OTOBÜS GÜNÜ
KEREM’İN AĞZINDAN
Bazı hisler vardır, ne kadar saklamaya çalışırsan çalış, göğüs kafesine sığmaz. Benim hislerim de tam olarak böyleydi. Asya… Bu okulun koridorlarında adını duyduğum ilk andan beri, o elinde voleybol topuyla sahaya her adım attığında kalbimin ritmini değiştiren tek kızdı. Ona olan aşkımı içimde büyüteli çok olmuştu ama o, sahadaki o hırslı, güçlü duruşuyla etrafındaki her şeyi unutuyordu. Ben de sadece onun arkasında durmayı, onu uzaktan da olsa korumayı seçmiştim. O beni sadece arkadaş olarak görüyor.
Bugün büyük turnuva için Antalya yolculuğu vardı. Aynanın karşısına geçip saçlarımı düzeltirken içimde tuhaf bir heyecan vardı. Futbol takımı formamı üzerime geçirirken tek bir şey düşünüyordum: Bu yolculuk boyunca, o kalabalığın içinde bile gözüm sadece onun üzerinde olacaktı. Onu ne pahasına olursa olsun mutlu etmek ve o kupayı kaldırırken yanında olmak istiyordum. Çantamı alıp evden çıkarken derin bir nefes aldım. Hazırdım; hem maça, hem de onun için her şeyi göze almaya.
ASYA’NIN AĞZINDAN
Büyük Antalya turnuvası otobüsünün içi resmen ana baba günüydü. Koltukların arası voleybol ve futbol takımlarının çantalarıyla dolmuş, içeride müthiş bir gürültü ve enerji patlaması yaşanıyordu. Çantamı bagaja verip otobüse ilk binenlerden biri olmuştum. Cam kenarına geçip oturdum ve dışarıyı izlemeye başladım.
Tam o sırada otobüsün koridorunda Kerem belirdi. Beni görür görmez yüzüne o her zamanki sıcak, içimi ısıtan gülümsemesi yayıldı. Gelip hemen oturduğum yerin karşısındaki koltuğun kenarına dikildi.
"Günaydın Asya," dedi sesindeki o yumuşak tonla. "Hazır mıyız büyük turnuvaya?"
"Günaydın Kerem," dedim gülümseyerek. "Hem de nasıl hazırız. Heyecandan öleceğim galiba."
"Sen bu okulun gördüğü en iyi kaptansın, heyecanlanması gereken rakip takım," dedi tam beni rahatlatacak o korumacı tavrıyla.
Otobüsten içeriye Naz girdi ve en önden 2. Sıraya soğuk yüz ifadesiyle yerleşti.
"Hep böyle mi bu kız ya?" Dedi Kerem yüzünü buruşturarak
"Evet hep böyle" dedim Naz'ın oturduğu yere bakarak.
"Hâlâ arası kötü mü takım ve senle?" Diye meraklı bir şekilde sordu Kerem
Tam ona cevap verecekken arkadan ani bir hareket oldu.
Baran, Kerem’i hafifçe omuzundan ittirerek aramıza daldı. Yüzünde her zamanki o sinir bozucu ama bir o kadar da dikkat çekici ukala tebessümü vardı. Doğrudan bana bakarak lafı yapıştırdı: "Hocalar bizi en ön koltukta görmek istiyor Asya. Kaptan olduğumuz için yan yana oturup yol boyunca konuşma yapacakmışız, taktikleri falan anlatacakmışız."
Baran lafını bitirir bitirmez Kerem’e döndü ve ona resmen "Sen bir çekil aradan" der gibi ters, buz gibi bir bakış attı. Kerem’in de çenesi gerildi, aralarındaki o sessiz elektrik koridoru yakıp kavuracak cinstendi. Bugün kimse kavga etmemeliydi. Ben bile Naz ile kavga etmek istemiyordum bugün.
Baran’ı sertçe kolundan tuttum.
"Ters ters bakma çocuğa, yürü hadi ön koltuğa," diyerek onu kolundan çektim ve ön tarafa doğru sürükledim. Kerem arkamızdan sakin ama buruk bir bakış atarken, içimdeki o tuhaf suçluluk duygusunu bastırmaya çalıştım. Keremi öylece bıraktığım için üzüldüm ama hoca dediği için bıraktım yoksa asla bırakmam o benim en yakin erkek arkadaşım. Kardeşim gibi.
En ön koltuğa, yan yana oturduğumuzda otobüs yavaşça hareket etmeye başladı. Baran kollarını göğsünde kavuşturup bana doğru döndü. Ses tonunu hocaların duyamayacağı şekilde iyice alçaltarak, "Siz Kerem’le sevgilisiniz değil mi?" dedi aniden.
Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. "Ne? Saçmalama Baran, ne sevgilisi ya? Biz sadece çok yakın arkadaşız."
"Hadi oradan Asya," diye fısıldadı ters bir tavırla, gözlerini kısarak. "Çocuğun sana nasıl baktığını görmüyor muyum sanıyorsun? Resmen etrafında pervane oluyor. Sen de ona dünden razı gibisin."
"Saçma sapan konuşma!" Dedim sesimi yükseltmemeye çalışarak, dişlerimin arasından adeta kavga edercesine. "Sen git kendi dedikodularınla ilgilen benim hayatıma burnunu sokma"
"Pardon hanımefendi ya sevgiline öyle ters ters bakmamalıydım" dedi gözlerimin içine bakarak.
"İlk olarak sevgili filan değiliz. İkinci olarak seni niye ilgilendiriyor?" "
"Kaptan ortağım olduğun için ilgilendiriyor belki de," dedi fısıldayarak, yüzünü iyice yüzüme yaklaştırarak. O kadar yakındı ki hocalar görüp yanlış anlayacak diye hemen geri çekildim.
"Yalnız Baran, haklısın bence de," dedi Naz, sesindeki o kışkırtıcı tonla. "Okul koridorlarında bile sürekli yan yanalar. Ama bence kaptanını bu kadar çok sıkıştırma, turnuva öncesi dikkati dağılmasın. Ne de olsa sahadaki performansı hepimiz için önemli."
"Sen herşeye burnunu sokucağına git bir Googleden filan voleybol kurallarına bak. Sen manşet almayı bilmediğin gibi kurallarıda bilmiyorsundur" dedim cam kenarından Naz'a söylenerek.
Yanımızdaki ikili koltukta Kayayla beraber mobil oyun oynayan Defne lafa girdi "Ay Nazcım sende Asyayı hiç çekemiyorsun. Sana Kerem yüz vermez ama Asyaya verir hiç merak etme" dedi Defne ve ardından Kaya gülmeye başladı.
Baran kaşlarını hafifçe çatarak arkaya, Naz’a doğru döndü. "Sen de şu yeni gelen kızsın galiba. Naz’dı değil mi?" dedi, sesinde o her zamanki mesafeli ama umursamaz hava vardı.
Naz saçını hafifçe geriye savurdu, gözlerini Baran’ın üzerinden bir an bile çekmiyordu. "Evet, Naz. Safir Lisesi'nden geldim. Sizin futbol takımının maçlarını geçen sene çok duymuştum, özellikle de senin asistlerini... Bu turnuvada seninle aynı okul adına yarışmak güzel olacak," dedi resmen Baran’a yürüyerek.
Baran omuz silkti, ukala tavrından ödün vermeden, "Eyvallah. Bizim takımın maçları her zaman konuşulur zaten," dedi. Ama Naz’la konuşurken bir yandan da göz ucuyla benim tepkimi ölçmeye çalıştığını fark ettim.
Naz durur mu, hemen yerini sağlamlaştırmak ister gibi araya girdi: "Antalya’da otelde ilk akşam bir şeyler içip turnuvayı konuşuruz belki? Eski okulum hakkında bilmeniz gereken taktikler olabilir. Ne dersin Baran?"
Duyduğum şeyle sinirden ellerimi sıktım. Kız resmen gözümün önünde hem takımıma sızmaya çalışıyor hem de Baran’la yakınlaşmaya çalışıyordu!
"Olur bana uyar" dedi Baran ve Naz sırıtarak koltuğuna yaslandı.
İkisinin de ne yapmaya çalıştığının gayet farkındaydım. Baran’a dik dik baktım, yüzümdeki o buz gibi ifadeyle, "Maç taktiklerini otobüste de anlatabilirdi Baran. Demek ki derdi sadece taktikler değilmiş," dedim iğneleyici, sert bir sesle.
Baran bu tepkime hiç bozulmadı, aksine keyfi iyice yerine gelmiş gibiydi. Hafifçe bana doğru eğildi, aramızdaki mesafeyi neredeyse tamamen kapattı. Gözlerimin içine bakarak, sadece benim duyabileceğim o fısıltılı, kısık sesiyle sordu:
"Kıskandın mı sen Kaptan?"
"Hayır, ne alakası var be!" dedim hızla, sesimin titremesini gizlemeye çalışarak doğrudan önüne dönüp pencereden dışarıya baktım. "Kimi, neden kıskanacak mışım ben? İstediğinle iç banane senden"
Baran hafifçe güldü. O sırada hiç beklemediğim bir şey yaptı; kolunu kaldırıp rahat bir tavırla omzuma yerleştirdi ve beni hafifçe kendine doğru çekti. Omzundaki o sıcaklık ve ani temasla birlikte kalbimin göğüs kafesimi dövmeye başladığını hissettim.
"Bıraksana kolunu Baran, ne yapıyorsun?" diye fısıldadım, hocalar görecek diye ödüm koparak ama içten içe kolunu çekmesini de hiç istemiyordum.
Baran geri adım atmadı, omzumdaki elini hafifçe sıkılaştırarak kulağıma doğru eğildi. "Sakin ol Kaptan. Otobüs sallanıyor, düşme diye tutuyorum," dedi o bildiğimiz ukala ve tatlı ses tonuyla. "Hem... Yüzün kıpkırmızı oldu, yalan söylerken hiç becerikli değilsin."
Hocalar bize döndü ve hocalar döndüğü gibi Baran kolunu çekti.Tam Antalya sınırına girmek üzereyken hocalar ön taraftaki mikrofonu bize devretti.
İlk olarak Baran ayağa kalktı. Otobüsün tam ortasına geçip, o bildiğimiz lider ve son derece özgüvenli duruşunu takındı. Mikrofonu eline alıp sesini tüm otobüse duyuracak şekilde gürce konuştu:
"Beyler, arkama iyi bakın!" dedi futbol takımına dönerek. "Büyük turnuvaya geldik. Futbol takımı olarak bizim taktiğimiz net: İlk dakikadan itibaren tam saha pres, hızlı atak ve sert defans yapıyoruz. Rakip kim olursa olsun acımak yok.Rakiplere sahayı dar edeceğiz ve o kupayı alıp Ankara'ya döneceğiz, hazırlanın!" Futbolcular otobüsü resmen "Şampiyon!" çığlıklarıyla inletip çılgınlar gibi alkış tuttu.
Baran yerine otururken bana bakıp hafifçe sırıttı, "Sıra sende Kaptan," der gibi kafasını salladı. Mikrofonu elinden alıp ayağa kalktım. Kızların olduğu tarafa dönüp gururla gülümsedim ve net, güçlü bir sesle konuşmaya başladım:
"Kızlar buraya eğlenmeye değil şampiyon olmaya geldik! Safir Lisesi ilk rakibimiz. İlk maçımızı yenmek bizim en büyük motivasyonumuz! Eğer birinci çıkarsak büyük avantajımız olucak. Aylardır verdiğimiz emeğin karşılığını alma vakti kızlar! Pes etmek,vazgeçmek yok!" Dedim ve kızların alkış sesi otobüsü sardı.
Saatler süren yolculuğun ardından nihayet otobüsümüz Antalya’daki o devasa, palmiye ağaçlarıyla süslü turnuva otelinin önünde durdu. İçerideki herkes heyecanla çantalarına uzandı.
Hikaye bizim için asıl şimdi başlıyordu...
Sevgili okuyucularım sizce Baran Asya'yı gerçekten seviyor mu yoksa her şey bir oyun mu? Asyanin gönlünü Baran tamamen çalacak mı yoksa Kerem Asya'nın aklını çelecek mi? Yoksa bambaşka biri mi Asya'nın hayatına dahil olacak. Yorumlarda buluşalım!
Herşey oldu diye düşünebilirsiniz ama Asyanında dediği gibi hikaye sizin içinde daha yeni başlıyor. Keyifli okumalar!💫

