Bölüm 11: Planlar değişebilir mi?
Atlas Demirdağ...
Yasaklı düşünceler bir kere zihninde yer edindi mi, insanların ondan kurtulması çok zor olurdu. Yasaklar ilgi çekici, onları çiğnemek ise oldukça tehlikeliydi. Atlas hayatı boyu bunu yapmıştı. Yasakları yıkmış, yeni kurallar oluşturmuştu.
O, bu düşünceleri nefret ve kinle beslemiş, zihninin her köşesine yayılmasını sağlamıştı. Böylece bundan kurtulması imkânsız bir hâl almıştı. Ama Atlas bununla yaşamayı öğrenmişti, hatta böyle düşünceler olmadan yaşayamazdı artık.
Arabasını kullanırken zihnini meşgul eden bir sürü konu içerisinde en günceline odaklanmaya çalıştı. Yanında oturmuş Kerem de o konuşana kadar sesini çıkarmayı reddetmiş gibi sessizliğe gömülmüştü. Sağındaki pencereden dışarı bakıyordu durmadan.
"Meraklı birine göre oldukça sessizsin," dedi otoriter bir sesle. Kerem kafasını ona doğru çevirdi.
"Benimle konuşmak isteyen sensin."
Atlas'ın dudaklarında ufak bir tebessüm belirdi. "Evet, yine de daha erken konuşmanı bekliyordum."
"Belki de bizi dediğin kadar iyi tanımıyorsun?"
"Ah, lütfen," diye küçümseyici bir ifadeyle ona baktı Atlas. "Üç kez soru sormak için ağzını açtın. Fakat benim ne diyeceğimi tahmin edemediğin için konuyu açmamı bekledin. İki saattir rahatsızsın."
Kerem'in baygın bakışları, Atlas'ın doğru söylediğini gösteriyordu. Başka zaman olsa bununla övünürdü ama şimdi hiç sırası değildi. Kerem derin bir nefes aldı.
"Meraklandırarak insanlara işkence etmek seni tatmin ettiyse artık konumuza dönebilir miyiz? Benden ne istiyorsun?"
"Bir şey isteyeceğimi biliyorsun yani?" Atlas direksiyonu sağa kırdı.
Kerem'in dudaklarından alaycı bir gülüş kaçmıştı. "Şimdiye kadar senin isteklerin üzerine olmayan bir konuşma yaşanmadı."
Atlas, genç adama yan bir bakış attı. "Pek fazla konuşma yaşamadığımız düşünülürse normal."
"Ne istiyorsun, Atlas?" Kerem'in sesindeki bıkkınlık ve yorgunluk anlaşılmayacak gibi değildi. Helen onu iyi hırpalamıştı. Bu hâliyle onunla nasıl dövüştüğüyle ilgili hiçbir fikri yoktu ama göründüğünden de berbat bir hâldeydi. Kerem'in kesinlikle dinlenmeye ihtiyacı vardı.
"Sana bir iş teklifim var."
"Bana bir iş teklifin var," diye ağır ağır tekrar etti Atlas'ın dediklerini. "Birini mi öldüreceğim?"
Atlas göz devirmeden edemedi. Ölüme oldukça fazla takmıştılar. Üstelik kendileri öldürmeyecekti bile adamı. Atlas, sanki her gün soğukkanlılıkla insan öldürüyordu da böyle tepkiler alıyordu.
"Hayır. Sadece bana bilgi toplamamda yardım etmeni istiyorum." Gaza basıp hızlanırken yanlarındaki beyaz arabayı geçti. Bu sırada Kerem'in gözlerini kısarak gelen teklifi değerlendirmeye çalışmasını göz ucu görmüştü. Sağ bacağını sabırsızca sallamaya başladı.
"Ne tür bir bilgi bu? Sen normal bir şey istemezsin." Sesindeki kuşku Atlas'ı nedensizce keyiflendirmişti. Böyle tanınmak hoşuna gitmeye başlıyordu.
"Yaptığımız hiçbir şeyin normal olmadığını hatırlatmama gerek var mı?" diye sordu alayla. Köşeyi dönerken ciddi bir ses tonuyla devam etti. "Sokaklara hâkimsin. Benden daha iyi biliyorsun. Oradakilerin çoğunu da tanıyorsun. Ben de sokaklardan bilgi almak istiyorum."
Kerem bakışlarını ondan çekmedi. Kaşları çatılmıştı ve dudakları da düz bir çizgi şeklindeydi. Ne gibi bir bilgi istediğini düşünüyor olmalıydı.
"Şu Orhan Özbey ile ya da uyuşturucu baronlarıyla kimin çalıştığını öğrenmek istiyorsun."
Atlas sırıtmadan edemedi. Kerem'in doğru çıkarımlar yapmasını seviyordu. Onu yormuyordu.
"Eh, onun gibi bir şey." Omuz silkti yandaki camdan dışarı bakarken. "Sadece o da değil tabii. Genel olarak bilgi istiyorum. Kim kimin adamı, kim kimin arkasından iş çeviriyor, kimler masum, kimler değil."
Araba trafik ışıklarında dururken Kerem'in pürüzlü sesi kulaklarına doldu. "Yani kısacası benden senin casusun olmamı istiyorsun?"
Atlas kaşlarını kaldırıp ona bakmıştı. "Bir nevi. Hem bu karşılıksız olmayacak."
Kerem bir kez daha kaşlarını çattı. Atlas Kerem'in dikkatini tekrar çekebildiği için neredeyse sırıtacaktı. "Karşılıksız olmayacak derken?"
"Sana iş teklif ettim." Yeşil ışık yandığında gaza bastı. "Senden iyilik falan istemedim, tabii ki karşılığı olacak. Bunun için sana para ödeyeceğim. Sen de hem para kazanacaksın hem de dövüşlerden bir süre uzak duracaksın."
Kerem'in dudaklarında serseri bir gülüş belirdi. "Atlas, bu iş teklifinin altında yatan gerçek ne?"
Atlas nefesini sertçe dışarı verdi. Bu şüpheci tavırlar onun eseriydi. Ozan'ı çatışmanın ortasına attıktan sonra ona yaptığı açıklama buna zemin yaratmıştı. Ama haklıydı. Atlas'ın yaptığı her işte genelde birden fazla neden olurdu. Planları da asla yüzeysel ve basit olmazdı. Karışık ve katmanlı olmalarına özen gösterirdi. Tehlikeli olabilirdi ama anlaşılması güç olduğundan başkalarının anlamayacağını varsayıyordu.
"Dediğim gibi. Senin yürüyor olmanı tercih ediyorum fakat girdiğin kavgalar buna engel oluyor. Neden dövüştüğünü de biliyorum." Atlas'ın bakışları anlık Kerem'i buldu. "Ben de bu iş teklifini sana yaparak hem bilgi alacağım hem de seni bu dövüşlerden uzak tutacağım."
"Seni az çok tanıdıysam, sokaklara en az benim kadar hâkim olduğunu diyebilirim."
Atlas dudaklarını birbirine bastırdı. Doğru söylüyordu. Sokakları biliyordu, uzun bir süredir birçok kişiyi de yakinen takip ediyordu. Fakat hâlâ öğrenmesi gereken şeyler vardı. Kerem de bu görev için biçilmiş kaftandı. Tabii bu sadece bir kısmıydı. Onun nasıl şartlarda yaşadığını biliyordu. Biraz da yardım etmek istemişti.
"Tabii ki biliyorum." Gerçeği söyleyecekti ama tamamen değil. "Ama daha güncel haberlere ihtiyacım var. Ve güvenilir bir kaynak olsun isterim."
"Bana güvenmiyorsun bile."
"Ben kimseye güvenmem," dedi sertçe. Kısa bir bakış attı yana doğru. "Sadece karşılıklı çıkarlar üzerine anlaşmalar yapar, onları bozarım."
"Peki ya Helen, Batu. Ya da şu adam, Niyazi?"
Atlas cevap vermedi bu soruya. Zaten yanıtlamak zorunda da değildi. Ve cevabını bilmediği, kaçtığı bir soruydu. Her zamanki kaba sesiyle konuştu.
"Kabul ediyor musun teklifi?"
Kerem cevap alamayacağını fark edince yavaşça nefesini dışarı verdi. "Herhalde cevabımı da tahmin etmişsindir."
Atlas'ın dudakları sağa doğru kıvrıldı. "Senden duymayı tercih ederim. Ee, ne diyorsun?"
"İyi bir teklif olduğunu kabul etmeliyim," dedi düşünceli bir şekilde. "Eğer kabul edersem arada sırada dövüşebilecek miyim peki? Aniden bırakmam oldukça şüpheli olur çünkü."
Doğru söylüyordu, şüpheli olurdu ama bu Kerem için sadece bir kılıftı. Şüpheli bir durum olmasa bile Kerem'in dövüşü aniden bırakacağını asla düşünmemişti. Dövüş, onun için bir ihtiyaçtı. Onu kendine getiren bir unsurdu.
"Benim planlarıma engel olmadığı sürece istersen direk dansı yap," diyerek omuz silkti. "Umurumda değil. Sadece şu duruma düşme bir daha."
Kerem göz devirerek, "Ben gayet iyiyim," dedi.
"Evet," dedi Atlas, umursamazca. "En az bir ölü kadar iyisin."
Kerem cevap vermek için ağzını açmıştı ki tekrar geri kapattı. Bir şey söylemenin anlamsız olacağını fark etmişti muhtemelen. Arabayı Kerem'in mahallesinin yakınlarındaki bir eczanenin önünde durdurdu.
"İlk görevin o zaman uyuşturucu bağımlılarını ve onların torbacılarını öğrenmek. Bizi başlarındaki adama götüreceklerdir. Başka uyuşturucu baronlarını da öğrenmemiz gerekiyor." Atlas ceketinin iç cebinden bir zarf çıkararak Kerem'e uzattı. "Bunu da ilk maaşın gibi düşün."
Kerem zarfa şüpheyle baktı. Bakışları bir Atlas'a bir zarfa kayıyordu.
"Merak etme, içine bomba koymadım. Alabilirsin."
"Neden bana para vermek istiyorsun da bunu bu görevle kamufle ediyormuşsun gibi geliyor?"
Atlas, Kerem'in kuşkulu ses tonuna aldırış etmedi. "Yanlış düşünüyorsun. Bunu da bir avans olarak gör. Öyle kolay bir iş olmayacak nihayetinde."
Kerem birkaç saniye sadece orada öyle durarak Atlas'a baktı. Sanki ne kadar doğru söylediğini ölçmek istiyormuş gibi hiç çekmedi gözlerini ondan. Atlas'ın sert yüz ifadesi hiç değişmedi. Yüzünde hiçbir duygu barındırmıyordu. Yavaş yavaş ve istemeyerekten -bunu net görebiliyordu- zarfı aldı. Elindeki çok sıcak bir şey gibi tutmuştu. Her an düşürecek gibiydi. Belirgin bir şekilde yutkundu.
"Bu arada ailene de artık o iyi olan arkadaşının sana iş verdiğini falan söylersin. Aranız da düzelir."
Kerem kafasını sallarken bir an fark ettiği şeyle durdu.
"Nasıl yani? Sen nereden biliyorsun?" Bakışlarında hayret vardı. "Aileme söylediğim iyi arkadaş yalanını. Ya da aramızın bozuk olduğunu?"
Atlas fütursuzca omuz silkti. "Çıkarım yaptım. Tahmin edilmesi kolay insanlarsınız."
Kerem kaşlarını çatarak, "Nasıl ya?" diye sordu. Hâlâ bir cevap bekliyor gibiydi.
"Basit. Geçen gün bizde kaldın, ki sen ev dışında şimdiye kadar hiç kimsede kalmadın. Bu yüzden bu oldukça şüpheli bir durum oluyor ve bunun yüzünden de endişeli aileye söyleyebilecek en temel yalanı söyledin. İyi bir arkadaşımda kaldım, dedin." Kerem'in yüzündeki şaşkınlık Atlas'ı eğlendirmeye başlamıştı. "Ondan sonra da yüzün gözün dağılmış bir şekilde eve geliyorsun. Sizinkilerin de bundan hoşlanmadığını biliyorum. Bu hâlde seni görünce de ailenle aranın bozuk olduğunu tahmin ettim."
"Cidden çok sinir bozucusun," dedi Kerem, kafasını yavaşça iki yana sallayarak. Atlas muzip bir ifadeyle ona baktı.
"En sevdiğim özelliklerimden..."
"Pekâlâ, o zaman anlaştık." Elindeki zarfı kaldırarak gösterdi. Atlas, her ne kadar saklamak istese de Kerem'in yüzündeki o mahcubiyeti görmüştü. Başkalarına göstermese de böyle şeyleri fazla önemserdi. Aile de onun en zayıf yanıydı, Kerem'in ne hissettiğini gayet iyi anlıyordu bu yüzden.
"Anlaştık." Kerem arabadan inmeden durdurdu onu. Yüzüne kibirli bir gülümseme yerleştirdi. "Gitmeden önce eczaneye uğra istersen. Babanın ilaçlarını da alırsın."
Kerem inanamıyormuş gibi ona baktı. "Ben neden şaşırıyorsam? Tabii ki biliyorsun!"
Atlas gülüşünü saklayamadı. Böyle şeylerden keyif alması gerçekten çok ilginçti.
"Üstünde reçete de var mı bari?" diye sordu Kerem.
"Yok," dedi eğlenerek. "O kadar abartmayayım, dedim."
"İsabet olmuş!" Kerem arabadan inerken kapıyı bilerekten normale nazaran daha sert kapattı. Genç adam bunun ne anlama geldiğini gayet net anlamıştı. Yine de Kerem, Atlas'ın dediğini yapmış, doğrudan eczaneye girmişti.
Arabayla oradan ayrılırken Atlas'ın yüzündeki kibirli gülümseme yavaş yavaş silinmiş, tüm sorunlar da yeniden zihnini işgal etmişti.
***
Atlas'ın tek düşündüğü şey plandı. Ne doğru dürüst çalışabiliyordu ne de herhangi bir şeye odaklanabiliyordu. Cinayetin işleneceği güne çok az kalmıştı ve ters gidebilme potansiyeli olan her detay aklını kurcalıyordu.
Aslında planın direkt kendisi baştan sona ters gidebilirdi. Herkesin hata yapma oranı oldukça yüksekti. En son planladığı Hayal ve Helen'in tanışma planı da neredeyse güme gidiyordu. Yapılan hatalar oldukça saçma ve fiyaskodan farksızdı. Ki birçok yönden zaten fiyaskoydu.
Hayal'in bir kulaklığa sahip çıkamayışı, Helen'in inat edip laf dinlememesi yüzünden az kalsın ölmesi ve İdil'in gecikmesiyle Helen'in ölüme bir adım daha yaklaşmasının hiçbir güzel yanı yoktu. Sonrasında İdil'in takip edilmesini hatırlamak bile istemiyordu. İzini kaybettirmek için tüm İstanbul'u turlamıştı. Adamı ikna edene kadar turistlerden farksız olarak etrafta dolanıp durmuştu.
Plan tamamen berbat olsa da sonucu iyiydi. Hayal ve Helen tanışmış, planlandığı gibi ilk arkadaşlıklarının temelini atmıştılar. Doğru giden tek şey buydu.
Bugün de görüşüp bu arkadaşlık işini ilerleteceklerdi. Hatta şimdi buluşmuş olmalılardı. Atlas birazdan Helen'i arayacaktı ama şimdilik onları baş başa bırakmayı tercih ediyordu. Bu arkadaşlık sadece plan için değil, ekipte anlaşmaları için de önemliydi. Tabii ki bunu da düşünmüştü, ekip içinde oluşacak, ön görülebilir diğer her türde ilişki gibi. Hepsinde Atlas'ın az da olsa parmağı vardı.
Atlas dışında ekip birbirine ne kadar çabuk alışırsa bir o kadar da birlikte iyi çalışabilirlerdi. Tabii kötü bir yanı da vardı. Aralarında oluşacak olan bağ ve sevgi, yanlış kararlar almalarına da neden olabilirdi. Ortaya yeni zayıflıklar çıkacaktı. Helen'in Atlas'ın üzerindeki etkisi gibi diğerlerinin de birbiri üzerinde öyle bir etkisi oluşabilirdi. Bu da oldukça tehlikeli ve sıkıntılı bir durumdu.
Belki bu bağ kurma işi, cinayet planı zamanı böyle zaafları ortaya çıkarmayacaktı fakat ileride, planın diğer aşamalarında oldukça sıkıntı çıkaracaktı. Atlas bunu önceden görebiliyordu. Ekibin bir kısmı birbirinden hoşlanmasa da ileride kurulacak olan dostluk bağından Atlas'ın hiç şüphesi yoktu.
Helen ve Hayal dışında, aynı şeyi çaktırmadan Batu ve Ozan'a da yapıyordu. Tabii onları birbirlerine bağlanmasını sağlamaktaki asıl amaç farklıydı. Hâlâ Ozan'ın içinde bulunan o şüphe kırıntılarını bu yolla tamamen yok edecekti. Ozan, Batu'da Atlas'ın istediği şeyi gördüğünde bu plan artık onun, vazgeçemeyeceği bir parçası olacaktı. Tek yapması gereken onları biraz daha zaman geçirmeye zorlamaktı.
Atlas ekibini düşünürken bir yandan da birkaç gün sonra gerçekleşecek olan cinayeti düşünüyordu. Korkuları hâlâ tazeydi. Plan belki kusursuzdu fakat insanların -şu durumda ekibinin- kusur yaratmakta üstüne yoktu.
Her şey başından mahvolabilirdi. Ters gidecek bunca şey varken Atlas rahat bir nefes alamıyordu. Ekibi mükemmeldi ama oldukça tecrübesizdiler. Yaşanacak sorunlar teker teker aklına gelirken avuç içlerini gözlerine bastırdı.
Mesela Batu güvenlik kameralarını bozmakta sorun yaşayabilirdi ya da izlerken gözünden bir şey kaçırıp onlara haber veremeyebilirdi. Katil gereksizce konuşarak adamı öldürmeyi geciktirip tüm planın suya düşmesine neden olabilirdi. Ya da Hayal olay yerine erken veya geç varabilirdi. Kerem adamı dışarı çıkarmakta da sorun yaşayabilirdi. Ozan geldiğinde doğru dürüst rol yapamama ihtimali de vardı.
Bu kadar olasılık varken planın kusursuz işlemesi son olaylardan sonra Atlas'a imkânsız gibi geliyordu. Kulaklığa bile sahip çıkamayan birinden çok fazla şey istiyordu. Hayal'i daha sıkı bir eğitimden geçirmeliydi belki de. Son antrenmanında hiçbir hareketi doğru yapamamıştı. Sırf onun yüzünden antrenman da erken bitmek zorunda kalmıştı.
Batu da başka bir sorundu. Ona bilgisayarlar konusunda her ne kadar güvense de dikkatsiz olduğunu da biliyordu. Dikkati fazla dağınıktı ve konsantrasyon denilen şey neredeyse hiç yoktu. Şimdiye kadar iyi idare etmişti, bundan sonra da öyle devam etmesini istiyordu. Ya da en azından bir süre kendisini kontrol etmeyi başarırsa iyi olurdu.
Biraz daha bekledikten sonra Helen'i aramanın zamanı geldiğini anlamıştı. Şimdiye Hayal ile koyu bir sohbete dalmış olmaları gerekiyordu. En azından bir sorun çıkmadığını ve konuşabildiklerini umut ediyordu.
Birkaç gün içinde öldürülecek olan Atlas'ın sağ kolu, kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde genç adam istediğini elde etmişti. Burada olması plan için iyiydi. Helen ile konuştuğunda duymasını istiyordu.
"Atlas Bey?" Boğuk sesi yine her zamanki gibi samimiyetten oldukça uzaktı. Onunla her ne kadar iyi anlaşıyormuş gibi gözükse de adam kendi disiplin ve ciddiyetinden fazla ödün vermiyordu.
"Buyurun, Faruk Bey."
"Siz çıkmadan önce yarınki toplantıyla ilgili konuşmak istiyordum." Elindeki dosyayı Atlas'ın masasına bıraktı. "Bunlar da benden istediğiniz dokümanlar."
"Teşekkür ederim. Konuşmak istediğiniz konu ne peki?"
Atlas eline dosyayı alıp içini incelerken bir yandan da adamı dinlemeye çalışıyordu. Fakat dosyada gördükleri onun odaklanmasına engel olmuştu. Belgeler değiştirilmişti. Atlas bunun gerçeğinin nasıl olduğunu biliyordu. Rakamlarla oynamıştılar. Şirketin son birkaç ayda bu kadar harcama yapmadığına emindi. Birileri şirketten para çalıyordu ve Atlas'ın aklında birileri vardı.
Yüz ifadesini değiştirmemeye çalışarak kafasını salladı. "Gündem maddelerini belirttiğin için teşekkür ederim. Bunların toplantıda iştirak edecek diğer çalışanlara da ulaştığına emin ol," diyerek kafasını kaldırarak ona baktı. "Lütfen..."
"Tabii, efendim."
Tam çıkacakken Atlas onu durdurdu. Sadece meraktan soruyormuş gibi ayarladı ses tonunu. "Bu arada Faruk Bey, bu dokümanlarda bir hata olmadığına emin misiniz?"
Adam yavaşça arkasını dönerek temkinli bir ifadeyle Atlas'a baktı. "Evet, eminim. Neden sordunuz?"
Atlas, Faruk'un ne kadar profesyonel bir yalancı olduğunu o zaman anlamıştı. Ses tonunu çok güzel ayarlamıştı. Hareketlerini bilinçli olarak kısıtlamış, gereksiz bir harekette bulunmamak için sabit durmayı tercih etmişti. Başka biri buna çok çabuk kanabilirdi fakat Atlas onun kırışıklıklarla dolu yüzünde yalan söyleme emarelerini görebiliyordu. Ortamdaki gerginliği yok etmek için ve bu soruyu da sırf merak ettiğinden sorduğuna inandırmak adına yüzüne aptalca bir gülümseme yerleştirdi.
"Bilemiyorum. Ben burada olmadığımda ortada bayağı büyük paralar dönmüş..."
Faruk'un suratında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Biraz da aşağılayıcı bir tavır takınmıştı. Atlas onun ne diyeceğini tahmin edebiliyordu.
"Biz büyük bir şirketiz, Atlas Bey." Yine tahmininde yanılmamıştı. "Siz buradan çok uzaktaydınız. Şirketteki işleyişe hemen adapte olmanızı beklemiyoruz zaten. Zamanla alışırsınız."
Atlas dosyayı kapatıp büyük bir oyunculukla ona içten bir şekilde güldü. Aklınca ona laf sokmuştu ama Atlas'ın bu umurunda değildi. Birkaç güne ölecek olan birinin laflarını umursamak da saçma olurdu zaten.
"Bak bunu doğru dediniz." Çoğu zeki insan gibi aptal ve saf ayağına yattı. Aptalı oynamak onu hep kurtarıyordu. "Zamanla alışırım o zaman. Bu arada Helen geldi mi şirkete?"
Faruk, ona yöneltilen soru yüzünden yine durmak zorunda kalmıştı. Kafasını iki yana salladı. "Hayır, efendim. Daha gelmedi."
Atlas onun efendim kelimesini zar zor söylediğini fark etti. Kendisinden yaşça epey küçük olan birine böyle hitap etmek zoruna gidiyor olmalıydı. Atlas bunu aklının bir köşesine yazdı. Son günlerinde ona eziyet etmek için harika bir fırsattı.
"Bana geleceğini söylemişti ama..." Atlas yalandan düşünüyormuş gibi yaptı. "Belki de aramalıyım."
Telefonu eline alıp Helen'i aradığında ilk birkaç saniye açmadı. Gözleri hâlâ adamın üstündeydi. Atlas endişelenmeye başlıyordu ki kulağına dolan ince bir ses tüm bu düşüncelerden onu uzaklaştırmıştı.
"Helen? Neredesin sen?" diye sordu hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi.
"Kafede, Hayal ile birlikteyiz." Helen de aynı şekilde karşılık vermişti.
Atlas tek kaşını kaldırarak, "Hayal mi?" diye sordu. O sırada Faruk'u incelemeyi de unutmadı. Yine aynı gerginlik vardı üzerinde. Ayakları az önce odadan bir an önce çıkmak ister gibi kapıyı gösterirken şimdi tüm vücuduyla Atlas'a dönmüştü. Hayal ismi ilgisini çekmiş olmalıydı.
"Evet. Doğru dürüst teşekkür edememiştim."
"Aslına bakarsan ben de Hayal Hanım'a teşekkür edemedim." Koltuğunda geriye yaslanırken kolundaki saate baktı. "Hangi kafedesiniz? Öğle arası yanınıza gelirim."
Helen kafenin ismini söylediğinde bilerek sesli bir şekilde tekrar etti. Elini kaldırarak Faruk'un gitmemesi için uyardı.
"Tamamdır, ben birazdan gelirim. Lütfen bir yere ayrılmayın."
Telefonu kapatırken ayağa kalktı. Adama bakmadan ceketine uzandı ve giydi. "Faruk Bey, bu belgeleri Helen Hanım'ın da masasına bırakmanızı istiyorum. Ve mail yoluyla da kendisiyle iletişime geçin. Onun da haberi olsun."
Kafasını kaldırıp ona baktı. "Yarınki toplantı için de tüm ilgili çalışanların vaktinde orada olmasını istiyorum. Gecikme olmayacağından emin olun." Ceketini düzeltirken yüzüne yine hiçbir şeyden habersizmiş gibi bir gülümseme yerleştirdi. "Lütfen..."
"Tabii, efendim."
Masanın arkasından çıkıp adama doğru ilerlerken istifini bozmadı. Yanında durdu ve elini omuzuna götürdü. Faruk'un bundan da hoşlanmadığı barizdi. Onca yıl şirkette Niyazi olmasına rağmen hakimiyet kurmuştu. Şimdi ondan neredeyse yirmi yıl daha küçük birinin gelip işlerine burnunu sokması ve onun üstü olması, Atlas'tan nefret etmesi için yeterliydi.
"Siz de olmasanız ne yapardım bilmiyorum," dedi sahte minnet duygusuyla. "Her işi hallediyorsunuz. Amerika'dan sonra işlerin nasıl yürüdüğünü sizin gibi birinden öğreniyorum. Bu benim için büyük bir şans."
Faruk yalandan gülümsedi. Ya da en azından gülümsemeye çalıştı. "Yardımım dokunuyorsa ne mutlu bana."
"Hem de fazlasıyla." Atlas adamın omzunu bırakmadan önce hafifçe sıktı. "Bu arada ben çıkıyorum. Öğlen yemeğinden sonra geri döneceğim. Haberiniz olsun."
***
Kafe, Atlas'ın beklediği gibiydi. Ne fazla büyük ne de fazla küçüktü. Helen ve Hayal'in tanıştığı kafeye benziyordu üstelik. Evet, bu kesinlikle Hayal'in takılacağı türden bir kafeydi.
Kafeye beyaz tonları hâkimdi. Sandalye ve masalar da aynı duvarlar gibi beyazdı. Masaların üzerinde bulunan küçük saksılardaki çiçekler ortamı sıkıcı olmaktan kurtarıyordu. Duvarlardaki resim ve tablolar da aynı şekilde kafeye farklı bir hava katmıştı.
Atlas'ın gözleri kızları aradı ve tabii ki Hayal'in peşindeki adamı. İlk gözüne çarpan zaten o adam olmuştu fakat hiç bozuntuya vermeden bakışlarıyla onu atladı ve önünde, sağda oturmuş, birbiriyle koyu sohbete dalmış iki kızı gördü. Dudaklarında ufak bir tebessüm belirdi. Anlaşabildiklerini görmek güzeldi.
Kızların masasına yaklaşırken nasıl giriş yapacağından hangi konuları konuşacağına kadar kafasında tarttı. Atlas'ın istediği gibi gitmeyebilirdi de konuşma. Yine saçma sapan bir durum oluşabilirdi. Kim bilir, belki de Hayal doğrudan onu takip eden adamın kucağına düşerdi. Bu yüzden fazla planlı olmamaya karar verdi.
"Merhabalar," diye kibar bir şekilde konuşarak ikilinin dikkatini çekti. Elini Helen'in omzuna dokundurdu ve Hayal'e baktı. İçten ve samimi olduğunu düşündüğü bir gülümseme sundu. "Hayal Hanım?"
Elini Helen'in omuzundan çekip kıza doğru uzattı. Hayal elini utangaç bir şekilde sıkarken belli belirsiz bir gülümsemeyle ona baktı. Kahverengi gözleri her zamanki gibi hüzünlüydü ama birkaç gün öncekine nazaran daha parlaktı. Kardeşinin tam tersi olarak parlak sarı saçlarını yandan toplamayı tercih etmişti. Üstüne giydiği kıyafetlerse sade ve şıktı.
"Merhaba," dedi cılız bir sesle. Atlas önce kızın elini kibar bir şekilde öpmek istedi fakat bunun, Hayal'i rahatsız etme olasılığı olduğunu düşünerek yapmaktan vazgeçti.
Tokalaştığı başkası olsaydı herhalde kızın elini hissetmezdi bile. O kadar hafif tutmuştu ki, Atlas gözleriyle görmese onun elini çektiğini fark etmeyebilirdi. Bu kıza kesinlikle öz güven aşılaması gerekiyordu.
Aklına geçen gün Helen'i kurtarırken ne kadar soğukkanlı ve dikkatli olduğu geldiğindeyse neredeyse sırıtacaktı. Yüzünde büyük bir gülümsemeyle, "Aranıza katılmamın umarım bir sakıncası yoktur," diyerek sandalyeyi kendi tarafına çekmişti.
İkisi de aynı anda kafasını iki yana sallayarak bir itirazları olmadığını belirtti.
"Buyurun, lütfen." Hayal yine aynı çekingen tavırlarla konuşmuştu. Atlas Helen'in yanına otururken eliyle garsonu çağırmış, kendisi için bir kahve siparişi verdikten sonra kızlara dönmüştü.
"Umarım bir şeyleri bölmedim," dedi. Hayal'e baktı. "Helen sizinle buluştuğunu söyleyince ben de gelip bir merhaba diyeyim, dedim."
Hayal kafasını hızlıca salladı. "Hayır, bölmediniz. Biz de öylesine havadan sudan konuşuyorduk."
"Bunu duyduğuma sevindim." Bakışları Hayal'in üzerindeydi fakat asıl odaklandığı onun arkasındaki adamdı. Atlas geldikten sonra sandalyesini daha da yaklaştırmıştı onlara. Bundan kesinlikle hoşlanmamıştı. Tahmin etmişti böyle olacağını fakat bu düşündüğünden de tatsız bir hâl almaya başlıyordu. "Özel bir şeyi bölmediğim için memnunum."
Atlas'ın aklında planla ilgili yeni çarklar dönerken Helen ona bir soru yöneltmişti.
"Şirketten geliyorsun, değil mi? İşler nasıl? Bugün uğrayamadım."
"Evet," dedi kısaca. "Her zamanki gibi yoğun. Sizin bir planınız yoksa buradan şirkete birlikte geçeriz, Helen. Ne dersin?"
Helen omuz silkip Hayal'e baktı. "Bir planımız yok gibi. Hem galiba Hayal'in de işleri vardı."
Hayal gülümsedi. "Öyle. Zaten ileride sık sık görüşeceğiz."
"Kesinlikle. Hayal ile düşündüğümden iyi anlaştık. Birçok ortak özelliğimiz varmış."
"Ne güzel." Atlas kaşlarını şaşırmış gibi kaldırdı. Bu biraz çarpıtılmış bir yalandı. Sevdikleri ortak şeyler olabilirdi ama söylenenden daha az benziyorlardı. İkisi birçok açıdan çok farklıydı. Atlas bunu net bir şekilde söyleyebilirdi.
Hayal'i, yaşadığı şeyler kırarken Helen'i güçlendirmişti. Kız kardeşi risk almaktan, korkusuzca yaşamaktan hoşlanırdı, Hayal ise son zamanlarda çekinerek, endişe duyarak yaşamını sürdürüyordu. Helen'den çok daha hassastı.
Helen'in ilgi alanları dövüş ve silahlarken -aslında Atlas bundan bazen hiç hoşlanmıyordu- Hayal'in ilgi alanı buz pateni ve sağlık konularıydı. Atlas yine de onu takdir ediyordu. Yıllar önce onun nasıl bir patinajcı olduğunu görmüştü. Geçirdiği büyük kazadan sonra korkup bıraksa da tutkusunun asla sönmediğinin Atlas farkındaydı.
Patenlerin üzerinde ne de cesurdu o zamanlar. Atlas o cesur kızın yerine, korkulardan harap olmuş olan kızın gelmesinden nefret etmişti. Hayal'e korkaklık yakışmıyordu. Her şeyin onu bu kadar çabuk kırması Atlas'ın ona yakıştırmadığı bir özellikti.
Onun cesur olduğu zamanları görmüştü. Şimdi de onu ortaya çıkarmasını istiyordu. Bunu da en son Helen'i kurtarırken görmüştü. Kameradan bile fark etmişti gözlerindeki o korkusuz bakışı. Mesleğini icra ederken takındığı tavır Atlas'ın hoşuna gitmişti. Çünkü o, ekibindeki iki kızı da güçlü görmek istiyordu.
Hayal'in, içindeki cesur kıza ulaşması gerekiyordu. İlk adımı atmıştı, sıra diğerlerindeydi. Delirmeden plana dâhil olabilmesi bile büyük bir adımdı aslında.
Genç kıza baktı gülümseyerek. "Bu arada, hastanedeyken doğru dürüst teşekkür de edemedim size. Gitmek zorunda kalmıştım."
"Hiç sorun değil," diyerek bakışlarını kaçırdı. "İşiniz çıktı sonuçta."
"Bence bu kesinlikle bir sorun. Kardeşimin hayatını kurtardınız." Genç adam biraz öne eğildi. Helen'e ufak bir bakış attıktan sonra kaşlarını kaldırdı ve çekici bir şekilde Hayal'e gülümsedi. "Ve üstelik sizin gibi birini daha yakından tanıyacakken işimin çıkması da oldukça büyük bir sorun."
Hayal bu bariz flört karşısında duraksarken Helen de sadece Atlas'ın anlayabileceği şaşkın bir bakışla ona bakmıştı. Atlas bu bakışın ne anlama geldiğini biliyordu. "Yine neler planlıyorsun?" bakışıydı bu. Atlas ne yaptığını gayet iyi biliyordu. İleride gerekli olabilecek bir duruma ön hazırlıktı. Anlık olabilirdi fakat oldukça mantıklıydı.
Helen ondan bakışlarını çekerken Atlas, bir an için Helen'in böyle bir flört karşısında nasıl bir tepki vereceğini tahmin etmeye çalıştı. Büyük ihtimalle, "Evet, biliyorum. Herkes bana yakın olmak ister. Kendi muhteşemliğimin farkındayım," deyip insanın içindeki tüm hisleri oracıkta katlederdi. Helen'in eski sevgilisi ile devam edememe sebeplerinden biri de buydu büyük ihtimalle. Helen'e en az onun gibi dişli biri gerekiyordu belki de.
Hayal kendini toparlayarak tebessüm etti. "Kim olsa aynısını yapardı."
"Hiç sanmıyorum."
Hayal'in çehresinde oluşan çekingenlik Atlas'ın kahkaha atmasına neden olacaktı neredeyse. Her şeyi bilmesine rağmen Atlas'tan gerçekten utanıyor muydu? Belki de aniden böyle bir şey yaptığı için kendini geri çekmişti. Helen'in yüzünde bile o şaşkınlık emarelerini görmüştü. Ama o alıştığı için bu sadece anlık bir ifade olmuştu.
Telefonuna gelen bir mesajla düşüncelerinden uzaklaştı.
"Pardon," diyerek cebinden telefonunu çıkarıp baktı. Mesajın kimden geldiğini görünce sağında oturan Helen'e yan bir bakış atmıştı ama kız bunu görmemişti.
İstifini bozmadı. Batu ve Niyazi onun istediği şeyi bulmuş olmalıydılar. Mesaj kutusuna girdiğine kızların konuştuğu şeyler, onun için geri planda kalmıştı artık. Tüm dikkatini zihnindeki çarkların dönmesine neden olacak o mesaja yönlendirdi.
Şüphelerin doğru, dikkatli ol!
