"Hayatta bazı skorlar tabelada yazmaz. Bazı galibiyetler sahada kazanılmaz, kalpte ilan edilir."
ASYANIN AĞZINDAN
Sabahın ilk ışıkları,otelin dev futbol sahasını aydınlatıyordu. Erkekler futbol takımımızın son grup maçıydı bu. Son 32 ye çıkmayı zaten garantilemiştiler.
Akşamki kendi voleybol maçım için şimdiden saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapmış, üzerime de takım ceketimi almıştım. Erkeklere destek olmak için koridorda yürürken, 8 numaralı formasıyla kramponlarını bağlayan Kerem’i gördü gözlerim. Derin derin nefes alıyordu. Heyecanlıydı ama bu heyecan sadece maçla ilgili değildi sanki. Kafasını kaldırdığında beni gördü ve hemen ayağa kalktı.
Gözlerinde o 'bu grubu lider bitireceğiz' ışığını görüyorum." Dedim.
Kerem hafifçe gülümsedi, formasını düzeltti. "Grubu lider bitireceğiz, ondan şüphem yok da..." Duraksadı. Gözlerini gözlerime dikti. Ses tonu, az önceki kararlı futbolcu profilinden çıkıp tamamen savunmasız bir çocuğun sesine bürünmüştü. "Maçtan önce seninle bir şey konuşmak istedim Asya. İçimde kalırsa sahada rahat koşamam."
Merakla başımı yana eğdim. "Söyle tabii, ne oldu Kerem?"
Kerem derin bir nefes aldı, sanki hayatının en zor penaltısını atacaktı. "Asya... Biliyorum, aramızda çok şey yaşandı, kafalar karıştı. Ama ben... Ben seninle konuşmaya devam etmek istiyorum. Yani, hayatımdaki yerini kaybetmek istemiyorum. Seni tamamen kaybetme fikri, bu turnuvadan elenmekten çok daha korkunç."
Gözlerim yumuşadı. Kerem’in ne kadar samimi ve dürüst olduğunu biliyorum. Onu bir sevgili adayı olarak görmüyordum. Ama Kerem benim için çok, çok değerli bir dosttu.
"Kerem," dedim, sesimi en şefkatli tonuna ayarlayarak. "Sen gerçekten çok özel, çok değer verdiğim bir arkadaşımsın. Ve seninle konuşmayı, senin o saçma esprilerini dinlemeyi bırakmaya hiç niyetim yok. Arkadaş olarak hep yanındayım."
Kerem bu sözlerle göğsündeki o devasa ağırlığın kalktığını hissetti. İstediği tam olarak buydu; hayatımda kalması. "Arkadaş olarak mı?" diye sordu, buruk ama rahatlamış bir tebessümle.
"En iyi arkadaşlardan biri olarak hem de!" dedim ve kollarımı Kerem’in boynuna doladım.
Kerem de kollarını belime sarıp beni sıkıca kucakladı. Bu sarılma, yarım kalmışlıkların değil, tertemiz bir dostluğun ilanı gibiydi. Onu gerçekten bir arkadaş olarak çok seviyordum. Onunda beni arkadaş olarak görmesini umut ediyorum. Ki görecek.
Sahaya doğru yürürken Kerem arkasına dönüp el salladı, ben de otel tribünlerindeki yerimi almak için merdivenlere yöneldim.
Diğer şehirden gelen rakip takım gruptan çıkmak için her şeyini ortaya koyuyordu ve oldukça sertlerdi. Ama buna rağmen bizimkiler 1-0 geriye düşmesine rağmen maçı 2-1 kazandı.
Bu sonuçla erkekler futbol takımımız turnuvaya nağmağlup şekilde devam etti.
Akşam olduğunda sıra bizim son 32 maçımızdaydı.
Otelin kapalı spor salonundaki soyunma odasında hava, kelimenin tam anlamıyla "elektrikliydi". Kızların yüzüne baktığımda korkuyu değil, o saf kazanma hırsını görebiliyordum. Hoca içeri girdi, kısa bir taktik verdi ve sözü bana bıraktı. O an, ellerim titreyerek de olsa ayağa kalktım.
"Kızlar," dedim, sesim salondaki o uğultuyu bastıracak kadar net çıkıyordu. "Dışarıdaki herkes bizim eleneceğimizi düşünüyor. Ada Koleji'nin bizi rahat geçeceğini sanıyorlar. Ama bir şeyi unutuyorlar; biz buraya kadar terimizin son damlasına kadar savaşarak geldik. Bugün bu salondan ya elenmiş bir takım olarak çıkacağız ya da adımızı son 16'ya altın harflerle yazdırıp yolumuza devam edeceğiz. Ben, sadece bir maç kazanmak istemiyorum. Ben, bizim ne kadar güçlü olduğumuzu,kimsenin gölgeleyemeyeceği o takım ruhunu tüm okullara gösterelim. İlk topa kadar odaklanın. Asla bırakmayın!"
Hoca beni ilk 6'da başlatmıştı. Maç başladı ve salon resmen bizim servislerimizle sallandı! İlk iki seti adeta Ada Koleji'ni sahadan silerek aldık. İkinci setide aldık.
Herkes zaferin geldiğini düşünüyordu ki, Ada Koleji üçüncü sette bambaşka bir kimliğe büründü. Hatalarımız üst üste geldi, moralimiz düştü ve 3. seti maalesef rakibe kaptırdık. 2-1.
4.Seti Seti 25-23 aldık ve maçı 3-1 kazandık!
Son 16'ya kalmıştık! Hakemin son düdüğüyle birlikte kızlarla birbirimize sarılıp sahanın ortasına yığıldık. Sevinç gözyaşlarımız birbirine karışıyordu.
Kendimizi soyunma odasına attık. Kapı kapandığı an salonda tuttuğumuz tüm o çılgın enerji patladı resmen.
Hızlıca duşumuzu alıp üstümüzü değiştirdik. Üzerime rahat bir şeyler geçirip ıslak saçlarımı topuz yaptım. Melis ve Ece ile kıkırdaşarak, zaferin verdiği o hafiflikle kapalı salondan çıkıp otelin o devasa, ışıl ışıl lobisine giriş yaptık.
"Kızlar, siz odaya geçip bahçedeki toplantı için hazırlanmaya başlayın, ben de hemen geliyorum," dedim bizimkilere. Melis ve Ece arkaya dönüp bana imalı imalı gülümseyerek asansöre doğru ilerlediler.
Çünkü lobideki büyük koltuklardan birinde, doğrudan giriş kapısına bakarak beni bekleyen birini görmüştüm: Baran.
Beni fark ettiği an yüzünde o sadece bana özel olan, içi gülen o sıcacık tebessüm belirdi. Hızla ayağa kalktı ve bana doğru adımladı.
"Sonunda gelebildiniz kaptan" dedi, gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan. Sesindeki o heyecan ve rahatlama o kadar belirgindi ki, az önceki galibiyet kadar içimi ısıttı. "Soyunma odasını yıkıyordunuz herhalde, sesiniz dışarıya kadar geliyordu."
"E yani, son 16'ya kalmışız, bırak da o kadar eğlenelim," dedim bende gülerek, ona doğru bir adım daha yaklaşıp. "Futbol takımı namağlup lider, voleybol takımı son 16"
"Harikasınız kaptan tebrik ederim" dedi
Kafamı kaldırıp doğrudan Baranın gözlerine baktım. Sen tribünde olunca, o şans bilekliğinin uğuruyla her şey daha kolay oluyor Baran," dedim dürüstçe.
Baran gülümsedi, yüzündeki o samimi ve yumuşacık ifadeyle kalbimi eritti resmen. "O zaman git ve akşamki açık hava toplantısı için en güzel şekilde hazırlan. Çünkü bu gece hem zaferimizi kutlayacağız..." Sesini biraz daha düşürdü, gözlerinde kararlı bir ışık yandı. "...hem de o iki yılanın oyununu tamamen bitireceğiz. Ben buralardayım, bir şeye ihtiyacın olursa hemen yaz, tamam mı?"
"Tamam," dedim neşeyle. "Yukarıda bizim kızlar beni bekler, kaçtım ben!"
Baran’a el sallayıp asansörün kapısından içeri adım attığımda, yüzümdeki o kocaman gülümsemeyi hala kontrol edemiyordum. Kalbimin ritmi lobideki o tatlı konuşmadan sonra iyice hızlanmıştı. Asansörün aynasındaki yansımama baktım; yanaklarım resmen pembeleşmişti. Odanın kapısını kartla açıp içeri girdiğim an, resmen bir kaosun ortasına düştüm. Ece yatağın üzerine turnuvadaki tüm kıyafetlerini saçmış, elinde saç düzleştiricisiyle aynanın karşısında şarkı söylüyordu. Melis ise çoktan duşunu almış, kafasında devasa bir havluyla yatağa uzanmış, telefondan bir şeyler bakıyordu. Beni gördükleri an ikisi birden çığlık attı.
"Sonunda gelebildi kaptanımız" diye bağırdı Ece, düzleştiriciyi mikrofon gibi bana uzatarak. "Aşağıda Baran’la ne konuştunuz çabuk anlat, meraktan burada saçımı yakacaktım az kalsın!"
"Ya ne konuşacağız, maçı tebrik etti işte," dedim, montumu yatağın kenariye bırakıp yatağa otururken. Sesimdeki o ufak titremeyi kaçırmasınlar istiyordum ama Melis anında yataktan fırladı.
"Hadi oradan, tebrik eden adam öyle mi bakar kızım?" dedi Melis, omzuma hafifçe vurup bana göz kırparak. "Aşağıdan geçerken gördüm, çocuk resmen gözleriyle seni yedi bitirdi! Gururdan göğsü kabarmıştı valla, Asbar reel oluyor kanka, boşuna inkâr etme!"
"Off Melis, amma abarttın he" dedim, yüzümün iyice kızardığını hissederek.
Ece elindeki flaş belleği havaya kaldırıp salladı. "Naz ve Pelin’in o iğrenç sahte hesap planları, Asya’ya attıkları iftiraların ekran görüntüleri... Hepsi bu belleğin içinde. Otel görevlisi videoyu başlatırken ben bir yolunu bulup bu belleği sisteme takacağım. Turnuva kolajı bittiği an, ekranda yılanların çöküşü başlayacak!"
Aynada son kez kendime baktım. Bileğimdeki o şans bilekliğini parmaklarımla hafifçe düzelttim. İçimdeki o heyecan dalgası gitgide büyüyordu ama bu sefer arkamda Baran’ın, Melis’in ve Ece’nin olduğunu bilmenin verdiği o muazzam güç vardı. Odadan çıkıp asansöre doğru yürürken, Naz ve Pelin’in o bahçedeki dev perdede kendi rezilliklerini gördüklerinde verecekleri tepkiyi düşünerek içten içe gülümsedim.

