İçeriğe geç

Aşkın skoru

Bölüm 21 · 6 dk okuma

Aşkın skoru

Bölüm 21

Bölüm 21

Bahçeye,Pelin ve Naz'a karşı zaferimizi kazanmak için iniyorduk. İçimdeki heyecan dalgası, voleybol sahasındaki o en heyecanlı maç sayısından bile daha güçlüydü.

Asansörün kapıları zemin katta açıldığında, otelin arka bahçesinden gelen hafif uğultuyu şimdiden duyabiliyorduk. Resepsiyonun önünden geçip o devasa, palmiye ağaçlarıyla süslü bahçeye adım attığımız an, serin esinti yüzüme çarptı.

Çimlerin üzerine rengarenk puf koltuklar, büyük minderler atılmıştı. Ağaçların arasına gerilen loş sarı ışıklar ortama çok tatlı, sakin bir hava katmıştı. Bizim çocuklar gruplar halinde minderlere kurulmuş, sohbet ediyorlardı.

Bahçenin tam merkezine ise devasa bir projektör perdesi kurulmuştu. Teknik masadaki o büyük cihaz, perdeye şimdilik boş, beyaz bir ışık yansıtıyordu.

​"Kızlar, operasyon başlıyor. Ben teknik masaya sızıyorum," diye fısıldadı Ece, göz kırparak. Elindeki flaş belleği kotunun cebine iyice sıkıştırıp kalabalığın arasında sinsice gözden kayboldu.

Bu her gün farkli bir okulun beraber vakit geçirmeleri için otelin yaptığı bir buluşmaydı. Bugünde sıra bizdeydi.

tarafa doğru adımladık. Kerem bir minderde tek başına telefonuna bakıyordu. Baran ise ondan tamamen bağımsız, birkaç minder ötede oturmuş doğrudan giriş kapısını izliyordu. Aralarındaki o konuşmama duvarı bahçedeki neşeli havaya rağmen kendini hissettiriyordu ama şu an bunu düşünecek vaktim yoktu. Çünkü Baran beni gördüğü an yüzünde o içimi eriten, dünyadaki her şeyi unutturan o sıcacık gülümseme belirdi. Hızla yerinden doğrulup bize doğru iki adım attı. Üzerindeki o spor şıklık, saçlarının o hafif dağınık hali... Kalbimin ritmini yine altüst etmeye yetmişti.

​"Sonunda gelebildin güzelim," dedi Baran. "Ben de tam seni bekliyordum. Gel şöyle, senin için en rahat minderi kaptım."

​"Teşekkür ederim," dedim neşeyle, gösterdiği mindere yerleşirken. Baran da hemen yanıma, aramızda hiç mesafe bırakmayacak şekilde oturdu. O kadar yakındı ki, üzerindeki o temiz parfüm kokusunu net bir şekilde alabiliyordum. Eli hafifçe bileğimdeki şans bilekliğine çarptı. Bakışları yumuşadı, sesini sadece benim duyabileceğim bir fısıltıya dönüştürdü. "Sahada harikaydın sevgilim. Ama asıl zaferimizi şimdi kazanacağız, hazır mısın?"

"Hazırım,hemde çok" dedim.

Kafamı hafifçe sol tarafa çevirdiğimde, hocaların hemen arkasındaki geniş puflara kurulmuş olan Naz ve Pelin’i gördüm. Naz elindeki meyve kokteylini yudumlarken gözlerini dikmiş, nefretle Baran’ın benim yanımda oturmasını, bana o aşk dolu bakışlarını izliyordu. Kıskançlıktan patlamak üzere olduğu o kadar belliydi ki! Pelin ise saçlarını arkaya savurmuş, hiçbir şeyden habersiz bencilce gülümsüyordu. Hâlâ her şeyin merkezinde kendilerinin olduğunu sanıyorlardı. Kendi elleriyle kazdıkları kuyuya düşeceklerinden o kadar habersizlerdi ki...

​Tam o esnada bahçedeki tüm aydınlatmalar bir anda söndürüldü. Etrafı sadece projektör perdesinden yansıyan o parlak, beyaz ışık aydınlatmaya başladı. Bahçedeki tüm uğultu kesildi, herkes sustu ve gözler perdeye kilitlendi. Bizim maçların kolaj videosu başlamak üzereydi.

​Melis heyecanla kolumu sıktı. "Asya, her şey hazır. Ece masada," diye fısıldadı.

​Bileğimdeki şans bilekliğini sıkıca kavradım, derin bir nefes alıp Baran’a baktım. Baran karanlıkta elimi hafifçe sıktı, parmaklarımızı birbirine kenetledi.

​"Büyük temizlik başlıyor." Dedim.

O sırada gözüm, teknik masaya doğru süzülen Ece’ye kaydı. Masanın arkasındaki otel görevlisi çocuk, projeksiyon cihazının ayarlarıyla uğraşıyordu. Ece yüzüne en masum, en sevimli gülümsemesini takınarak çocuğun yanına yaklaştı. Cebinden o flaş belleği çıkarıp çocuğa uzattı. Uzaktan ne dediklerini duyamıyordum. Ama Ece bir şekilde hallederdi. Çoçuk kafasını salladı,belleği aldı ve bilgisayarın kenarına koydu. Önce ana kolaj videosu oynayacak, bittiği an bizim bomba devreye girecekti.

​Ece görevini başarıyla tamamlamış bir ajan edasıyla arkasını dönüp çimlerin üzerinden neredeyse uçarak yanımıza geldi. Melis’in yanındaki mindere kendini bırakırken nefes nefeseydi ama gözlerinin içi parlıyordu.

​"Tamamdır kızlar, kuş kafese girdi," diye fısıldadı Ece, zafer kazanmış gibi bize bakarak. "Adam belleği aldı. Maç videosu bittiği saniye bizim video otomatik başlayacak. Naz ve Pelin’in kendi kazdığı kuyuya düşüşünü HD kalitede izleyeceğiz."

​"Harikasın Ece," dedim içimdeki o heyecan dalgası çığ gibi büyürken. Baran’ın parmaklarımın arasındaki eli biraz daha sıkılaştı, bana o her zaman ihtiyacım olan gücü ve cesareti verdi.

​Tam o anda bahçedeki jenerik müziği yükseldi ve projektörden bizim takımın maç görüntülerinin olduğu o kısa kolaj oynamaya başladı. Sahnede smaçlarımız, futbol takımının attığı o efsane goller peş peşe akıyordu.

Naz hâlâ elindeki içeceğiyle Baran’a bakma derdindeydi, Pelin ise telefonunu kurcalıyordu. Hak ettikleri o büyük sonun yaklaştığından o kadar habersizlerdi ki...

​Ekrandaki maç videosu son bir smaç görüntüsüyle birlikte yavaşça karardı. Müzik azaldı, azaldı ve tamamen kesildi. Bahçedeki herkes kolaj bitti sanıp alkışlamaya, kendi arasında konuşmaya yeltenirken projektör kapanmadı.

​Ekran bir anda simsiyah oldu. Ve o siyah ekranın tam ortasında, kan donduracak bir sessizliğin içinde, beyaz harflerle ilk o cümle belirdi.

'MASKELER DÜŞÜYOR' yazıyordu.

Bahçede bir anda bıçak keser gibi bir sessizlik oldu. Alkışlamaya hazırlanan eller havada kaldı, fısıldaşmalar bıçak gibi kesildi. Herkes şok içinde birbirine bakarken, Naz’ın elindeki bardağı pufa bıraktığını ve dikleştiğini gördüm. Pelin’in ise gözleri fal taşı gibi açılmış, ekrana kilitlenmişti.

​Daha kimse ne olduğunu anlayamadan ekrana devasa bir ekran görüntüsü geldi.

​Bu, Naz ve Pelin’in o iğrenç sahte hesap planını yaptıkları ilk WhatsApp konuşmasıydı! En tepede Naz’ın profil fotoğrafı ve Pelin’in ismi kabak gibi görünüyordu.

Bahçeden bir anda devasa bir "OHA!" sesi yükseldi. Futbol takımındaki çocuklar ayağa fırladı, voleybol takımındaki kızlar şok içinde Naz ve Pelin’e döndü. Bizim hocamızın yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu. Erkeklerin hocası ise şaşkınlıkla bizim hocamıza bakıyordu.

Naz’ın yüzündeki o renk saniyeler içinde tamamen çekildi, bembeyaz oldu. Pelin ise titreyen elleriyle ayağa kalkmaya çalışırken, projektörün ışığı tam onun o suçlu ve rezil olmuş yüzüne vuruyordu.

​"Kapatın şunu! Kapatın diyorum size!"

​Naz’ın çığlığı gecenin karanlığını bir bıçak gibi böldü. Oturduğu puftan deli gibi fırlamış, yüzü kireç gibi beyazlamış bir halde teknik masaya doğru koşmaya çalışıyordu. Ama bacakları titrediği için çimlerin üzerinde dengesini kaybedip sendeledi. Pelin ise arkasından ağlayarak ayağa fırlamıştı, elleriyle yüzünü kapatmaya çalışıyordu ama dev perdedeki o yazışmalar yüzünün tam ortasında parlıyordu resmen.

​"Yalan bu! Montaj bu, inanmayın!" diye bağırdı Pelin, sesindeki o çaresiz hıçkırıkla hocalara doğru dönerek. "Biz böyle bir şey yazmadık! Asya yaptı bunu, bize iftira atıyor!"

​Bahçedeki kimseden tek bir çıt çıkmıyordu.

Adımlarımı doğrudan Naz ve Pelin’in olduğu tarafa doğru yönelttim. Tüm bahçenin gözü bizim üzerimizdeydi.

​Tam önlerinde durduğumda, Naz’ın gözlerindeki o kibirli ifadeden eser kalmadığını gördüm. Sadece saf bir korku ve panik vardı.

​"Hâlâ montaj diyorsun, öyle mi Pelin?" dedim, sesimi hiç yükseltmeden, gayet sakin ve kendinden emin bir tonla.

Naz, gözlerindeki o kibirli ifadeden eser kalmamış, panikle bana bakıyordu. "Sen... Sen yaptın bunu!" diye tısladı, gözlerinden yaşlar boşanırken. "Bizi herkesin önünde rezil etmek için!"

​Gözlerinin içine, zerre kadar çekinmeden, dimdik baktım. Sesim buz gibiydi.

​"Sizi ben rezil etmedim Naz," dedim, yüzüne karşı bir adım daha atarak. "Siz zaten yaptığınız o iğrençliklerle, çevirdiğiniz oyunlarla kendi sonunuzu kendi ellerinizle yazdınız. Ben sadece perdeleri araladım, herkesin gerçeği görmesini sağladım. Kendi attığınız iftiraların altında kalırken başkalarını suçlamak sadece sizin gibi zayıfların işidir."

​Pelin hıçkırarak, "Yalan, montaj bunlar! İnanmayın!" diye bağırmaya devam etti ama artık kimse ona bakmıyordu bile.

​"Montaj mı?" dedim gülümseyerek, telefonu çıkarıp mesajların orijinalini gösterir gibi havada salladım. "Hocaların da, herkesin de neyin gerçek olduğunu bildiğine eminim. Şimdi buradan sessizce çekilip giderseniz, belki biraz daha onurunuz kalabilir. Ama bir saniye daha burada kalırsanız, bu sefer tüm okulun önünde değil, disiplin kurulunda hesap verirsiniz."

​Naz, kurduğum bu cümleden sonra tamamen yıkılmıştı. Etraftaki arkadaş grubunun, hocaların o tiksinti dolu bakışlarını hissettiğinde omuzları çöktü. Benden kaçırdığı gözleri, artık gidecek hiçbir yerinin kalmadığını anlatıyordu. Arkasını dönüp, rezil olmuş bir şekilde karanlığa doğru yürümeye başladı. Pelin de hıçkırarak peşinden sürükleniyordu.

​Onlar uzaklaşırken arkama bile bakmadım. Melis ve Ece yanıma gelip omuzlarıma sarıldı.

Ve biz başarmıştık.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

22. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

3 yorum