İçeriğe geç

Aşkın Sırası

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Aşkın Sırası

Bölüm 6

5. Bölüm: Aptal Solmuş Çiçek

~ÇİÇEK~

Saat sabahın 5'i. Otobüs yok diye çıktım yürüyerek okula gidiyorum. Üstelik yağmur yağıyor.

Şu kütüphaneyi açma işi bir bitseydi hiç fena olmazdı.

Yolda yürürken birden kulaklarımı çok gürültülü bir motor sesi doldurdu.

Sabah sabah kim bu hayırsız diye düşünürken aslında motorun dibimde olduğu için çok sesli geldiğini anlamış oldum.

Motor durdu ve Asır indi motordan.

" Günaydın"

Gülümseyerek günaydın dedi ben de buna karşılık konuştum.

" Günaydın"

Bir açıklama beklermiş gibi bakınca cevap verdi.

" Sabahları bu saatte otobüs olmadığını biliyorum. Yağmur da yağınca, eh bir de bu ceza benim yüzümden alınmış olunca vicdanıma hakim olamadım, seni almaya geldim. Okula beraber geçeriz diye düşündüm"

Şuan o kadar iyi bir şey yapmıştı ki Asır ama tabi bunu ona söylemeyecektim.

" İyi düşünmüşsün teşekkürler"

Bu hiç söylenmemiş halin zaten değil mi çiçek?

İç sesim saolsun beni şaşırtmadı her zamanki gibi.

" Bir sus ya."

Asırın bana baktı birden.

" İyi de bir şey demedim ki."

" Çok üzgünüm, aklıma bir şey geldi de kendi kendime konuşuyorum işte."

Şimdi kesin deli olduğumu düşünecek. Kesinlikle deli olduğumu düşündü bile hatta.

Asır güldü ama çaktırmamaya çalışıyordu.

" Koluna tekrar vurmamı mı istiyorsun anlamadım "

" Yok sustum, sustum."

Sonra motordan iki tane kask çıkardı ve birini bana uzattı.

Kaskı kafama geçirmeye çalıştım ama başaramadım.

Saçlarımı geriye attı ve kaskı kafama geçirip taktı. Gözlerim için ayrılan bölümü de indirince birbirimize bakakaldık.

Kalbim hızla atmaya başlamıştı. Sanırım ilk defa bir erkekle bu kadar uzun bakıştığım için olmuştu Asırla alakası yoktu yoksa.

Bu sessiz ortamı dağıtmak için göz temasını kestim ve sordum.

" Geçen bir tane kaskın olduğunu söylemiştin?"

" İkincisini yeni aldım."

Anladım der gibi kafamı salladım ve sordum.

" İlkini beğenmedin , kullanmayacaksın bunu kullanacaksın herhalde?" dedim kafamı işaret ederek

Kafasını hayır anlamında salladı ve konuştu.

" Hayır, o senin için."

Şuan yüzümün kızarmaya başladığına emindim. İyi ki kask vardı kafamda.

" Benim için mi?"

Kendini açıklamak için hemen lafa koyuldu.

" Cezayı benim yüzümden aldığımız için seni artık ceza bitene kadar hergün ben alıp ben bırakıcam. Hızlı sürdüğüm için de olası bir kaza da tehlikeden kaçınmak için sana bu kaskı aldım."

Ne diyeceğimi bilemedim. Hani bazı anlar gelir de donup kalırsınız ya öyle kaldım Asırın söylediklerine karşılık.

" Te- teşekkür ederim."

" Rica ederim. Atla hadi."

O bindi , ben de arkasına bindim ve beline sımsıkı sarıldım o sırada aklıma ilk motoruna bindiğim an geldi.

" Yalnız sırtımdan tutsan daha iyi olur düşebilirsin çünkü."

" Yok yaaa. Yemezler canım ben iyiyim ben böyle."

" Benden günah gitti o zaman."

" Neee?"

Motoru bir anda hızlandırması ile birlikte öne doğru savruldum. Düşmemek için hemen sırtına sarıldım.

" Hani öyle iyiydin."

" Allah senin de belanı versin Asır."

Geçmiş zamanı hatırlamak gülümsetti. Kendi kendime gülümserken uzun zamandır ilk defa mutlu olduğumu hissettim.

Okulun önüne gelince motordan indik.

Ben kaskımı çıkardım. Asır da motoru park edince benim kaskımı taktıktan hemen sonra taktığı kendi kaskını çıkardı.

Kaskını çıkarınca dağılan saçlarını kafasını iki yana sallayarak düzeltmeye çalıştı.

Cidden bazen reklamlardaki oyunculardan biri gibi havalı oluyordu.

Aman dikkat et ağzının suyu akmasın.

İç sesimin dediği şey ile kendime geldim.

Yoo ne alakası var? Diye geçirdim içimden.

Sonra okulun kapılarını felan açtık. Kütüphane işlerini halletmeye başladık.

Bir aksilik çıkmazsa 2 güne bitiyordu kütüphanedeki işler. Ama bir an içimden bitmemesini diledim.

Elinde iki fincan kahve ile dönen Asırla birlikte sandalyeye oturdum ve ilk molamızı vermiş olduk.

Ben sessizliği de suskunluğu da sevmezdim o yüzden konuşma ortamı oluşturmam lazımdı.

" Ee nasıl gidiyor hayat? "

" Her zamanki gibi. Derslerim baya zorlaşıyor."

Asırın hangi bölümde okuduğunu bilmiyordum. Helin bana belki söylemiştir ama ben hatırlamıyorum.

" Neydi senin bölüm?"

Derslerim ağırlaşıyor diyor ama bence kesin en basit bölümlerden birindeydi çünkü o derece rahat söylemişti bunu.

" Tıp bölümündeyim."

Ağzım açık kaldı. Sanırım bu çocuk beni her gün şoka uğratmaya yemin etmiş

" Hiç bilmiyordum şok oldum."

" Sen de aşçılık bölümünde olmalısın."

Bölümümü bilmesine şaşırdım.

" İyi de nasıl bildin?"

" Çünkü ellerinin renginden yemek yapmakla uğraştığın belli oluyor. Ellerin kuru çünkü gün içinde çok fazla fırın ve ocakla uğraşıyorsun teorimce . " Göz kırptı ve ekledi. " Ee doktor olcaz kaçmıyor gözden."

Göz kırpınca çok sevimli gelmişti gözüme.

Zaten yakışıklıydı, sevimliydi ama beni ilgilendirmezdi demi sonuçta?

Sonra aklıma Helin geldi . O Asırı aşırı yakışıklı bulurdu.

Aklıma helin'in gelmesi ile yüzüm düştü.

Asır bunu hemen fark etmiş olacak ki sordu hemen.

" Yine ne oldu?"

Elimde olmadan Asır bu soruyu sorar sormaz gözyaşlarım akmaya başladı.

Kafamı masaya koydum ellerimi yüzüme örtecek vaziyette koyup ağlamaya başladım.

Gelen sandalye sesinden Asırın telaşlı bir şekilde yerinden kalktığını anladım.

Hemen geldi ve başımda durdu. Adım sesleri öyle söylüyordu yani.

" Bana bak Çiçek."

Kafamı kaldırmadim cevap da vermedim.

" Çiçek bana bak dedim."

Yine bir şey demedim.

En sonunda sandalyemi tutup iki ayağını havaya kaldırdı. Düşeceğim korkusu ile ona tutunduğum için kafamı kaldırmak zorunda kaldım masadan.

Ellerim o sıkı kaslarına değerken o hiç beklemediğim bir şey yaptı sandalyemi yavaşça bırakıp gözlerimdeki yaşları sildi usul usul parmakları ile. Parmağının tersiyle yanağımı okşadı.

" Neyin var Çiçek?"

Hâlâ sımsıkı şekilde tişörtünü tutuyordum.

" Helin bana küstü, hayatımda bir tek o vardı. Annem babam yanımda hiç olmadı benim ama o hep yanımdaydı. Şimdi yapayalnızım."

Tekrar yere eğdiğim çenemi yavaşça tutup kendine çevirdi.

" Değilsin. Yalnız değilsin. Ben varım Çiçek. Ben de senin arkadaşın sayılmaz mıyım?"

Dediği şeye gülümseyip kafamı evet anlamında salladım.

Cebinden bir mendil çıkardı ve bana uzattı.

Üstünde motorlu bir genç olan bir mendil işlemesiydi bu.

Üstündeki figüre gülümseyip sordum.

" Kendine motorlu mendil mi işlettin? Motor aşkının bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum."

" Bu mendil çok özel. Bebekliğimde kundağımdaymış. Bebekliğimden beri hiç yanımdan ayırmam"

Hiç yanından ayırmadığı mendilini ağladığım için bana vermişti demek.

Mendili ona geri uzattım.

" Neden geri veriyorsun?"

Gözlerinin içine baktım ve konuştum.

" Yanından hiç ayırmamışsın,hatırası varmış alamam ben bunu."

Mendili elimden alıp avucumun içine bıraktı.

" Artık pek bir önemi yok zaten. Senin olsun istiyorum."

Bu dediğine karşılık gözyaşlarımı mendile silip mendili güzelce katlayıp çantamın içine koydum.

" Seni hep yalnız görüyorum, senin hiç arkadaşın var mı Asır?"

Bana baktı ve gülümseyerek söyledi.

" Var. Sensin."

Ben de bu dediğine gülümsedim ama sonra tekrar sordum.

" Ya ciddi olsana. Başka bir arkadaşın var mı diye soruyorum."

"1.si ciddiyim, 2.si bu konuda çok yaralıyım o yüzden sonra anlatsam iyi olacak. Sadece dirhan diye bir arkadaşımın olduğunu ve artık bir aramızın olmadığını bilmen yeterli şuanlık."

Bu sorudan sonra yüzü düşmüştü.

Onu neşelendirmek adına konuştum.

" Ee derse geç kalacaksınız doktor bey, artık çıksak mı burdan?"

Saatine baktı ve konuştu.

" Doğru söylüyorsun. Akşam yine burda buluşuruz o zaman. Görüşürüz."

" Görüşürüz."

El salladı ve gitti. Ben de çantamı alıp sınıfıma gittim.

İlk ders kendi amfimdeydi ama 2. Ders tıp amfisindeydi o yüzden geçiştirmelik bir yere oturdum.

Aşçılık ve işletme okusam da şu üniversite denen zımbırtı bana bile zor geliyorken Asırı düşündüm. Acaba nasıl yorulmuyordu tıp derslerinden?

Sınıfa giren Helin ile yönümü ona döndüm.

Ufakça gülümsedim ama o yüzüme bile bakmadan geçti ve yerine oturdu.

Sonra da hoca girdi zaten amfiye.

Verimli bir dersin ardından tıp amfisinde başlayacak dersime doğru gitmeye başladım kantinden su alıp.

Amfiye girdiğimde her zamanki oturduğum yerde oturan bir Furkan gördüm.

Yerime doğru yaklaşınca konuştu benimle

" Selam."

Cevap vermedim.

" Burası senin yerin miydi? Kalkayım ben o zaman görüşürüz."

Yine cevap vermedim ama tam aklıma gelen şey ile seslendim arkasından.

" Furkan"

Hemen gözleri parlayarak bana döndü.

" Efendim."

Çantamdan acele ile bir kağıt kalem çıkarıp ona uzattım.

Anlamaz gözlerle bana bakarken konuştum.

" Benim için bu kağıda bir şey yazar mısın? Parmağımı kestim de yazı yazarken çok acıyor yazamıyorum."

" Tabi ki yazarım."

" Saat akşam 7'de seni .... Kafesinde bekliyorum. Gelirsen çok mutlu olurum."

Dediklerimi yazdıktan sonra bana bakıp konuştu.

" İletmek istediğin biri varsa verebilirim."

Çakal, yedim bende.

" Yok teşekkürler ben iletirim. Hoşçakal."

Furkanla vedalaştıktan sonra yerime oturdum ve masada yazan yazıya baktım.

Yine bilinmeyenden bana bir yazı vardı.

Aynı dünyanın yalnızlarıyız ta ki kalplerimiz birbirine rastlayana kadar.

Altına da bir not düşmüştü yine.

Yanlış anlaşılma olmasın sana yürümüyorum sadece bana iyi gelen bir arkadaş olduğunu bildirmek istedim:)

Yazıları karşılaştırmaya başladım. Tabi ki Furkana bunun için yazdırmıştım o yazıyı.

Yazılar tıpa tıp aynıydı. Demek gerçekten Furkan'dı. Ben de Çiçeksem onu bana yazdığına pişman edecektim. Ama masumu oynayarak, suyuna giderek.

Bana iyi hissettiren arkadaşım merhaba. Teşekkür ederim bu güzel söz için. Seni gayet iyi anlıyorum ama hayat yalnız hissetmek için çok kısa umarım en kısa zamanda ruh eşini bulursun.

Ah Çiçek ah uğraştığın şeylere bak.

Dersler bittiği dakika kütüphaneye gittim.

Geldiğimde bitmiş kütüphane işleri ve bir adet Asırla karşılaşmak beni şok etti.

Beni görür görmez bana baktı ve konuştu.

" Hadi iyisin, kurtuldun benden. Bugünden sonra hergün yüzümü görmek zorunda değilsin."

Bu çocuk hâlâ gıcıktı. Ayrıca biz Asırla kavgasız anlaşanlardan olamıyorduk çok sıkıcı oluyorduk.

" Oh kurtuldum senden gıcık ego yığını."

" Asıl ben kurtuldum be Aptal Solmuş Çiçek."

Dil çıkardım ona.

" Uyuz Asırsın işte ne olacak?"

" Aptal Çiçeksin işte ne olacak?"

Sonra bir daha Asırla okula gidip gelemeyeceğim aklıma geldi ve yüzüm düştü ama çaktırmadım.

" Ben eve gidiyorum o zaman."

" Nereye, ben bırakıym ordan da bir işim var oraya geçerim."

Bu teklifi reddedemezdim çünkü onunla motora binmeyi çok seviyordum. Ama direk de kabul edemezdim tabi.

" Yok ya ben giderim saol."

Montunu üstüne giydi ve konuştu.

" Tamam sen bilirsin o halde."

Ayağına vurdum ve konuştum.

" İnsan bir ısrar eder."

Bana şaşırmış gözlerle baktı ve konuştu.

" Ruh hastası felan olmalısın. Neyse ne gel hadi."

Aklıma gelen şey ile durdurdum onu seslenerek.

" Asır, bugün olanlar aramızda kalsa. Normalde gördüğün o güçsüz kız değilim ben. Kara kutuyum aslında ama anlattım işte birden."

" Ağlamak güçsüzlük değildir bunu bil önce. İkincisi ben bugün ne olduğunu anlamadım ne kastettin bugün olanlar derken?"

Göz kırptı ve kütüphaneden çıktı. Ben de kapıyı kilitledim

ve peşinden aşağı indim.

Biz kütüphanede goy goy yaparken tüm kampüs boşalmıştı.

Hemen kaskımı taktım ve Asırın arkasına binip sırtına tutundum.

Rüzgar kaskın dışından belime uzanan saçlarımı tararken ben de kendimi rahatlamaya bıraktım.

Bölüm Sonu...

Selamlar

Naber nasılsınız?

Bu bölümde en sevdiğiniz şey ne oldu?

Seviliyorsunuzzzz hoşçakalın ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.