"Asya! Hadi kızım, kaç kere sesleneceğim, geç kalıyorsun!"
Annemin mutfaktan gelen tiz sesiyle gözlerimi araladım. Saat daha sabahın körüydü ama evde sanki bir seferberlik ilan edilmiş gibi bir gürültü vardı. Yataktan homurdanarak kalkıp üzerime okul üniformamı geçirdim ve saçımı gelişi güzel toplayıp aşağı indim.
Mutfağa adım attığım an havadaki o gergin kokuyu aldım. Annem elindeki çay bardağını masaya sertçe bırakırken gözlerini bana dikti.
"Sonunda uyanabildiniz Kaptan Hanım," dedi, sesindeki o iğneleyici tonu hemen fark etmiştim. "Dün akşam antrenmandan sonra o bencil futbol takımıyla yine okulda kavga çıkarmışsınız. Ahmet Hoca babanı aramış! Sen ne yaptığını sanıyorsun Asya? Antalya yolculuğu kapıda, sen daha turnuvaya gitmeden okulu rezil etmeye başladın bile!"
Anlam veremeyerek bardağıma uzandım. "Anne, sabah sabah ne alakası var şimdi? Onlar bizim taktik odamızı bastı, süremiz bitmeden bizi dışarı atmaya çalıştılar. Ben sadece takımımın hakkını savundum."
"Savunmak falan değil bu, düpedüz huysuzluk!" diye araya girdi masada gazetesini okuyan babam. Kafasını bile kaldırmamıştı. "Annen haklı kızım. Ablanı örnek al biraz. O senin yaşındayken voleybolda her maçta en az yirmi sayı atar, adını tüm şehre başarısıyla, disipliniyle duyururdu. Senin gibi saçma sapan kavgalarla değil."
Ablam da tam o sırada mutfağa girdi, yüzünde o her zamanki kibirli, sinir bozucu gülümsemesi vardı. "Yani Asya, biraz disiplinli ol lütfen. Benim bıraktığım o başarı çıtasını bu hırçınlığınla yerle bir etmeyeceksin herhalde? Takım kaptanısın ama daha öfkeni bile kontrol edemiyorsun, bence o turnuvada senin yüzünden eleneceksiniz."
İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Durup dururken, takımımı savunduğum için yine o meşhur aile mahkemesinin sanık sandalyesine oturtulmuştum ve haksız yere suçlanıyordum. Çatalımı tabağa fırlattım.
"Gerçekten inanamıyorum size ya! Ne kadar çabaladığımı, her gün canımın ne kadar yandığını görmüyor musunuz? Dün akşam suçlu olan ben değildim! Ama siz dinlemeden, anlamadan her zaman yaptığınız gibi beni suçlamayı seçiyorsunuz! Sizin o çıtalarınıza da, ablamın eski başarılarına da ihtiyacım yok! Ben zaten çok iyi bir voleybolcuyum ve bunu o turnuvada hepinize kanıtlayacağım!"
Derin bir nefes alıp, daha bir şey söylemelerine fırsat tanımadan çantamı kaptığım gibi kendimi dışarı attım. Evin kapısını arkamdan sertçe çarparken gözlerimin dolduğunu hissettim ama o gözyaşının akmasına izin vermedim.
Okula geldiğimde sınıfa robot gibi girdim. Bizim o egoist kaptan Baran sıraya kurulmuş, çoktan yerini almıştı. Hiç konuşmadan çantamı sıraya fırlatıp yanına çöktüm ve kafamı sıraya gömdüm.
Baran her zamanki gıcıklığıyla hemen dirseğini bana doğru dürttü. "Ooo, Kaptan sabah şovunu kaçırmış galiba, bu ne sessizlik? Yoksa dünkü smaçların havada mı kaldı?" dedi sırıtarak.
Cevap vermedim, kafamı bile kaldırmadım. Birkaç saniye sessizlik oldu. Baran’ın kıpırdandığını, bana doğru döndüğünü hissettim. O gıcık ses tonu gitmiş, yerine garip bir şekilde durulmuş bir ses gelmişti.
"Asya? İyi misin sen?" diye sordu.
Kafamı yavaşça sıradan kaldırıp ona baktım. Gözlerindeki o dalgacı ifade tamamen kaybolmuştu, gerçekten merak ediyor gibiydi. Boğazımı temizleyip, "Yok bir şey. İyiyim," dedim kısa keserek ve yüzümü cam kenarına çevirdim. Israr etmedi ama bakışlarını bir süre üzerimde hissettim.
Teneffüs zili çaldığında bizim voleybol takımı olarak her zamanki gibi okulun bahçesindeki çardakta toplandık. Kızlar turnuva hakkında heyecanla konuşuyordu ama benim kafam o kadar doluydu ki dayanamadım. "Kızlar ben bir kahve alıp geleceğim,sizde istiyor musunuz?" Dedim. Kızların hepsi 'Hayır teşekkürler' dedikten sonra kafeteryaya gittim.
Kahve siparişimi verirken masalardan birinde tek başına oturan Kerem’i gördüm. Önündeki çay bardağıyla oynuyordu. Beni fark ettiği an yüzü aydınlandı. "Asya! Gelsene," diye el salladı.
"Kahvemi aliyim gelirim" dedim ve tamam anlamında başını salladı.
Kahvemi aldıktan sonra yanına gidip sandalyeyi çektim. Kerem doğrudan gözlerimin içine baktı ve o harika sezgileriyle anında durumu çözdü. "Sen hiç iyi görünmüyorsun. Ne oldu, anlatsana?"
Derin bir nefes alıp masaya doğru eğildim.İçimdeki tüm o aile baskısını, sabah uğradığım haksızlığı, ablamın gölgesinde kalmaktan ne kadar yorulduğumu Kerem'e bir çırpıda anlattım. Beni hiç bölmeden, gözlerini ayırmadan dinledi.
"Sen harika bir voleybolcusun Asya," dedi elimi hafifçe sıkarak. "Başkalarının ne dediği ya da geçmişte ne yaptığı senin yeteneğini eksiltmez. Antalya'da onlara kim olduğunu göstereceksin, ben sana inanıyorum."
"Teşekkür ederim Kerem beni anladığın için" dedim gülümseyerek. "Ee sizin futbol nasıl gidiyor?" Dedim
Kerem güldü ve anlatmaya başladı "Takım oyun olarak fena değil ama anlaşma olarak berbatız. Aramızda kalsın ha" dedi göz kırparak.
"Aramızda kalsın ama bunu herkes biliyor zaten. Takımın egosu yürüyüşten belli oluyor" dedim gülerek
"Bende mi?" Dedi yalandan üzülerek.
"En çok sen zaten" dedim ve gülmeye başladık.
Tam o sırada çalan zil sohbetimizi böldü.
"Teşekkür ederim Kerem, iyi ki varsın," deyip hızla salona, idmana koştum.
Salona girdim ve yüksek bir sesle "Selam kızlar!" Dedim.
"Selam Kaptan!" Dediler
"Hadin kızlar hoca gelmeden ısınalım" dedim ve ısınmak için bir yuvarlak oluşturduk,yuvarlağın ortasına geçerek ısınmayı yaptırmaya başladım.
Isınmayı yaptırırken bir yandan da kimlerin gelmediğine bakıyordum. Öykü gelmemişti.
"Öykü neden gelmedi bilen var mı?" Dedim ısınmayı bırakırken.
"Biraz hastaymış,turnuvaya kadar daha iyi olmak için gelmedi ama son antrenmana katılacakmış" dedi Ece gözlerini kaçırarak
"Tamam" dedim.
Deftere kimin gelmediğini ve nedenini yazdıktan sonra içeriye Sevim Hoca girdi. Sevim hocanın yanına gidip defteri verdim.
Sevim Hoca bizi sahaya dizdiğinde yüzü çok ciddiydi. "Kızlar, bu turnuvayı kazanmak zorundayız. Şakası yok," diyerek antrenmanı başlattı. Bugün tamamen atak çalışması yapıyorduk. Pasörlerimiz muazzam paslar çıkarıyor, ben ve diğer smaçörlerle ve pasör çaprazlarıyla havada asılı kalarak topu karşı sahaya zımbalıyorduk. Orta oyuncularımız ise dönüşümlü çalışıyordu; biri bloğa kalkarken diğeri atağa geçiyor, pozisyona göre sürekli yer değiştiriyorlardı. Arkada ise liberolarımız harika savunma yapmıştı.
Antrenmanin son on beş dakikası güzel bir maçla antrenmanı bitirdik.
"Bravo kızlar harikaydınız böyle devam" dedi Sevim Hoca ve ellerimizi birbirimizin ellerinin üstüne koyarak saymaya başladık "Bir,iki,üç,Ak akademi" dedik ve bir sonraki ders için hepimiz kendi sınıflarımıza gittik.
Melis ile koridorda yürürken Melis benim önümde yürüyordu ve arkasını dönüp konuşmaya başladı.
"Parti tamam dimi? Dedi
"Takımca olan mi?" Dedim
"Evet" dedi heyecandan ve yürürken hafif hafif zıplamaya başladı.
"Tamam yapıyoruz" Dedim ve sınıfa girdim.
Kendimi son derste, yine Baran’ın yanında buldum. İdmanın yorgunluğu ve sabahın gerginliği üzerimdeydi ama Baran bu sefer beni çok daraltmadı.
"Eee Kaptan," dedi defterinin kenarına karalamalar yaparken. "Antalya'da kupayı voleybolcular alırsa lobideki kutlama çaylar benden."
Hafifçe gülümsedim. "Sadece çay mı Baran? O bencil futbol takımının kaptanına kahve ısmarlatmak daha keyifli olurdu."
"Büyük konuşma canım, o kahveyi kimin ısmarlayacağını sahada göreceğiz," dedi, aramızda tatlı bir atışma döndü ama dünkü o nefret dolu havadan eser yoktu. Galiba sabah beni üzgün gördüğü içindi.
Zil çaldığı gibi çantamı alıp fırladım. Melis bugün Teyzesine gideceği için yollarımız ayrıydı o yüzden bugün tek gidiyordum.
Hızlıca eve geldim ve kapıyı açıp içeriye girdiğimde salonda annemler beni bekliyordu.
"Sonunda geldin," dedi ayağa kalkarak. "Sabahki o saygısız tavrın neydi öyle Asya? Sana bir şey söylüyorsak iyiliğin için söylüyoruz. Ama bakıyorum da sende o azim yok. Asla ablan gibi bir voleybolcu olamayacaksın, bu kafayla turnuvada elenip gelirsin ancak!"
Sözleri göğsüme bir ok gibi saplandı. Tek bir kelime bile edemedim, boğazım düğümlendi. Annem eliyle merdivenleri işaret etti. "Hadi, uzatma da doğruca odana git!"
Hiçbir şey demeden, arkama bile bakmadan merdivenleri koşarak çıktım. Odama girip kapıyı kapattığım an sırtımı ahşap kapıya yasladım. Çantamı yere fırlatıp üzerimdeki üniformadan hızla kurtuldum. Rahat bir şeyler giyip kendimi yatağa attığımda, sabahtan beri tuttuğum o gözyaşları nihayet serbest kaldı.








