydı. Yedek plan! Tabii ki de yedek bir plan var. Atlas'ın hep yedek planları olur!

Ama asıl mesele; yedek plan neydi? Batu bununla ilgili hiçbir şey hatırlamıyordu. Ona bir şey mi anlatmıştı? Yine dikkatsizliği yüzünden kaçırdıysa ve bu yüzden yakayı ele verirlerse Batu kendini oracıkta boğardı.

Adam en yüksek kattan indiği için ve aralarda asansör birkaç kez durduğundan onlara zaman kazandırmıştı. Fakat bu da bir yere kadardı. Batu'nun düşünmesi gerekiyordu. Birkaç kez kendi kendine, yedek plan, diye mırıldandı. Ama hafızası bomboştu. Ve birden mesajın ona değil de başkasına olabileceği gerçeği aklını çeldi.

"Yedek plan!" diye bağırdı. "Hayal! Kerem! Atlas size yedek bir plandan söz etti mi?"

Çok kısa bir sessizlikten sonra Kerem cephesinden bir küfür duyuldu. Ne ağzı bozuk bir ekip olmuşlardı böyle.

"Ben gidiyorum." Kerem'in öfkeli ve çaresiz sesi kulaklarına doldu. Arabanın kapısının kapandığını duydu. Nereye gidiyor?

"Müdahale edeceğim."

"Planı sana mı anlattı?" diye sordu Batu, merakla.

"Plan benim."

Kerem'e ne anlatmıştı ve şimdi ne yapıyordu hiçbir fikri yoktu ama Atlas'ın ona anlatmamasına gücenmişti. Belki de o an bunu düşünmek saçmalıktı. Ancak yine de düşünmeden edememişti.

"Ben ne zaman arabadan ineceğim?"

"Sana söylediğimde." Kerem'in sesi oldukça kendinden emin çıkmıştı. Ne de çabuk adapte oldu öyle, diye düşündü Batu.

Bir yandan Atlas ve Helen'in, odasında bulunan adamla şirket hakkındaki konuşmalarını dinlerken bir yandan da kameraları izleyerek Kerem'in ne yapacağını tahmin etmeye çalışıyordu.

"Kerem, n'apıyorsun şu an?"

Bir süre ses gelmedi, sadece soluğunun sesini duyuyordu. Sonra konuşmaya karar vermiş gibi nefes nefese, "Asansör kumanda panosunu arıyorum," dedi.

Koşmuş olmalıydı. Batu onu hiç kameralarda görmemişti. Kör noktalarla ilerlemiş, diye düşündü, Atlas ona anlatmış her şeyi.

Kaşlarını çattı ve asansördeki adama odaklanmaya çalıştı. "Asansörleri mi durduracaksın?"

"Yok, kendime elektrik vereceğim," diye alayla konuştu. Batu göz devirmeden edemedi. Nefes nefeseyken ve yakalanabilecekken hâlâ espri yapma peşindeydi. Bir insan bu kadar da rahat olamazdı. "Tabii ki asansörleri durduracağım. Aşağı inemesin diye."

"Nerede olduğunu biliyor musun?"

"Vardım bile," derken nefes alışverişi biraz daha hızlanmıştı. "En azından kapıları açık. Ama küçük bir sorunumuz olabilir."

"Ne tür bir sorun?"

"Hangi şalteri kapatacağım konusunda hiçbir fikrim yok."

"Atlas söylemiş olmalıydı sana!"

"Çok fazla detay verdi ve ben elektrikçi değilim!" diye yükseldi. Ama birinin duymasına karşı önlem alarak sesini alçaltmıştı. "Şirketin tüm elektrik tesisatını anlatmaya başladığında dinlemekten vazgeçmiş olabilirim."

"Adam varmak üzere!" Batu Kerem'in söylediklerini anlamak için uğraşmamış direkt bağırmıştı. Atlas canlarına okuyacaktı. Batu şimdiden bunu görebiliyordu. İçinden Kerem'in bu gamsızlığına küfürler ederken bir yandan da işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüyordu. Son dört kat kalmıştı ki asansör aniden durdu. Binadaki tüm asansörler durmuştu. Başardı!

"Kerem?" diye seslendi Hayal.

"Belki de dinlemişimdir." Sesindeki eğlenceli tını fazla belirgindi. "Hayal in arabadan. Ben de bu adamı bulayım."

"Acele edin." Batu kameralarda asansörlerin durmasıyla ayaklanan kişilere bakarken konuştu. Böyle bir şirkette bu, ufak ve hemen halledilebilen bir sorundan başka bir şey değildi. "Birazdan aşağı inecekler... sorunun bulmak için."

"İkinci kattayım," dedi Kerem. Koştuğunu gösteren sesler geliyordu. Batu onu kameralarda göremedi. Katlar arasında dolaşırken büyük ihtimalle yangın merdivenlerini kullanıyordu. Zaten başka şansı da yoktu. Atlas onu iyice uyarmış olmalıydı.

Bir an için hiçbir ses duyulmadı. Kerem konuşmamıştı. Bir şey oldu diye endişelenip seslenecekken genç adamın sesini duydu.

"Demek buradasın!" Kerem'in katille konuştuğunu hemen anlamıştı. Batu bir an için rahatladı. Katil kaçmamıştı, oradaydı.

"Cesedin başında durup n'apıyorsun?" Sesinde kontrolsüz bir öfke vardı. Artık orada ne gördüyse onu memnun etmemişti. "Benimle gel. Zaten senin yüzünden kendimi yeterince tehlikeye attım."

Batu bir an için Kerem'in katili sürükler gibi çekiştirdiği hissine kapıldı. Bu durum Batu'nun hiç hoşuna gitmemişti. Adam neden saçma sapan davranıyordu? Neden vaktinde geri dönmemişti?

Genç adam bir yandan Kerem'in katili azarlamasını dinlerken bir yandan da kameralardan Atlas ve Helen'e bakıyordu. İkisi de yanındaki adamla birlikte koridora çıkmıştı. Son birkaç dakikadır onları hiç duymamıştı. Mikrofonu kapatmıştılar.

Diğer ekranda otoparkın görüntülerine baktı. Hayal sonunda ortaya çıkmıştı. Çantasından telefonu çıkararak Helen'i aradı. Yürüyüşü ve hareketleri oldukça gergindi. Belli etmemeye çalışsa da Batu üstündeki korku ve tedirginliği görebiliyordu.

Helen telefonu açtığında Hayal'in konuşmalarını duymaya başladı. Sesi titriyordu. Batu kesinlikle bu kızı anlamakta güçlük çekiyordu. Bir an için çok cesur olurken aniden dünyanın en kırılgan insanına dönüşüyordu. Ne yaşadığı konusunda hiçbir fikri yoktu ama ikisinden birini seçmeliydi. Ya cesur olmalıydı ya da tamamen korkak. Ama bu ekipte böylesine kırılgan ve korkak biri barınamazdı.

Aslında Batu kızla ilgili bir şeyi çok iyi anlıyordu. O da şu anki gerginliği. O da kanlar içinde bir ceset görecek olsa -ki bir hayli görmüştü aslında- endişeli olurdu. Zaten kandan oldu olası hiç hazzetmezdi.

Kerem'in de cesedi gördüğündeki tepkisini anlamamıştı. Bir ölü görmüştü ama tepkisiz kalmıştı. Ölü umurunda bile olmamış, sadece katille muhatap olmuştu. Sanki birini öldürmemişler de sadece bayıltmışlardı. Şimdi bile adama sinirli sinirli bir şeyler diyordu.

Hayal'in çığlığını duyduğunda hiç hazırlıklı değildi. Yerinde zıplarken kameralara odaklandı. Hayal'in yüz ifadesi dehşete kapıldığını net bir biçimde söylüyordu. Sanki gerçekten de hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi bakıyordu. Elini ağzına götürmüş gözleri büyümüştü. Hatta kameranın görüntüsüne rağmen bembeyaz kesildiğini söyleyebilirdi. Helen bu tepkiden sonra Atlas'a bakarak bir şeyler mırıldandı.

İkisi de yalandan telaşlı bir yüz ifadesi aldılar. Atlas'ın kaşları çatıktı, her zamanki gibi. Telaş dışında Atlas'ın takıldığı bir mesele vardı kesinlikle. Henüz çözememişti ama çözecekti.

"Biz çıktık. Buradan gidiyoruz." Kerem'in sağ salim arabaya dönmesi Batu'nun rahat bir nefes almasına neden oldu. Tüm dikkatini ondan çekip Helen ve Atlas'a yönlendirdi. İkisi de koşar adım çalışmayan asansörlere ilerliyorlardı, peşlerinden de odada konuştukları adam geliyordu.

Harika, diye geçirdi içinden. Her şey plana göre ilerliyor.

Tek sorun, ne konuştuklarını bilmiyor oluşuydu. Mikrofonları kapatma sebeplerini bilmiyordu ama şüphe uyandırmaması için olduğunu tahmin ediyordu.

Asansörlerin çalışmadığını görünce merdivenlere doğru ilerlediler. Hayal olduğu yerde duruyordu. Bakışları Batu'nun görmediği cesede kitlenip kalmıştı. Korku ifadesi yüzünden silinmemişti. Mesleği gereği illaki ölü insanlar görmüştü ama bu çok farklı bir şeydi. Üstelik kız bunun bir parçası olduğunu düşünüyorsa çok daha kötüydü.

İki dakika sonra aşağıya inen üçlünün karşılaştığı manzara hepsinin aynı anda durmasını sağlamıştı.

Helen, Hayal'in kolundan sıkıca tutup eliyle ağzını kapatırken Atlas bakışlarını sanki rahatsız olmuş gibi cesetten çekti. İkisini de çok iyi tanıyan biri olarak bunların sadece rol olduğu gayet açıktı. İkisi de rol yapıyor olmasaydı çoktan cesedin yanına giderek onu en küçük detaya kadar incelemiş olurlardı.

Adam içinse aynısını söyleyemeyecekti. Yüzündeki şok ifadesi korkuyla karışmıştı. Batu onun düşünmeye başladığını anladı. Büyük ihtimalle bu durumdan Özbey'in haberdar olup olmadığını sorguluyordu. Arkasına ufak bir bakış atıp Atlas'ın gelip gelmediğini kontrol etti.

Atlas yavaş adımlarla, suratında da ona hiç yakışmayan korku ifadesiyle ileriye çıktı. Adamın peşinden giderken eliyle kızları göstererek, "Ambulansı ara," diyerek gösteriş verdi. Batu en azından Hayal'in iletişim hâlinde kalmış olmasına seviniyordu. Yoksa orada konuşulanlardan hiç haberi olmayacaktı.

Hem adam hem de Atlas Batu'nun göremeyeceği kör noktada durunca genç adam kızlara odaklandı. Helen abartılı bir şekilde telefonunu çıkarırken Hayal sonunda hareket etmeye karar vermiş olacak ki Atlas'ın olduğu tarafa ilerledi.

"Ölmüş mü?" diye sordu ince, zor duyulacak bir sesle. Artık o da görünmüyordu ekranda.

"Ölmüş..." Atlas'ın düşünceli sesi kulağında çınladı. Bu Batu'nun hoşuna gitmemişti. Onun hoşuna gitmediği gibi Atlas'ın da hoşuna gitmeyen bir şeyler vardı. Ses tonundan bunu anlamak Batu için zor olmamıştı. Başkası görse adam için üzüldüğünü düşünürdü. Büyük ihtimalle de yanındaki adam öyle düşünüyordu.

"Ambulans yolda."

"Artık çok geç." Üçüncü kişi sonunda konuşmuştu. Adamı görmese bile o şaşkınlığını iliklerine kadar hissetmişti.

"Bunu kim yapmış olabilir?" Helen çaresizliğini sesine ustalıkla yansıtmıştı.

"Bilmiyorum," dedi Atlas, hiddetle. "Ama bulunacak! O pisliği ortaya çıkarmak için ne gerekiyorsa yapacağım!"

Batu neredeyse kahkaha atacaktı. Her şeyi planlayan kendisiyken şimdi büyük bir oyunculukla cinayeti işleyeni bulacağını söylüyordu. Tanımasa inanırdı.

"Biraz sakin olalım," diye adam Atlas'ı sakinleştirmeye çalıştı ama Atlas biraz da öfkelendi.

"Şirketimde gündüz vakti bir cinayet işleniyor ve sen bana sakin ol mu diyorsun?"

Adam bir an için durakladı. "Hayır... yani sizi anlıyorum, Atlas Bey. Ama sakin kafayla düşünmemiz gerektiğine inanıyorum."

"Önce polise haber verelim." Atlas sahte bir kederle konuşmaya devam etti. "Sonra eşine ve kızına haber veririz."

Atlas gerçekten üzülmüş olabilir miydi? Batu kendini bunu sorgularken bulurken garip hissetti. Atlas'ın kötü ve acımasız biri olduğunu görmemişti. Pekâlâ, sadece hak eden kişilere karşı öyle bir tutum sergilediğine şahit olmuştu. Ama konu masum insanlar olduğunda asla zarar görmelerini istemez, hatta kötü insanların elinden onları kurtarmaya çalışırdı.

Belki de şimdi adamın ailesi için üzülmüştü. Birkaç gün önce onlara akşam yemeğine gitmişti. Helen ve Batu'ya, aileyle basit bir tanışma yemeği olduğunu söylemişti ancak bunun arkasında başka şeyler olduğunu hissediyordu. O gün yemekten sonra arkadaşındaki ufak tefek değişikliği yalnızca o değil, Helen de fark etmişti. Ama tabii ki Atlas onlara hiçbir şey anlatmamıştı.

"Polisi aradım," dedi Helen, tatsız ama buna rağmen kulağa hoş gelen sesiyle. "Birazdan burada olurlar."

***

Kilit sesini duyduğunda Batu, gözlem odasından elinde cipsiyle çıkarak salona geçti ve kimin geldiğine baktı. Gelen kişi Kerem'den başkası değildi. Giydiği kapüşonlu ceketin fermuarı yarıya kadar açıktı ve yıpranmış görünüyordu. Oysaki sabah gördüğünde böyle değildi.

"Bakıyorum da keyfin yerinde." Kerem elindeki anahtarı pantolonunun cebine koyarken Batu'ya ve elinde tuttuğu cipse baktı.

"Pek değil aslında."

Kerem ona doğru gelirken Batu bir şey fark etti. Kerem'in kapüşonlu ceketin altından giydiği beyaz tişörtün boyun ve açıkta kalan omuz kısmı kanlıydı. Hatta ceketinin kol kısmı da biraz kanlıydı. Batu az önce yediği cipslerin midesinde hareketlendiğini hissetti. Kusacak gibi hissettiğinde elindeki cipsi diğerlerinin yanına bıraktı ve bakışlarını kaçırdı.

Kerem onun baktığı yere bakıp, "Doğru ya, sen kandan korkuyordun," diyerek güldü.

"Korkmak değil!" Batu yine bu konunun açılmasından rahatsız olmuştu. "Sadece hoşlanmıyorum."

Kerem alayla gülerken üstündeki ceketi çıkardı. "Başka kimse yok mu?"

Batu kafasını olumsuz anlamda salladı. "Yok."

"Güzel."

Ardından merdivenlere doğru giderek hızlı adımlarla üst kata çıktı. Merdivenin en tepesindeyken kirli tişörtünü de sıyırdı. Batu bir saniye için Kerem'in belini görebilmişti. İstemsizce kaşları yukarı kalktı. Vücudu yaradan geçilmiyordu. Morluklar ve çürüklerle kaplıydı. En az Helen'in dediği kadar vardı.

Genç kız ona, Kerem'in yaralarını göstermekten kaçındığını söylemişti. Böyle bir vücudum olsa ben de göstermek istemezdim, diye düşündü. Nasıl hayatta kaldığı gerçek bir gizemdi.

Kerem yeni bir tişörtle aşağı indiğinde Batu hâlâ orada dikiliyor olduğunu fark etti. Kerem ona kaşlarını çatarak baktı.

"Çok mu özledin?"

Batu onu ciddiye almayarak başka bir soru sordu. "Orada ne yaşandı?"

Kerem ona kısa bir bakış atarak yanından geçmiş, salondaki koltuklardan büyük olana yerleşmişti. Koltuğa iyice yayılırken Batu da karşısındaki tekli koltuklardan birine oturdu.

"Aslında bilmiyorum."

"How?" Farkında olmadan dilini değiştirirken düşünceli bir şekilde geriye yaslandı. Bakışları odağını kaybederken kendi kendine konuşmaya başladı. "It doesn't make sense."

Olayın mantıksızlığıyla ilgili söylenirken Kerem kafasını yana eğdi. "İngilizce konuşman çok garip. Ama daha da garip olan şey; buna alışmış olmam."

Batu tüm alaycılığıyla, "Good for you," diyerek ona yapmacık bir aferin dedi. Ama bu Kerem'in pek umurunda olmamış gibiydi.

"Atlas'la Helen ne zaman gelecek?"

Batu bilmediğini belli ederek omuz silkti. "Şimdi ifadeleri alınıyordur. Atlas benimle konuşmadı henüz."

Elindeki cips paketini sehpaya bıraktı. Bırakır bırakmaz da Kerem paketi alarak içinden bir tane cipsi ağzına attı. Umursamazca, "Acıkmışım ha," dedi.

"Fark ettim."

"Katilin şoförlüğünü yaptım o kadar. Üstelik koşturup durdum." Bir tane daha ağzına attı. Batu'ya bakarak alaycı bir gülüş sundu ve göz kırptı. "I think I deserve it."

Batu bir anlığına şaşırarak baktı karşısındaki adama. İlk kez biri ona İngilizce karşılık vermişti ve bu en beklemediği kişiden gelmişti. Kerem onun şaşkınlığını görünce güldü.

"Aman Tanrım!" dedi sahte bir şaşkınlıkla. Sesi dublajlı filmleri andırmıştı. "Sokak serserisi İngilizce biliyor."

"Yalan söylemeyeceğim. Gerçekten şaşırdım."

"Seni daha da şaşırtayım o zaman," deyip öne eğildi. "İngilizcem ileri seviyede." Yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Sanki geçmişte yaşadığı güzel bir anı aklına gelmişti. "Hep sokak serserisi değildim sonuçta."

Ayağa kalkarak mutfağa doğru ilerledi ve Batu'yu orada tek başına bıraktı. Genç adam bir an için çok utanmıştı. Resmen çocuğu aşağılamıştı. Onun da geçmişte bir mesleği, farklı bir hayatı olabileceğini düşünememişti. Kendini kötü hissederken peşinden gidip özür dilemeyi düşündü ama Kerem ondan önce davrandı.

Elinde kahveyle salona geri dönmüştü. Yüzünde hiç bozulmuş gibi bir ifade yoktu. Keyfi oldukça yerinde gibiydi. Batu mahcup bir ifadeyle ona baktı.

"Şey," dedi konuya girmeye çalışarak. "Az önce biraz şey oldu. Eee... şey..."

"Önemli değil." Kerem aniden araya girdi. Yüzüne bakmamıştı bile. "Geçmişte kaldı hepsi."

"Okay."

Kerem kahvesinden bir yudum alırken, "Bunlar tahminen ne zaman gelir?" diye sordu.

"Hiçbir fikrim yok."

"Daha önce böyle şeyler yaşamadınız mı siz?"

"Şeyi mi soruyorsun, birilerini öldürüp öldürmediğimizi?"

"Aslında hayır. Ama bunun cevabını da merak etmiyor değilim."

Batu kaşlarını çattı. "Yani... yani merak mı ediyorsun?"

Kerem gülerek kafa salladı. Türkçesini biraz daha geliştirse iyi olacaktı. Amerika'dayken Atlas ve Helen de çoğunlukla İngilizce konuştuklarından Türkçeyi bu kadar biliyor olması bile önemli bir gelişmeydi onun için.

"Öldürmek, tarzımız değil aslında."

Geriye yaslanırken tek kaşını kaldırdı. "Doğru. Sizin tarzınız onları planlamaktı."

Batu bir şey söyleyemeden kapı sesi tekrar duyuldu. Arkasını dönerek gelen kişiye baktı. Atlas çok sinirli bir şekilde içeri girerken Batu ayağa kalkmıştı. Helen de ağabeyinin peşinden geliyordu. Onun da güler yüzlü olduğunu söyleyemeyecekti. Kerem de diğerlerine ayak uydurarak ayağa kalktı. Bunlar neden bu kadar kızgındı?

Batu'nun zihninde uyarı çanları çalarken Atlas'ın kime patlayacağını düşündü. Ama arkadaşı onu es geçmişti. Direkt Kerem'in yanına ulaştı. Genç adama baktığında baygın bakışlarla Atlas'a baktığını gördü. Umursamamış gibiydi.

"Anlat," diye emir verdi tam karşısında durarak. Helen de Batu'nun yanında durmuş ikiliyi izliyordu. Batu kıza endişeli bir bakış attı. Helen sadece kafasını iki yana sallayarak ona sadece Batu'nun anlayacağı bir işaret verdi.

"Neyi anlatayım?" Kerem'in gamsızlığı hat safhadaydı.

"Orada ne olduğunu. O Bekir geri zekalısının neden geciktiğini bilmek istiyorum. Ne gördün?"

Batu katilin ismini yeni öğrendiği için suçlu hissetti. Atlas ona söylemişse ve o dinlememişse bunu belli etmemesi en iyisiydi. Adamın adını bir kez daha unutmamaya çalıştı.

"Pek bir şey değil," diyerek omuz silkti Kerem. "Ona sorduğumda bana, adamın karşı koyduğunu, biraz kapıştıklarını söyledi. Ben onu gördüğümde de adam kanlar içindeydi, katil de üzerine eğilmişti."

Atlas ondan biraz uzaklaşarak arkasını döndü. Çenesini sıvazlarken bakışlarını yerde gezdiriyordu.

"Atlas n'oluyor?" Batu daha fazla dayanamayarak sordu. Ondan cevap gelmeme ihtimaline karşı Helen'e döndü. "Sen biliyor musun... bir şey?"

"Hayır. Her zamanki gibi." Kollarını göğsünde kavuşturarak odanın ortasında volta atan ağabeyine öfkeyle baktı. "Ama şu Bekir denen herifle ilgili garip bir şey olduğundan şüpheleniyor. Atlas onu çözmek istiyor."

"Şüpheleniyor mu? O zaman doğru... Sadece kanıt arıyor."

"Bu arada," diye tekrar konuştu Kerem. "Katilin daha profesyonel olacağını düşünmüştüm. Gerçi giderken oldukça iyi görünüyordu ama işini bitirdikten sonrası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Aklı bir karış havada gibiydi."

"Neden?" Helen Batu'nun aklındaki soruyu sordu. Atlas da yürümeyi bırakmış, ona dönmüştü.

"Bilmiyorum. İşte ilk kez cinayet işlemiş gibiydi. Nasıl olduklarını bilirsin..." Atlas'a anlamlı bir şekilde baktı. Batu, bu bakışın ne demek olduğunu anlayamadan Kerem konuşmaya devam etti. "Sen bu adamın daha önce de adam öldürdüğünü söylememiş miydin?"

"Evet," dedi Kerem'e. İfadesi oldukça düşünceliydi. "Hatta oldukça iyi bu işte."

"O zaman değişen bir şey olmuş." Helen fikir yürüttü.

"Faruk ile konuşmuştur, bir şey öğrenmiştir." Batu da bir öneri sundu. "Belki de gecikme sebebi bu?"

"Hayır," dedi Atlas, kesin bir biçimde. "Konuşmadılar."

"Nasıl anladın?"

"Cesetten." Helen'e döndü. "Kan lekelerini fark ettin mi? Ve ensesindeki ekimozu?"

"Adamı bayıltmıştı, evet."

Atlas kafasını salladı. "Direkt arkasından yaklaşarak bayıltmış. Aksi takdirde kapışma izleri olurdu."

"Peki ya kan?" Zar zor sordu Batu. İsmini söylemek bile rahatsız ediciydi.

"Kanın akışı da adamı bayılttıktan sonra öldürdüğünü gösteriyor. Ama bıçak izleri de Faruk'un uyandığını gösteriyor. Eh, bir de başka bir şey."

"Ayılmış mı yani?"

"Evet, baygın kalması uzun sürmemiş, bıçak izleri oldukça düzensizdi. Panikle yapılmış gibi... Tahminimce Faruk uyandı ve Bekir ne yapacağını bilemeyerek bıçağı sapladı. Tabii o adrenalinle birkaç kez yaptı bunu." Atlas yerinde duramayarak toplantı masasının -Batu öyle diyordu- yanına gitti. "Kan yanlara akmıştı, bu da sırt üstü yatıyorken bıçaklandığı anlamına geliyor."

Arkasını dönerken hem Helen'e hem Kerem'e kısa bir bakış attı. "Herhalde oradaki kocaman kan gölünü fark ettiniz. Yine hırpalanma yok..."

"Ama üstü başı dağılmıştı. İkisinin de."

"Yine kan lekelerinin bize gösterdiklerini görmezden geliyorsun." Atlas kafasını iki yana salladı. "Bekir Faruk'un üzerini aramıştı. Ondan istediği bir şey vardı. Eğer önce öldürüp sonra arasaydı gömleğindeki kan lekeleri çok farklı olurdu. Ve üstüne öldürdükten sonra da aradığı için bize bir ipucu daha bıraktı."

"Nasıl bir ipucu?" Batu konuyu değişmek için büyük bir çaba sarf ediyordu. Biraz daha o kelimeye maruz kalırsa kusabilirdi.

"Ne aradığını az çok tahmin edebiliyorum. Ufak bir şey ve dikdörtgen şeklinde."

"Dur bir dakika," dedi Helen bir şeyleri çözmüş gibi. "Göğsündeki cebi mi diyorsun? Şimdi hatırlıyorum."

Atlas'ın dudaklarında minik bir gülümseme belirdi. Bayılıyordu böyle şeylere. Onun için çözecek bilmece olsun, yeterdi.

"Evet, kanın nasıl bir yol çizdiğini gördün mü? Olması gerektiği gibi düz bir çizgi şeklinde değildi. Cebindeki her neyse, ki ben USB bellek olduğunu düşünüyorum, onun alt kısmının şeklini almıştı."

"Ama biz baktığımızda cebi boştu..." Helen de Atlas gibi gözlerini düşünceli bir şekilde evin içinde gezdirdi.

"Bu yüzden ben bulduğumda üzerine eğilmişti. Ve beni görünce de paniklemişti."

"Kesinlikle!" Atlas büyük bir bilmeceyi çözmüş gibiydi. Ama hâlâ tatmin olmamıştı. Katilin ne aldığını da bulmak istiyordu. Ve neden bunu onlardan sakladığını öğrenmeliydi. Atlas'ı tanıyorsa şimdiden planlar yapmaya başladığını söyleyebilirdi. Yüz ifadesinden bile bunu okuyabiliyordu.

Evin içinde volta atarken işaret ve orta parmağını dudaklarına ritmik bir şekilde vurmaya başlamıştı. Bu da onun kesinlikle düşündüğünü gösteriyordu. Böyle zamanlarda Helen ve Batu onu rahatsız etmezdi. Fakat Kerem'in bundan haberi yoktu ve aniden konuşma isteği bastırmış gibi dudaklarını araladı.

"Bunu da söylemeden geçemeyeceğim, kusura bakmayın artık. Ama sence de böyle bir iş için sokaktaki çete üyelerini kullanmak oldukça riskli değil mi?"

Atlas'ın aniden durduğunu görünce omuz silkti. "Belki de bir bildiğin var ama bence çok mantıksız bir hareket. Onlarla iş birliği yapılmaz."

Atlas ağır ağır arkasını döndü. Gözleri parlamıştı sanki. Batu, birkaç duygunun arkadaşının yüzünden gelip geçtiğini gördü. Atlas Kerem'e biraz daha yaklaşarak kafasını sağa eğdi.

"Ne?" dedi tehlikeli bir sesle. Batu Atlas'ın ona söylememesine rağmen bir adım geri çekilip yutkundu. Kerem'e kızmış gibiydi. Ama neden? Atlas'ın planlarına mantıksız hareket dediği içindir belki, diye yanıtladı kendi kendine. "Az önce ne dedin?"

Kerem'in bakışlarında hâlâ değişen bir şey yoktu. Aynı umursamaz ve baygın bakışlara sahipti. Gözlerini devirdi ve söylediklerini tekrarladı.

"Başıboş sokak çetelerinin üyeleriyle iş yapılmaz, dedim. Ne düşünüyorsun bilmiyorum ama bence oldukça mantıksız."

Kerem yine Atlas'ı mantıksızlıkla suçlarken Batu olacakları izlemek istemediğine karar vermişti. Bir an için salonun ortasında ikisinin de ölümüne kavga ettiğini, boğuştuğunu düşündü. Acaba hangisi kazanır, diye sorguladı kendi içinde. Ortalık belki kan gölüne dönüşürdü. Bunu düşünür düşünmez midesi bulandı tekrardan. O cipsleri yemeyecektim.

Fakat bunlardan hiçbiri olmadı. Hatta Atlas o mantıksız hareket lafına da takılmamıştı. Onun takıldığı şey sokak çetesiydi.

"Çete üyesi derken?" diye sorunca Kerem kaşlarını çatarak ona baktı. Sanki bilmemesi çok olağanüstü bir şeymiş gibiydi.

"Bekir, şu katil yani... saçma sapan sokak çetelerinin üyelerinden biri." Gözlerini kısarak Atlas'a baktı. "Bilmiyor muydun?"

"Hayır," dedi Atlas, dalgın bir sesle.

"Nasıl olur? Dövmesini de mi görmedin?"

Arkadaşı kafasını olumsuz anlamda salladı. Bakışları odağını kaybetmiş yine zihnindeki çarkları çevirmeye başlamıştı. "En son iki gün önce onunla konuşmuştum. Ve hiç dövmesi yoktu. Buna eminim."

"Belki gözünden kaçmıştır?"

Atlas ona dünyanın en mantıksız şeyini söylemiş gibi baktı. "Asla!"

"O zaman bu Bekir denen herif iki gün içinde çetelerden birine mi katılmış?"

Atlas işaret parmağıyla Kerem'i gösterdi. "Bana şu çete ile ilgili bilgi versen iyi edersin." Yüz ifadesi bir kaya kadar sert, sesi de bir bıçak kadar keskin ve tehlikeliydi...

Evden çıkmadan önce Helen onun nereye gittiğini sorduğunda tek bir cevap almıştı:

"Kapatmam gereken bir hesap var."

Bölüm sonu

2 yorum