Melis’in odanın ortasında söylediği o kelimeler, kulaklarımda birer tokat gibi yankılanıyordu. "Pelinmiş!" demişti.
"Ne... Ne saçmalıyorsunuz siz?" diyebildim, sesim titriyordu. Adımlarım beni geriye doğru itti, sırtım odanın kapısına yaslandı. "Pelin yapmaz... Niye yapsın?"
Ayakta kollarını göğsünde bağlamış, gözleri dumanlı bir şekilde duran Ece adım attı öne.
"Maalesef doğru Asya," dedi Ece, sesi buz gibiydi. "Maçtan sonra Sevim Hoca soyunma odasında bize bağırıp çıktı ya... Ben su şişemi koridordaki o arka taraftaki otomatların orada unutmuşum. Almaya gittim. O sırada yangın merdivenlerinin oradan iki ses yükseldi. Biri Naz'ın o sinsi sesiydi, diğeri ise Pelin’in sesiydi. Kulaklarımla duydum her şeyi."
Ece derin bir nefes alıp o sırada koridorda dönen o iğrenç konuşmayı aynen anlatmaya başladı:
"Naz, Pelin’e dikleniyordu. 'Söz verdiğin gibi kafeteryadaki o fotoğrafları çektin, bana attın. Ben de grupta paylaşıp Asya'yı takımdan kestirdim. Şimdi maçı kaybettik diye ağlama daha bir maç var'dedi. Pelin de hıçkırarak 'Ben takımın yanacağını, maçı kaybedeceğimizi bilseydim yapmazdım!' diye bağırıyordu Naz’a. Resmen pazarlık yapıyorlardı Asya. Fotoğrafları çekip Naz'a veren Pelin'miş."
Duyduğum laflarla beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Bakışlarım bıçak gibi Pelin’e saplandı. İçimdeki o devasa ihanet acısı bir anda gözü dönmüş bir öfkeye dönüştü.
"Sen ne yaptın Pelin?!" diye bağırdım, sesim tüm odada yankılandı. "Sen nasıl bir sinsisin ya? Ben seni kardeşim bildim, can dostum bildim lan! Arkamdan o yılan Naz'la iş çevirecek kadar ne ara iğrençleştin sen? Her gün yüzüme baka baka, bana sarıla sarıla nasıl yaptın bunu?!"
Pelin hıçkırarak başını iki yana salladı. "Asya, yemin ederim böyle olacağını..."
"Kes sesini! Sakın yemin etme, sakın!" diyerek lafını ağzına tıkadım. Öfkemden ellerim titriyordu, gözlerimden yaşlar boşanıyordu. "Biz bugün senin yüzünden maçı kaybettik! Öbür maçı kaybedersek bitiyor! İlla o maçtan üç puan almamız gerek. Hoca bi daha beni de oynatmıyor zaten! Benim günlerdir döktüğüm o terleri, turnuva hayallerimi, her şeyimi o kıskanç Naz'a meze ettin sen! Beni Sevim Hoca'nın, tüm takımın önüne bir hiçmişim gibi yem olarak atarken hiç mi için sızlamadı? Ne ara bu kadar nefret ettin benden? Ben sana ne yaptım Pelin, ne yaptım?!"
Pelin benden bu kadar sert ve büyük bir patlama beklemiyordu. Gözlerindeki o suçluluk duygusu, can havliyle köşeye sıkışınca bir anda delirmiş gibi bir kıskançlık krizine dönüştü.
"Ben senden nefret etmedim Asya! Ben sadece senin her şeye sahip olmandan, herkesin senin peşinde koşmasından bıktım!" diye bağırdı ağlayarak. "Ben Baran’ı aylardır uzaktan uzağa eriyerek severken, o senin gözlerinin içine bakıyor. Sırf Baran senden nefret etsin, aranız bitsin diye çektim o fotoğrafları! Ama sadece o da değil... Kerem de sana aşık Asya! En yakınımız, can dostum dediğin Kerem de aylardır sana kör kütük aşık! Onu senin fotoğrafına bakarken yakaladım, gözlerindeki o aşkı gördüm! Herkes, her şey senin etrafında dönüyor. Ben görünmez olmaktan bıktım!"
Pelin’in odanın duvarlarında yankılanan o son çığlığı, kalbime saplanan zehirli bir oktan farksızdı. Söylediği her kelime zihnimde ağır çekimde dönmeye başladı.
Pelin… Benim dert ortağım, her antrenmanda arkamı kollayan kız, meğer Baran’a aşıkmış. Bunu düşünmek bile içimi garip bir sızıyla kavurdu. Baran’ın bana attığı her adımda, yüzüme her bakışında Pelin’in arkada sessizce nasıl eridiğini, canının nasıl yandığını ve bu acının zamanla nasıl devasa bir nefrete dönüştüğünü o an anladım. Halbuki beni Baranla yakıştıran da oydu. Bana olan o sevgisi, Baran’a olan o gizli, çaresiz aşkının altında ezilip yok olmuştu resmen. Sırf o aramızdaki çekimi, o bitmek bilmeyen gerilimi yok etmek için en büyük düşmanımla iş birliği yapacak kadar gözü dönmüştü.
Ama asıl beynimi uyuşturan, nefesimi kesen şey bu değildi. Kerem…
Benim bu takımdaki en güvenli limanım, can dostum, kardeşim dediğim Kerem. Pelin’in "Sana kör kütük aşık, onu senin fotoğrafına bakarken yakaladım!" deyişi kulaklarımda çınlıyordu. Dönüp geriye baktığımda, Kerem’in turnuva başından beri beni korumak için kendini nasıl paraladığı, o kahvaltı masasında herkes bana sırtını dönmüşken tek başına Baran’a nasıl kafa tuttuğu bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ben onun o fedakar hallerini hep dostluğa, kardeşliğe yormuştum. Meğer o dürüst, o temiz gözlerin arkasında aylardır saklanan, bana zarar gelmesin diye sessizce acı çeken devasa bir aşk varmış.
Aynı anda iki büyük şokun ortasında kalmıştım. Bir yanda aşkı için beni arkamdan bıçaklayan en yakın kız arkadaşım, diğer yanda ise bana olan gizli aşkını zarar görmeyeyim diye canı pahasına saklayan en yakın erkek arkadaşım…
Melis duyduğu bu yeni bombayla şok içinde araya girdi, Pelin'e tiksinerek baktı: "Yuh artık Pelin! Sırf bu iğrenç kıskançlığın yüzünden, bu saçma nedenlerden dolayı mı sattın bizi? Defol git bu odadan!"
Pelin daha fazla dayanamayıp hıçkırıklar içinde çantasını kaptığı gibi odanın kapısını açıp dışarı fırladı. O odadan tamamen defolup gitmişti.
Pelin çıktıktan sonra odadaki o ağır hava üzerimize çöktü. Başımı ellerimin arasına aldım, yatağın kenarına çöktüm. Beynim durmuştu.
"Cidden... Kerem benden mi hoşlanıyor?" diye mırıldandım boş gözlerle yere bakarken. "İnanmıyorum... Her şey üst üste geliyor, aklımı kaçıracağım."
O sırada Ece yavaşça yanıma yaklaştı. Yüzündeki o eski, mesafeli ifadeden eser kalmamıştı. Gözleri dolmuş bir şekilde bana baktı.
"Asya..." dedi kısık, suçlu bir sesle. "Senden geçmiş için, özellikle de o çıkardığım saçma sapan dedikodu için çok özür dilerim. Ben seni her zaman bu takımda istedim, senin yeteneğine, smaçlarına her zaman ihtiyacımız olduğunu biliyordum. Ama o dönem içimdeki anlamsız bir hırs yüzünden o dedikoduyu yaydım ve senin canını çok yaktım. Bugün haksızlığa uğramana rağmen kızlar için, takım için nasıl üzüldüğünü görünce kendimden bir kez daha utandım. Çok büyük haksızlık ettim sana."
Ece’nin bu dürüst yüzleşmesi ve dedikodu için dilediği samimi özür, içimdeki o eski kırgınlığı bir nebze de olsa şifalandırdı. Gözyaşlarımın arasından ona baktım, "Bunu senden duymak benim için önemliydi Ece..." dedim.
Ece daha fazla beklemeden bana doğru eğildi ve bana sımsıkı sarıldı. Ben de ona sarıldım. Geçmişteki o dedikodu mevzusu, aramızdaki tüm o buzlar o sarılmayla tamamen eriyip gitmişti.
Ece geri çekilip hafifçe gülümsedi. "Sizi Melis'le yalnız bırakayım, biraz kafanı topla kaptan," diyerek odadan çıktı.
Odada Melis'le baş başa kaldığımızda, sırtımı duvara yaslayıp derin bir nefes aldım. En yakınlarımdan gelen bu şok haberlerin ağırlığı altında eziliyordum. Pelin’in ihaneti ve şimdi de... Kerem’in gizli aşkı. Hayatım tam bir kördüğüme dönmüştü.

