Öğlen kazandığımız o dev voleybol maçının ve Kıvanç'la yaşadığımız o paramparça vedanın ardından zaman benim için durmuş gibiydi. İçimde hem haklı bir galibiyetin gururu hem de bir kalbi dürüstçe kırmış olmanın verdiği o garip sızı vardı. Ama hayat durmuyordu. Akşam, bizim okulun erkek futbol takımının maçı vardı ve kızlarla birlikte tribündeki yerimizi almıştık.
Bizim erkekler yeşil sahada resmen fırtına gibi estiler. Tribünlerin desteğiyle, rakip takıma nefes bile aldırmadan arka arkaya attıkları gollerle maçı ezici bir üstünlükle 3-0 kazandılar! Bitiş düdüğüyle birlikte erkekler birbirinin üstüne atlamaya başlamıştı. Bir tane daha grup maçları vardı ama bu maçı yenerek son 32 ye çıkmayı garantilemiştiler. Kızlar çığlık çığlığa galibiyeti kutluyordu. Ama benim ruhum o kalabalığa ait değil gibiydi.
"Ben biraz dolaşıyorum" dedim Melise.
"Geliyim mi bende?" Dedi Melis ayağa kalkarak.
"Yok,dolaşıcam biraz"
"Tamam,ben odaya geçerim ama geç kalma anlatcaklarım var" dedi gülümseyerek.
Stadyumun arkasındaki, çam ağaçlarının gölgesinde kalan o loş ve sakin yürüyüş yoluna doğru adımladım.
Yarım saattir kafamdaki düşünceler ile orada dikiliyordum.
Hava tamamen kararmış, Antalya'nın kendine has tatlı akşam serinliği yüzüme vuruyordu. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Tam o sırada, arkamdaki çakıl taşlarının ezilme sesini ve kalbimin ritmini tek bir saniyede altüst eden o çok iyi bildiğim adım seslerini duydum.
"Tebrik ederim,kaptan"
Yavaşça arkamı döndüm. Baran... Üzerinde o her zamanki umursamaz tarzıyla, elleri ceplerinde bana doğru yürüyordu. Lambanın sarı ışığı yüzünün yarısını aydınlatırken, gözlerinde sadece bana baktığında ortaya çıkan o gizemli, derin bakış vardı. Tam karşımda, aramızda sadece iki adımlık bir mesafe kalacak şekilde durdu. Dudaklarında hafif, belli belirsiz bir tebessüm belirdi. Bakışları bir anlığına sol bileğime, dün gece bana verdiği o şans bilekliğine kaydı.
"Görüyorum ki," dedi sesini biraz daha alçaltarak, o büyüleyici ses tonuyla. "Şans bilekliğim işe yaramış.". O bilekliğin bende yarattığı fırtınaları, öğlen Kıvanç’la bu yüzden tamamen koptuğumuzu düşündüm. Ama içimde en ufak bir pişmanlık kırıntısı bile yoktu. Çünkü kalbimin asıl sahibinin kim olduğu artık gün gibi ortadaydı. Doğrudan o koyu gözlerinin içine baktım, hafifçe gülümsedim.
"Evet..." dedim, sesimin içtenliğine ve titremesine engel olamayarak. "Gerçekten çok işe yaradı, Baran. Maçın en kritik anında bana güç verdi. Teşekkür ederim."
Bana doğru büyük bir adım daha attı, aramızdaki o son mesafeyi de tamamen yok etti. Kokusu genzime dolarken, gözlerindeki o yoğunluk beni resmen olduğum yere çivilemişti.
"Yıllardır içimde sakladığım, gittiğim her şehre, bastığım her toprağa peşimden sürüklediğim o şeyi artık içimde tutamıyorum. Ben seni unutamadım, Asya. Araya giren mesafeler, o uzun aylar, sustuğumuz o günler... Hiçbiri fayda etmedi. Kalbim hâlâ ilk günkü gibi, tamamen seninle dolu. Ben seni çok seviyorum. Hem de her şeyden, herkesten çok."
Duyduğum kelimeler kulaklarımda uğuldadı. Artık kaçmak yoktu. Öğlen Kıvanç'ın yüzüne haykırdığım o gerçeği, şimdi sahibinin yüzüne söyleme vaktiydi.
"Ben de, Baran..." dedim, gözlerimin dolmasına izin vererek. "Ben de seni hiç unutamadım. Kendime ne kadar yalan söylersem söyleyeyim, kalbimin neresine baksam hep sen vardın. Ben de seni çok seviyorum."
Baran duyduğu bu sözlerle birlikte öyle bir gülümsedi ki, sanki dünyalar onun olmuştu. Daha fazla bekleyemedi; tek bir hamleyle kollarını belime doladı ve beni göğsüne doğru çekip sımsıkı sarıldı.
Ben de hiç tereddüt etmeden ellerimi onun boynuna doladım, başımı göğsüne yasladım. Kokusu, sıcaklığı... Yıllardır aradığım o sığınak tam olarak burasıydı işte. Zaman tamamen durmuştu ve biz birbirimizin kalbinde kaybolmuştuk.
Kolları belimi o kadar sıkı sarıyordu ki, sanki bıraksa yine araya aylar, mesafeler girecekmiş gibi korkuyordu. Saçlarımın arasına gömdüğü yüzüyle derin bir nefes aldı. Kokumu içine çekerken, kalbinin güm güm atışını tam göğsümde hissedebiliyordum.
Yavaşça, hiç istemeyerek de olsa kollarını biraz gevşetti ama ellerini belimden tamamen çekmedi. Başımı göğsünden kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktım. Gözleri parlıyordu, o her zamanki mesafeli çocuk gitmiş, yerine bana aşkla bakan o eski Baran gelmişti.
"Hâlâ rüyada gibiyim," diye fısıldadı Baran, eli yavaşça yanağıma kaydı ve parmak ucuyla süzülen gözyaşımı sildi. "Gerçekten buradasın... Ve gerçekten beni sevdiğini söyledin."
"Buradayım," dedim, sesim hâlâ titriyordu ama bu sefer mutluluktandı. "Ve evet, seni sevdiğimi söyledim. Çünkü seni içimden söküp atamadım Baran. Gitmene izin verdiğim o gün, kalbimin yarısını da seninle gönderdiğimi çok geç anladım."
Baran acı bir tebessümle başını salladı, bakışları uzaklara kaydı ama elini yanağımdan çekmedi.
"Gittiğim yerde her gece bunu düşündüm Asya," dedi, sesi o kadar içten ve buruktu ki. "Senden uzakta geçirdiğim her gün kendime kızdım. Neden daha çok savaşmadım, neden seni arkamda bıraktım diye. Başka yüzlere baktım, başka sokaklarda yürüdüm ama nereye baksam sadece senin o gülüşünü gördüm. "
"Seni o tribünden izlerken içimin nasıl yandığını bir ben bilirim Asya," dedi, alnını hafifçe alnıma yaslayarak. "Ama yemin ederim sana, bundan sonra o tribünde sadece sessizce izleyen çocuk olmayacağım. Sahada da, saha dışında da yanındaki o dev dağ ben olacağım artık. Kimsenin aramıza girmesine izin vermeyeceğim."
"Söz mü?" diye fısıldadım, gözlerinin en derinine bakarak.
"Söz," dedi Baran, sesindeki o sarsılmaz güven içimdeki tüm korkuları sildi süpürdü. "Ölümüne söz,kaptan"
"Baran..." dedim. "Sana sormam gereken, aramızda bir an bile gölge olarak kalmasını istemediğim çok önemli bir şey var."
Baran elimi daha sıkı tuttu. "Sor Asya. İçinde ne varsa, seni ne yarım bıraktıysa sor bana."
"Naz'ın o gün çıkardığı o iftira..." dedim, yutkundum. O günleri hatırlamak bile canımı yakıyordu. "Sen... Sen gerçekten benim o arkandan dönen dolaplara, o çirkin plana ortak olduğuma inandın mı? Gerçekten benim öyle bir şey yapabileceğimi düşündün mü?"
Baran’ın çenesi kasıldı, bakışlarında derin bir pişmanlık dalgası gelip geçti. Tam konuşacakken aceleyle sözünü kestim.
"Yemin ederim ben yapmadım Baran! Herkes bana sırtını döndüğünde, Naz o iğrenç yalanları kulübe yaydığında tek bir kişinin bana inanmasını bekledim, o da sendin. Ama sen de gittin..." Gözlerimden akan yaşları umursamadan devam ettim. "Her şeyin arkasında Pelin vardı. Pelin, Naz’la bir olup o mesajları, o sahte hesapları planladı. Beni senin gözünde tamamen bitirmek, aramızdaki o bağı koparmak için yaptılar. Ben takıma ihanet etmedim."
Baran duyduğu her kelimeyle birlikte adeta donup kalmıştı. Gözleri şokla irileşti, elleri omuzlarımda hafifçe titredi. O günlerdeki öfkesinin yerini şimdi devasa bir gerçeklikle yüzleşmenin şoku alıyordu.
"Pelin mi?..." diye fısıldadı Baran, sesi buz kesti bir anda. "O mesajları, o kulüpteki dedikoduları Pelin ve Naz mı tezgahladı yani?"
"Evet!" dedim, başımı sallayarak. "Pelin başından beri seni benden koparmak istiyordu. Naz da takımda benim yerimi almak, beni hocanın ve kulübün gözünden düşürmek için ona yardım etti. Beni resmen bir canavar gibi gösterdiler sana. Ben günlerce ağladım Baran, günlerce kendimi anlatmaya çalıştım ama Pelin o kadar profesyonelce oynamıştı ki oyunu,takımdaki kızlar dışında kimseyi inandıramadım."
Baran derin bir nefes aldı, dişlerini birbirine o kadar sert sıktı ki çene kemiğinin kasıldığını görebiliyordum. Gözlerinde aniden beliren o vahşi öfke Pelin ve Naz’a karşıydı artık, bana değil.
"Ben... Ben tam bir aptalım," dedi Baran, sesi acıyla pürüzlendi. Birden beni tekrar, bu sefer sanki benden özür diler gibi, beni korumak ister gibi deli gibi kendine çekti ve sımsıkı sarıldı. "Özür dilerim Asya... Yemin ederim çok özür dilerim. O gün o kadar kör olmuştum, canım o kadar yanmıştı ki o yılanların oyununu göremedim. Senin o tertemiz kalbine nasıl leke kondurabildim, kendime inanamıyorum şu an."
Başımı tekrar göğsüne yasladım, kollarımla sırtını sararken içimdeki o yıllanmış yükün kuş gibi hafifleyip uçtuğunu hissettim.
"Bitti artık," diye fısıldadım. "Gerçeği biliyorsun ya, bu bana yeter."
Baran sarılmayı hafifçe bozdu, yüzümü ellerinin arasına aldı. Gözlerinde sarsılmaz, intikam dolu bir kararlılık vardı artık.
"Bitmedi Asya," dedi, sesi koridorda yankılanacak kadar net çıktı. "Asıl şimdi başlıyor. Naz da, o arkadan iş çeviren Pelin de senin döktüğün her damla gözyaşının hesabını verecekler."

