Asansöre bindiğim an sırtımı aynaya yaslayıp nefes almaya çalıştım ama göğsüme dev bir kaya oturmuş gibiydi. Ben ne yapmıştım? Baran'ın futbol kariyeri yanmasın, geleceği kararmasın diye kendi hayatımı, takımımla buraya kadar getirdiğimiz o büyük şampiyonluk hayalini tek bir kelimeyle ateşe vermiştim. Yarın yarı final maçı vardı ve takımım sahaya bensiz çıkacaktı. Ben onların kaptanıydım nasıl yaptım bunu? Onlara ne yalan söyleyecektim? Sakatlandım mı diyecektim, oynamak istemiyorum mu?
Odanın kapısını açıp kendimi içeri attığımda Melis ile Ece uzanıyordu.
"Asya iyi misin bir şey mi var?" Dedi Melis.
Evet Melis bir şey var. Çok şey var.
"Yok,başım ağrıyor biraz üşüttüm" dedim.
Onlara söyleyemezdim. Çünkü onlar bunu kabul etmez ve Barana söylerlerdi.
"İyice dinlen kaptan yarın yarı final maçı var sensiz olmaz" dedi Ece gülümseyerek.
Ama bensiz olacaktı. Benim yüzümden bensiz kalacaklardı.
Yatağa yattım ve yüzümü yastığa gömerek sessizce ağlamaya başladım.
Baran için her şeyi feda etmiştim ama içimdeki voleybol aşkı, o turnuva için döktüğüm her damla ter şu an canımı cayır cayır yakıyordu.
Ertesi gün, yarı final maç günü gelmişti. Takım arkadaşlarımın yanına, salona gitmiştim ama üzerimde o çok sevdiğim forma yoktu. Koça son dakikada uydurduğum o sahte sakatlık yalanı yüzünden beni kenara almıştı. Kızlar sahada ter dökerken, ben kenarda maçı izlemekten ve takımı bensiz bıraktığım için kendimden nefret etmekten başka bir şey yapamıyordum. İçim cayır cayır yanıyordu.
Maçı 3-1 kazanmıştık ve finaldeydik! Sahada finale sevindikten sonra soyunma odasından eşyalarımı alarak salonun o gürültülü havasından kaçmak için kendimi hemen dışarı attım. Spor salonunun arkasındaki boş koridora adım atar atmaz, arkamdan gelen sert adımlarla irkildim.
Kafamı kaldırdığımda Cihan'la göz göze geldik. Yüzünde derin bir öfke ve hayal kırıklığı vardı, doğrudan üzerime yürür gibi geldi. Daha ben ne olduğunu anlamadan, kaşlarını çatarak sertçe yutkundu. Sesindeki o hafif kızgın, hesap soran ton canımı acıtmaya yetti.
"Asya..." dedi Cihan, gözlerimin içine hesap sorar gibi bakarak. "Sen ne yaptığının farkında mısın? Dün gece otele gidip Kıvanç'la buluşmuşsun. Bugün de maça çıkmadın. Sen... sen Baran’ın arkasından iş mi çeviriyorsun?"
Duyduğum sözlerle içimde saatlerdir tuttuğum bütün o baraj kapakları patladı. Cihan'ın beni yanlış anlaması içimi daha da yakmıştı. Gözlerimden yaşlar sicim gibi boşanırken hıçkırıklara boğuldum. Daha fazla dayanamayıp Cihan’a doğru bir adım attım.
"Cihan, hayır! Yanlış anlıyorsun..." dedim zorlukla, başımı omzuna yaslayıp ağlamaya başlayarak. Cihan şok olmuştu ama ağladığımı görünce hemen kollarını bana sarıp sırtımı sıvazladı.
Hıçkırıklarımın arasından gerçeği haykırdım: "Baran,Kıvança yumruk attı. Kıvanç Baranı şikayet edecekti. Okul takımındaki futbol hayatını bitirecekti. Eğer bugün yarı final maçına çıkmazsam şikayet etmeyeceğini söyledi Cihan... Baran için... Baran’ın okul takımındaki başarıları yanmasın diye maça çıkmadım!"
Cihan duyduklarıyla buz kesti, sarılmasını biraz gevşetip şaşkınlıkla yüzüme baktı. Gözlerinde ani bir korku ve öfke belirdi. "Ne? O şerefsiz seni bununla mı tehdit etti?" dedi sesini iyice kısarak. "Asya... Eğer Baran bunu öğrenirse, Kıvanç biter. Yemin ederim Baran o çocuğu yaşatmaz, futbol hayatını falan düşünmez ortalığı yıkar!"
"O yüzden!" dedim Cihan'ın kollarına tutunarak, gözlerimdeki korkuyla ona bakarken. "O yüzden sakın Baran’a söyleme Cihan. Yalvarırım aramızda kalsın. Baran gerçeği bilirse hem Kıvanç'ı mahveder hem kendi hayatını yakar. Ne olur söz ver bana, Baran bilmeyecek."
Cihan derin bir nefes aldı, en sonunda dayanamayıp başını salladı. "Tamam..." dedi sesini kısarak. "Söz veriyorum Asya. Baran öğrenmeyecek."
Ben gözyaşlarımı silmek için Cihan'ın yanından yavaşça çekilirken, koridorun girişinde yankılanan o tanıdık adım sesleriyle ikimizin de nefesi kesildi. Kafamı hızla o tarafa çevirdiğimde Baran’la göz göze geldik. Gözlerinde kırgınlık ve binbir çeşit soru işaretiyle tam karşımızda dikiliyordu...
