Sabah alarmın o sinir bozucu sesiyle gözlerimi açtığımda, içimde turnuva öncesinin o tatlı telaşı vardı. Bugün büyük gündü; akşam okulun voleybol sahasında, Naz hariç tüm takım toplanıp turnuva öncesi stres atma partisi yapacaktık. Yataktan fırlayıp gardırobumun karşısına geçtim. Büyük sırt çantamın içine mavi-beyaz voleybol formamı, maç taytımı, saçımı yapmak için maşamı ve makyaj malzemelerimi özenle yerleştirdim. Partide bol bol fotoğraf çekilecektik ve her şeyin kusursuz olmasını istiyordum.
Çantamı omzuma takip aşağıya, mutfağa indim. Annem tezgahın önünde kahve yapıyordu. Sandalyeye otururken, "Anne, bu akşam okulun voleybol sahasında partimiz var, biraz geç gelebilirim," dedim.
Annem arkasını dönüp merakla yüzüme baktı. "Ne partisi bu turnuva öncesi? Hem şu okula yeni gelen sarışın kız kimmiş, asıl onu anlat bakayım sen bana," dedi kaşlarını kaldırarak.
Derin bir nefes alıp dün yaşananları, Naz'ın antrenmandaki o felaket performansını, tüm takımın onun hakkında ne düşündüğünü ve en önemlisi koridorda bana "Senin yerini alacağım" deyişini tek tek anlattım. Annem duyduklarıyla birden ciddileşti, elindeki kupayı masaya bırakıp gözlerimin içine baktı. "Asya, sakın o kıza göz açtırma. O sahada senin emeğin var, sakın o kızın senin yerini almasına izin verme," dedi. Annemin ilk defa beni bu kadar net desteklemesi içimdeki hırsı ikiye katlamıştı. Emeğimi görüyorlardı demek ki.
Evden çıkıp her zamanki gibi Melis’le buluştum ve okula doğru yürüdük. Sınıfa girdiğimde Baran henüz gelmemişti ama Kerem sırasında oturmuş, dalgın dalgın telefona bakıyordu. Gidip yanındaki boş sıraya oturdum. "Günaydın futbolcu," dedim neşeyle.
Kerem başını kaldırıp beni görünce gülümsedi, o korumacı ve sıcak bakışları yüzüne yayıldı. "Günaydın Kaptan. Bakıyorum da enerjin yerinde," dedi.
"Bugün kızlarla takım partimiz var. Onun enerjisi var üstümde. Ee tabii turnuvayada 4 gün kaldı. Birde öykü iyileştiği için de mutluyum"
Öykü hastaydı ve turnuvadan 4 gün önce iyileşmesi bizim için harika. Yedek orta oyuncu olabilir ama en iyi yedeğimiz Öykü.
"Ben size inanıyorum siz kazanıcaksınız" dedi Kerem.
Sınavlardan, turnuva heyecanından, havadan sudan konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Onunla konuşmak her zaman içimi rahatlatıyordu.
Derken o kabus saat geldi: Edebiyat Sınavı. Baranın yanına yani yerime geçip hocanın gelmesini bekledim.
Hoca sınıfa girip kağıtları dağıttığında genel bir uğultu yükseldi. Sorular tam anlamıyla kazıktı. Ben harıl harıl yazmaya başlamışken yanımda bir kıpırdanma hissettim. Baran sıraya iyice yayılmış, elindeki kalemi parmaklarının arasında çevirirken çaresizce bana doğru eğildi.
Sesini sadece benim duyabileceğim bir fısıltıya dönüştürerek, "Kaptan... Durum fena. Şu kağıdı biraz görsek mi, ne dersin?" dedi o tatlı, yalvaran bakışıyla.
Onun bu haline hafifçe güldüm. "Desene yine bana muhtaç kaldın," diye fısıldadım geri. Hiç ikiletmeden kendi kağıdımı sıranın ortasına, onun rahatça görebileceği şekilde kaydırdım. Baran'ın yüzünde anında minnettar bir gülümseme belirdi ve hızla cevapları kendi kağıdına geçirmeye başladı. Sayemde sınavı resmen tereyağından kıl çeker gibi kurtarmıştı.
Teneffüs zili çaldığında voleybol takımındaki kızlarla (tabii ki Naz yoktu) bahçedeki çardakta toplanmış, akşamki parti planlarını ve Naz'ın sinsi tavırlarını konuşuyorduk. Tam o sırada futbol grubu bahçeye çıktı ve Baran bizim çardağa doğru yürümeye başladı. Yanımıza geldiğinde kızlar hafifçe sustu, Baran ise doğrudan bana bakarak her zamanki o ukala ama acayip karizmatik tebessümüyle durdu.
"Kaptan," dedi sesini herkesin duyabileceği şekilde net bir tonda. "Edebiyat sınavı için eyvallah. Hayatımı kurtardın, borcum olsun."
Kızların önünde havamı bozmamak için omuz silktim. "Rica ederim, ne demek. Altı üstü bir sınavdı Baran, abartma istersen."
Baran geri adım atmak yerine çardağın direğine yaslandı ve doğrudan gözlerimin içine bakarak lafı yapıştırdı: "Yalnız sadece sınav değil Asya. Sen benim için bu okulda çok şeyi kurtarıyorsun, bunu biliyorsun değil mi?"
Duyduğum şeyle kalbimin teklemesine engel olamadım. Kızların gözü tamamen bizim üzerimizdeydi. Toparlamaya çalışarak, "Öyle mi futbolcu? Mesela neyi kurtarıyormuşum başka?" diye meydan okudum.
Baran hafifçe öne doğru eğildi, sesi şimdi biraz daha yumuşaktı ama hala çok netti. "Mesela sınıftaki o sıkıcı havayı kurtarıyorsun. Ya da ne bileyim, sen sahada o sert smaçları vururken benim maçı bırakıp seni izlememi sağlıyorsun. Bu da bir kurtarma sayılır bence."
"Bak sen..." dedim gülüşümü gizlemeye çalışarak. "Demek futbol antrenmanını bırakıp bizi izliyorsun?"
"Sadece seni izliyorum Kaptan, takımı değil," dedi ve göz kırptı. "Neyse, akşamki partinizde iyi eğlenceler.
Arkasını dönüp havalı bir şekilde futbol takımının yanına doğru yürürken, bizim çardakta resmen bir senfoni koptu! Baran daha üç adım uzaklaşmadan kızlar hep bir ağızdan "Oooooo!" diye bağırmaya başladı.
Pelin kolumu çılgınlar gibi dürterek, "Asya bu neydi şaka mı?! Çocuk resmen tüm takımın önünde sana yürüdü, eridi bitti!" dedi. Melis gülerek, "Ben bunları çoktan shiplemeye başladım bile, kaçışın yok Kaptan! 'Sadece seni izliyorum' dedi ya inanılmaz!" diye çığlık attı. Yanaklarımın alev alev yandığını hissedip "Kızlar saçmalamayın, altı üstü şakalaşıyoruz" diyerek konuyu kapatmaya çalışsam da içten içe kalbimin ritmi tamamen değişmişti.
Ve beklenen an: Akşam voleybol sahasındaki parti zamanı geldi.
Sahanın ışıklarını yakmış, telefonları hoparlöre bağlamıştık. Naz hariç tam 13 kız, formalarımızı, taytlarımızı giymiş, saçlarımızı makyajlarımızı yapıp çılgınlar gibi eğleniyorduk. Önce sahada müzik eşliğinde fotoğraflar çekildik, ardından sahanın ortasına oturup tam bir "kız sohbeti" halkası kurduk.
Mevzu tabii ki turnuvadan açıldı ama konu dönüp dolaşıp okulun yakışıklı erkeklerine geldi. Kızlar bizim futbol takımıyla voleybol takımını eşleştirmeye, yani shiplemeye başladı bile!
Defne heyecanla, "Kızlar bence futbol takımının kalecisi Kaya ile bizim Ece acayip yakışıyorlar," dedi. Ece hayır der gibi bir bakış attı ve daha sonrasında bana baktı.
Bana bakmasının nedenini biliyordum. Zaten Ece'nin hoşlandığı biri var. 1 yıl önce söylemişti bana. Başka bir okuldan çoçuk. Onlarda turnuvaya geliyorlar okul olarak. Eceyi biliyorum turnuva için değil o çocuğu göreceği için heyecanlıdır. Turnuva içinde heyecanlıdırda,o kişi için daha çok. İsmini unuttuğum için o kişi diyorum. Zaten serseriye benziyordu
Pelin araya girdi: "Peki ya şu Cihan? Bence Berenle aralarında bir elektrik var!"
"Saçmalama Pelin!" Dedi Beren ve yanında duran voleybol topunu Pelin'e fırlattı
"Pelincim sen herkesi shipliyorsun ama senden hiç bahsetmiyoruz" dedim gülerek
"Sen sus bakıyım Baran" dedi bana dil çıkartarak
Tuana araya girerek "Bence Pelinle,Yiğit harika olur" dedi
"Saçmalama! Unuttunuz mu o çoçuk gözümüzün önünde kızla öpüştü!" Dedi Derin ve takımca gülmeye başladık.
Melis gülerek listeyi uzattı: "Durun durun, asıl futbol takımındaki Umut ile bizim Selin, Görkem ile İrem, Arda ile Cansu, Deniz ile Pelin ... Say say bitmez! Hepsi resmen birbirini tamamlıyor."
Parti bittiğinde, sahanın ışıklarını kapatıp okul kapısına çıktık. Beni ve Melis’i almak için ablam Gizem arabasıyla gelmişti. Arabaya bindiğimizde ablam dikiz aynasından bize baktı. "Eee voleybolcular, nasıl geçti parti?" diye sordu.
"Ayy harikaydı,sohbet inanılmaz iyiydi" diye bir anda cevap verdi Melis.
"Ne konuştunuz bakalim" dedi Ablam bir yandan araba sürerken.
"Bizim takımla erkek futbol takımını shipledik,turnuva konuştuk,dedikodu yaptık,konuşuk ta konuştuk" Melis bunların hepsini tek bir nefeste hızlı ama anlaşılır şekilde söylemişti.
"Var mı Asya'nın sevgilisi,hoşlandığı?"Diye Melis'e sordu ablam
"Yok" dedim Melisten önce davranarak.
"Var" dedi melis benim tam tersim bir cevapla
"Söyle Meliscim kimmiş Asyanın ki?" Dedi Ablam sırıtarak
Olmayan şeyi neden var diyo acaba Melis. Barandan bahsettiğini anladım ama aramızda öyle bir şey yok.
"Baran. Futbol Takımının kaptanı" diye söze başladı Melis ve Baranın bana bugün dediği her şeyi tek tek ablama anlattı.
Ablam voleybol konusunda bana baskı uyguluyor ama asla gidip konuştuğumuz şeyleri annem veya babama anlatmaz.
Bizim evi geçtikten sonra yol iyice kararmıştı. Ankara’nın o ıssız ve karanlık sokaklarında Melis’i yalnız yürütmeye asla gönlümüz elvermezdi. Ablam arabayı doğrudan Melislerin evinin önüne kadar sürdü. "Hadi bakalım Melis, dikkat et kendine, dedene de çok selam söyle," dedim. Melis'in annesi dedesini kendi evlerine getirmişti bakmak için. Melis burukça gülümsedi, "Teşekkür ederim kızlar, iyi ki varsınız," diyerek arabadan indi. Onun o güçlü duruşu içimi burksa da turnuvada onun için de oynayacaktık, bunu biliyordum.
Ablam arabayı bizim evin önünde durdurduğunda sessizce indik. Eve gelir gelmez salondakilere iyi geceler dileyip doğrudan odama çıktım. Üzerimdeki kıyafetleri değiştirip yatağıma uzandığımda, evin o çıt çıkmayan sessizliği beni günün en başındaki o ana geri fırlattı. Sahanın ışıkları sönmüş, kızların kahkahaları bitmişti ama Baran’ın o teneffüste çardakta söylediği sözler hala kulaklarımda çınlıyordu.
Tüm gün kendimi partinin eğlencesine bırakmaya çalışmıştım ama dürüst olmak gerekirse kafamın içi resmen çorba olmuştu.Aramızda hep bir sınır, hep bir "tatlı sert" didişme hali vardı.
Ama bugün... Bugün herkesin gözü önünde bambaşka bir şey yapmıştı.
Yatakta sırtüstü dönüp tavanı izlerken düşünmeye başladım: Bu çocuk gerçekten neyin peşindeydi? Normalde okulun en popüler futbolcularından biriydi, etrafında pervane olan bir sürü kız vardı ve o hiçbirine dönüp bakmazdı bile. Ama gelip tüm takımımın, hatta bahçedeki diğer herkesin gözü önünde doğrudan bana "Sadece seni izliyorum Kaptan" demişti. Üstelik bunu o her zamanki dalgacı, "sadece şaka yapıyorum" havasıyla da söylememişti; ses tonu acayip ciddi ve netti.
Aklıma iki ihtimal geliyordu ve ikisi de birbirinden tehlikeliydi. Ya turnuva öncesi benim dikkatimi dağıtmak, o bildiğimiz voleybol-futbol rekabetinde beni kendi sahasına çekip konsantrasyonumu bozmak için akıllıca bir taktik yapıyordu... Ya da gerçekten, bir süredir içten içe bana karşı bir şeyler hissediyordu ve artık bunu saklamaktan sıkılmıştı.
Kalbimin ritmini değiştiren o ikinci ihtimali düşünmek bile yanaklarımın odanın karanlığında yeniden alev almasına yetiyordu. Ne yapmaya çalıştığını henüz tam olarak çözememiştim ama Baran bu hamlesiyle aramıza çok farklı bir skor yazmıştı. Gözlerimi turnuva sabahına kapatırken içimden son bir cümle geçti: Ben kaptan Asya’ydım ve bu oyunun altında kalmayacaktım.
.
