~ÇİÇEK~
Ders saatine kadar kütüphane işleri ile uğraşıp durduk. Ne Ego Yığını açtı ağzını ne ben. Tek kelime etmedik birbirimize günaydın demekten başka.
Buz dağının görünen kısmı mı daha soğuktur sizce yoksa görünmeyen kısmı mı? Ben bu Asır denen Ego Yığınını çözemiyorum çünkü. Herkese mi böyle soğuk sadece bana mı? Her gün mü bu kadar soğuk yoksa bugüne özgü bir şey mi bu soğukluk?
Birden niye bunları düşündüğümü düşünmeye başladım.
Çiçek kafayı yemişsin kızım sen. Nedir bu çocuğa merakın?
İç sesime hak verdim.
Ayılmak için kantine kahve içmeye indim. Ben kahvemi yudumlarken Helin geldi yanıma.
" Günaydın bebiş"
Yanağıma öpücük kondurdu ben de onun yanağına öpücük kondurdum ve konuştum.
" Günaydın."
Bana ters bir bakış attı ve konuştu.
" Ayıl kızım ölü müsün nesin? Geldi mi?"
Sorar gözlerle baktım ona.
" Kim geldi mi?"
Helin gözlerini yapma der gibi belerterek baktı bana.
" Ultra yakışıklı buz prensi diyorum. Lattesini almaya geldi mi?"
Helin soruyu sorar sormaz Asır denen Yürüyen Ego girdi kantine. Ben de gözüm ile işaret ettim.
" Geldi işte. Koş kaçmasın TCsini öğrenmen lazım daha"
" Off Çiçek ya. Abartma bir kerelik bir şeydi. Neyse çağırsana bizim masaya. Sen çağırırsan gelir."
Helin'in bu Ego Yığınına ilgisi nerden geliyordu acaba?
" Aslı çok istiyorsan sen çağır ya."
" Helin dersen sevinirim."
" Asır" diye bir ses duymam ile şoka uğradım ses benim sesime benziyordu.
O sırada Aslı ya da her neyse Helin elimi kaldırdı ve sesimi taklit edip yürüyen egonun bizim masaya bakmasını sağlamıştı. Tam o sırada ağzımı Helin ile konuşmak için de açınca ben çağırıyorum sandı haliyle yürüyen ego.
Masaya doğru gelmeye başladı.
Geldi bir sandalye çekti ve karşıma oturdu.
" Oo bakıyorum da adımı öğrenmişsin Aptal Bilmiş Kız."
Ben Asıra ağzına öykenme hareketi yaparken Helin ise kolunun üstüne yatmış hayran hayran ağzı açık Asırı izliyordu.
Alttan helin'in bacağına vurdum ayağımla bir tane. Daha doğrusu vurduğumu sandım. Vurduğum bacak Ego yığınının bacağıymış
Eğildi masanın altına bacaklarımıza baktı ve tekrar yukarı doğru dikelerek konuştu.
" İyi ki beyaz pantolon giymemişim yoksa mahvolurdu bu havada değil mi çiçekciğim?"
Helin anlamamıştı ve hâlâ Asırı izliyordu. Ben de konuştum dişlerimin arasından.
" Yaa ne demezsin ne demezsin"
Helin en sonunda konuştu.
" Asır akşam ne yapıyorsun?"
" Neden sordun?" diye sordu heline bakıp.
" Şey müsaitsen beraber takılalım mı diyecektim" dedi ve Asırın yüz ifadesini görünce de ekledi. " Sen, ben, çiçek, Furkan'ı çağırırız belki."
Asır heline baktı ve konuştu.
" Adını bilmiyorum ama yine de söyliym ben hiç müsait değilim ki zaten çiçek de müsait değil biz akşam kütüphanede olucaz yine de davetin için saol."
Helin'in yüzü düştü o sırada yürüyen ego da kalkıp gitti masadan.
Heline baktım ve konuştum.
" Helin sen delirdin mi? Nasıl bir erkeğe öyle içine düşer gibi bakabilirsin ya? Bu çok ayıp bir şey."
Helin böyle bir şey dememi beklemiyormuş gibi şaşırdı sonra da bana bakarak konuştu.
" Fark etmedi bile Çiçek, abartma."
" Nasıl abartma ya nasıl abartma? Bir daha böyle yapma Helin. Bir de benim sesimi taklit edip çağırıyorsun çocuğu."
Helin ayağa kalktı çantasını aldı ve bana imalı bir bakış atarak konuştu.
" Sen bunun için değil başka bir şey için yapıyorsun bu konuşmayı. Sana dokunan nokta bu değil. Sana dokunan nokta farklı."
Arkasını döndü ve gitmeye başladı. Bağırarak sordum.
" NEYMİŞ YA O NOKTA ACABA?"
Arkasına dönüp cevap vermedi tabi ki. Herkes bana bakıyordu bağırdığım için o yüzden ben de ordan kalkıp tıp amfisinde olan dersime gitmeye başladım.
Yerime oturdum. Yine sıraya yazılan o yazı ile göz göze geldik.
Akışına bırakmak mıdır hayat yoksa herşeyi dert ederek yaşamak mı? Ömrünün kısa olduğunu bilseydi ne yapardı kelebekler yoksa hâlâ daldan dala konar mıydı? Acı duyduğumuz şeyler olmasaydı, tanımasaydık acıyı, yine de bu kadar güzel yaşar mıydık yoksa?
Altına da bir not eklemişti.
Bugün sıkkın günümdeyim:)
Yazı bana o kadar anlamlı gelmişti ki ben de acılarımı bu yabancıya dökmek istedim ama düpedüz anlatarak değil tabi ki.
Acı olmasaydı daha iyi olmaz mıydı? Acılar çeken anlar mıydı? Ben anlamazdım diye düşünüyorum. Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum ama tek bildiğim nokta ortak bir noktamızın ikimizin de aynı yerden ( kalbimizden) yaralı olduğumuz.
Altına ekledim ben de.
Benim de sıkkın günüm. O yüzden sorun değil. Bu şiirsel konuşma işini sevdim. Şiirsel yazmak da ayrı bir güzelmiş.
O bir yabancıydı. Ben de ona karşı bir yabancıydım.
Evet ben de ona yabancıydım. Ben bu yazıyı yazan kişinin beni tanıdığını düşünmüyorum. Her ne kadar burda otursa da ben bu kişinin Furkan olduğunu düşünmüyorum, evet kim olduğunu bilmiyorum ama bildiğim tek şey bu kişinin de benim gibi yaraları olduğu.
Belki sadece sıraya yazarak yaralarını sarabilirim, sadece yazarak birinin hayatına dokunabilirim. Öyleyse neden yapmayayım?
O işler hiç belli olmaz Çiçek Hanım. Ya senin yaraların sarılırsa?
İç sesim ile konuşan bir insan olarak dinledim yine onu.
Yaralarım sarılmayacak kadar çok olduğu için sorun yok iç ses :)
Tüm ders boyunca dersi dinledim, notlar aldım. Elimde o diploma olduktan sonra en büyük hayalim olan o kafeyi açabilecektim.
Okul biter bitmez de kütüphanedeki yerimi aldım yine.
Asır da benimle aynı anda gelmişti kütüphaneye.
Birbirimize kafa selamı verdik ve herkes kendi işinin başına geçti.
Asır kitapları raflara yerleştiriyordu ben mühürlüyordum çünkü en son merdivenden ayağım kaymıştı hatırlarsanız.
Helin ile kavgamız aklımdan çıkmıyordu . En sonunda dayanamadım ve derin bir of çektim.
" Offf"
Çektiğim ofa karşılık Asır döndü ve bana baktı.
Ben de ne bakıyorsun der gibi bir hareket yaptım ve önüne döndü, tekrar merdiveni kullanarak kitapları yerleştirmeye başladı.
Ah Helin ah. Sinirle kalemi masaya fırlattım.
" Offf"
Asır merdivenden indi ve bir sandalye çekip karşıma oturdu.
" Neden canın sıkkın?"
Ters ters ona baktım ve konuştum
" Sanane, işine baksana sen." dedim cırlayarak.
Bu tavrıma karşılık Asır kulaklarını tıkadı ve gülümsemesini saklamak için arkasına döndü her ne kadar görmedim sansa da sessizce kıkırdadı.
Birden sinirle koluna vurdum.
" Gülme be, pis ego yığını."
Kolunu ovarak bana baktı ve ıslık çalarak konuştu.
" Amma ağır elin varmış ya. Kolum koptu."
İster istemez ben de bu tavrına gülümsedim. Sonra birden ciddileşti, sandalyesinde dikleşti ve konuştu.
" Bak Çiçek, belki yıldızımız barışmıyor, belki tartışıp duruyoruz ama ben üzgün insan görmeye dayanamam. Karşımda üzülen birini görünce iç güdüsel olarak hemen onunla birlikte benim de modun düşüyor."
Sonra derince yutkundu, ben gözlerinin içine bakmaya devam ederken farkında olmadan elimi narince tuttu kucağımda ve konuşmaya başladı tekrar.
" Hayat üzülmek için çok kısa işte. Herkesin derdi var, herkesin tasası, herkesin sıkıntısı var. Ama herkesin de bir hayatı var. Ve kimse o hayatı yolda bulmadı. Üzülme her şey geçer." Bunları söyledikten sonra elimi okşadı daha doğrusu sıvazladı ve kalkıp sandalyeyi yerine koydu.
Şiir kitaplarını mühürlemeye geçtim biraz zaman zarfı sonra.
Kendime itiraf edemesem de Asırın söyledikleri bana iyi gelmişti.
Kitapların hiçbirini incelemeden hemen kapaklarının iç kısmına mühür basıp Asır yerlerine koysun diye masanın diğer tarafına koyuyordum.
Asırın merdivenden tekrar eline kitap almak için indiğini gördüm ve işimi yapmaya devam ettim.
Ama Asır biraz zaman geçmesine rağmen tekrar merdivene çıkmamıştı. Ona baktığımda elindeki şiir kitabını okuduğunu gördüm. Asır şiir mi okuyordu yok artık.
Onun gibi sert bir görünüşün altından bir şiir sever çıkacağını düşünmemiştim.
" Ne okuyorsun?"
Kafasını kaldırdı ve bana baktı. Şiir okuduğunu görmem onu rahatsiz eder diye düşündüm ama aksine gayet sakin bir şekilde kitabın kapağını bana gösterdi ve konuştu.
"Cemal Süreya, sever misin ben çok severim? "
Cevap vermedim ve işime döndüm. O sırada eli ile koymuş gibi bir sayfayı açtı ve beni şaşırtan o şeyi yaptı.
Şiiri dışından okumaya başladı.
Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli
Ben şiir sevmezdim. Ama ilk defa bir şiiri dinlemek istedim. Asır kitabı kapattı ve bana döndü. Tam gözlerimin içine bakarak okuyordu. Hatta çok da güzel okuyordu. İlk defa bu kadar güzel okuyan biri ile karşılaştım hatta
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki
Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği
Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki
Merdivenlere çıkıp kitapları raflara yerleştirmeye devam ederken okumaya devam etti.
Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini
Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri
Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
Bu böyle pek de kolay değil gerçi...
Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki
Uzun soluklu bir nefes aldı ve kitapları yerleştirirken okumaya devam etti.
Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
Alkışladım. Sezarın hakkını sezara vereceksin demişler gayet güzel okumuştu şimdi.
" Tebrikler çok güzel okudun. Senin gibi birinin şiir okuyabileceğini hiç düşünmezdim."
Dudağının kenarı kıvrıldı. Şuan reklamda oynayan ünlülere benziyordu gülümsemesi ile.
" Ben şiir okumam."
Şaşırdım bu dediğine ve sorar gözlerle bakarak konuştum.
" İyi de az önce okuduğun şiir değil miydi?"
Hemen cevap verdi kafasını sallayarak.
" Evet şiirdi."
Ben de hemen ekledim.
" Ee şiir işte."
" Ben şiir değil demedim ki" dedi ve sabrımın son sınırlarına geldi.
" Ağzından cımbızla mı alayım lafları, ne kadar gıcık bir çocuksun sen?"
" Teşekkür ederim o senin bakan gözlerinin gıcıklığı." Ağzına öykendim.
Bu hareketime hiçbir tepki vermedi ve konuşmaya başladı.
" Ben şiir okumam dedim çünkü şiir okunmaz, şiir hissedilir. Ben şiiri hissederim."
Elini önce kalbine götürdü ve konuştu.
" Buram da."
Sonra aklına götürdü ve konuştu.
" Buram da."
Ellerini boğazına götürdü ve konuştu.
" Ve buram da."
Şiir okumayan biri olarak bile onun şiire olan sevgisini hissettim ve anlıyorum der gibi gülümsedim.
Sonra şiirin son dizesi geldi aklıma.
Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
Sorar gibi konuştum hemen.
" Ama okudun şiiri çarşamba günü?"
" Hikayesi şöyle bu şiirin: Cemal Süreya bu şiiri, Maliye Müfettiş Yardımcılığı görevindeyken iş çıkışlarında gördüğü postahane memuru bir kadına ithafen yazdığı söylenilmektedir. Şiirin neden Çarşamba günleri okunmamasını istediği hakkında bir fikrim yok ama ben bu şiiri her çarşamba okuyorum. Sadece Çarşamba günleri okuyorum hatta."
" İyi de neden?" diye sordum.
" Çünkü benim anladığım kadarıyla Cemal Süreya Çarşamba günlerini acı olarak değerlendiriyor ve ben insanların acılarının üstüne gidilmesinden yanayım. Teselli vermek pek benim tarzım değildir. Ben teselli veririm evet ama hayatın acı yanlarını karşımdakinin kafasına vura vura veririm o teselliyi o yüzden bu şiiri de her zaman sadece çarşamba günleri okurum."
Cidden bugün şok üstüne şok geçiriyordum. Asır şiir okuyordu bu birinci şok, Asır tam bir edebiyat düşkünü çıktı bu ikinci şok ve sayısız şok daha.
Asır'a baktım ve birden söyledim. Birden söylemezsem söylemezdim çünkü.
" Asır ben çok özür dilerim."
Ne için der gibi baktı yüzüme.
" Seni her zaman dış görünüşüne göre yargıladığım için, sana hep ön yargı ile yaklaştığım için."
Boşver dercesine salladı elini ve konuştu.
" Ön yargı iyidir, herkes kötü diye düşünse de çoğu zaman iyidir yani en azından bu benim bakış açım. Ön yargı sezgilerini açık tutar, seni hayata hazırlar. Ben ön yargıyı kullanmam ama severim, ön yargı ile yaklaşan insanı yadırgamam severim."
Birkaç dakikalık bir sessizlikten sonra tekrar konuştu.
" Hadi gidelim yarın devam ederiz. Seni evine bırakabilirim " dedi ve ekledi. " Eğer istersen tabi."
Kafamla onayladım. Bugünün bana öğrettiklerini düşündüm. Asırlara Bedeldi demek ki Asır. Asırlara Bedel Asırdı o. Ruhu kırgındı, incinmişti belki ama paragöz değildi. Düşündüğüm gibi biri değildi.
Sanırım onunla arkadaş olmaya başlıyoruz...
Bölüm Sonu
Selamlar, naber nasılsınız?
Asıra fena düşüyorum. Hem de öyle böyle düşmüyorum.
Artık arkadaş oluyorlar. Ne dersiniz güzel bir arkadaşlıkları olur mu?
Seviliyorsunuzzzz hoşçakalın ❤️ 💋