Ders bitmek bilmedi. Öğretmenin sesi fonda bir uğultu gibiydi ama ikisinin de aklı başka yerdeydi.
Kız defterine bir şeyler karalıyor gibi yapıyordu ama aslında aynı kelimeyi defalarca yazmıştı. Farkında bile olmadan… onun adını Ekini
Arka sırada çocuk sandalyesine yayılmış, bir eliyle kalemi çeviriyor ama gözleri sürekli onda takılı kalıyordu. Normalde hiçbir şeyi umursamazdı. Ama bu kız… dengesini bozuyordu.
Zil çaldığında sınıf bir anda hareketlendi. Herkes toparlanıp çıkarken kız da hızlıca eşyalarını çantasına koydu. Kaçmak istiyordu… ama nedenini bilmiyordu.
Tam kapıya yönelmişti ki bir el bileğini tuttu.
Refleksle durdu.
“Bu sefer kaçmana izin vermiyorum,” dedi çocuk, sesi sakin ama net.
Kız arkasını döndü. Göz göze geldiler. Yine o aynı his… aynı elektrik.
“Ben kaçmıyorum,” dedi kız, beklediğinden daha cesur bir şekilde.
Çocuk kaşını kaldırdı. “Öyle mi? O zaman neden benden uzak durmaya çalışıyorsun?”
Kız bir an sustu. Doğruydu… ama kabul etmek istemiyordu.
“Çünkü sen…” dedi, kelimeleri ararken, “…karmaşıksın.”
Çocuk hafifçe güldü. “Ben karmaşık değilim. Sadece herkesin alışık olmadığı kadar gerçeğim.”
Bu cevap kızın içini tuhaf bir şekilde etkiledi. İlk defa biri rol yapmıyordu. İlk defa biri olduğu gibiydi.
Koridor boşalmaya başlamıştı. İkisi hâlâ orada, birbirine çok yakın duruyordu.
Çocuk yavaşça elini bıraktı ama geri çekilmedi.
“Bugün okuldan sonra geliyorsun,” dedi.
Kız kaşlarını çattı. “Nereye?”
“Benim dünyama.”
“Ya gelmezsem?”
Çocuk bir adım yaklaştı, sesi alçaldı.
“Gelirsin.”
Bu bir tekliften çok… bir meydan okumaydı.
Kız kalbinin hızlandığını hissetti. Mantığı “gitme” diyordu… ama içindeki başka bir ses çoktan karar vermişti.
Bir an durdu. Sonra başını hafifçe yana eğdi.
“Saat kaçta?”
Çocuk gülümsedi. Bu sefer kazanmış gibiydi.
“Okul çıkışı. Arka kapı.”
Kız hiçbir şey demeden arkasını dönüp yürüdü. Ama bu sefer kaçmıyordu.
Sadece… biraz daha yaklaşmaya gidiyordu.
Ve ikisi de biliyordu—
Okul çıkışı, her şeyi değiştirecekti.