İçeriğe geç

Aşkın skoru

Bölüm 24 · 5 dk okuma

Aşkın skoru

Bölüm 24

Bölüm 24

ECENİN AĞZINDAN

Gözlerimi voleybol sahasının zeminindeki o parlak çizgilere dikmiş, derin bir nefes almaya çalışıyordum. Sabahın ilk ışıkları salona vururken, topun parkeye her vuruşunda içimdeki o suçluluk duygusu daha da katlanıyordu. Filesinin diğer tarafında, her zamanki o dik ve güzel bakışlarıyla duran Asya'ya baktım.

​Zamanında ona attığım o iğrenç iftira, kalbimin üzerine çökmüş dev bir taş gibiydi. Şimdi geçmişe bakınca o kadar pişmandım ki... Asya sadece harika bir smaçör değil, aynı zamanda tertemiz bir kalbe sahipti. Ben kıskançlığıma yenik düşmüştüm ama o, sahada her devleştiğinde bana büyüklük dersi veriyordu.

​"Kızlar, toplanın!" antrenörün sesiyle irkildim.

"Unutmayın, bu akşam çeyrek final maçı var! Ya tamam, ya devam. Sahada canınızı dişinize takacaksınız!"

​Kafamı salladım. Bu akşam sadece çeyrek finali kazanmak için değil, Asya'ya olan borcumu ödemek ve kendimi affettirmek için de o sahada her şeyimi verecektim.

ASYANIN AĞZINDAN

Salon tıklım tıklımdı. Tribünlerden yükselen tezahürat sesleri kulaklarımda uğulduyor, damarlarımdaki adrenalini körüklüyordu. Çeyrek final maçı başlamak üzereydi ve geri dönüşü yoktu. Formamın arkasındaki numarayı düzelttim, derin bir nefes alıp sahaya adımımı attım.

Bugün Baran yoktu çünkü onlar şuanda maçtalar. Son 16 maçında

Setlerde durum 2-2 idi. Ve biz setin sonlarına doğru 14-12 öndeydik. Yarı final için son bir sayımız kalmıştı ve servis karşılama sırası bizdeydi.

Rakip takımdaki kız havadaki topa sıçrayarak güzel bir servis attı ama bizim defansımız topu rahat bir şekilde karşıladı. Ece pası bana attı.

Bitirmeliydim ve yarı final gelmeliydi. Ecenin bana attığı harika pasa,sıçrayarak blokçuların elinin arasından topu geçirdim ve top kimse karşılayamadan yere indi.

Ve YARI FİNALDEYDİK!

Maçın adrenalini hâlâ damarlarımda deli gibi akarken, soyunma odasının kapısını açıp ıssız koridora adımımı attım. Yüzümde galibiyetin tatlı yorgunluğu vardı ama koridorun köşesinden dönen karaltıyı görmemle adımlarım bıçak gibi kesildi.

​Kıvanç’tı.

Yüzünde her zamanki o gülümsemesiyle tam karşımda dikiliyordu. "Tebrik ederim Asya," dedi, sesi koridorun boşluğunda yankılanırken. Bana doğru bir adım attı, bakışları yüzümde gezindi. "Harika bir maç çıkardın. Ama asıl sormak istediğim... Nasılsın? Seni çok özledim."

​Duyduğum sözlerle başımı hafifçe yere eğdim. Haklıydı, ayrılmamızda asıl haksız olan bendim ve ona karşı içimde hep bir suçluluk duygusu vardı. Sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak, "Ne işin var senin burada Kıvanç? Git lütfen," dedim.

​"Sadece seni görmek istedim, fena mı?" diyerek bana doğru bir adım daha attı. Aramızdaki o geçmişin ağırlığı koridoru doldururken, elini hafifçe omzuma doğru uzattı. Ben ne yapacağımı bilemeden öylece kalakalmıştım.

​Tam o sırada koridorun diğer ucundan gelen o sert, öfkeli adım seslerini duydum. Kafamı çevirdiğimde Baran’ın gözü dönmüş bir şekilde bize doğru koştuğunu gördüm. Kıvanç'ın bana yaklaştığını gördüğü an resmen delirdi.

​"Lan sen kime dokunmaya çalışıyorsun!" Diye geldi Baran ve daha Kıvanç ne olduğunu anlamadan Baran yumruğunu Kıvançın yüzüne indirdi.

Kıvanç yediği darbenin şiddetiyle sendeleyerek sırtını duvara çarptı. Ağzının kenarından sızan kanı eliyle silerken, Baran hâlâ üzerine yürümeye çalışıyor, ağzına gelen tüm küfürleri savuruyordu.

​"Yapma! Baran dur, yalvarırım yapma!" diye çığlık atarak araya girdim. Baran’ın göğsüne ellerimi koyup onu bütün gücümle geriye doğru çektim. Kalbi göğüs kafesini delecek gibi deli gibi çarpıyordu.

​Kıvanç duvara yaslanmış bir halde ayağa kalktı. Acı içinde olmasına rağmen yüzüne o sinsi, iğrenç gülümsemesini yerleştirdi. "Seni şikayet edeceğim Baran," dedi tükürür gibi. "Gör bak bakalım, bu yumruktan sonra futbol maçlarında bir daha oynayabiliyor musun... Hayatını bitireceğim senin."

​Duyduğum şeyle içime dev bir endişe çöktü. Futbol Baran'ın her şeyiydi. "Baran, sus yalvarırım," diyerek kollarımı onun boynuna doladım ve ona sıkıca sarıldım. Kulaklarını Kıvanç'ın tehditlerine kapatsın, sakinleşsin istiyordum ama Baran hâlâ arkamdan Kıvanç’a sövmeye, bağırmaya devam ediyordu.

​Tam o sırada koridorun başında Cihan belirdi. Şok içinde bize bakıyordu. "Neler oluyor burada?" diye sordu.

​Hemen Baran'dan ayrılıp Cihan'a doğru koştum. "Cihan, ne olur yardım et! Baran kavga etti, çok kötü durumda. Al onu buradan, sakinleştir lütfen," diye yalvardım. Cihan hemen gelip Baran’ı kolundan yakaladı.

​Ben tam koridorun çıkışına, Kıvanç’ın arkasından gitmek için hamle yaparken Baran arkamdan öfkeyle bağırdı: "Onun yanına mı gidiyorsun sen Asya?! Bırak gitsin, onun yanına mı gidiyorsun?!"

​Gözlerim dolarak arkama döndüm. Gerçeği söylesem Baran asla gitmeme izin vermez, Kıvanç'ı orada öldürürdü. "Hayır tabii ki de!" dedim sesimi güçlü tutmaya çalışarak. "Melis'in acil bir durumu varmış, onun yanına koşmam lazım!"

​Yalan söylemiştim. Melis'in yanına değil, Baran'ın hayatını kurtarmak için o sinsi Kıvanç'ın arkasından, otelin girişine doğru koşturmaya başladım.

Otel kapısının önündeki mermer basamaklara doğru yürürken adımlarım net ve dikti. İçimdeki öfke cayır cayır yanıyordu ama sakin olmak zorundaydım. Baran için, onun futbol kariyeri o sinsi Kıvanç yüzünden yanmasın diye buradaydım.

​Kıvanç, arkasına takım arkadaşlarını da almış, yüzünde o iğrenç zafer gülümsemesiyle merdivenlerin başında dikiliyordu. Takımı beni görünce kendi aralarında gülüşüp, "Oooo, baksanıza kimler gelmiş. Siz barıştınız mı yoksa?" diye mırıldandılar.

​Gözlerimi devirdim. "Saçmalamayın," dedim sesimi olabildiğince soğuk tutarak. Doğrudan Kıvanç’ın gözlerinin içine baktım. "Yapma Kıvanç. Şikayet etme onu. Baran'ın futbol hayatıyla oynayamazsın."

​Kıvanç alaycı bir tavırla bir adım öne çıktı. "Uğruna beni bıraktığın sevgilini mi şikayet etmeyeceğim Asya?" dedi, sesi otel girişinde yankılanırken.

​"Lütfen," dedim, sesimdeki o dik duruşu bozmadan ama içten içe tırnaklarımı avucuma bastırarak. "Şikayet etme."

​Kıvanç’ın gözlerinde o karanlık pırıltı belirdi. Ellerini cebine koyup tepeden bana baktı. "Şikayet etmem ama... Tek bir şartla Asya," dedi ve sinsice gülümsedi. "Bu akşamki çeyrek finali kazandınız, tebrik ederim. Ama buraya kadar. Yarınki yarı final maçında sahaya çıkmayacaksınız. Sakatlandım mı dersin, oynamak istemiyorum mu dersin bilmem ama o formayı giymeyeceksin. Baran’ın futbol hayatı, senin voleybol kariyerine bağlı. Sen oynamazsan, ben de o şikayet dilekçesini yırtar atarım."

​Duyduğum sözlerle beynimden aşağı kaynar sular döküldü. En büyük tutkumdan, takımımdan, yarı finalden vazgeçmemi istiyordu. Takımımı Asya'sız bırakmamı istiyordu.

​Gözlerimi Kıvanç'ın gözlerinden ayırmadan, çenemi dikleştirdim. İçim kan ağlasa da ona galip gelmiş gibi hissettirmeyecektim. "Tamam," dedim, sesim buz gibiydi. "Ben yarın sahaya çıkmayacağım. Ama sen de Baranı şikayet etmeyeceksin."

Kıvanç zafer kazanmış gibi sırıtırken, arkamı dönüp hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Baran'ı kurtarmıştım ama yarın o sahada olamayacak olmak kalbimi paramparça ediyordu.

Bölüm sonu

5 yorum