BARANIN AĞZINDAN
Asya'nın gözlerimin içine bakarak attığı o çığlık, "Ben yapmadım Baran, her şeyin arkasında Pelin ve Naz vardı" deyişi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Yıllarca içimi kemiren o öfke, saniyeler içinde o iki yılana karşı devasa bir nefrete dönüşmüştü. Asya’mın döktüğü her damla gözyaşının, çektiği her acının bedelini ödetecektim. Hem de hiç acele etmeden, soğukkanlılıkla.
Ertesi gün turnuva alanındaki kafeteryanın arkasındaki sakin bahçede, planın ilk adımı için beklemeye başladım. Uzakta, çam ağaçlarının gölgesinde Asya, Melis ve Ece bizi uzaktan izlemek için konumlanmışlardı. Asya'nın gözlerindeki o endişeli ama bana güvenen bakışı görünce içimdeki kararlılık iki katına çıktı. O iğrenç oyunu şimdi tersine çevirme vaktiydi.
Naz, elinde voleybol çantasıyla koridordan çıkıp bahçeye doğru yürürken beni gördü. Yeni antrenmandan çıkmışlardı.
Dudaklarında o her zamanki sinsi, beni görünce hemen takındığı yapmacık gülüseme belirdi. Adımlarını hızlandırıp tam karşıma geldi.
"Aaa, Baran? Selam," dedi, sesini incelterek. "Erkeklerin 3-0'lık dev galibiyetini kutlayamadım, tebrik ederim. Sahada harikaydın."
"Sağ ol, Naz," dedim. Hafifçe gülümsedim, ona yem atmam gerekiyordu. "Aslında ben de seninle bir şey konuşmak için bekliyordum."
Naz’ın gözleri anında parladı. Benim ona adım atmam, onun için turnuvayı kazanmaktan daha büyüktü resmen. "Öyle mi? Dinliyorum, ne hakkında?"
"Bizim takımdan Cihan telefonumu aldı, şarjını bitirmiş. Turnuva fikstürünün son haline bakmam lazım ama acil," dedim. Senin telefonundan internete girip bir şeye hızlıca bakabilir miyim?"
"Aaa, tabii ki ne demek! Al bak," dedi Naz, en ufak bir şüphe bile duymadan cebinden telefonunu çıkardı. Ekran kilidini açıp, o zafer kazanmış edasıyla telefonu avcuma bıraktı.
"Naz, hava gerçekten çok sıcak. Bana ve kendine oradan soğuk birer içecek alsana. Ben de o sırada şu fikstür işini halledeyim, buradayım zaten."
Naz, benden gelen bu "birlikte içecek içme" teklifiyle resmen havalara uçtu. "Hemen alıp geliyorum Baran, sen rahat rahat bak!" dedi ve arkasını dönüp heyecanla kafeteryaya doğru koşar adım gitmeye başladı.
Gözüm arkasından ayrıldığı an, yüzümdeki o sahte gülümseme buz gibi bir ciddiyete dönüştü. Saniyelerim vardı. Hızla arama motorunu kapattım ve mesajlaşma uygulamasına girdim. Arama çubuğuna tek bir isim yazdım: Pelin.
Karşıma çıkan sohbeti açıp yukarı doğru kaydırdığımda gördüğüm şeyler kanımı dondurdu. Fotoğraflar, sahte hesapların ekran görüntüleri, Asya’ya atacakları iftiranın detayları... Pelin’in "Mesajları attım, Asya’yı kulüpte de Baran'ın gözünde de bitirdik" yazdığı o lanet olası cümle tam karşımdaydı.
Hemen kendi cebimden telefonumu çıkardım. Kamerayı açıp, Naz’ın telefonundaki o iğrenç yazışmaların, itirafların ve planların her bir kelimesini net bir şekilde, tek tek kendi telefonumla çektim. Fotoğrafları galerime kaydederken ellerim öfkeden titriyordu ama sakin kalmak zorundaydım. Kanıtlar elimdeydi artık.
Naz’ın telefonunu eski haline getirip ekranını kapattım. Tam o sırada uzaktan, çam ağaçlarının altından beni izleyen Asya ile göz göze geldik. Ona hafifçe başımı sallayarak "Tamam, aldım" işareti yaptım.
Asya’nın yüzünde beliren o rahatlama ve intikam pırıltısı, sahayı o yılanlara dar etmek için ihtiyacım olan tek şeydi. Av avcı olmuştu artık. Naz o içeceklerle buraya geldiğinde, hayatının en büyük geri sayımının başladığından habersiz olacaktı.
Naz elinde iki buz gibi kutu içecekle kafeteryadan çıkıp neşeyle yanıma doğru yürürken, gözüm ucuyla arkadaki çam ağaçlarının altından bizi izleyen Asya, Melis ve Ece üçlüsüne kaydı. Asya kollarını göğsünde bağlamış, gözlerini kısmış bir şekilde doğrudan bize bakıyordu. İçimdeki o muzip çocuk bir anda uyandı. Madem bir oyun oynuyorduk, Asya’mı birazcık kıskandırmanın hiçbir zararı olmazdı; hem böylece Naz da durumdan asla şüphelenmezdi.
"İşte geldim!" dedi Naz, nefes nefese yanımda durup içeceklerden birini bana uzatırken. Yüzünde güller açıyordu. "Fikstür işini halledebildin mi bari?"
"Halledemedim, çünkü internet burada çok yavaştı, sayfayı bile açmadı," dedim.
Telefonunu ona geri uzatırken hafifçe gülümsedim "Ama önemli değil, senin sayende en azından soğuk bir şeyler içmiş oldum. Teşekkür ederim, Naz."
Naz, benden gelen bu beklenmedik sıcaklıkla resmen şok oldu, yanakları hafifçe kızardı. "R-rica ederim ne demek, her zaman... Şey, istersen turnuva bitene kadar her maçtan sonra beraber bir şeyler içebiliriz?"
"Neden olmasın? Düşünürüz," dedim, sesimi bilerek biraz daha yumuşatarak. Kafamı hafifçe Asyaların olduğu tarafa doğru eğmiştim ki, uzaktan Asya’nın ayağını sinirle yere vurduğunu ve Melis’in onu sakinleştirmek için kolundan tuttuğunu net bir şekilde gördüm. İçten içe kahkaha atıyordum ama dışarıya tam bir centilmen rolü kesiyordum.
"Neyse Naz, benim takımla toplantım var, geç kalmayayım. Görüşürüz," diyerek yanından ayrıldım.
Naz'a iyi davranıyordum ama tabii kide ama attığı iftira kanıtlandığında yüzüne bile bakmayacağım.
Arkamı dönüp o çam ağaçlarının arkasındaki tenhadaki banka doğru yürürken yüzümdeki o sahte tebessüm tamamen silindi, yerini asıl ait olduğu yere, yani Asya’ya olan o sıcaklığa bıraktı. Bankın arkasına geçtiğim an, Asya resmen gözleriyle beni kurşuna diziyordu. Melis ve Ece arkada bıyık altından gülerken, Asya doğrudan önüme dikildi.
"Eee?" dedi Asya, sesinden resmen kıskançlık kıvılcımları fışkırıyordu. "Bayağı iyi anlaştınız bakıyorum? Göz süzmeler,tatlı gülücükler falan? Naz’ın yüzünde güller açıyordu, arkandan bakarken eridi kız resmen!"
Bu haline o kadar bayılmıştım ki, sırıtmamak için kendimi zor tuttum. Ona doğru bir adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattım.
"Güller açsın bakalım şimdilik, güzelim" dedim. Ceimden kendi telefonumu çıkardım. Ekranı açıp üçünün de görebileceği şekilde uzattım. "Çünkü o güller yakında kökünden sökülecek. Bakın bakalım şuna."
Kızlar merakla telefona doğru eğildiler. Galerideki o ekran görüntülerini, Naz ile Pelin’in Asya’ya nasıl iftira atacaklarını, sahte hesapları nasıl planladıklarını tek tek okudukça bankın etrafındaki hava bir anda buz kesti. Melis şok içinde elini ağzına götürdü, Ece "İnanamıyorum, bu kadarını ben bile tahmin etmemiştim, resmen yılanlar!" diye fısıldadı.
Asya ise o yazıları okurken az önceki kıskanç halinden eser kalmamıştı. Gözlerindeki o kırgınlık anında devasa bir hırsa dönüştü. Başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Her şey buradaymış..." dedi Asya, sesi hırstan titriyordu. "Beni bitirmek için her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamışlar."
"Her şey elimizde artık," dedim, telefonu cebime koyarken Asya'nın omuzlarını güven verircesine sıktım. "O yılanların kendi kazdıkları kuyuya düşme vakti geldi. Şimdi söyleyin bakalım, bu bombayı ne zaman ve nerede patlatıyoruz? Turnuvayı onlara dar etme vakti."
"Çok yakında" dedi Asya
"Planı onaylıyorsan söyle Baran. Ama bir daha o kıza öyle gülümseme, plan mlan dinlemem" diye sinirli şekilde söylendi Asya.
Asya’ya bakarak içtenlikle gülümsedim. Bu kız kesinlikle benim tek şansımdı.

