İçeriğe geç

Aşkın skoru

Bölüm 6 · 7 dk okuma

Aşkın skoru

Bölüm 6

Bölüm 6

​Büyük, ışıl ışıl parlayan turnuva otelinin lobisine adım attığımız an, içerideki uğultu bıçak gibi kesildi. Lobinin tam ortasında, üzerlerinde koyu renkli formalarıyla Safir Lisesi’nin hem kız hem de erkek takımı duruyordu. Bizi görür görmez hepsi dik dik bakmaya başladı.

​Tam o sırada Naz, bizim sıradan hızla sıyrılıp büyük bir neşeyle Safir Lisesi grubuna doğru koştu. Kızlarla çığlıklar atarak sarıldı, erkeklerle ve kızlarla samimi bir şekilde selamlaştı. Resmen bize nispet yapıyordu.

Safir Lisesi'nin erkek takımı kaptanı,Gözlerini doğrudan Baran’a dikerek, "Bakın burada kimler varmış," dedi alaycı bir sesle. "Ankara'nın meşhur futbolcuları... Turnuvaya kurban olmaya mı geldiniz, yoksa formalarınızı erken teslim edip tatile mi başlayacaksınız?"

​Baran’ın çenesi anında gerildi. Adımlarını hiç yavaşlatmadan çocuğun tam karşısında, burun buruna durdu. Aralarındaki boy farkı neredeyse yoktu ve ikisi de birbirine üstünlük kurmaya çalışıyordu.

​"Biz formayı sadece kupa kaldırırken çıkarırız, aslanım," dedi Baran, sesi lobide yankılanırken buz gibiydi. "Ama görüyorum ki senin çenen sahaya çıkmadan fazla açılmış. Dikkat et de o lafları sana o sahada tek tek yutturmayayım."

​Safir’in kaptanı hafifçe güldü, "Çok özgüvenlisin kaptan," dedi kışkırtıcı bir sesle. "Geçen sene şansınız yaver gitti diye bu sene de buraların kralı olacağınızı mı sandınız? Sizin o meşhur defans hattınızı ilk maçta darmadağın ettiğimde de böyle dik durabilecek misin bakalım?"

Baran çocuğun yakasına yapışmak üzere bir adım daha attı. "Geçen sene şans değildi, bu sene de eceliniz olmaya geldik. Karşıma çıkmak için o kadar hevesliysen, maç saatini bekleme. Gel hemen arkaya çıkalım, kim kimi darmadağın ediyor göstereyim sana!"

​Arkadaki bizim erkekler hemen Baran’ın omuzlarından tutup geriye çekmeye çalıştı. "Baran saçmalama, ilk günden ceza alacağız, değmez oğlum, sakin ol!" diye bağırıyorlardı. Ama Baran onları hiç duymuyor, gözünü çocuğun üzerinden bir an bile ayırmıyordu. Karşı tarafın oyuncuları da kendi kaptanlarının önüne geçmiş, lobi resmen patlamaya hazır bir bomba gibi ikiye bölünmüştü.

​Daha fazla dayanamadım. Öne atıldım, Baran’ın arkasından uzanıp futbol formasını arkasından sertçe kavradım ve bütün gücümle geriye doğru çektim. "Sen kaptansın,onlara sahada cevabını verirsin. Diskalifiye olursunuz,hadi gidelim" dedim Barana fısıldayarak.

Baran formasını çektiğimi ve arkasındaki kişinin ben olduğumu fark edince duraksadı. Çocuğa son bir kez "Seninle hesaplaşacağız" der gibi ölümcül bir bakış attı, neyse ki inadı kırıldı. Naz' da bizim yanımıza geldi ve Safir Lisesi'ni lobide bırakıp resepsiyona ilerledik.

Sonunda odalarımıza dağılabilmiştik. Melis ve Pelinle oda arkadaşıydım. Hoca iyi ki oda arkadaşımızı seçmemize izin vermişti. Bide öyle bir durumda Naz'la aynı odaya düşsem oda,oda değil,savaş yeri olurdu.

​"Kızlar, otel gerçekten şaka mı? Resmen devasa!" dedi Melis yatağa uzanırken.

​Pelin ise ellerini beline koymuş, muzip bir gülümsemeyle doğrudan bana bakıyordu. "Otel güzel de... Otobüsteki o manzara daha güzeldi Asya Hanım! Melis, sen o sırada uyuyor muydun ya da müzik mi dinliyordun kaçırdın, ama ben tam arkalarındaydım!"

​Melis anında yataktan doğruldu, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "Ne manzarası kızım, ne kaçırdım? Çabuk dökül!"

​Pelin kahkaha atarak Melis’in yatağına oturdu ve heyecanla anlatmaya başladı: "Bizim şu havalı, kimseyi umursamayan futbolcu kaptanımız Baran var ya... Otobüste resmen Asya'nın yanına oturdu! Sonra kolunu öyle bir rahatlıkla Asya’nın omzuna attı, onu kendine doğru çekti ki görmen lazımdı. Üstelik Asya'nın kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı, Asya resmen domates gibi kızardı, kalpten gidiyordu çocuk yanında diye!"

​"Ya Pelin, sussana! Yok öyle bir şey!" diyerek yataktaki yastığı kaptığım gibi kafasına fırlattım.

​Melis çığlık atarak Peline doğru giden yastığı havada yakaladı ve bana geri fırlattı. "Ay inanmıyorum! Bir de lobide çocuğun formasından tutup çektin, resmen aranızda gizli bir çekim var! Dökül çabuk, Baran’la aranızda ne oluyor?"

​Yatağa bağdaş kurup oturdum, yastığı göğsüme bastırıp derin bir nefes aldım. "Kızlar saçmalamayın. Baran’a aşık falan değilim... Yani, evet, çocuk gerçekten çok yakışıklı, karizmatik, hırslı... Yalan yok, beğeniyorum. Ama o kadar! Hem o ukala ve dengesiz tavırlarıyla beni deli ediyor. Bir an geliyor çok yakın, sonraki an sanki beni tanımıyormuş gibi Naz’la flört ediyor. Amacı ne, beni mi sınıyor anlamıyorum ki!"

​Pelin, "Belki de seni kıskandırmak için yapıyordur," dedi göz kırparak. "Hani o meşhur 'it dalaşı' taktiği."

​"Kıskandırmaksa çok komik," dedim omuz silkerek ama kalbimin hala hızlı attığını gizleyemedim. "Benim onun oyunlarına düşeceğimi sanıyorsa, çok yanılıyor."

"Ama Baran sana çoktan düşmüş haberin olsun" dedi Melis.

Odamızda akşam yemeğimizi yedikten sonra üzerinde okulumuzun arması olan hırkamızı giyip,oteli gezmek için aşağıya indik. Lobinin alt katındaki kafeteryanın önünden geçerken adımlarım aniden yavaşladı, içimdeki o tatlı neşe buz kesti.

​Baran ve Naz, cam kenarındaki masalardan birinde yan yana oturuyorlardı. Naz bir şeyler anlatıyor, saçını parmağına dolayarak Baran’a doğru eğiliyordu. Baran ise elindeki içeceği yudumlarken Naz’a bakıp gayet keyifli bir şekilde gülüşüyordu.

​Tam o sırada Baran’ın gözleri kafeteryanın girişine, yani bana kaydı. Göz göze geldik. Kalbimin hızlandığını hissettim,

Ama Baran hiçbir şey olmamış gibi, gözlerini benden ayırıp arkasına yaslandı ve Naz’la konuşmaya, gülüşmeye devam etti. Beni resmen umursamamıştı.

​"İnanamıyorum ya, pislik!" diye fısıldadım dişlerimin arasından.

​"Asya, boş ver onları, gel havuz başına çıkalım," dedi Melis koluma girerek.

​Havuz başına çıktığımızda sinirden yerimde duramıyordum. Şezlonglardan birine oturdum ve öfkemi kızlara kustum: "Ankamıyorum kızlar! Daha birkaç saat önce otobüste 'Kıskandın mı kaptan' diye kulağıma fısıldayan, kolunu omzuna atan çocuk o değil miydi? Şimdi gelmiş o sinsi Naz'la karşımda fingirdiyor ve beni görmezden geliyor! Amacı ne bu çocuğun, kafayı yiyeceğim!"

​Melis derin bir nefes aldı. "Erkek milleti işte Asya. Baran egoist bir tip, senin dikkatini çekmek, seni çözmek için böyle dengesiz davranıyor olabilir." Diyerek yanıma oturdu.

​"Aynen öyle," diye onayladı Pelin, yanımızdaki şezlonga uzanırken. "Naz onun için sadece bir piyon. Lobide senin onu formasından çekip kurtarman bile Baran'ın egosunu tavan yaptırmıştır. 'Bak, Asya beni düşünüyor, beni koruyor' diye düşünmüştür. Şimdi Naz'la gülüşerek seni deniyor. Senin delirdiğini, onu kıskandığını görmek istiyor."

​"Asla o zevki ona vermeyeceğim!" dedim dişlerimin arasından. "Dengesiz herif. Bir an dünyanın en karizmatik, en korumacı insanı gibi davranıp, sonraki an böyle arkasını dönmesi... Sinirlerimi bozuyor. Eğer benim onun peşinden koşacağımı sanıyorsa, çok büyük yanılıyor. Turnuva boyunca yüzüne bile bakarsam neyim!"

​"İşte benim kaptanım!" dedi Melis gülerek. "Bırak o Naz'la takılsın, sen sahada smaçlarını vurarken,Baran tribünden,Naz'da yedek kulübesinden ağzı açık şekilde izlesin."

Sinirimizi biraz olsun yatıştırıp odalarımıza doğru yürümeye karar verdik. Lobinin sakin, loş ışıklı koridorlarından birinden geçerken karşı taraftan üzerlerinde Uğur Koleji forması olan üç erkek sporcu belirdi. Ne biz onları tanıyorduk ne de onlar bizi. Tam yanlarından geçip gidiyorduk ki, uzun boylu, geniş omuzlu ve son derece yakışıklı olan çocuk adımlarını aniden yavaşlattı.

​Gözleri doğrudan bana kilitlenmişti. Arkadaşlarına "durar mısınız?" Dedi ve önündeki de,arkasındaki takım arkadaşlarıda durdu. P çoçuk benim önüme geldi.Yüzünde, insanı anında etkisi altına alan, son derece özgüvenli ve çapkın bir gülümseme belirdi.

​"İyi akşamlar," dedi, pürüzsüz ve etkileyici bir ses tonuyla. Gözlerini bir saniye bile benden ayırmıyordu. "Turnuvanın en güzel kızını koridorda yürürken görüp de selam vermeden geçmek büyük bir centilmenlik hatası olurdu. Adın neydi?"

"Asya adım. Senin?" Dedim

​"Asya..." dedi ismi telaffuz ederken gülümsemesi daha da büyüyerek. "İsmin kadar kendin de çok asil ve güzelmişsin. Kıvanç bende,Uğur kolejinden. Üzerindeki formadan anladığım kadarıyla Ak Akademi voleybol takımındasın. İlk 6 oynuyor musun bari, seni sahada izleyebilecek miyiz?"

​Hafifçe gülümsedim, "Evet oynuyorum" dedim.

Arkadan Pelin lafa atladı "Aynı zamandada kaptanımız olur kendisi" dedi gururla.

Kaptan olduğumu belirtmese Pelinin içi rahat etmezdi.

Kıvanç duyduğu cevapla şaşırmış gibi kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Kaptan demek... Sert kayaya çarptık desene," dedi hafifçe gülerek. "Sahada o kaptanlık bandının hakkını nasıl verdiğini görmek için sabırsızlanıyorum Asya."

Umarım turnuva boyunca koridorlarda daha çok karşılaşırız kaptan. Sana ve arkadaşlarına iyi geceler,"

"Sizede iyi geceler" dedik kızlarla ve yürümeye başladık.

Yalan yok, çocuğun bu kadar net ve cesurca karşıma çıkması,Bu turnuvanın sadece maçlardan ibaret olmayacağını, sahada olduğu kadar saha dışında da her an her şeyin değişebileceğini şimdi çok daha iyi anlıyordum.

Odaya çıkmak için asansöre doğru yöneldiğimizde Melis ve Pelin resmen çığlık atmamak için ağızlarını kapattılar. Asansörün kapısı kapanır kapanmaz ikisi birden üzerime çullandı.

​"Kızım şaka mı bu?! İlk günden otelin en yakışıklı çocuğunu buldun!" diye feryat etti Pelin şakayla karışık.

​Melis de gülerek omzuma vurdu. "Baran kaptanımız Naz'la içeceğini yudumlaya dursun, bizim kız burada Uğur Koleji'nin yakışıklığı çocuğunu dize getirdin! Ay çok heyecanlı!"

Odaya geldiğimizde hepimiz geceliklerimizi giyip yataklarımıza yattık.

yatakların üzerinde gülüşüp şakalaşmamız bittiğinde, odadaki lambalar tek tek söndü. Melis ve Pelin günün yorgunluğuyla kendilerini uykunun kollarına bırakırken, odada sadece klimanın düzenli mırıltısı kalmıştı.

​Yatakta bir o yana bir bu yana döndüm ama gözüme bir damla uyku girmiyordu. Bakışlarımı tavanın karanlığına diktim. Zihnim, sanki ben kontrol edemiyormuşum gibi beni saatler öncesine, o kafeteryanın cam kenarındaki masasına götürdü.

​Baran’ın Naz’a bakarak o rahat, keyifli gülüşü bir türlü gözümün önünden gitmiyordu. Beni fark ettiği, göz göze geldiğimiz o saliselik anı tekrar tekrar düşündüm. Gözlerini benden ayırıp hiçbir şey olmamış gibi önüne dönmesi, içimde bir yerlerde tarifi zor bir sızı bırakmıştı.

​Otobüsteki o çocuk kimdi, kafeteryadaki kimdi? Hangisi gerçek Baran’dı? Kulağıma fısıldarken kalbimi yerinden oynatan o ses tonu mu onun gerçek yüzüydü, yoksa beni lobide bir yabancı gibi arkasında bırakan o umursamaz tavrı mı?

​Kıvanç’ın koridordaki o hayranlık dolu bakışları bile zihnimdeki bu karmaşayı dağıtmaya yetmiyordu. Kendime ne kadar "Onu düşünme, umursama" desem de, kalbimin bir köşesi yarın sabah onunla yeniden karşılaşacağımız o ilk anı, gözlerinin içine yeniden bakacağım o saniyeyi büyük bir sabırsızlıkla bekliyordu.

​Derin bir nefes alıp yorganı göğsüme kadar çektim ve gözlerimi kapattım. Ama biliyordum; bu turnuva sadece sahada değil, kalbimde de çok büyük savaşlara sahne olacaktı.

Bölüm sonu

4 yorum