Elimdeki beyaz tahta kalemini panoya sertçe vururken takım arkadaşlarıma döndüm. "Bakın kızlar," dedim, sesimin tüm odada yankılanmasını isteyerek. "Safir Lisesi'nin savunması güçlü olabilir ama blokların arkasında her zaman boşluk bırakıyorlar. Eğer Ece sahada pası doğru açıyla..."
Derken bir anda durdum. Ece'nin adını ağzıma almak bir anlık garip geldi. Eskiden en yakın arkadaşım olarak adını söylediğim kişinin ismini şimdi söylemek bile istemiyordum.
En güvendiğim dediğim kişinin arkamdan yaptığı dedikoduları öğrendikten sonra adını söylemek biraz garip geliyordu. Ama biz aynı takımda olan,okulumuzu temsil etmek amacıyla oynayan iki sporcuyduk ve adını daha çok ağzıma alacaktım
"Pardon kızlar bir anlık durdum" diyip konuşmaya devam ettim. "Dediğim gibi Ece veya diğer pasörlerimizin attığı doğru paslara akıllıca plase bırakmak bizim işimize yarayacak. Ama her topada plase değil tabii ki. Güçlü vuracağınızı düşündüğümüz toplara smaçı basıcaz" dedim
"Ben veya İrem savunmada ne yapsın? Onların güçlü yanı ne?" Dedi as liberomuz Deniz
Tam denize anlatmak için hazırlanırken kapı bir anda açıldı ve içeriye giren okulumuzun futbol takımıydı
"Haydi kızlar çıkın işimiz var. Haydi,haydi" dedi kaptanları Baran.
Okulumuzun Egoist kaptanı ve bencil takımı giriş yapmıştır. Bizim birbirimize destek olmamız gereken yerde birbirimize köstek oluyoruz.
"Bi yarım saatlik işimiz var,şu savunma işinide halledelim size vericez" dedi Ece kibar bi dilde.
Bunlar kibarlıktan pek anlamaz ama neyse.
"Yok biz şimdi istiyoruz" dediler.
"Dedik ya yarım saatimiz kaldı diye" Yeniden söyledi Ece.
"Çıkın hadi be!" Dedi Baran bağırarak.
Bazen cidden çok oluyorlardı. Dünya sanki bunların yanı öyle bir havaları var. Bu hava dünyanın en zengin adamında yoktur.
"Bağırma lan. Anlamıyor musunuz siz? Yarım saat sonra vericez işte" dedim Barana bakarak
"Bizim turnuvamız daha önemli Asyacım" dedi Cihan aşağılayıcı bir şekilde.
Sanki farklı turnuvalara gidiyoruz. Aynı turnuvaya farklı branşlarda gidiyoruz. Daha önemliymiş.
"Siz dünya kupasına gidiyorsunuzda bizim mi haberimiz yok?" Dedim gülerek
"Tatlım ne dünya kupası ya bunlar Antalya'daki turnuvaya katıldıkları için beş vakit namaz kılsınlar" dedi benden sonraki smaçörümüz Defne.
"Kaptan al takımını defol git. Yoksa tatsızlık çıkacak kötü olucak" dedi Baran
Baranın karşısına geçip "Asıl sen takımını al götür Kaptan. Yoksa bizim için değil,sizin için kötü olucak" dedim kendime güvenerek.
"Tamam yeter hadin gidelim sonra geliriz" dedi Kerem
Kerem bu futbol takımının tek Egoist olmayan kişisiydi. Keremle aramda çok iyidir,çok yakınız. Onu arkadaş olarak çok seviyorum. Derdimi en iyi anlayan kişi o. Kendimi açık açık itiraf edebildiğim,çekinmediğim tek kişi o. Eskiden Ece' de öyleydi...
Erkekler Keremin lafını hiç umursamadı ve kalmaya devam ettiler.
"Siz napabilirsiniz bize? Çakma Şampiyonlar" dedi Umut.
"Yeter be yürüyün gidin şuradan" dedim bağırarak. Artık cidden tahammül edemiyordum.
Herkes bir ağızdan konuşmaya başlamıştı. O kadar gürültülüydü ki neredeyse kendi sesimi bile duyamıyordum.
Kapının açılmasıyla birlikte Ahmet hocanın sesi geldi "Noluyor burada!" Dedi futbol takımın antrenörü. Yanındada bizim antrenörümüz Sevim Hoca vardı.
"Kızlar huzursuzluk çıkarıyor hocam" dedi Baran.
Hocalara olayı anlattık ve Baranla beni müdür odasına götürdü ve geri kalanlarıda taktik odasından çıkardı.
Müdürün kapısını çalıp içeri girdik.
"Anlattı Ahmet Hoca her şeyi oturun bakalım" dedi.
İkimizde müdür masasının karşısında duran tekli koltuklara oturduk.
"Baran ve Asya okulumuzun kaptanları. Birbirinize sahip çıkmanız gerekirken neden birbirinize düşman oluyorsunuz?" Dedi müdürümüz Hasan hoca.
"Egoist takımları yüzünden hocam" dedim Barana bakarak.
"Çok bilmiş gibi davrandıkları için hocam" dedi Baranda.
Çok bilmiş gibi davranmıyoruz. Biliyoruz çünkü
"Bakın çocuklar yakında beraber turnuvaya gideceksiniz. Orada hem futbol hem voleybol takımı gelen okullar birbirine destek olup,sahip çıkarken siz kavga mı edeceksiniz?" Dedi Hasan hoca ve sözüne devam etti
Uzun uzun konuşup,birbirimize neden destek olmamız gerektiğini anlattı ve zil çaldı
"Hadi bakalım dersinize" dedi ve oturduğumuz yerden kalkıp kapıya gittik.
Baran kapıyı açtı ve eliyle geç işareti yapıp bana yol vardı. Bir İlk yani. Bu tarihe geçmeli Baran bana iyi bir harekette bulundu. Kıyamet filan kopacak heralde.
Kapıdan çıktık ve Barana şaşkınlıkla dönüp "Teşekkür ederim" dedim
"Rica ederim canım" dedim sırıtarak
Sınıfa giderken sanki az önce müdür bizle konuşmamış gibi yine atışmaya başladık.
Biz sınıfa geldiğimizde hoca sınıfa gelmişti bile.
"Hocam müdürün yanındaydık da girebilir miyiz?" Dedim Ebru hocaya
"Girin çocuklar" dedi Ebru hoca.
Tek oturduğum için eşyalarımı masanın her tarafına genişçe koydum ve yerime oturdum
"Hocam" dedi Baran
"Söyle Barancım" dedi Ebru hoca.
"Müdür bize Asya ile aramızdaki kavganın son bulmasını söyledi. Bende artık kavganın bitmesini istiyorum. O nedenden dolayi Asya'nın yanına geçebilir miyim?" Dedi Baran
Ben şizofren miyim yoksa bu gerçek mi? Şizofren olma seçeneği kulağa daha iyi geliyor.
"Tabii geç" dedi Hoca
Ben ne diyeceğimi bilmeden Baran çantasıyla yanıma geldi oturdu ve eşyalarımı benim yerime doğru yavaşça ititirdi.
Hoca derse devam ederken ben şaşkınlıkla Barana bakıyordum.
"Baran şaka mısın?" Dedim.
"Hayır canım gerçeğim" dedi gıcıkça sırıtarak ve hocayı dinlemeye başladı.
Ben bu çocuğu görmeye tahammül edemiyorken bir de aynı sırayı mi paylaşacaktık? Ne günah işledim ben ya.
Ders hiç ilgimi çekmemişti,cam kenarında oturduğum için dışarıyı izlemeye başladım. Okulumuzun bahçesinde iki yavru kedi vardı. Kardeştiler büyük ihtimalle. Birbirlerine pati atıp,birbirlerini kovalıyorlardı. Çok tatlılar. Birinin kömür renginde siyah tüyleri vardı diğeri ise kardeşinin tam tersi olan pamuk renginde beyaz tüyleri vardı.
Zilin çalmasıyla birlikte çantamı omzuma astım ve Barana "çekil çıkıcam" dedim.
Baran yer verdikten sonra Melis kolunu omzuma attı ve sınıftan çıktık.
Melisle aram hep çok iyiydi,evlerimizde yakın olduğu için küçüklükten beri arkadaştık.
Okuldan çıkmış yolda evimize doğru yürüyorduk.
"Kaptan sana bir şey sorucam" dedi Melis ve sessizliği bozdu
"Sor" dedim Melis'e bakarak.
"Siz Baranla flört filan mısınız?" Dedi gülümseyerek.
Ani soru karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Ne alaka yani biz?
"Saçmalama istersen, ne flörtü? Biz onunla neyiz biliyor musun? Diş fırçaladıktan hemen sonra içilen o iğrenç portakal suyu gibiyiz! Tek başımıza gayet iyiyiz ama yan yana gelince resmen bir facia oluyoruz. Ya da ne bileyim, en hararetli, en ciddi kavganın ortasında gelen o sinir bozucu hıçkırık gibiyiz; bütün ciddiyeti, bütün enerjiyi saniyeler içinde sıfırlıyoruz. Bizden olsa olsa sadece kaos olur!" Dedim
"Tamam kanka sakin" dedi gülerek.
Gülerek yolumuza devam ettik.
Biraz daha yürüdükten sonra ben evime geldim ve ayrıldık.
Evde kimse yoktu bugün misafirliğe gidecekti annem,babam ve ablam
Duş alıp,kıyafetlerimi giydikten sonra odama çıkıp yatağa yattım ve kulaklığı kulağıma takip uyumaya çalıştım. Saat 17:30 da uyunmazdı belki ama ben tam bir uyku kuşuyum. Hem yarın ki antrenman için enerjim olmalı.















