Güneş artık tamamen batmış, gökyüzü lacivertin en derin tonuna dönmüştü. Okulun arka bahçesi neredeyse boşalmıştı; sadece uzaktan gelen birkaç kahkaha ve rüzgarın sürüklediği yaprakların sesi kalmıştı.
Leyla hâlâ olduğu yerde duruyordu. Az önce yaşananlar zihninde yankı gibi tekrar ediyordu. Dudaklarında o sıcaklık, içinde açıklayamadığı bir titreme…
Ekin ise ondan bir adım geri çekilmişti ama bakışları hâlâ üzerindeydi. Sanki onu çözmeye çalışıyordu. Ya da belki ilk defa çözmek istediği biri oydu.
“Şimdi ne yapacaksın, Leyla?” diye sordu.
Bu soru basit gibi görünüyordu ama altında çok şey vardı. Kaçacak mıydı? Yoksa kalıp bu hikâyenin içine mi girecekti?
Leyla derin bir nefes aldı. Parmaklarını birbirine kenetledi. Gözleri bir an yere kaydı, sonra tekrar Ekin’e döndü.
“Bilmiyorum…” dedi dürüstçe. “Ama eskisi gibi davranamayacağımı biliyorum.”
Ekin’in bakışları yumuşadı. Bu cevap hoşuna gitmişti.
“İyi,” dedi. “Çünkü ben de eskisi gibi davranamam.”
Aralarında yine o sessizlik oluştu. Ama bu sefer daha sakindi. Daha kabullenilmiş.
Ekin cebinden anahtarını çıkardı, başıyla ileriyi işaret etti. Okulun arkasındaki dar sokak, loş lambalarla aydınlanıyordu.
“Gel,” dedi.
Leyla tereddüt etti. Bu, çizginin biraz daha dışına çıkmak demekti. Ama zaten o çizgiyi çoktan geçmişti.
Sessizce onun yanına yürüdü.
İkisi birlikte okuldan uzaklaşırken adımlarının sesi geceye karıştı. Sokaklar boştu. Ekin önde, Leyla yarım adım arkasında yürüyordu. Ama bu mesafe fizikseldi sadece… aralarındaki bağ çoktan kurulmuştu.
Bir süre sonra Ekin yavaşladı. Yan yana yürümeye başladılar.
“Benim hakkımda ne duydun?” diye sordu bir anda.
Leyla hafifçe gülümsedi. “Sorunlu… kavgacı… kimseyi umursamaz.”
Ekin başını eğip kısa bir kahkaha attı. “Fena değil.”
“Peki doğru mu?” diye sordu Leyla.
Ekin bir an sustu. Bu sefer hemen cevap vermedi.
“Çoğu doğru,” dedi sonunda. “Ama hepsi değil.”
Leyla onu süzdü. “Hangisi yanlış?”
Ekin göz ucuyla ona baktı. Bakışları bu sefer daha ağırdı.
“Kimseyi umursamaz kısmı.”
Leyla’nın adımı bir an duraksadı.
“Çünkü…” diye devam etti Ekin, sesi alçaldı, “…şu an umursuyorum.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Leyla’nın kalbi hızlandı. Ne diyeceğini bilemedi. Çünkü bu kadar açık bir şey beklemiyordu.
“Ekin…” dedi yavaşça, “bu… hızlı değil mi?”
Ekin durdu. Leyla da durdu. Sokak lambasının altında yüzleri yarı aydınlıktı.
“Hayır,” dedi Ekin net bir şekilde. “Geç kalmış gibi.”
Bu cevap Leyla’nın içini titretti. Mantığı hâlâ direniyordu ama kalbi… çoktan teslim olmuş gibiydi.
Ekin bir adım yaklaştı.
“İstersen burada dururuz,” dedi. “Şu an geri dönersin, hiçbir şey olmamış gibi devam edersin.”
Leyla gözlerini onun gözlerine kilitledi.
“Ya devam edersem?” diye sordu.
Ekin’in dudakları hafifçe kıvrıldı.
“O zaman… hiçbir şey eskisi gibi olmaz.”
Leyla bir an düşündü. Gerçekten düşündü.
Sonra…
Yavaşça bir adım daha attı ve aralarındaki mesafeyi tamamen kapattı.
“Zaten olmadı,” dedi.
Ekin’in gözlerinde o an bir şey netleşti.
Bu artık bir oyun değildi.
Bu, geri dönüşü olmayan bir şeydi.